31 Temmuz 2011 Pazar

Thiago Alcantara Devam Ediyor


Thiago Alcantra ile ilgili bir yazı daha yazmıştık. Dün gece Manchester'a bir gol daha atınca paylaşalım dedik. Koptu geliyor Thiago...

30 Temmuz 2011 Cumartesi

Javier Pastore PSG'de(?), Maarten Stekelenburg Roma'da, Mirko Vucinic Juventus'ta

Resmileşmediği için soru işareti koyduk. Ama başkan Zamparini, Pastore'yi 43 milyon euro'ya Psg'ye sattık diye açıklama yapmış. Psg'nin diğer iki transferi de Sirigu ve Mohammed Sissoko oldular. Matuidi - Sissoko orta sahası, önlerinde Pastore, solda Menez, sağda Luyindula ya da Nene, ileride Gameiro. Çok dengeli ve yetenekli bir takım olma yolunda Psg. Para var huzur var.

Neuer, De Gea, Frey, Muslera, Marchetti, Sirigu, Doni... Atlamış olabilirim. Bu yaz çok fazla üst düzey kaleci takım değiştirdi. Stekelenburg da son gelen transfer haberinin öznesi. Transfer döneminin başından beri söylentiler mevcuttu zaten. Transfer bekleniyordu. Açıkçası Doni'den daha da iyisini buldular.

Bonservisi için 6 milyon euro yazmış kaynaklar. İnanması güç. 4 yıllığına anlaşılmış oyuncuyla...

Vucinic de istenen oyunculardandı. İtalya'dan dışarı çıkma ihtimali de vardı ama 15 milyon euro'ya Juventus'a gitti. Del Piero yaşlandı, Iaquinta da çok üst düzey bir isim değil bana kalırsa... Quaqlierella ile beraber iyi bir ikili oluşturabilecekler diye düşünüyorum...

28 Temmuz 2011 Perşembe

Özlenen... / Galatasaray:3 Liverpool:0


Özlemiş miyiz? Vallahi özlemişiz. Hem de öyle böyle değil. İster Fatih Terim gazlaması deyin, ister Galatasaray ruhu deyin, ister 2000'in Galatasaray'ı... Tercih sizin. Ben bugün izlediğim Galatasaray'ı özlediğimi fark ettim. Doyamadım ben bugün sahada olan bitene. Üstelik henüz hiçbir şey dört dörtlük değil. Daha çok eksik var. Hem oyuncu bazında eksik var, hem de performans bazında. Yani daha Galatasaray tam değil. Ve ben sahada olan bitene doyamadım...

Elmander'in golünü hatırlayın. Tamam, vuruş harika, uzun süredir Galatasaray'ın böyle güzel bir gol attığını görmemiştik. Ancak golün öncesiydi önemli olan. Dakika 85'ti ve Galatasaray 6-7 oyuncuyla Liverpool ceza sahası önünde (ve hatta içinde) pres yapıyordu. O golü kazandıran da zaten yapılan etkili presti. İşte benim özlediğim, görmek istediğim ve bugün doyamadığım saha içi zihniyet de buydu.

Fatih Terim'le ilgili düşüncelerim aslında halen daha aynı. Bunu göreve geldiğinde de yazmıştım ve daha önce de... Yine yazayım; çok fazla tuttuğum bir insan ve teknik direktör değil. Ancak göreve tekrar gelmesini tüm samimiyetimle istiyordum. Nedeni de bugün sahada gördüğümüz azmi ondan başkasının aşılayamayacak olmasıydı. Hakkını vermek lazım ki Fatih Terim, bu kez doğruları yapıyor. Daha iki gün önce "Baros ilk yılki Baros değil" demesi bile bir hesap içeriyordu ve bugün gördük, o hesap da tuttu. Baros, gerçekten mükemmele yakın bir futbol oynadı. Harika iki gol attı ve en büyük özelliği olan gücünü ortaya koydu.

Takımın çoğu aslında tam olarak hazır sayılmaz. Ancak kötü oynayan var mı diye düşününce de bir isim bulamıyoruz. Hakan Balta bile görevini yaptı diyebiliriz. Ujfalusi'nin sağdan bindirmeleri, Kazım'ın rakip ceza sahası çevresinde topa hakim oluşu ve arkadaşlarını pozisyona sokuşu, Melo'nun ilk kez oynamasına rağmen takımla uyumu (çok faydalı olacak Melo, takımın tam da bu tip bir oyuncuya ihtiyacı vardı), Selçuk'un organizatörlüğü, Gökhan Zan'ın hatalarına rağmen özverisi, Ufuk ve Aykut'un Taffarel'le birlikte kaleciliklerini hatırlamaları... Hepsi olumlu puan Galatasaray için. İnanmazsınız, Arda'yı bile beğendim :) Böyle istekli olsun, böyle sade oynasın, bu taraftar ona her zaman sahip çıkar. Hani fazla coşmayayım diyorum ama oyuna sonradan giren Ayhan'ın bile her hareketi olumluydu neredeyse.

Şimdi Galatasaray'ın önünde biraz daha zaman var. Liglerin ertelenmesi, konsantrasyon bakımından sıkıntı yaratacak olsa da performans ve takım olma sürecine iyi gelecektir. Aradaki süre iyi değerlendirilmeli. Yüksek kalibreli takımlara karşı maçlar oynanacağı gibi, nispeten zayıf takımlara karşı da maçlar alınmalı ki oyuncular her rakibe aynı özeni gösterebilsin.

Son olarak, rakibin zaman zaman dozajı artan sertliğine rağmen, oyuncuların sakinliklerini korumaları, bir Fatih Terim takımından beklemediğimiz bir olgunluktu açıkçası. Bunu da es geçmemek, dikkat etmek lazım. Böyle devam etsin.

Sergio "Kun" Agüero Manchester City'de


Öğlen saatlerinde bitti transfer. Real mi City mi derken o mavileri, muhtemelen biraz daha fazla parayı seçti. Belki de Real bonservisi için City kadar yukarılara çıkmamıştır. Neymar'ın dün attığı golden ve Agüero'nun City'e transferinden sonra içimden bir his Real Madrid'in Neymar'ı kaçırmayacağını söylüyor.


Sorunlu Tevez, psikopat Balotelli, dengesiz Adebayor... Elle tutulur tek forvet Dzeko. Agüero ikincisi olarak kadroya dahil edildi. Tevez'in Inter'e gideceği söyleniyor. Adebayor kulüp bakıyor. Balotelli ise hakkında konuşulmayı haketmiyor.

Kısacası gerekli bir transfer geldi City'den. Hayırlısı olsun.

Emmanuel Emenike Spartak Moskova'da


Bugün çok ilginç bir transfere şahit olduk. Fenerbahçe'nin çok kısa bir süre önce Karabükspor'dan transfer ettiği Emmanuel Emenike, Spartak Moskova'ya satıldı.

İşte konu hakkında Fenerbahçe resmi sitesinden yapılan açıklama:

"Futbolcumuz Emmanuel Emenike’nin Rusya’nın Spartak Moskova takımına transferi konusunda anlaşma sağlanmıştır. Futbolcumuz Türkiye’de yaşadığı olumsuzluklar nedeniyle futbol hayatına başka bir ülkede devam etmek istediğini daha fazla Türkiye’de kalmak istemediğini teknik heyet ve yönetimimize bildirmiş ve ayrılmak istediğini dile getirmiştir. Bunun üzerine Emenike ile ilgilenen Spartak Moskova takımı ile temasa geçilerek anlaşma sağlanmıştır. Emenike’ye bundan sonraki futbol yaşamında başarılar dileriz."

Ve işte Emenike'nin açıklaması:

"Çok üzgünüm. Her şeyden önce bu kulüp, taraftarlar, sizler beni çok sevdiniz. Ben de sizleri çok sevdim. Çok erken bir ayrılık oldu. Özelikle Aykut hoca ile çok özel bir ilişkimiz vardı. Bu kulüp için bir şeyler yapmak istiyordum. Ancak bu ülkede çok ilginç şeyler yaşadım. İlk önce benim için oynar-oynamaz tartışması yapıldı. Daha sonra yaşımla ilgili beni çok üzen bir iddia ortaya atıldı ve hayatımda ilk kez bir güvenlik soruşturması sürecine girdim, tutuklandım, 4 gün içeride hapis kaldım. Çok istememe rağmen böyle bir futbol ikliminde yapamayacağımı anladım. Psikolojik olarak kendimi iyi hissetmiyorum. Açıkçası kafamın içi iyi değil. Herkese teşekkür ediyorum. Arkadaşlarımı, yöneticilerimi, hocalarımı, teknik heyettekileri, oyuncuları ve taraftarları çok özleyeceğim. Psikolojik ve kafa olarak kendimi rahat hissetmiyorum"

Hakikaten ilginç bir transfer. Fenerbahçe, Karabükspor'la Emenike için 7 milyon Euro karşılığında anlaşmış, başka bir kulübe transferi halinde ise 2 milyon Euro daha ödemeyi taahhüt etmişti. Bugün de Rusya'nın Spartak Moskova takımına 10 milyon Euro karşılığında sattılar Nijeryalıyı.

Bu transferin arkasında ne olduğunu tahmin etmek hiç de zor değil. Şike soruşturma ve ligden düşme konularından başka bir şey akla gelmiyor. Hadi böyle bir şey yok diyelim. En azından ters bir durum olduğu kesin. Hiçbir kulüp, iki ay önce 8-9 milyon Euro bağlayarak transfer ettiği bir oyuncuyu 1 milyon Euro kar etmek için ya da oyuncu gitmek istediği için satmaz.

Emenike'nin yaptığı açıklama da ilginç. Psikolojisinden ve bu ülkede yapamayacağından bahsetmiş. Bunu Karabükspor'dayken de sık sık dile getiriyordu. Kafası rahat değilken bile gösterdiği performans ortada. Kafası rahatken nasıl olacağını siz düşünün. Hoş, belki de çok kötü olurdu. Belki de huzursuzluk yarıyordur Emenike'ye. Kim bilir? Ancak şu belli ki, Emenike'nin kafası Rusya'da da rahat etmeyecek.

Bakalım ilerleyen günler neler getirecek. Her şey düzgün gitse, Emenike Fenerbahçe için iyi bir transfer olduğunu gösterebilirdi. Katkı yapardı. Şimdi Rusya'da mücadele edecek. Neler yapacağını hep beraber göreceğiz.

Fabregas'ı Bırak, Thiago'ya Bak!


Barcelona, 2-3 sezondur, transfer döneminde alt yapısından yetişmiş olan Fabregas'ı yuvaya döndürmek için büyük uğraşlar veriyor. Oyuncular, arkadaşlıklarını kullanarak basına Fabregas'ın da dönmek istediğine dair açıklamalar veriyor.


Oysa ki durum çok net. Wenger bırakmak istemiyor. “Fazla uzatmayın diyor. Çok istiyorsanız da fiyatı şu, getirin parayı götürün Cesc'i.” Fabregas da mutsuz değil. “Barcelona'yı isterim ama gidemezsem de sorun değil, Arsenal'i seviyorum. Kalmam benim açımdan sorun yaratmaz, kulüp için yaratmıyorsa” diyor kendisi.


Kısacası 45 milyon euroyu verirse Barcelona, Fabregas Katalunya'ya dönecek. Sanchez transferiyle hemen hemen tüm bütçesini kullanan Barcelona ise pazarlık yapmaktan vazgeçmeyecek gibi. Ama artık oldukça can sıkmaya başladı bu transfer söylentisi.


Bu kadar uzun sürmesi, oyuncuların işin içine dahil olması, Wenger'in bırakmak istemiyoruz açıklaması ama Barca'nın inadı... Barcelona hiç olmadığı kadar antipatik oluyor benim gözümde.


Onu geçtim, Thiago Alcantara gibi bir yıldız yarattılar. Fabregas'ı alarak onu köreltmenin ne alemi var. 20 yaşında Thiago, aslen İtalya doğumlu ama İspanya'nın alt yaş milli takımlarında oynadı. Son olarak U-21 takımının şampiyon olmasında en önemli pay kendisinindi.


Geçtiğimiz iki gün boyunca da onu Audi Cup 2011'de izledik. İki maçta 3 gol attı. Dün attığı son gol gerçekten muhteşemdi. Pas alış verişi bir Barcelona oyuncusu için normal denilebilir ama A takım seviyesindekiler kadar pas alış verişine katkı sağlıyor Thiago.


Benim dikkatimi çeken en önemliği özelliği de topu alışı. Topu öyle bir alıyor ki 2-3 adım sonrasını yönlendirmeyi basit bir iş haline getiriyor. Ağabeyi Xavi'den öğrenmiş olsa gerek. Genelde oyuncular topu rakibin baskısından saklama amaçlı kontrol ederler. Xavi'nin ve biraz da Messi'nin Türkiye'de de azıcık Alex'in farkı burada diye düşünüyor. Sadece rakipten topu kaçırıp, topa sahip olmayı değil; topa sahip oldukları anda hükmedebilecek alan ve zamanı yaratmayı beceriyorlar bu oyuncular. Bu yüzden basit oynadıkları halde çok önemli işler yapabiliyorlar. Thiago'nun en önemli özelliği bu. Hem de daha yaşı 20. Xavi 20 yaşında, Guardiola'dan formayı kapmaya başladığı zamanlarda bu kadar etkili yapamıyordu bu işi.


