31 Mayıs 2011 Salı

Galatasaray'da Ayrılıklar

Galatasaray'da bugün yolların ayrıldığı beş isim açıklandı. Buna göre Harry Kewell, Lucas Neill, Emiliano Insua, Barış Özbek ve Robinson Zapata gelecek sezonun kadrosunda olmayacaklar. Zapata'yı geçelim, geride kalan dört isim de takıma bir şekilde katkı sağlamış oyuncular. Görüyoruz ki bazı ayrılıklar elzem...

Aralarında beni en çok üzen, Harry Kewell'ın ayrılığı oldu. Normal şartlarda takımda kalması sıkıntı yaratacaktı. Mantık çerçevesinde düşününce olağan bir durum oldu bu. Malum, Daddy Cool yaşının da etkisiyle sezonun yarısında yok. Oynadığı maçlarda da dayanıklılık sorunu yaşıyor. Mücadele gücünü kaybetti. Duygusal olarak yaklaşınca çok üzücü bir ayrılık olduğu kesin. Gönül ister ki alt yapıda çalışmaya başlayıp gençlere tecrübelerini, futbola ve hayata dair birikimlerini aktarsın ancak o da olmayacak gibi. Gelecek yıllarda tekrar yolların kesişmesi dileğiyle...

Lucas Neill de aynı vatandaşı Kewell gibi sevdiğim bir oyuncuydu ancak onun da fiziği zaman zaman ligdeki mücadeleyi kaldıramaz hale gelmişti. Yanında oynayan Servet de ağır bir oyuncu olunca, doğal olarak yabancı kontenjanını dolduran ve daha yaşlı olan Neill'in bileti kesildi. Bu da anlaşılabilir bir karar. Keşke Neill'le bir kupa kaldırabilseydi Galatasaray.

Emiliano Insua da takımdana ayrılması beklenen oyunculardandı. Yaşı çok gençti ve geçen sezonun başında Liverpool'dan kiralık olarak geldiğinde ondan çok şey bekliyordu taraftar. Ne yazık ki Rijkaard sonrası dönemde düşünülmedi. Oynadığı maçlarda kötü bir görüntü verdiğini hatırlamıyorum. İyi bir sol bek performansı koyuyordu ortaya ancak oynamaya oynamaya öz güvenini kaybettiği için yeterli katkıyı yapamadı. Umarım sonraki futbol hayatında başarılı olur.

Ve Barış Özbek... BAM'ın B'si... Çoğu Galatasaray taraftarı sevmez Barış'ı. Ancak ben o kadar da soğuk bakmıyordum. Tabii ki bu sezon oynadığı futbol kelimelerle ifade edilemez. Çok kızdırdı hepimizi. Ancak iyi bir Barış, her zaman rotasyonda yararlanılabilecek bir oyuncudur benim nazarımda. Bunu Kalli döneminde göstermişti. O sene orta sahaya müthiş direnç katmıştı. Ancak yapmaması gereken işlere kalkışması takıma çok zarar verdi. Onun da değerini düşürdü haliyle. Önündeki adama ayağının içiyle topu yuvarlamak varken topuk pası vermeye kalkmak, no look pasa kasmak anlamsızdı. Barış da bu anlamsızlık içinde kayboldu. Bu kafayla giderse daha da dibi görür. Alana sabır diliyorum. (Tabii basit oynayan Barış'a karşı değiliz)

Zapata hakkında yoruma gerek yok. Ben bu sezon oynadığı bir maç sonrasında kendisiyle ilgili nihai fikrimi beyan etmiştim: Halı saha takımıma bile almam.

Tüm bu gidenlerin ardından bir de kalan oyuncu var: Gökhan Zan. Onun da sözleşmesi bitiyordu ancak muhtemelen yıllık ücretinden indirime gitmiş olacak ki sözleşme yenilenecek kendisiyle. Normalde yetenekli bir oyuncu. Sezonun yarısını sakat geçirmezse katkı sağlar.

Güle Güle Paul Scholes...

Bugün, gençliğimizin, çocukluğumuzun yıldızlarından biri daha futboldan kopuşunu açıkladı. Manchester United'ın orta saha oyuncusu Paul Scholes, 36 yaşında futbolu bıraktığını açıkladı. Gözünü Alex Ferguson'la açtı, Alex Ferguson'la kapadı. Kariyerinde kırmızı şeytanlar haricinde hiçbir takımın formasını giymedi. Takıma girdiği ilk günler halen daha birçoğumuzun hafızasındadır. Aradan geçen sürede takımı adına 466 maça çıkıp 106 gol atmış.

Bundan sonra Manchester United alt yapısında görev alıp kendi gibi efsaneler yetiştirmeye çalışacak. Futbolu bırakması üzdü ancak zirvede bırakması çok güzel.