Fazla uzatmayalım. Iniesta, Xavi varken, Keita da yeterli desteği sağlıyorken, arkalarında Mascherano ve Busquets gibi duvarlar da mevcutken, Thigo gibi bir yıldız doğuyorken, yeri geldiğinde Afellay'ı da o bölgede kullanabilecekken Fabregas transferi, bu maddi boyutlarda çok da gerekli durmuyor.


Fabregas benim en çok beğendiğim oyunculardan biridir, 45 milyon euro da eder belki ama Barca için değil. Barca bir stoper yedeği, bir sol bek yedeği, bir kaleci yedeği, hatta bir tane uç forvet yedeği gibi alternatiflere yönelse daha hayırlı olur gibime geliyor.

27 Temmuz 2011 Çarşamba

Benfica:2 Trabzonspor:0 / 35 Dakikalık Trabzon


Gol atmadan dönmek hiç iyi olmadı. 2-0'a üzülmemek elde değil ancak 1-0 da iyi bir sonuç değildi Trabzonspor için. Sahadaki futbol dengeli sayılabilirdi oysa.

Trabzonspor, maça heyecanlı ve tutuk başladı. İlk 25 dakika üç tane pası üst üste yapamadı bordo mavililer. Buna karşın Benfica bu dakikalarda gol bulamadıysa, bu da onların yetersizliğindendi. Aslına bakarsanız, Benfica'nın da bu maç için çok hazır olduğu söylenemez. Savunmanın lideri rolündeki Luisao ve sol bek Emerson'a duacıdırlar herhalde. Bugün, bu ikilinin çok kritik müdahaleleri olmasa belki de Trabzonspor avantajı kendisine geçiren golü bulabilirdi.

İlk 25 dakikada rezil bir görüntü veren Trabzonspor, bu dakikanın ardından dengeyi kurdu. Zaman zaman rakip kaleye tehlikeli ataklar düzenledi. Bir an umutlandırdı. İkinci yarının başları da iyiydi ancak 60. dakikanın ardından oyunun tüm kontrolü ev sahibine geçti. İlk 25 dakikadaki Trabzonspor adeta geri geldi. İkinci yarıdaki erken düşüşte, Zokora'nın top alamamasının da payı büyüktü. Tüm yük Colman'a bindi diyebiliriz. Ki Colman da öyle çok süper fizik kondisyona sahip bir oyuncu değildir. Bugünkü ekstra yük, onu 60'ta oyundan düşürdü. Zokora'nın neden bu kadar pasif kaldığını anlayamadım. Artık Trabzonlu oyuncular mı ona vebalı muamelesi yaptı yoksa kendisi bunalıma girip yalnız kalabileceği ortamlar mı aradı bilmiyorum ama bu tecrübedeki bir oyuncunun daha fazla sorumluluk alması ve hatta takımın saha içindeki lideri, organizatörü olması şart.

Hazır Zokora'dan bahsetmişken, Trabzon'un diğer yenilerini de irdeleyelim. Benim bugün takımda en çok beğendiğim iki isim, Paolo Henrique ve Adrian Mierzejewski oldu. Bu ikili gerçekten harika transferler. Ancak şu da bir gerçek ki Adrian'ın oynadığı takımda Alanzinho ancak yedek olur. Bu iki futbolcunun sahada bir arada olması hakikaten anlamsız. Alanzinho bu dakikadan sonra Adrian'ın iyi bir yedeğidir olsa olsa. Polonyalı futbolcu uyum sağladıkça çok yararlı olacak. Ancak Trabzon'un bir sağ açığa ihtiyacı var. Bu eksiği kendi içlerinden mi çözerler yoksa transfer mi olur (sanmam) bilmiyorum ama bir sağ açık/sağ forvet şart. Diğer bir yeni transfer Celutska da yararlı bir transfer olacağına dair sinyaller verdi. Ancak sağ ayaklı bir stoperi sol bek oynatırsanız tabii ki oradan fazla hücuma kalkamazsınız. Muhtemelen Piotr Brozek tam olarak hazır olmadığı için böyle bir yol izlendi. Tabii yedek sol bek Ferhat'ın da böyle bir durumda dahi düşünülmüyor oluşu, oyuncu açısından çok acı.

Takımın en zayıf halkası Serkan Balcı'ydı. Serkan kesinlikle hazır değil. Şike soruşturmasında bir sonraki dalgada isminin geçmesinden midir yoksa başka bir sebebi mi var bilmiyorum ama iyi hazırlanamamış. İlk yarıda çok top kaybetti. Rakiple fizik mücadelelere giremedi. Girse de kaybetti ve ikinci yarıda da hakemin insafı sayesinde ceza sahası içinde elle oynadığı top görmezden gelindi. Serkan böyle devam edecekse işi çok zor. Burak Yılmaz ise bildiğimiz Burak Yılmaz. Bu sene de en güvenilir oyunculardan biri olacak Trabzon adına.

Sonuç olarak, Zokora uyum sağlayıp sorumluluk alana kadar bu takımda Selçuk çok aranır. Umut Bulut da aynı şekilde çok aranır. Jaja'nın eksikliği hissedilmez. Paolo Henrique mükemmel bir transfer. Adrian da ilerleyen haftalarda çok faydalı olacak. Trabzonspor iyi bir takım olacak. Uyum tam olarak sağlanırsa geçen senekinden dahi iyi olabilirler. Göreceğiz. Tur şansına gelince, çok zor olduğu kesin. Rövanş Trabzon'da olsaydı imkansız derdim ancak İstanbul'da oynanacakmış. Eğer olursa bu sayede olabilir belki...

Baronlar böyle istedi!

Beslenme alışkanlıklarımın arasında futbolda komplo teorisi üretmek yok diyebileceğim kadar azdır aslında. Fakat yirmi dört gündür bizlere yaşatılan şu kaos ortamı yavaş yavaş aklımda kıpırdanmalar yaratmıyor da değil...

Bu vesileyle, bu defa düşüncelerimi değil de zihnimin bana söyletmek ya da sordurmak istediklerini (affınıza sığınarak) kaleme almak isterim.

Zihnimin, benimle girdiği bu diyaloğa biraz da sizler kulak kabartın. Bakalım ben de 'şike' ve 'şaibe' sözcükleriyle psikolojisi alt üst olanlardan mıyım?

1)Tüm sanık avukatları, "Nasıl bir iddianame hazırlayacaklar çok merak ediyoruz" cümlesinin altına imza atarken, gerçek suçluların kim ya da kimler olduğuna nasıl kanaat getireceksin? Sen kanaat getiremiyorsun da medya nasıl bu kadar hızlı?

2)Nisan yasasının tek tabanca mağdurlarının Fenerbahçe ve Aziz Yıldırım olarak gösterilmesinin arkasında yatan başka nedenler olup olmadığından yeterince emin misin?

3)Aziz Yıldırım'ın hastane hastane gezdirilmesinin esas sebebi, kendisiyle daha rahat iletişmek için olabilir mi? Baksana, dört gündür hastanede ve '9 Ağustos' tarihi Aziz Yıldırım dışarıdayken kararlaştırıldı. Parmaklıklar arkasındaki biriyle başka nasıl irtibata geçilebilirdi ki?
Al hastaneye, kapat kapıları, istediğin kararı da al!..

4)9 Ağustos tarihinin anons edilmesinin üzerinden henüz yirmi dört saat bile geçmemişken, TFF Başkanı'nın Bank Asya Lig'i takımları kulüp başkanlarıyla görüşmesi (hem de ilk kez) ne alaka?
Üstelik toplantı bitiminde mikrofonlara konuşan kulüp başkanı, "Alınmış bir karar yok, sadece maddi olanaksızlıkları dile getirdik" diyor... İyi de bu yeni bir şey değil ki… Herkes biliyor alt liglerin maddi olanaksızlıklarını. Bunca gündemin içerisinde bunun sırası mıydı peki?

Burada zihnimin komplolarını bir kenara bırakalım ve gelin sizlerle bir soru soralım ve cevap arayalım...

İşte sorumuz: "Diyelim ki bu ülkede futbolun baronları var ve sen de bu baronlardan birisin, söyle bakalım; alt ligleri daha çok izlenebilir hale getirmek için ne yaparsın?"

Cevap oldukça basit: "Önce kırmızı düğmeye basardım!"

Nasıl mı?

Futbola dikkat çekmek için önce Anadolu devrimini başlatırım, ki bu sonraki sezon daha fazla dekoder satılması anlamına da gelecektir...

Daha sonra, son yıllarda en çok gelir sağlamış takımı, hali hazırda yayıncı kuruluş rekor paraları da yatırmışken şampiyon yaparım ve sonradan o kulübü günah keçisi olarak ilan ettirir bir alt lige düşürürüm!

İşte şikenin, bırakın yazar kimliğimi bir futbolsevere fısıldadıkları ancak bunlar olabilir. E ne bekliyordunuz ki? Hizmet olmadan kalite mi olur?

“Kuşkular, bize mutluluğu haram etmeye yararlar.” Andre Gide

Dede Eskişehirspor'da / Açmayın Dedeler?


Anadolu'ya yolu düşen şöhretler kervanına Brezilyalı sol bek Dede de katıldı. Dede'yi çoğumuz Borussia Dortmund'dan biliyoruz. Eskişehirspor'un yeni teknik direktörü Michael Skibbe de eski öğrencisine güveniyor olsa gerek, 33 yaşında olduğuna bakmadan getirmiş Es-Es'e. Bence doğru da yapmış. Dede tecrübesinde bir oyuncu bu lige artı değer katar. Hoş, artık ligin değeriyle ilgili fazla bir yorum yapmamak lazım. Her şey iyice bulanıklaştı ancak bu bulanık görüntünün içinde parıltılı bir haber Dede transferi.

Tabii işin bir de Volkan Yaman boyutu var. Eskişehir'de iyi bir performans sergiliyordu. Aslında Galatasaray'da da alternatifsizken iyiydi. Oynadıkça iyi olan bir oyuncu Volkan. İki hafta yedek kulübesine çekilsin, hemen kilo alır, morali bozulur ve başka bir dünyaya dalar. Dede de geçen sezon rezerv takım dahil toplam 7 maça çıkmış Dortmund'da. Maç eksiği var yani. Bakalım Dede'yle Volkan arasındaki denge nasıl kurulacak Skibbe tarafından. Önlü arkalı da oynatabilir bu ikiliyi Skibbe. Güzel bir sol kanat ortaklığı da görebiliriz, "açmayın dedeler" de diyebiliriz.

25 Temmuz 2011 Pazartesi

Audi Cup 2011


2009'da 100. yılının şerefine düzenlemişti Audi firması ilk kupayı. Gayet güzel maçlar izlemiştik. 4 büyük takım 4 güzel maç. Bayern ile Milan 2009'daki gibi turnuvaya katılıyorlar yine. Boca ve Manchester United ise yerlerini Barcelona ve Internacional'e bırakmış.

Internacional ligi devam ederken taa Almanya'ya gelip iki maç yapacak. Garip geldi bana doğrusu.

İlk maçlar:

26 Temmuz (yarın)

19:15 Barcelona - Internacional
21:45 Bayern Munih - AC Milan

İlk maçları kaybedenler 19.15'te üçüncülük maçını, kazananlar 21.45'te final müsabakasını oynayacaklar Çarşamba akşamı.

Barcelona bu tip hazırlık maçlarında yedek ağırlıklı bir kadroyla sahada yer alır genellikle ama Bayern - Milan maçından güzel şeyler bekliyorum.

Tüm maçların NTV ve NTV Spor'da yayınlanacağını söyleyelim...

Jeremy Menez PSG'de, Peki Ya Mevlüt?


Paris Saint Germain, bugün beklenildiği üzere Jeremy Menez'in transferini açıkladı. Fransız futbolcu, bu transferle birlikte ülkesine biraz erken bir dönüş yapmış oldu.

Menez, 24 yaşında olmasına rağmen aslında çok tecrübeli bir oyuncu. 17 yaşındayken Sochaux formasıyla Ligue 1'de hatırı sayılır sayıda maça çıkmışlığı vardı. Sonra Monaco'ya transfer oldu ve oradaki başarılı performansı, onu Serie A'ya taşıdı. Serie A'da Roma formasıyla oldukça istikrarlı bir performans sergiledi Menez. Üç sezonda toplam 84 lig maçına çıktı ve 7 gol 15 asist üretti.

Hücum hattının her alanında etkili olabilen Menez, sol forvet olarak daha verimli bir görüntü veriyor. Çok güçlü bir oyuncu. Paris Saint Germain'de de muhakkak faydası olacaktır. Kevin Gameiro, Guillaume Hoarau, Peguy Luyindula ve Nene gibi isimlerle rekabete girecek. Şüphesiz kazanan PSG olacak.

Rekabete gireceği isimlerin arasında Mevlüt Erdinç'i saymadım. Mevlüt aslında takımda kalmak istediğini açıklamıştı ancak bu transferle birlikte ona da yol göründü diyebiliriz. Newcastle United onu çok istiyor. PSG ile de anlaşmışlar. Muhtemelen Premier Lig yolu görünür Mevlüt'e. Fransa'da kalmak isterse adaylar Rennes ve Lille olacaktır.

Copa America 2011'in Ardından / Şampiyon Uruguay


Copa America dün oynanan final maçıyla sona erdi. İlk maçlarla birlikte birçok seyirci kaybettiğine eminim. Favori takımların kötü performansları, sıkıcı geçen maçlar, gol görmek için uzun süre beklememiz vesaire...


Fakat turnuva ilerledikçe, oyunlar da daha zevkli hale gelmeye başladı. Arjantin ve Brezilya hayal kırıklığı yaratsalar da özellikle Venezuela yaptığı sürprizle önemli bir çıkış yakaladı.


Takım takım değerlendirmemize geçelim. Uruguay final maçında Paraguay'ı 3-0 gibi rahat bir skorla geçti. Oyunun hakkının bu skor olduğu tartışılır ama Uruguay'ın en önemli farkı çok hızlı kale önüne gitmesi. Eveleyip gevelemeden topu öndeki ikiliyle(Cavani bu maçta yedekti) buluşturmayı denediler ve ilk yarıdan maçı garantilediler. Arjantin'i çeyrek finalde penaltılarla geçmelerinin ve Brezilya'nın Paraguay'a elenmesinin ardından turnuvanın favorisi konumuna geçmişlerdi zaten.


Cavani'nin turnuva boyunca beklenen performansı sergileyemediğini söyleyelim. Forlan ve Suarez takımı sırtladılar. Muslera da kalede güven verdi. Gruptan çıktıktan sonra oynadıkları 3 maçta da gol yemedi Uruguay. Luis Suarez final maçının ve turnuvanın en değerli oyuncusu seçildi. Coates de en iyi genç oyuncu oldu.


Paraguay da penaltılarla Brezilya'yı geçince onlara da final yolu açılmış oldu. Venezuela'yı da penaltılarla geçtiler. Finalde ise gol atamama özellikleri pahalıya mal oldu. Vilar en iyi performansı gösteren oyuncuydu Uruguay adına. Bu performans ona en iyi kaleci ödülünü de getirdi.


Üçüncü Peru ise çok dengesiz bir kadroya sahip. Vargas gibi önemli bir yıldıza sahipler ama hiç iş yapamayan birçok oyuncusu da var. Kolombiya'yı 2-0 ile geçmeleri sürpriz olarak nitelendirilebilir. 3.lük maçında da Venezuela'yı rahat geçtiler. Fakat turnuva boyunca akılda kalacak bir gelişim gösteremediler. Guerrero 5 golle turnuvanın gol kralı olmayı başardı.


Venezuela ise 3.lük maçına kadar gayet iyi bir turnuva geçirdi. Kimse onlardan böyle bir performans sergilemelerini beklemiyordu. Teknik direktörlerinin katkısı büyük.


Arjantin'de Messi üzerinden dönen tartışmalar devam ediyor. Çok önemli kopukluklar yaşıyor Arjantin oyun içinde. Takım olarak hareket etmeyi beceremiyorlar. Orta sahası dünyadan ayrı bir alemde. Ne savunmaya ne de hücuma gerekli yardımı sağlıyorlar. Öndeki üçlüde kim varsa, şahsi becerileriyle iş yapmaya çalışıyor. Böyle olunca da durdurulması kolay bir takım haline geliyor Arjantin. Pastore daha çok kullanılabilirdi. Ev sahibi oldukları turnuvada hiç iyi değillerdi.


Brezilya da iyi olmayan takımlardan. Ganso ve Neymar'a fazla yük bindirmişler sanki. Genç oyuncular da kaldıramadılar bu yükü. Net bir golcü eksikliğini de hissettiler. Rivaldo, Kaka, Ronaldinho gibi önemli 10 numaralarla oynamaya alışmış bir takım için Ganso yeteri kadar katkı da sağlayamayınca Brezilya eli boş döndü. Bu takımın beraber oynayarak zaman geçirmeye ihtiyacı var. Bir de net golcüye. Robinho, Neymar, Pato müthiş isimler ama oyunu tutan, atakları olgunlaştıran ve arkadaşlarına alan ve zaman yaratan yapıdan çok uzaktalar.


Şili Sanchez'e, Kolombiya da Falcao'ya dayamışlar sırtlarını. Tek başlarına ilerleyemedi tabii bu oyuncular. Kolombiya'da Guarin'in hakkını yemeyelim. Elinden gelenin en iyisini yaptı Porto takımının oyuncusu.


Sonuç itibariyle en çok hakeden şampiyon oldu. Büyükler hayal kırıklığı yarattı. Böyle bir 11 seçilmedi ama ben turnuvanın 11'ini de şöyle belirliyorum.


--------------------------Vilar---------------------------


Perez---------Da Silva-------Coates-------A. Santos


---------Guarin-----E. Gonzalez-----Vargas----------


---------Suarez-------Guerrero-------Arrango--------


Bu arada turnuvada atılan 54 gol için Unicef'e 54 bin dolar bağış yapıldı.

23 Temmuz 2011 Cumartesi

Sen İnsansan Bizdekiler Ne? Vol.6 / Ralf Fährmann


Schalke 04, az önce sona eren karşılaşmada penaltı atışları sonucunda Borussia Dortmund'u mağlup ederek Almanya Süper Kupası'nın sahibi oldu. Maçın 90 dakikası golsüz sona erdi. Penaltılarda da Schalke 04 kalecisi Ralf Fährmann iki adet kurtarış yaptı ve kupayı getiren isim oldu.

Ancak Fährmann'ın sadece penaltı atışlarını görmek, ona büyük haksızlık olacaktır. Maçı izleyenler fark etmiştir ki, oyunun hakkı Borussia Dortmund'undu. Sarı siyahlılar maç boyunca baskılı bir oyun ortaya koyup defalarca pozisyona girdiler. Ralf Fährmann, bu pozisyonlarda çok başarılıydı. Rakibin defalarca yarattığı tehlikeleri büyük ustalıkla savuşturmayı bildi. Üstelik bu adam henüz 22 yaşında. Schalke 04 alt yapısında yetişmiş ve geçen sezon Eintracht Frankfurt takımındaydı. Frankfurt'un tecrübeli kalecisi Oka Nikolov'un sakatlığının ardından forma şansı bulmaya başladı ve kendini ispat etti. Schalke de hazır Neuer'i göndermişken, kaleyi yine bir genç kaleciye teslim etmeye karar verip Ralf Fährmann'ı transfer etti.

Genç ve yetenekli bir kaleciyi transfer edersiniz. Hatta ikinciyi ve üçüncüyü de edersiniz. Ancak cesaret edip de onu kaleye koymazsanız, o genç kalecinin küflenmesine göz yummuş olursunuz. Ve gün gelip de siz ona mecbur olduğunuzda özgüveninin içine ettiğiniz o genç "eskisi" kaleci, yediği hatalı bir golle sizi yakar.

Ralf Fährmann, bu bağlamda şanslı kalecilerden. Ancak onun da şansını iyi değerlendirdiğini söylemek lazım. Bugün, karşısında alelade bir rakip yoktu ve gayet gerilimli bir atmosferde çıktı maça. Tüm o gerilime rağmen üzerine düşeni ustalıkla yaptı ve takımına kupayı getiren isim oldu. Kupayı Borussia Dortmund takım olarak hak ederken, Ralf Fährmann ise şahsen hak etti ve hak ettiğini de almasını bildi.

Sead Sabotiç / Yanlış Zaman, Doğru İnsan


80'lerin sonları ve 90'ların başları, benim için futbolun yeni yeni keşfedilmeye ve belli bir yoğun düzen içinde takip edilmeye başlandığı yılları ifade eder. Tabii bu yılların belli başları isimleri de hafızanın en yerleşik kısımlarında silinmez izler bıraktı haliyle. Malatyaspor'un Brezilyalı meşhur kalecisi Carlos, Aydınspor'un Cezayirlisi Amani ve Bakırköyspor'un Novak'la beraber getirdiği iki Polonyalı oyuncudan biri olan Araskiewicz gibi... Bu futbolculardan biri de önce Adanaspor, ardından da Ankaragücü formaları giyen Sead Sabotiç'ti.

Sabotiç'in ismi, o dönemde daha çok radyo sayesinde kulağıma kazındı. Mikrofonların Adana'ya ve Ankara'ya bağlandığı üç senede Sabotiç yaklaşık 50 golü filelere göndermişti bile. Boşnak golcü, 1989-90 sezonu başlarken o zamanki Yugoslavya'nın Sutjeska takımından Adanaspor'a transfer oluyordu. Yugoslav oyuncu ve teknik direktör getirmek gibi bir trend vardı Türk futbolunda. Geldiğinde 29 yaşındaydı. O günlerde muhtemelen kendisi de Türkiye'nin hayatında bu denli önemli bir yere sahip olacağını kestirememiştir. Orta boylu bir santrfor olan Sabotiç, güçlü fiziği, mücadeleci oyun yapısı ve gol yollarındaki becerisiyle sivriliyordu. İlk sezonunu 19 golle kapatırken, peşine Bursaspor ve Ankaragücü'nü de takmıştı bile...

Herkes, Bursaspor'a gitmesini beklerken, o son dakikada Ankaragücü'ne transfer oldu. Ankaragücü'nde üç sezon oynadı. İlk iki sezonunda sırasıyla 16 ve 17 gol atma başarısı göstermesine rağmen üçüncü sezonu biraz sönük geçti ve yalnızca 6 gol atabildi. 30 yaşına gelen futbolcuların "yaşlı" damgası yediği o dönemde 33 yaşındaki Sabotiç de futbolu bırakmak zorunda kalıyordu. Ancak onun içindeki futbol oynama isteği bitmemiş olacak ki, 35 yaşına geldiğinde tekrar futbola başladı. 1995 yılında amatör olarak tekrar futbola dönen Sabotiç, bir süre Bayrampaşaspor forması giydi.

Benim fikrime göre asla hak ettiği değeri görmeyen Sabotiç'in en büyük şanssızlığı muhtemelen Tanju Çolak, Feyyaz Uçar, Aykut Kocaman ve Rıdvan Dilmen gibi oyuncularla aynı dönemde oynadığı için fazla dikkat çekmemesi olmuştu. Yoksa üç sezonda 52 gol atan bir oyuncuyu şimdi tüm takımların kapışması lazım. Biraz da geç geldi Sabotiç. Keşke yolu daha genç yaşta Türkiye'ye düşse ve radyoda onun attığı gollerin anonsunu daha fazla dinleyebilseydik.

22 Temmuz 2011 Cuma

Felipe Melo Galatasaray'da


Galatasaray, bugün Juventus'tan Felipe Melo'yu kiraladı ve haftayı hızlı bir şekilde kapattı. Transferi ilk açıklayan taraf ise Juventus oldu. İtalyan kulübünün resmi sitesinden yapılan açıklamaya göre Brezilyalı futbolcu bir yıllığına 1,5 milyon Euro karşılığında kiralandı. Bu bedel üç parçada ödenecek. Ayrıca sezon sonunda bir de satın alma opsiyonu söz konusu olacak. Ancak bu bedel biraz fazla. 13 milyon Euro... Tabii bu rakamı ciddiye almıyoruz. Neticede 8 milyonluk bir opsiyonu olan Manuel Fernandes, kiralık sözleşmesinin bitmesinin ardından yaklaşık 2,5 milyona Beşiktaş'ın futbolcusu olmuştu.

Galatasaray'ın resmi sitesinden yapılan açıklamaya göreyse, Melo yıllık 3,3 milyon Euro garanti para, 30 bin Euro da maç başı ücreti alacak. Ciddi maliyeti olan bir transfer. Brezilya milli takımında oynayan bir oyuncu için bu rakamları gözden çıkarmak çok anormal değil tabii ki.

Gelelim Melo'nun ne verebileceğine... Bu isim ortaya çıktı çıkalı İtalya'da "yılın bidonu" seçilmesi konuşuluyor ve özellikle de Mustafa Sarp'la özdeşleştiriliyor. Birincisi, İtalya'da "yılın bidonu" olabilmek için bile belli bir potansiyeliniz olması lazım. Öyle her önüne geçen olamıyor yani. Melo'nun bu şekilde bir yakıştırmaya maruz kalmasının sebebiyse o sezon başında Fiorentina'dan Juventus'a 25 milyon Euro bonservisle transfer olmuş olması. Yani şunu bir köşeye yazalım: Felipe Melo Fiorentina'da öyle bir top oynamış ki, Juventus onun için 25 milyon Euro saymakta bir sakınca görmemiş. İlk senesinde o paranın altında ezilmiş. Ardından Brezilya Milli Takımı'yla başarısız bir Dünya Kupası geçirmiş ve tüm eleştiri oklarının hedefi olmuş. Normaldir. Geçtiğimiz sezon nispeten başarılı oynadığı söyleniyor (Tabii ki yine de 25 milyonluk bir oyun oynamamış). En azından düzenli bir şekilde forma bulmuş. İstikrar yakalamış.