30 Mayıs 2011 Pazartesi

Sampdoria, Deportivo ve Monaco / Küme Düşen Büyükler / Transfer Pazarı

Tüm Avrupa'da ligler sona erdi ve şampiyonlar kimseyi şaşırtmadı. Fransa'da Lille sürprizi dışında. En dikkat çekici olan ise küme düşen takımlardı. Bir zamanlar sadece yerel olarak değil uluslararsı anlamda da başarılar elde etmiş güzide kulüpler teker teker küme düştüler. Bu takımların küme düşmeleri, doğru yapılanma olmadığı zaman büyük takımların bile ne hale gelebileceğini gösterdi.


SAMPDORIA


Sampdoria ile başlayalım. Her şey ellerindeydi. Kendi sahalarında oynadıkları son iki maçta, küme düşmüş Brescia ve iddiası kalmayan Palermo'yu yenebilselerdi kümede kalma şansları çok yüksekti. Sampdoria bu iki maçtan sadece 1 puan alabildi. Kendi sahalarında oynadıkları son 7 maçta 6 yenilgi 1 beraberlik alabilen Sampdoria'nın küme düşmesi kaçınılmaz oldu.


Tarihinde; 1 lig şampiyonluğu(90-91 sezonu), 7 İtalya Kupası finali(4'ünde mutlu sona ulaştılar), 1 İtalya Süper Kupası, 1 Şampiyonlar Ligi şampiyonluğu(91-92 sezonu) ve 2 Uefa Kupası finali(1'inde kupayı almayı başardılar) olan bir takımın gözünün yaşına bakmadı hiç kimse. Sampdoria 98-99 sezonunda da küme düşmüştü. Yani efsanevi sezonlardan sadece 7 sene geçmişken. Serie A'ya yükselmek için 02-03 sezonuna kadar beklemek durumunda kaldılar. O sene Serie B'yi lider olarak tamamlayıp, Serie A'ya yükselebilmişlerdi.


Zaman kimseye acımıyor yani. Galatasaray'ın halini de böyle değerlendirebiliriz. Hala 2000 ve 2001'de elde edilen başarılarla övünmekte Galatasaray camiası. Sonuna kadar hakkıdır. Ama Galatasaraylılar dahil herkes farkında ki, o başarılardan sonra bir türlü model oluşturamayan Galatasaray'ın geçtiğimiz sezon düşme tehlikesi atlatması, eksi averajla ligi bitirmesi, mağlubiyet sayısının rekor seviyede ve galibiyet sayısından fazla olması, Avrupa'da görülmedik durumlar değil.


Gelelim batan geminin mallarına. Sampdoria, devre arasında Pazzini'yi Inter'e, Cassano'yu Milan'a vererek düşüş yaşayacağının sinyallerini vermişti. Takımda kalan oyunculardan en değerlileri arasında yer alan Reto Ziegler de Juventus'a transfer oldu. Kalan oyunculardan dikkat çekenler ise Palombo, Koman ve Tissone. Tecrübeli başka isimler de var ama yaşları itibariyle pazarlarının yüksek olacağını tahmin etmiyorum.


Palombo 29 yaşında ve çok ideal bir defansif orta saha. Her takımda oynayabilecek kapasitede. Maliyeti biraz fazla olacaktır. Milli takımın da kadrosunda yer alıyor. Serie A'dan bir takım kendisine kapılarını açacaktır diye tahmin ediyorum. Hatta Juventus için yine yerli yerinde bir transfer olur.


Koman ise geçtiğimiz gençler Dünya Kupası'nda parmak ısırtmıştı gerçekten. Çok başarılı bir sezon geçirmese de önemli yeteneklere sahip. İki kanatta da oynayabiliyor Macar oyuncu. O da ilk aşamada orta sınıf bir Serie A takımında kendisine yer bulabilir. Geleceğinin daha parlak olduğunu düşünüyorum.


Tissone ise tekniği yüksek ve oyun bilgisi üst düzeyde olan bir orta saha oyuncusu. Arjantinli'nin de Serie B'de oynamaya devam edeceğini düşünmüyorum.



DEPORTIVO LA CORUNA


Küme düşen bir büyük takım da İspanya'dan. 2000'li yılların başında oynadıkları futbol ile damga vurmuşlardı. Makaay, Mauro Silva, Donato, Djalminha, Valeron ve Molina ilk aklıma gelen isimler. İnanılmaz bir takımdı Deportivo. Top göstermiyorlardı. Valeron'un bir Galatasaray maçında %100 pas isabeti yakaladığını dahi hatırlarım. Bu takım 10 sene sonra küme düştü. Zaman acımıyor demiştik işte. 1 La Liga şampiyonluğu, 2 Kral Kupası ve 1 de Intertoto Kupası var mazisinde. Yazık oldu...