Felipe Melo'nun tarz itibariyle agresif bir oyuncu olduğunu bilmeyen yok. Orta sahaya defansif anlamda çok şey katacağı kesin. Savunma yönünü güçlü olmasının yanı sıra topla da arası iyi. Hücuma da savunmaya da katkısı olacaktır. Ve belki de Cana'ya göre en büyük avantajı topla oynama becerisinde gizlidir. İster istemez söz Cana'ya değiyor doğal olarak. Açıkçasını söylemek gerekirse ben Lorik Cana'yı Felipe Melo'ya tercih ederim. En azından karakter olarak Cana hep birkaç adım önde. Melo eğer takıma karşı bir aidiyet duygusu hissederse yeni bir Cana olabilir. Ancak bunun bir garantisi yok. Kafası tamamen başka bir yerde de olabilir. Cana'da böyle bir risk yoktu. İşin mali boyutu da ibreyi Arnavut futbolcudan yana çeviriyor. Ancak artık olan oldu. Cana bu takımda olmadığına göre yerini iyi bir futbolcuyla doldurmak gerekiyordu ve şüphesiz ki Melo iyi bir futbolcu.

Fatih Terim'in ellerinde takıma en kısa zamanda adapte olmasını, Galatasaray'ın hedeflerini sahiplenmesini ve göstereceği performansla takımı şampiyonluğa taşınmasını diliyorum.

21 Temmuz 2011 Perşembe

Hazırlık (!) Rezillik(!)


Başlık atmak da yazıyı yazmak da oldukça zor. Fenerbahçe, Shaktar Donetsk ile hazırlık maçı yapacaktı bu akşam ama kimin umrunda? Adamların ligi başlamış, iki hafta geçmiş yine de Lucescu'nun Türkiye sevgisinin ön ayak olduğu centilmenlikle İstanbul'a gelmişler.

Her şeyden önce yapılması gereken Lucescu başta olmak üzere tüm Shakhtar oyuncu ve yöneticilerine teşekkür etmek sonra da kendilerinden özür dilemek...

Saha içi ile ilgili hiçbir şey yazmayacağım, anlamı yok.

Bu maçtan sonra Fenerbahçe taraftarı ile ilgili yapılacak tüm genellemelere ve eleştirilere de göğüs geriyorum. Hepsini haketmiş olabiliriz. Orada değildim, sahaya girmedim ama suçu paylaşıyorum. Tasvip ettiğim için de değil. Ayrışmayalım diye sadece.

Maça gidip gitmeme arasında kaldım. D - Smart yayınladığından beri hiçbir hazırlık maçı için dışarı çıkmışlığım yoktur. Bugün enteresan şeyler olacağını bildiğim için gittim Alaattin Abi'mizin meyhanesine. Biramı söyledim başladım maçı izlemeye.

Düzgün bir maç izleyeceğimi hiç düşünmüyordum zaten. Bu psikoloji çok da anlatılabilecek bir şey değil. Dışarıdan bakınca herkes, aklı selim davranması gerektiğini söylüyor Fenerbahçe taraftarının. Ama insanların içi yanıyor işte bir şekilde. Benim hatırladığım en zor şampiyonluğumuzdu geçen seneki ve üstünde şaibeler dolaşıyor. Nasıl sindirebiliriz ki kolayca?

Bir şeyler bekliyordum ve olmaya başladı. Basın mensupları hedefti. Topyekün hedef alındıklarını düşünmeyelim. Nasıl Fenerbahçe taraftarının bir kısmının Aziz Yıldırım şakşakçılığı yapmasından ötürü, topyekün Fenerbahçe taraftarını hedef almamak gerektiği gibi...

Bugün için bu denemez elbette. T-shirtler, maskeler, tezahüratlar... Başkana sahip çıkma adına hazırlanmıştı taraftar. Hata yapmış olabilirler, ileride ortaya çıkacak bu. Ama camialarının lideri üzerinden olan bitene bir tepki koymayı doğru bulmuşlar. Ne maskeyi takardım, ne t-shirtü giyerdim ne de o türden tezahüratlara eşlik ederdim stadta olsaydım.

Foto - muhabirlere saldırmalarından da anlaşıldığı üzere tepki kişilere ya da kurumlardan bazılarına yönelik değildi. Basının, süreci işleyiş biçimi ve kulüplerinin suçlu ilan edilmesine gösterdikleri bir tepkiydi. Yoksa o emekçilerin çoğunun Fenerbahçe taraftarı olduğunu bilmiyor mu maça gidenler?

Daha fazlasını bekliyordum. Öyle basın mensuplarına ayrılan bölgenin boşaltılıp, Aziz Yıldırım pankartı konulmasını falan değil. Daha fazlası! Oldu da. Önce 1-2 adam girdi sahaya. Güvenlik de mantıklı davrandı. Hiç sert davranmadılar. Hatta adamlar gider yaptı bunlar sustu falan.

Sonra 4-5 kişi girdi. Aha dedim film başlıyor! Bence olay yine büyümeyecekti ama televizyondan izlediğim kadarıyla bir Fenerbahçeli futbolcunun(Emre olabilir) hızla kale arkasına doğru koştuğunu gördüm. Tabii öncesinde tepki ıslıkları ve uğultuları. Orada anladım ki bir ya da birkaç güvenlik görevlisi sert bir müdahelede bulunmuştu taraftarlara. Bunu doğrulama imkanım yok sadece tahminimi paylaşıyorum.

Öncelikle şunu belirteyim ki bu düzende, güvenlik görevlileri, fonksiyonları gereği, sahaya giren adamlara, dünyanın her yerinde sert davranırlar. Bundan dolayı güvenlik elemanlarını suçlayıp, taraftarı aklayacak değilim. Yazının başından beri yapmıyorum zaten bunu. Ama bir kıvılcım bekleyen, heyecanlı kitleyi harekete geçirmiş olabilir diye düşünüyorum bu tutum.

Tahminlerimden sıyrılıyorum ve son fotoğrafı konuşuyorum şimdi. Sahada binlerce taraftar, maç yarıda kalmış, Aykut Kocaman omuzlarda, Emre ve Volkan hayatları boyunca öpülmedikleri kadar öpülmüşler hem de kıllı kıllı adamlar tarafından. Yani olayın vehameti falan değil insanların sahaya girme nedeni, sürü psikolojisi. İşin içinde iktidar mı vardır, okyanus ötesi mi yoksa tertemiz bir operasyona mı uğramıştır takımları, umurlarında değil. Tepkileri siyasi boyutta verebilecek bir kapasiteye sahip değil bu kitle. Ne yazık ki!

Lucescu'ya çok büyük ayıp, takıma haksızlık... Nereden bakarsan rezillik! Rezillik(!)

Peki arkadaş, neye göğüs geriyorsun? diyenler olacaktır. Elle tutulur hiç bir nedenim ve mantıklı hiçbir izahım yok. Kişisel savunmamı, öfkenin temizliği üzerinden kurabilirim sadece. Yani çoğuna göre bankaları taşlamak, kaldırım taşlarını sökmek meşru olmayan ve mantıksız davranışlar bütünü gibi gelebilir ama bana, bu düzende, çıkartılabilecek en etkili ses olarak gelir hep bu tip eylemler. Varsın meşruiyeti olmasın halk nezdinde.

Bugünkü olayı da siyasi bir düzleme çekip kutsayacak halim yok. Ama basın açıklamasıdır, demokratik tepkilerdir, ıslıktır, alkıştır... Bırakalım bu işleri. Halklar böyle uyutulur. Yakıp, yıkarız mesajı vermek bazen göründüğünden çok anlamlıdır. Devletlerin ve onların elemanlarının(polis, basın, yargı, iktidar, asker vb.) meşruiyetini sorgulayan ben, her hangi bir halk(kitle) eyleminin meşruiyetini bunlar karşısında küçük göremem, görmem.

Tek tutunduğum dal budur. Fenerbahçe'nin sahaya giren taraftarları önce rakibe saygısızlık yapmıştır ve bana göre rezilce davranmıştır. Ama rezilce davranmak da insanlara özgüdür. Rezilliği kabul ediyorum, üstüme alıyorum. Var mı daha ötesi? Siz temiz futbol oynayın, biz rezilliğimizle baş başa kalalım. Buna da tamam!

Son olarak bugün gördük ki, Fenerbahçe küme düşürülürse(gerekiyorsa düşürülsün) bazı kitleler, bazı olaylar çıkaracaklar. Bu çok belli oldu. Futbolun temizlenmesi adına, takımım küme düşürülürse gıkım çıkarsa adam değilim. Giderim Bank Asya'da desteklerim takımı. Ama futbolun temizlenmediğine dair şüphe taşımaya devam edersem, siyasi uzantıların bir dönüşüm çabasına girdiğine düşünürsem, kişisel hesaplarla bazı değerlere kara leke sürüldüğünü hissedersem de tüm rezillikleri kabul edip, saçma sapan, gayri meşru ve anlamsız tepkilerin yanında olmaktan çekinmem.

Bir de mazilerinde hiç şaibe yokmuş gibi davranan rakip takım taraftarları bu kadar koşulsuz, yargısız güveniyorlarsa bu sisteme, işleyen düzene kendi maçlarında da şike olup olmadığını açıklasınlar bir zahmet.

Rica, temenni ediyorum, çok istiyorum, inanmasam bile Allah'ın adını veriyorum inananlar için; mesele her neyse ne, suçluysa yöneticiler, kulüp çeksin cezasını ama şu futbolcuların emeğine, taraftarın desteğine saygı göstermekten imtina etmeyin... Fenerbahçe taraftarı zor günündedir, düşene vurmayın demiyorum. Düştüysek kalkarız mesele o değil. Ama bir gün emeklerinize leke sürülebilir. Kişisel olarak da bu başınıza gelebilir. Bir topluluğu ya da kişiyi hırsız diye itham etmek bu kadar kolay olmamalı. (Bu sözüm şike yaptığı iddia edilen kişilerle ilgili değildir. Ya da tüm rakip takım taraftarlarını kapsayarak söylediğim bir şey de değildir. Her maçı şikeyle kazandığımızı iddia edenler içindir. Kendilerinin de şikeyle kaybettiklerini savunmuş olmuyorlar mı? Fenerbahçe'nin ligde yenmediği tek takım Bursaspor, onları tenzih ederim.)

3 Temmuz'dan beri yazılarımız genellikle duygusallık içeriyor, canlarını sıktıklarımız oluyorsa kusura bakmasınlar. Fenerbahçeliyiz ve sadece içimizden geçenleri söyleyebiliyoruz. Futbolcuların tek delili alın terleri, bizim tek delilimiz de kalbimiz...


Alexis Sanchez Barcelona'da


Uzun bir süredir olması beklenen transfer nihayet gerçekleşti ve Barcelona, Udinese'nin Şilili yıldızı Alexis Sanchez'le 5 yıllık sözleşme imzaladığını duyurdu.

Alexis Sanchez'i tanımayan çok az kişi vardır. Yine de kısaca tanıtalım. 22 yaşında ve hücumun her yerinde oynayabiliyor. Tabii en verimli olduğu yer kanatlar. Özellikle de sağ kanat. Geçen sene oynanan Dünya Kupası'nda çok başarılıydı. Çok çabuk bir oyuncu ve rahat adam eksiltiyor.

Barcelona'nın o bölgede alternatife ihtiyacı vardı. Tabii ki alt yapıdan genç oyuncular geliyordu ancak son jenerasyon beklenen çıkışı yapamadı. Jeffren ve geçtiğimiz sezonun devre arasında alınan Ibrahim Afellay beklenen katkıyı yapamadı. İyi bir transfer oldu Alexis Sanchez.

Bakalım Fabregas olayı nerelere bağlanacak. Barça taraftarı Cesc'i de hasretle bekliyor.

20 Temmuz 2011 Çarşamba

Şimdiden Olanlar ve Olması İmkansızlar / Galatasaray:0 Twente:1


Galatasaray, bugün ilk ciddi hazırlık maçında Twente'yle karşılaştı. Maç hakkında çok uzun uzadıya yorum yapmak mümkün değil haliyle. Her şey çok yeni. İlk başta da sahanın içindeki akıl çok yeni. Bu aklın futbolcuların ayaklarına hükmedebilmesi için gerekli olan en önemli iki şey zaman ve pratik.

Galatasaray'ı bugün iki farklı sistemle gördük. İlki, bildiğimiz 4-4-2 sistemiydi. Savunma sağdan sola Sabri-Ujfalusi-Servet-Hakan Balta dizilişiyle ideal halindeydi. Ve gayet de dengeli oynadılar aslında. Sadece ilk yarıda birkaç basit hataları vardı. Onun dışında güven verdiler. Hakan Balta bile maçın genelinde güven verdi, öyle söyleyeyim.

İleri ikili Baros ve Elmander'den oluşurken, orta saha ilk 25 dakikada sağda Kazım, göbekte Ceyhun-Selçuk, solda ise Arda dizilişiyle çıktı ve açıkçası bu süre zarfında hiç de başarılı olamadı. Özellikle Ceyhun, rakibi bozma anlamında gösterdiği verimi top kullanmada neredeyse hiç gösteremedi. Çok top kaybedildi ve neredeyse hiç olgun atak yapılamadı.

Ancak ne zaman ki Kazım sola, Arda ortaya, Elmander sağa çekilip Baros tek forvet olarak görevlendirildi, o zaman takım biraz toparlanır gibi oldu. Arda'nın solda oynama sevdasının ne derece gereksiz olduğunu bu dakikalarda gördük. Göbekte gayet iyi oynadı diyebiliriz.

Aslında başta da dediğimiz gibi her şey çok yeni ve bu nedenle çok keskin yorumlar yapmamak lazım. Ancak şu da bir gerçek ki Selçuık İnan bu takıma cuk oturdu. Tam da ihtiyaç duyulan adamdı. Gelir gelmez farkını hissettirdi. Yanında ona ayak uydurabilecek bir oyuncuyla çok faydalı olacaktır.

İkinci yarıda oyuna Stancu ve Culio alınarak başlandı. Stancu konusunu uzatmaya gerek yok. İyi niyetli ancak bu takımın oyuncusu değil. Şu ana kadar kalmasının sebebi de muhtemelen maliyetidir. Stancu'nun gönderileceğini tahmin ediyorum. Culio ise henüz geçen seneki çizgisini yakalayamasa da bu takımda kalması gereken bir oyuncu. Çok çalışkan. Biraz daha form tutar ve bu formu sabitlerse kadroda her zaman yeri var.

İlerleyen dakikalarda Aydın Yılmaz ve Ayhan da oyuna girdi. Keşke zahmet etmeselerdi. Ayhan'ın yaşından ötürü geç form tutmasını anlarım. Bu sene kadroda tutulmasını da bir yere kadar anlarım. Ancak Aydın'ın artık Anadolu zamanı gelmiş. Daha fazla ısrar edilmemeli. O bölgeye gereken takviye yapılmalı. Gerekirse Berkin gibi alt yapı oyuncuları takıma dahil edilmeli ancak Aydın'da daha fazla ısrar edilmemeli.

Netice itibariyle takımdaki hırs ve istek gözden kaçacak gibi değil. Ancak daha alınması gereken çok yol var. Fizik olarak güçlendikçe bazı şeyler daha kolay olacaktır. Bu da zamanla kendiliğinden gelecektir. Önce kafa olarak iyileşmeye devam etmek lazım. Son söz olarak; başıma bir şey gelmeyecekse Colin Kazım'a sempati duymaya başladım.

3 Temmuz İdeolojisi (HERKES OKUSUN!)

Malum 3 Temmuz 2011'den beri futbol gündemimiz bir hayli bunaltıcı... Birinci dalga, ikinci dalga derken şu gün gelinen nokta, gerçek anlamda aslında gelinmiş bir nokta bile değildir bana göre. En azından benim gibi düşünenlerin sayısının bir hayli çok olduğunu "hissedebiliyorum"
diyebilirim çünkü etrafta bu kadar cevaplanması güç sorular varken, bir aklın çıkıp bana ya da bizlere önderlik edebileceğinden bir hayli şüpheliyim...

Gelelim bu yazıyı kaleme alış sebebime... Öncelikle, daha önceki yazılarımda da belirttiğim üzere ben bir mercii değilim, bunu tüm okuyucularımın kendilerine arada bir hatırlatmalarını şiddetle rica ederim. Naçizane, aklım yettiğince futbolla ilgilenirim, yorumlarım ve yazmadan duramadığım için de futbola dair düşüncelerimi tereddüt etmeksizin kaleme alırım. İşin özü; benim hakkımdaki ana fikriniz,"Bu adam amatör bir yazar" olmalıdır... 3 Temmuz'da patlak veren şike olayları vesilesiyle bir şeyi anlamış vaziyetteyim ki; sayısını sayamadığım birçok eş dost(sağolsunlar) beni arayıp "Son olaylara ne yorum getiriyorsun" şeklinde benzer sorular yöneltmekteler. Fikrimi soruyor olduğunuz için hepinize minnettarım o ayrı konu, ancak ben bu yazıyı küçük ulusuma(dostlara) bir sesleniş olarak görmek istiyor ve tüm sorularınıza, son günlerin en popüler akımından(komplo teorisi üretme sanatı) faydalanarak, soruyla cevap vermeyi uygun buluyorum. Bakalım komplo teorileriyle harmanlanıp hazırlanmış sorulara sizler ne cevaplar vereceksiniz.

Yayıncı Kuruluşu İlgilendiren kısımdır:

1)Lig Tv vicdanlı bir kurum mudur ya da yayıncı kuruluşun vicdanlı olması ne demektir? (bkz: "Seneye seninle çalışamayız kızım-oğlum, senin yüzün eskidi" söylemi.)

2)Lig TV, Türk futboluna gerçek ederini (450milyon dolar) mi ödüyordur yoksa kaz gelecek yerden tavuk esirgenmiyor mudur?

3)HD ve 3 boyutlu yayının esas sebebi seyir keyfini artırmak mıdır yoksa bir dekoder referans etme sanatı mıdır?

4)Kimsenin kafasına düşmeyecekse (burası Türkiye), örümcek kameranın ve 3 boyutlu gözlüklerin haftalarca reklamının yapılmasının GS-FB maçının öncesine denk getirilmesi, safiyane bir satış marifeti olarak mı algılanmalıdır yoksa üzerine düşünülmeli midir?

5)Çok değerli bir insan olduğuna diyecek tek sözüm yok ancak bir anlık bile olsa Şansal Büyüka'nın Fenerbahçeli oluşu, Türk futboluna olumlu ya da olumsuz etki etmiş midir?

6)Lig Tv'nin, 'Fenerbahçelileşiyor' söylemleri ilk kimler tarafından zikredilmiştir ve altında yatan neden nedir?

7)İlerleyen yıllarda rekabete girerek yayın haklarını Lig Tv'den alabilecek bir kurumun ortaya çıkabilme ihtimali nedir?

8)Lig Radyo'ya konuk alınan kişiler her istediğini dile getirebilirler mi yoksa bazen konuklar bile titizlikle mi seçilirler?

9)Maç görüntüleri artık neden diğer kanallarda yayınlanamıyor? Serhat Ulueren'in de dediği gibi (eğer yanlış hatırlamıyorsam) üç dakikalık maç bantının saniyesi gerçekten 5.000 $ ile 15.000$ arasında mı?

Biraz da genel kamuoyu yoklaması yapalım:

10)Göreve geldikten sonra kucağında bomba bulan çiçeği burnunda TFF Başkanı Mehmet Ali Aydınlar neden istifa etmiyor? 3 Temmuz sabahı olacaklardan önceden haberdar mıydı?

11)Galatasaray geçtiğimiz sezon lig düşürülmek istendi mi?

12)Galatasaray'ın eksi avarajla ligi tamamladığı bir sezonda Fenerbahçe'nin 18'de 17 yapması sadece bir tesadüf müdür?

13)Galatasaray'ın en kötü idare edildiği sezonda Fenerbahçe en iyi şekilde mi idare edilebilmişti?

14)Hakan Şükür, Arda'yı neden sakat olduğu bilindiği halde oynamamakla eleştirdi ve nasıl Meclis'te koltuk sahibi oldu?

15)Arda'nın forma video'su nasıl basına sızdırıldı ve üstelikte TRT bunu nasıl ve neden haber yaptı?

16)Demirören'in iki gazeteye ortak olma sebebi ne?

17)Yıldırım Demirören, Mourinho'yu neden ziyaret etti?

18)Yıldırım Demirören neden C. Ronaldo ile ortak olmak istedi?

19)Yıldırım Demirören Türk futbolunun yeni Aziz Yıldırımı mı yapılmaya çalışılıyor?

En tehlikelisi:

20)River Plate ve Monaco lig düştüler. Türkiye'den de Galatasaray mı düşürülmek istenmişti? River Plate Arjantin Lig'inin göz bebeğiydi, düştü (?) Monaco Fransız deviydi, düştü (?) Galatasaray Türkiye'nin tek Avrupa fatihiydi, düşürülemedi!..

Şimdi sıkı durun:

21)"Esas amaç alt liglere düşen ya da düşürülmek istenen takımlarla daha fazla dekoder satıp, alt ligleri bile parayla izlenebilir hale getirmek miydi? Galatasaray'ı düşürmeyi beceremeyenler 3 Temmuz'da düğmeye basıp B planlarıyla şimdi Fenerbahçe'yi, Trabzonspor'u ve Beşiktaş'ı alt lige mi düşürmek istiyorlar? Amaç gerçekten Bank Asya Ligi'ni dekoderli hale getirmek olabilir mi? Bu uğurda Aziz Yıldırım aslında şeriatin kestiği parmak mıdır?

Sağlıcakla.

19.07.2011'de, Fenerbahçe taraftarlığını utanç duyduğu için bırakan kimse!
Emre KARATAŞ

19 Temmuz 2011 Salı

Fernando Muslera Galatasaray'da


Galatasaray, nihayet kaleci konusunu çözüme kavuşturdu. Hoş, haftalardır dillendiriliyordu ve herkes bu transferin gerçekleştiğini kabul ediyordu ancak resmi açıklamanın yeri de başkadır.

Fernando Muslera'nın Galatasaray'a transferi, kale konusundaki tüm soru işaretlerini kaldırmalıdır. Oyuncunun kalitesi belli. Yaşı henüz 26. Birkaç yıldır düzenli bir şekilde Lazio forması giyiyor ve Uruguay Milli Takımı'yla katıldığı son iki büyük turnuvada da büyük başarı yakaladı.

Açıkçasını söylemek gerekirse, geçen sene oynanan Dünya Kupası'na kadar Muslera'yı pek tanımıyordum. O maçlarda kendisini çok beğendim ancak yine de Galatasaray'da forma giyeceğine ihtimal vermediğim için alıcı gözle izlememiştim fazla. Neden gelsindi ki? Yaşı gençti. Serie A'da oynuyordu. Çok başarılı bir turnuva geçiriyordu. Dünyanın en iyi genç kalecilerinden biri olarak gösteriliyordu. Yani kariyeri yukarıya doğru ivmelenmişti. Ancak bugün Muslera'nın Galatasaray'la 5 yıllık sözleşme imzaladığı duyuruldu. Harika bir transfer.

Öncelikle fiziği çok iyi. Ne çok ufak tefek, ne de hantal. Cepheden gelen toplarda ve karşı karşıyalarda çok etkili, çevik... Yan toplarda çok iyi olmasa da Ufuk ve Aykut'u cebinden çıkartır. Tabii kötü yanları da yok değil. Konsantrasyon problemi yaşadığında çok kötü goller yiyebiliyor. Senede birkaç maç çok kötü oynadığı oluyor. Ayrıca milli takımla yakaladığı başarı da konsantrasyon konusundaki durumuna bir örnek. Kendisini tüm benliğiyle Galatasaray'a vermesi halinde taraftarın yıllarca unutamayacağı bir kaleci transfer edilmiş olacak.

Maliyeti konusuna gelirsek, kendisine yıllık 2 milyon € garanti para ödeneceğini ve yapılan açıklamaya göre oyuncunun federatif haklarının bir kısmını elinde bulunduran Wanderers Montevideo isimli kulübe de 6.750.000 € ödeneceği söylenmiş. Ayrıca bir de Lazio'ya gönderilen Lorik Cana var. Bu bakımdan maliyet hesabı biraz şaşmıyor değil. Benim anladığım, bonservis maliyeti Cana+6.750.000 €. Az para değil. Tabii bilmediğimiz ayrıntılar varsa yakında ortaya çıkar, biz de aydınlanırız.

Mali yönden pek yorum yapamayacağım ancak sportif açıdan çok iyi bir transfer yaptı Galatasaray. Umarım ki yeni bir Simoviç, yeni bir Taffarel, yeni bir Mondragon etkisi gösterir Muslera.

Somut Adımlar / Süper Kupa Ertelendi


Bugün şike soruşturması ve Türkiye'de futbolun geleceğiyle ilgili enteresan işler oldu. Günün en önemli gelişmesi, hiç şüphesiz ki TFF Başkanı Mehmet Ali Aydınlar tarafından Süper Kupa maçının ertelenmesiyle ilgili yapılan açıklama oldu. Doğru bir karar. Çok kısa bir süre önce "Süper Kupa maçı oynanacak, lig de zamanında başlayacak" şeklinde "zamansız ve yersiz" bir açıklama yapmıştı oysaki Mehmet Ali Aydınlar... Bugün, gelecek belgelerin ışığında ligin başlamasının da sarkabileceğini belirterek bir nevi U dönüşü yapmış oldu. Öyle ya da böyle doğruyu bulması güzel.

Bu doğruların bulunmasındaki (en azından doğruların bulunma sürecinin hızlanmasında) en önemli etkenlerden biri de hiç şüphesiz ki Lütfi Arıboğan'ın dün UEFA yetkilileriyle yaptığı toplantı ve toplantı sonrası UEFA tarafından yapılan açıklamaydı. Aslında TFF yetkilileri de dahil birçok kişi bu açıklamayı "doğru yoldayız, UEFA da bizi destekliyor" şeklinde yorumlasalar da, durum aslında sanıldığından da ciddiydi. UEFA, açıklamada "TFF'nin gerekeni en hızlı şekilde yapacağına olan inancından" bahsetmişti açık bir şekilde. Bu, bir destekten çok, "artık elinizi çabuk tutun kardeşim" mesajıydı ve bu mesaj da aslında gayet net alındı. Sadece kamuoyuna böyle yansıtılmadı. Görüşme esnasında da muhtemelen Lütfi Arıboğan'a "Artık bir karar almanız lazım. Hiçbir şey olmamış gibi davranamazsınız" uyarısı yapılmıştır diye tahmin ediyorum.

TFF'nin bugünkü kararlarının ardından Fenerbahçe cephesinde de doğal olarak bazı hareketlenmeler oldu. Kulüpten birtakım açıklamalar yapıldı. Ardından kulüp yöneticileri TFF'yi ziyaret etti vs. Tabii ki süreç hakkında bilgi sahibi olmak istiyorlar. Ancak Fenerbahçe'den yapılan açıklama, biraz daha soğukkanlı olmalıydı diyebilirim. Unutulan bir şey var. Süper Kupa'nın ertelenmesi ve liglerin geç başlaması demek, asla Fenerbahçe'nin ya da Beşiktaş'ın suçlu bulunduğu anlamına gelmiyor. Aksine, daha sonra ortaya çıkacak ve durumu daha da çıkmaza sürükleme potansiyeli taşıyan gelişmelere karşı şu dönemde en iyi alternatif bu organizasyonları ertelemek olacaktır. Bunu daha önce de yazmıştım burada. Ve hatta birçok kişi de defalarca üzerinde durdu. Lig normal zamanında başlasa ve Fenerbahçe'nin suçlu olduğu 8-10 hafta sonra ortaya çıksa ne olacak? Fenerbahçe (ya da suçlu bulunan hangi kulüp olursa) boşuna bir sene kaybetmiş olmayacak mı? Eğer bir karar alınacaksa doğru düzgün bilgiler ışığında, adam akıllı yorumlanarak alınmalı. Belgelerin yarından itibaren TFF'yle paylaşılacak olması çok doğru bir hareket. Zaman geçtikçe sürece zarar geliyordu. Daha fazla gecikilmemesi iyi olmuş.

Günün ilginç gelişmelerinden bir diğeri ise İbrahim Akın'la alakalı. İbrahim Akın, tüm suçlamaları kabul ettiği ifadesini bugün reddetmiş. "Şike yapmamıştım. Tutuklanmayacağımı söyledikleri için suçlamaları kabul ettim" minvalinde bir şeyler söylemiş. Hakikaten ilginç. "Ben dolandırıcılık yapmadım ama hapse girmemek için dolandırıcılık yaptım" demiş resmen. Aferin İbrahim'e :)

Temiz kalmayı istemek, benim hakkım!..

Futbolu izlemek büyük bir keyiftir elbet ama kim, nerede, kaç liraya ve hangi şartlar altında izliyor bunu bazen insanın kendisine hatırlatması gerek. Ha, hatırlatmazsa ne olur, birlikte bakalım ve izin verin bir de ben gerekeni yapayım.

Öncelikle birileri şike yapar ve o birileri Metris'te bile olsa daha çok kazanmaya devam eder,

medya gereken alt yapıyı hazırlar ve cahillerine altın tepside ikramda bulunur,

bu defa kadife ellerle kurulmuş olan kurguya bir de ikinci dalga eklenir, ki burada esas amaç; yurdum cahiline, 'sonraki dalgalar için hazırlıklı olun' mesajını vermektir ve yine cahille orantılı olarak pek tabi başarılı da olunulur,

tam üçüncü dalga başlayacak derken Türk insanının bile itibar etmekten ürker olduğu TFF'ye, UEFA güvendiğini açıklar,

her köşe başında komplo teorileri üretilirken dolmuş şöförü de ağzına geleni söylemeye başlar, ki bunları aslında duymak dahi istemezsin,

bir yandan marabası, köylüsü ve kasabalısı duymaya devam eder ama asla yorumlayamayacaktır ve sonuç: "iki ucu birbirine benzer pis, içinden çıkılamaz bir değnek!"

Gidip formasını alıp, cebimdeki parayı o takım elbiselilerin cebine koymaktansa; çok sevdiğim ama artık bir o kadar da şüphe ettiğim takımım Fenerbahçe'yi, bana ihanet ettiği için ve yüzümü öne eğdirdiği için gönül rahatlığıyla bırakırım, oralı bile olmam!

Temiz kalmayı istemek, benim hakkım!..

17 Temmuz 2011 Pazar

Galatasaray 2011-2012 Sezonu Formaları


Galatasaray'ın önümüzdeki sezon kullanacağı formaların lansmanı bugün yapıldı. Adidas'la geçen yılların ardından kulübün Nike ile anlaşması taraftarı beklentiye sokmuştu ancak bu beklentinin tam olarak karşılanamadığını söyleyebiliriz.

Formalar zaten birkaç aydır az çok tahmin ediliyordu. Hatta birkaç yerde çok da net olmayan bazı fotoğraflar paylaşılmış ve dizaynların ana hatları hakkında fikirler edinilmişti. Nike ile yapılan anlaşmadan bugünkü lansmana kadar çok fazla süre olmadığı için özel dizayn yerine katalog formaları kullanıldığı söyleniyor. Benim bildiğim, nereden bakılsa 3-4 aylık bir süre vardı forma dizaynı için. Tabii ki bu tarz özel dizayn için ne kadar zaman gerekir, bu işin hazırlık süreci nedir bilemediğim için kesin bir yorum yapamayacağım ancak katalog ürünlere kalmak çok hoş olmadı Galatasaray açısından. Ayrıca GS Store'lara giden bazı taraftarlar, formaların çok kalitesiz olduğundan bahsediyor. Hatta aslına uygun çakma formalara benzediğine dair yorumlar var. Umarım o kadar ciddi bir durum yoktur.

Üç çeşit forma tanıtıldı bugün. İlki, dünya yıkılsa Galatasaray forma kreasyonu içinde mutlaka en tepede yer alması gereken parçalı forma. Parçalı forma iyi hoş da, üç senedir sarıyla kırmızının yerleri neden değiştirilir anlayamıyorum. Şu bir gerçek ki, Galatasaray'ın orijinal parçalısında armanın olduğu sol taraf kırmızı, sağ taraf sarıdır. Hoş, şekle çok da takılma yanlısı değilim ancak dünya üzerinde parçalı forma giyen belli başlı takımlarda renklerin yerini değiştiren bir tek Galatasaray var sanırım. Tasarım olarak sade ve kabul edilebilir bir parçalı olduğunu söyleyebiliriz ancak Türk Telekom reklamı beyaz, Nike logosu siyah, Avea reklamı siyah... Böyle biraz garip olmuş açıkçası. Burada bir bütünlük olabilirdi, ki bu sorun tüm formalarda var aslında. En azından parçalı formanın beyaz şortla giyilecek olması durumu biraz düzeltiyor. En çok satılacak olan forma bu olacaktır. Mükemmel diyemeyiz ama fena da sayılmaz. 100 üzerinen 65'lik bir dizayn diyelim.

İkinci forma, düz sarı renk olarak piyasaya çıkarıldı. 1992-93 sezonunda giyilen, önünde Show TV reklamı olan düz sarı formayı ne kadar özlediğimizi söylemeye gerek yok. Bugün onun bir benzerini gördük. Öndeki Türk Telekom reklamı siyah yerine kırmızı olmalıydı. Onun dışında "sarı forma şöyle olmalıydı" diye gösterebileceğimiz bir örnek yok. Bu forma benim gözümde 100 üzerinden 90'lıktır. Ki 10 puanı da Türk Telekom yazısının siyah olmasından dolayı kırdım.

Son forma ise siyah forma. Bu seneki tasarımların en başarısız olanı bu bana göre. Siyah üzerine yandan kırmızı şeritler geçiyor. Gençlerbirliği ya da Gaziantepspor için iyi bir seçim olabilirdi ancak Galatasaray'a gitmemiş. Keşke sarı da kullanılsaydı. Türk Telekom reklamı da beyazla yazılmış. En azından bu sarı olabilirdi. Siyah formanın tek güzel yanı yakası. Yakanın hatırına 100 üzerinden 25 diyebiliriz.

Sonuç olarak, ilk senenin hatası olmaz diyerek geçiştireceğiz belli ki. Seneye beklentiler daha büyük. Bu formalardan birini alacaksam tabii ki o da parçalı olacaktır.

14 Temmuz 2011 Perşembe

Fenerbahçe 2011-2012 Sezonu Formaları

Gündemin boğuculuğu mevsimin boğuculuğunu ezerken Fenerbahçe de ani bir kararla formalarını görücüye çıkarmış. Web üzerinden ön siparişle satışlara bile başlanmış. Genel itibariyle bakılınca formalarda aynı kalıp üzerine farklı çizimlerle karşılaşıyoruz. Ben bir Galatasaraylı olarak çubuklu forma ve sarı formayı başarılı buldum. Bütün formalarda olan bir sorun var ancak bana göre. Logo ve Türk bayrağının arası biraz fazla açık tutulmuş. Gerçi bilemem, belki göz alıştıkça daha hoş gelir. Tabii asıl önemli olan fikir Fenerbahçelilerin fikirleri, ki Gelipartt da burada forma konusunu irdeler diye düşünüyorum.

Çubuklu forma, klasik anlayışın dışına pek taşmadan hazırlanmış. Göz tırmalayan bir detay yok. Bence gayet de güzel olmuş. Satışlarda en tepede yer alacak olan forma budur herhalde.

Çubuklu formadan sonraki en güzel forma budur bana göre. Bu sene bolca tercih edileceğini düşünüyorum maçlarda. Taraftar da muhtemelen bu formaya ilgi gösterecektir. Zorlama detaylar yok. Çok ekstra bir güzelliği de yok. Sade ve hoş...

Fenerbahçe'nin senelerdir takip ettiği Brezilya tarzı, bu sene yerini Arjantin'e bırakmış gibi duruyor. Alex ve tayfası bu işe ne der bilmiyorum ancak fena da bir fikir değil aslında (Hoş, bu formayı da Alex tanıtmış). Arjantin renkleriyle forma yapma fikri fena değil ama tasarım bana göre sınıfta kalmış. Daha iyisi olabilirdi/olmalıydı.

İşte bu formayı hiç beğenmedim. Muhtemelen sezon içinde de çok kullanılacağını sanmıyorum. Kollarda kullanılan sarı tonu, geçtiğimiz senelerde düz renk formalardan birinde kullanılmıştı yanlış hatırlamıyorsam. Formanın gövde kısmında da o sarı tonuyla lacivert karıştırılmış ve ilginç bir renk elde edilmiş. Biraz kasvetli bir görüntüsü var bana göre. Her sene her takımda olan kötü forma kontenjanının bu sene Fenerbahçe adına favorisi bana göre bu formadır.

Bu da kaleci forması. Açıkçası bu rengi de çok tutmadım. Muhtemelen bu tasarımın farklı renk alternatifleri de mevcuttur. Ortalama bir kaleci forması olmuş. Ne iyi ne kötü...

13 Temmuz 2011 Çarşamba

"Bu Ateş Üfleyerek Sönmez" / Ünal Aysal'ın Açıklamaları ve Tepkiler Üzerine


Son 10 günümüzü yiyen bitiren şike operasyonuyla ilgili, dün akşam saatlerinde Galatasaray başkanı Ünal Aysal tarafından bir açıklama yapıldı. Bu açıklama, her yerde iki cümlesi vurgulanarak yayınlandı, ki açıklamadaki genel içeriği anlatmak için seçilebilecek en doğru cümleler de herhalde bunlardı.

"Bu ateş üfleyerek sönmez. Çözüm zamana yayılamaz."

Türk futbolunun içinde bulunduğu durumu ve TFF'nin bu duruma karşı kayıtsız tavrını en iyi özetleyen sözler bunlar aslında. Devamında da "gerekirse ligler geç başlatılmalı" deniyor. Ki bu da isabetli ve saygı duyulası bir öneri.

Peki ne oluyor da ligdeki hemen hemen tüm kulüplerin yönetimleri Ünal Aysal'ın yaptığı bu açıklamaya tepki gösteriyor ve hatta TFF Ünal Aysal'ı Disiplin Kurulu'na göndermekle tehdit ediyor? Bunun mantıklı izahı nedir? Ne kadar mantıklı bilmiyorum ancak bir izahı mutlaka var: Para... Bugün, Kulüpler Birliği'nden yapılan açıklama ve bu açıklama doğrultusunda TFF Başkanı Mehmet Ali Aydınlar'ın iki gün önce söylediklerindeki ana kaygı, hepimizin de tahmin ettiği gibi ligin değerinin düşmesi ve sonuç olarak kulüplere giden paranın azalması...

Kulüplerin böyle bir kaygı içinde bulunmasını normal karşılıyorum ancak çözüm önerilerini biraz da pisliği halının altına süpürmek olarak görüyorum. Ancak yanlış anlaşılmasın. Pisliği halının altına süpürmek tabiriyle kastettiğim şey asla ve asla Fenerbahçe'nin şike yaptığı ve şikeye rağmen ceza almadığıyla ilgili bir gönderme değil. Kastettiğim, şu anda ortam bu kadar bulanıkken liglerin hiçbir şey olmamış gibi başlatılmak istenmesi. Kaldı ki, Ünal Aysal'ın açıklaması da bu yönde. Bazı sivrizekalılar tarafından bu açıklama "Fenerbahçe düşürülsün" şeklinde anlaşıldı muhakkak ancak genel itibariyle gerçekten futbolu seven ve bu işten temiz bir şekilde çıkılmasını isteyenlerin, kelimelerin altındaki kaygıyı anlamış olduklarını tahmin ediyorum. Bir de Fenerbahçe'nin, Ünal Aysal hakkında "güven bunalımı yaratıyor" şeklindeki bir açıklaması var, ki trajikomik bir durum. En üst düzey iki yöneticisi şike şüphelisi olarak üzerlerinde silinmez bir şaibeyle cezaevinde yatarken güvenden bahsetmek için doğru zaman değil diye düşünüyorum.

Şimdi ufak bir kurgu yapalım. Diyelim ki lig başladı. Hiçbir takım da küme düşme cezası almadı ve ilk 6-7 hafta oynandı. Ardından iddianame sunuldu ve (farzedelim) Fenerbahçe'nin küme düşürülmesini gerektirecek deliller ortaya kondu. TFF'nin o an yapacağı şey, aynı iki sene önce Ankaraspor'a olduğu gibi Fenerbahçe'nin sezon boyunca boş geçmesi ve bir sonraki sezon Bank Asya 1. Lig'de maçlarını oynamasını sağlayacak kararı almak olacaktır. Dolayısıyla Fenerbahçe (ya da cezayı alan hangi kulüp olursa olsun) en az bir değil, iki sene kaybedecektir. Oysa lig birkaç hafta (en azından iddianame sunulana kadar) ertelense belki bu tarz kayıplar minimuma indirgenebilir. İşte güzel ülkemin sözümona kulüp yöneticileri bunları hesaba katmayıp anlık önlemlerle günü kurtarma yoluna gitmektedirler. Yaptıkları şey, (şikenin gerçekleştiğini varsayarsak) ceza alacak kulüplere iyilik yapmak değil, aksine kötülük yapmaktır. Ancak herkes mevzuyu işine geldiği gibi algılamak istediği için de bunlar konuşulmamaktadır. Tam da bu yüzden, Ünal Aysal'ın açıklamalarına sahip çıkılması gerekirken, tepki gösterilmekte ve hatta Aysal TFF tarafından tehdit edilmektedir. Ünal Aysal ortalığı germemiş, bilakis göte göt deme cesaretini göstermiştir. Ayrıca, TFF'nin şu anda bir şüpheli olarak cezaevinde bulunan Mecnun Otyakmaz'ın kulüp başkanlarına gönderdiği mektubu üzerinde TFF anteti bulunan bir zarfla sunmasının açıklamasını kim, nasıl yapabilir, bunu da çok merak ediyorum...

Ayrıca Fenerbahçe taraftarına sormak lazım. İki sene önce Fenerbahçe'ye PKK benzetmesi yapmış olan İlhan Cavcav'ın gerçekten de Fenerbahçe'nin iyiliğini isteyebileceğini düşünebiliyor musunuz? Acaba Cavcav gerçekten Türk futbolunun menfaatini mi düşünüyor yoksa kendi kulübüyle ilgili kaygılarından dolayı Fenerbahçe'yi uçurumun kenarında mı gezdiriyor. Yarın yukarıdaki senaryo gerçekleşirse Cavcav ve diğer kulüp yöneticileri bunun hesabını nasıl verecek? En başta koyu Fenerbahçeli Mehmet Ali Aydınlar bunun hesabını nasıl verecek?

Gelelim Galatasaray'a. Ünal Aysal'ın açıklamasını beğendik ama Galatasaray'da da tutarsızlık yok değil. Sonuç olarak Kulüpler Birliği o saçma açıklamayı yaparken orada ikinci başkan Ali Dürüst de vardı. Ali Dürüst, kulüp tarafından bir şekilde yetkilendirilerek oraya gitmişti ve Cavcav'ın okuduğu metnin altında imzası vardı. Bir gün önce Ali Dürüst'ün de altında imzasının bulunduğu bir açıklamaya 180 derece ters bir açıklamanın Ünal Aysal tarafından yapılmış olması, Galatasaray yönetimindeki sıkıntıyı ve organizasyon bozukluğunu gözler önüne seriyor. İlk günden söylediklerimin gerçekleşiyor olması da beni korkutmuyor değil. Ünal Aysal, genel olarak mantıklı konuşan bir başkan adayıydı ve başkan seçildikten sonra da özgüven içeren açıklamalar yaptı. Ancak etrafındaki hiçbir isim beni tatmin etmedi. Ne Ali Dürüst, ne Abdurrahim Albayrak ne de Refik Arkan gibi isimler Galatasaray'a fayda getirebilecek isimlerdi. Bu isimlerin yetersizlikleri, Ünal Aysal'ı da zor durumda bırakıyor bugün. Keşke daha doğru seçimler yapabilseydi, keşke Ünal Aysal daha doğru yönlendirilseydi.

11 Temmuz 2011 Pazartesi

Gervinho Arsenal'de, Gökhan İnler Napoli'de

Arsenal uzun uğraşlar sonucunda Gervinho'yu renklerine bağladı. Arsene Wenger'in açıklamasıyla transfer resmiyet kazandı. İki kanatta ve forvette oynayabiliyor yetenekli oyuncu. Çok süratli ve teknik. Arshavin ve Bendtner'den boşalacak hücum hattı için çok ideal bir transfer. Wenger'in bir diğer açıklaması da Nasri ve Fabregas'ın takımda kalacağı yönündeydi. Arsenal böylece önemli bir aşama kaydetmiş oldu. Liverpool, United, City ve Tottenham bu kadar hızlı girmişken piyasaya; Arsenal'in kadrosunu korumayı başarması ve iyi takviyeler yapması önümüzdeki sezon için heyecan verici...

Bir diğer beklenen transfer de İtalya'da gerçekleşti. Gökhan Inler Napoli'ye imzayı attı. Yetenekli orta saha oyuncusu, Napoli'de eksik olan orta saha direncini arttıracaktır. Hamsik de takımda kalırsa gelecek sezon Şampiyonlar Ligi'nde de sürpriz yapabilir Napoli...

10 Temmuz 2011 Pazar

Aziz Yıldırım'ın Tutuklanması Üzerine


Taraftarı olduğumuz kulübün, önemli işler yapmış başkanı Aziz Yıldırım herkesin malumu olduğu üzere bugün itibariyle tutuklandı. Açıkçası sağlık sorunlarından dolayı tutuksuz yargılanmasını ummadım değil. Mahkeme gözünün yaşına bakmamış başkanın ve başkan artık içeride.

Süreç sonunda kimin neyi ne kadar yaptığı ortaya çıkar, herkes cezasını çeker. Çekmelidir de bunu sürekli yazdık. Kulübü ilgilendirecek kısımlara geçelim, beni ilgilendiren kısmı orası bir taraftar olarak.

Bir değerlendirme yapıldı zaten blogumuzda ama Fenerbahçeli olarak kayıtsız kalamıyor insan, bir de kendi düşüncelerini yazmak istiyor. Şu an itibariyle Digiturk'te kanalları gezinirkern Fb Tv'de sürekli olarak Aziz Yıldırım'ın ne denli büyük bir sevdayla Fenerbahçe'ye bağlı olduğu bir klip, taraftarların Topuk Yaylası ziyareti, Selçuk Şahin'in röportaj veremeyecek kadar duygulandığı anlar gösteriliyor. Dedik ya Fenerbahçeliyiz diye. İçimiz şişiyor. Elden hiçbir şey gelmiyor. Üzülüyoruz.

Mecburen kanal değiştiriyorum. Bir ileri basıyorum. Lig Tv. Unutulmaz maçlar. Fenerbahçe - Galatasaray maçı. 6 Kasım'daki. Şu an durum 2-0. O günü hatırlıyorum. Maçı izleyecek yer bulamamıştım. Her yer doluydu. Bir cafe'nin televizyonuna çok uzaklardan bakabiliyordum ancak. Stad yanıyordu. Bir şeyler olacağı belliydi. 6 oldu. Sevinemiyordum bile. Azalan verimler kanunu gibi bir şey. 1-2 yükselişe geçiyorsun, 3-4 zirve, 5'te düşmeye başlıyorsun, 6 olunca bundan sonrasının zevk vermeyeceğini biliyorsun. Her neyse. O günkü sevinci yaşatan takım, bugün ise çaresiz bırakıyor bizleri.

Biz burada bir şeyleri değerlendirirken hayatın diğer unsurlarını göz ardı etmemeye özen gösteriyoruz hep. Futbol konuşuyoruz ama futbolu etkileyen veya futbolun etkilediği tüm faktörleri değerlendiriyoruz. Eksik bırakıyoruzdur elbette ama klişelerden fazlasını yaptığımızı ve her şeyin göründüğü gibi olmadığının farkında olduğumuzu düşünüyorum.

Bu şike meselesine de hep böyle yaklaştık burada. Ay ne güzel, futbol temizlenecek, Fener zaten hep şikeciydi, Aziz pislikti, diğerleri temiz, canım yargı, gülüm hükumet demedik. Ne Fenerlisi, ne Galatasaraylısı böyle yaklaşmadık olan bitene. Aklımızı ve vicdanımızı, hırslarımıza satmadık kısacası...

Yine bunların ışığında bir değerlendirme yapmak gerekirse; Fenerbahçe'nin şike veya teşvik primi gibi çirkinliklere bulaşıp bulaşmadığını bugünden kestiremediğimi belirtmek isterim. Bunu Fenerbahçeliliğimle söylemiyorum. Aziz Yıldırım'ın iddia edilen suçu silahlı örgüt kurmak ve bu örgütü yönetmek. Var ya da yok çıkar ortaya. Ama şunu söylemeliyim. Emenike ve Sezer'in serbest bırakılmasının ardından şike veya teşvikin nasıl yapıldığını anlayamıyorum.

Bu oyuncular serbest kaldıysa elimizde iki maç kalıyor şaibeli olduğu söylenen. Eskişehir - Trabzon maçında teşvik primi verildiği, Sivasspor - Fenerbahçe maçında da şike yapıldığı iddia ediliyor anladığım kadarıyla. Diyelim ki bu ithamlar gerçek. Eskişehirspor maçındaki teşvik primi Bülent Uygun ve Ümit Karan'a mı verildi yani? Ee ne dedi adamlar oyunculara? Yenileceksiniz biz paramızı aldık mı? Oyuncular da tamam hocam siz aldıysanız, biz yatarız mı dediler? Böyle olduysa oyuncular da suçlu değil midir? Gözaltına alınması gerekmez mi? Böyle olmadıysa kimi teşvik etti birileri Fenerbahçe adına?

Sivasspor maçıyla alakalı da Mehmet Yıldız serbest bırakıldı, Korcan içeride. Korcan'a para yedirdi birileri Fenerbahçe adına. İddia bu. Maçın nasıl geçtiğini, Volkan'ın yediğinin Korcan'ın yediği kadar beter bir gol olduğunu falan geçelim. Bekleyelim.

Sadece vicdanıma dönüyorum. Fenerbahçe - Gaziantepsor, Bucaspor - Trabzonspor, Trabzonspor - Gaziantepspor, Fenerbahçe - Bursaspor, Karabükspor - Fenerbahçe ve Karabükspor - Trabzonspor maçlarının incelenmediği bir soruşturmayı kabul edemediğimi farkediyorum. Amacım birilerini karalamak değil ama yandaş medyanın ve rakip takım taraftarlarından aklı selim davranmayanların, Fenerbahçe meselesi değil, futbol temizleniyor işte demelerini kabul edemiyorum.

Fenerbahçe taraftarına geçelim. Aklı selim davranamadığı için eleştirilecek en son kitledir Fenerbahçe taraftarı. Çok sevdikleri başbakana, cemaate bile karşı duruş sergileyebilecek kadar aşıklar takımlarına, bağlılar renklerine. Yürüyüşü anlamlı bulsam bugün orada olurdum ama anlamsız bulmak da empati eksikliğinden başka bir şey değil.

Sahada gördükleri emeğe, tribünde yaptıkları fedakarlığa bir türlü sahip çıkmaya çalışıyor taraftar. Başka bir yol bilen, göstersin de onu yapalım. O kadar mücadele, istek, arzu, çaba değerini yitirmesin istiyorlar. Feryat ediyorlar.

Aziz Yıldırım'a saygı duymak, sevsek de sevmesek de becermek zorunda olduğumuz bir hissiyat. Adamın tüm emeğini Fenerbahçe için harcadığını bunun dışında da ülke futbolundaki birçok önemli gelişmede baş aktör olduğunu unutamayız. Zaten taraftar olarak saygı duyuyoruz, insan olarak temkinliyiz. Yanlışın yanında olmaktan korkuyoruz işte, çok basit.

Fenerbahçe'ye ne olur? Küme düşürülmesi gerekiyor eğer Sivasspor maçı ile ilgili elde net deliller varsa. Düzenin şartları gereği ne kadar zor görünse de federasyon bu kararı almalıdır. Yayıncı kuruluş, sponsorlar bir şekilde istemeyeceklerdir bu kararı ama olması gereken buysa olacaktır. Sanmıyorum bir geri dönüş olacağını. Ok yaydan çıkmıştır. Federasyonun, sponsorların ve yayıncı kuruluşun yapacağı tek şey; önümüzdeki sezon Beşiktaş ve Galatasaray'ı ligin son haftasına kadar yarışın içinde tutmak için çaba göstermek olacaktır böyle bir durumda. Kendi iplerini kesmemeleri için...

Bana gelince... Şu an üstümde Fenerbahçe'ye ait bir t-shirt, odamın çeşitli yerlerinde asılı sarı - lacivert örgüler, balkonumda sallanan Fenerbahçe bayrağıyla sezonun açılmasını ve stadta takımımı desteklemeyi bekliyorum.

Taraftarların ise daha değişik tepkileri mevcut. "Juventus değiliz, ananızı ....." diye bağırıyorlardı bugün yürüyüşte. Bazıları durmayacak ve bu küme düşürülme olayını hazmedemeyecek bunu anladık. Fakat benim bugünkü yürüyüşte en değerli bulduğum şey; Akp - cemaat işbirliğinin Fenerbahçe üzerinde bir operasyon düzenlediğine dair oluşan inancın dillendirilmiş olması. Açık söyleyeyim bizim taraftar profilimizden beklenmeyecek bir gelişim bu.

Polisin biber gazını yemek de bu anlamda olumlu. Bu ülkede sadece yukarıda söylediğim işbirliğinin ortaklarına laf söylenildiğinde biber gazı sıkılmaya başlanılır. Polis şöyle, polis böyle diyecek durumu geçtik. 2008'de 1 Mayıs'ta, insanların, camları ve kapıları kapalı bir otobüsün içine alt alta, üst üste konulup; aracın içerisine biber gazı sıkılmasını duyduğum gün itibariyle polis hakkında söz söylemenin gereği yok diye düşünüyorum. Polis, demokrasimizin teminatıdır diyen bir başbakana sahipken üstelik...

Kısacası zor zamanlardan geçiyoruz Fenerbahçeliler olarak ve geçireceğiz. Ama takıma sahip çıkmaktan vazgeçmeyeceğiz. Diğer takımı tutan arkadaşlarımızdan da anlayış bekleyeceğiz. Bizden normal tepkiler vermemizi beklemeleri için, empati kurmaları gerektiğini anlatacağız. Ve artık çok fazla söz söylemeyeceğiz. Bekleyeceğiz. Ne olursa olsun, sevdamızın peşinde yürüyeceğiz...

Aziz Yıldırım Tutuklandı


Şike soruşturmasında bugün en önemli gelişme yaşandı ve Aziz Yıldırım tutuklandı. Artık içinde bulunduğumuz sürecin ikinci adımına geçtik diyebiliriz.

Gerek ben, gerekse de Gelipartt (Berk), bu zamana kadar soruşturma hakkında çeşitli yorumlarda bulunduk. Kesin yargılarda pek fazla bulunmamaya çalıştık. Varsayımlar üzerinden gitmeye gayret ettik.

Bugünden itibaren bazı şeyler daha da netleşti. İhtimaller yelpazesini biraz daha daraltarak yorumlar yapacağız. Aziz Yıldırım'ın tutuklanması demek, Fenerbahçe açısından işlerin iyiden iyiye zorlaşması demek. Tabii ki henüz Aziz Yıldırım'ın suçu sabit değil. Bunu gerçeği bir kere cebimize koyup, yorumlarımızı öyle yapacağız. Ancak şu da bir gerçek ki, Aziz Yıldırım savcının kanısına göre suçlu. Dolayısıyla biz belki şike yapıldığı kesinmiş gibi görüşler bildirmeyeceğiz ama TFF şike yapılmış gibi kabul ederek karar verme durumunda. Zira davanın ne kadar süreceği belli değil. Baş şüphelilerden birinin tutuklu olması, Futbol Federasyonu'nun karar sürecindeki en önemli belirleyici ayrıntı olarak yerini alacak.

Kitap ne diyor? Kitaba göre şike yapanın düşmesi gerek. Hatta şike yapmaya kalkanın da düşmesi gerek. TFF, Aziz Yıldırım'ın tutuklu olması nedeniyle, şike suçunu işlenmiş olarak kabul edeceği için Fenerbahçe'yi düşürmek zorunda gibi bir görüntü var. Tabii şike yapmaya çalıştığı ancak parayı ayarlayamadığı için yapamadığı söylenen bir de Trabzonspor var ortada. Ancak onlarla ilgili bir gelişme yok henüz.

Peki TFF Fenerbahçe'yi küme düşürebilir mi? Genel görüntü, bunun çok zor olduğunu ancak zor da olsa böyle bir karar alınacağını gösteriyor. Yine de başka formül arayışları olacaktır. Bu alternatif yollardan birine sapılır mı gerçekten bilmiyorum. Olursa şaşırır mıyım?Açıkçası şaşırmam. Bugün Aziz Yıldırım'ın tutuklanma kararından sonra olanlar ortada. Bu gerginlik, olası bir küme düşürme kararından sonra bu kadarla da kalmaz. İşin sosyo-ekonomik boyutunu falan da düşününce bu kararın ne kadar alınması zor bir karar olduğunu daha iyi anlıyoruz. Fenerbahçe'nin rakibi konumundaki Süper Lig kulüpleri bile istemiyor böyle bir cezayı. Yayın gelirleri, ülke futbolunun dengeleri vs. gibi her şeyin yeri değişecek. Tüm taşlar yerinden oynayacak. Kolay değil. Peki tüm taşların yerinden oynaması çok mu zor hükümet için? Açıkçası ben hükümetin mevcut dengeleri korumak gibi bir derdi olduğunu düşünmüyorum. Adamlar öyle ya da böyle koskoca ülkedeki taşları yerinden oynattı ve dengeleri bozdu. Ülke futbolu mu onları durduracak? Mesele rantsa, bu rant pastası gider, yerine yeni bir rant pastası gelir. Dilimler de bıçak kimin elindeyse onun istediği gibi belirlenir. Biz Türk futbolseverler de bu yeni düzeni bir süre garipser, sonra tekrar alışır ve futbolun büyüsüne kapılırız. Hangi yeni düzene alışmadık ki?

Yine de ilk gün ortaya koyduğumuz senaryo geçerliliğini koruyor. Türkiye'de şike hep vardı ancak nedense bu sene ortaya çıkarıldı. Bu da demektir ki bu iş siyasi nedenlerle gün yüzüne çıktı. Yani olay "şike bitsin" amacından çok, "Aziz bitsin" amacına odaklı. Aziz bitecek ki Fenerbahçe'nin başına bir atanmış başkan gelebilsin. Tabii bunun için Aziz Yıldırım'ın veliahtı Mehmet Ali Aydınlar da pasifize edilmeliydi. Edildi de...

Her şeye rağmen, bugün Fenerbahçe taraftarının ortaya koyduğu tepkiyi de anlamak mümkün değil. Gazeteciye saldırmak çözüm olamaz. Şike olmadığını kimsenin iddia edemediği bir ortamda suçlu olma olasılığı yüksek bir insanın peşinden bu kadar çok gidip camia da bu işlere bu kadar müsamahalı ve yakın bir yere konumlandırılmamalıydı.

Sonuç olarak, önümüzdeki birkaç gün çok kritik ve herkesin sağduyulu olması gereken bir zaman dilimi. Umarım ki işin içindeki onca soru işareti ve mide bulandıran ayrıntıya rağmen Türk futbolu için olumlu olan şey neyse o gerçekleşir.

Kategoriler

201 afrika uluslar kupası 2010 dünya kupası 2014 dünya kupası a milli takım a2 ligi abdul kader keita abdullah avcı adana demirspor adanaspor adnan polat adriano ajax akhisarspor alanyaspor alex de souza alexis sanchez ali sami yen stadı almanya alpaslan dikmen altay amerika birleşik devletleri andre santos andrea pirlo ankaragücü ankaraspor anket antalyaspor arda turan arjantin arsenal arsene wenger as monaco atınç nukan atletico madrid aurelien chedjou avustralya aydın karabulut aykut erçetin aykut kocaman azerbaycan aziz yıldırım ballon d'or bank asya 1. lig barcelona başakşehir batuhan altıntaş batuhan karadeniz bayer leverkusen bayern münih bekir irtegün belçika benfica bertul kocabaş beşiktaş Beşiktaş ve City blogtivi bogdan stancu bolton wanderers boluspor borussia dortmund bosna hersek braga brezilya bucaspor bundesliga burkina faso bursaspor bülent ataman bülent korkmaz bülent uygun bülent ünder caner erkin celal kıbrızlı celtic cem sultan cesc fabregas ceyhun eriş ceyhun gülselam cezayir championship chelsea christoph daum claudio bravo claudio caniggia claudio pizarro claudio taffarel copa america corinthians cristiano ronaldo cska moskova cüneyt çakır çaykur rizespor daniel güiza danimarka david villa deniz kadah denizlispor deportivo la coruna didier drogba didier zokora diego maradona dirk kuijt diyarbakırspor doğaüstü futbol gerçekleri dunga dynamo dresden egemen korkmaz eintracht frankfurt elano elazığspor elvir baliç emiliano insua emmanuel emenike emre can erdoğan arıca eskişehirspor euro 2012 euro 2016 fabio bilica fanzin faryd ali mondragon fatih terim fc sion fc twente felipe melo fenerbahçe fernando muslera ferudun tankut fifa fildişi sahili formalar frank lampard frank rijkaard fransa franz beckebauer futbol sandığı galatasaray gana gaziantepspor gençlerbirliği genoa getafe gheorghe hagi giampaolo pozzo gine gino pozzo glasgow rangers gökhan inler gökhan töre gökhan ünal göztepe granada greuther fürth guillermo ochoa gurbetçi futbolcular guti guus hiddink güncel güney afrika güny kore güvenç kurtar haftanın ardından hakan arıkan hakan çalhanoğlu hakan şükür hakemler hamburg hamit altıntop hannover 96 harry kewell hasan kabze hayrettin demirbaş hertha berlin hırvatistan hikmet karaman hollanda honduras hugo almeida ibb ibrahim üzülmez ibrahima yattara iddaa ilkay gündoğan inceleme incleme ingiltere inter irlanda cumhuriyeti ispanya istanbulspor isveç isviçre italya ivica olic j-league japonya jerry akaminko johan elmander jose mourinho jupp heynckes juventus jürgen klopp kadir has stadı kamerun kardemir karabükspor karlsruhe karşıyaka kasımpaşaspor kasper hjulmand kayserispor keylor navas kıymeti bilinmeyenler kocaelispor kolombiya konyaspor kosta rika kulüpler birliği la liga lazio lefter küçükandonyadis leipzig lens ligue 1 lionel messi liverpool livorno lokomotif moskova lomana lualua los galacticos lucas neill lugano lyon maç öncesi maç yorumu mahmut özgener mainz mali mamadou niang manchester city manchester united manisaspor mario balotelli mario götze marius alexe marsilya martin palermo mateja kezman medhi benatia mehmet ali aydınlar mehmet ekici meksika melih gökçek mersin idman yurdu mert günok mesut bakkal mesut özil metin diyadin metin oktay metin tekin mevlüt erdinç mhk michael owen michael skibbe milan milan baros miroslav klose muhammed demirci muhammet reis mustafa denizli mustafa yücedağ nadir çiftçi napoli necati ateş necip uysal newcastle united nicolas anelka nijerya nostalji notts county nuri şahin nürnberg oğuz çetin oğuz sarvan oğuzhan özyakup olcan adın olympiakos orduspor orhan şam osc lille oscar cordoba ömer toprak panathinaikos paok paraguay pep guardiola pierre webo portekiz porto portsmouth premier league premier lig psg ptt 1.lig radamel falcao rafael benitez rais m'bolhi raymond domenech real madrid real sociedad rıdvan dilmen ricardo quaresma rigobert song river plate robert lewandowski roberto carlos robinson zapata roma romario ronaldinho ronaldo rosenborg sabri sarıoğlu sakıp özberk samet aybaba samir handanovic sampdoria samsunspor schalke 04 selçuk inan selçuk şahin semih şentürk senegal sercan sararer serdal adalı sergen yalçın serie a servet çetin sezer öztürk shakhtar donetsk sırbistan simao sabrosa simon kuper simon zenke sinan bolat sinan engin sivasspor slaven bilic slovakya slovenya spor basını sportivi st etienne stefan scepovic stoke city stsl stuttgart süleyman koç süper final şampiyonlar ligi şenol güneş şili tayfun korkut temur ketsbaia tff thierry henry tim howard tim krul tolgay arslan tolunay kafkas tottenham hotspur toulouse trabzonspor transfer tsg 1899 hoffenheim tsl tugay kerimoğlu tunus türk telekom arena twitter u20 udinese uefa uefa avrupa ligi ufuk ceylan unutulmaz ikililer uruguay ümit karan ümit kayıhan ünal aysal valencia vfl wolfsburg villarreal vincent enyeama volkan şen watford wayne rooney werder bremen wesley sneijder yekta kurtuluş yeni zelanda yeşil burun adaları yıldırım demirören yılmaz vural yunanistan yunanistan süper ligi yusuf şimşek yücel ildiz zenit ziraat türkiye kupası ziya doğan zlatan ibrahimovic zoran simovic zvjezdan misimovic

LinkWithin

Related Posts with Thumbnails