Gelelim oyunculara. Açıkçası bu seneki kadroları oldukça zayıftı ve küme düşmeleri sürpriz olmadı benim açımdan. Buradan iyi bir transfer yaparak kariyerinde atlama yaşayabilecek bir oyuncu olacak mı çok emin değilim.


İlk aday tabii ki Meksikalı Guardado. Sol kanatta daha çok hücumcu olarak oynayan bir oyuncu. Üst düzey bir ligde oynamaya devam edecektir. Sol kanadında sıkıntısı olacak Türk takımları için de ideal olabilir. Örneğin, Arda bir başka takıma gidecekse, Galatasaray'ın sol kanadı için şeker gibi bir transfer olur. Maliyetinin çok çok çok yüksek olacağını düşünmediğim için, sorunlu Engin, istikrarsız Alanzinho'dansa Guardado diyebilirim Trabzonspor'un sol kanadı için.


Pablo ve Valeron yaşlarından dolayı kalacaklardır Riazor'da. Ben ikinci bir isim göremiyorum iyi transfer yapabilecek. 30 yaşındaki Riki aslında yetenekli ama bu sezon diplerdeydi. 24 yaşındaki savunma oyuncusu Aythami, La Liga'da kendisine yer bulabilir...




AS. MONACO


Son hafta kendi sahalarında Lyon'u geçebilselerdi, kümede kalacaklardı. Dün gece Lyon 2-0 yenince Monaco'yu, kırmızı beyazlılar küme düştüler. En son onları 03-04 sezonu CL finalinden hatırlıyoruz. Giuly, Morientes, Evra, Rothen, Cisse, Nonda, Adebayor vesaire... Hemen hepsi bu finalden sonra büyük transferler yaparak takımdan ayrılmışlardı. Monaco da o günden bugüne belini doğrultamadı.


7 lig şampiyonluğu, 10 kupa finali ve 5 kupası, 2 lig kupası finali, CL finali, 92' Kupa Galipleri Kupası şampiyonluğu bulunuyor bu kulübün. Şimdi Ligue 2'de devam edecekler...


24 yaşındaki kaleci Ruffier, bu takımda kalmayacaktır. Galatasaray ile adı anılıyor. Türkiye olmasa bile Ligue 1'den bir takımla kariyerini sürdürecektir. Yetenekli bir kaleci, gelişime açık...


Devre arasında takıma katılan M. Diarra da pazarı her zaman bulunan bir oyuncu. O da kendisine Ligue 1'de bir takımda yer bulacaktır. 2-3 sene önceki maliyeti de olmayacaktır. Kim alırsa alsın iyi bir transfer olacaktır. Ya derinlik yaratır ya da tecrübesiyle önemli katkı sağlar.


Koreli Park, sezona çok iyi başlamıştı. Sonra devamı gelmedi. Ama onun da golcülük meziyetleri, kendisine bir kulüp bulma yolunda avantaj sağlayacaktır. Henüz 25 yaşında. Yatırım yapılabilir yani.


Bu takımlardan ve Galatasaray örneğinden de gördüğüm üzere, büyük kulüp olmak yetmiyor; doğru yapılanma şart. Zaman geçtikçe makas daralıyor. Dikkat etmekte fayda var...

29 Mayıs 2011 Pazar

Orduspor Süper Lig'de!

Samsunspor ve Mersin İdman Yurdu'nun ardından bugün oynanan maçla birlikte Orduspor da Süper Lig'e çıktı ve böylece önümüzdeki sezon ligde yer alacak 18. takım da belirlenmiş oldu.

Orduspor'un lige çıkmasına sevindim. Play off maçlarında da gördük; harika bir taraftarları var. Eğer seneye de bu çizgilerini bozmazlarsa tribünden takım nasıl desteklenir, hep birlikte en güzel örneklerinden birini göreceğiz. Rakibi ıslıkla baskı altına alışları, kendi takımlarına verdikleri destekle birleşince 12. adam tabirinin tam karşılığı oluyor Orduspor taraftarı.

Aynı zamanda keyifli de bir takıma sahipler. Umarım bu sezon Konyaspor ve Bucaspor'un düştüğü hataya düşüp takımı dağıtmaya kalkmazlar. Bu kadrodan kaleci Fevzi, Kürşat, Ali Çamdalı, İrfan, Kostovski ve Ahmet gibi oyuncular seneye de kadroda kalmalı. Tabii ki çok çok beğendiğim Jerry Akaminko da öyle. Daha önce bir postta belirtmiştim. Jerry Akaminko kesinlikle vatandaşlığa geçirilmesi gereken bir yetenek. Hem genç hem de ciddi bir Türkiye tecrübesine sahip oldu. Seneye hangi takımda olursa olsun, adından çokça bahsettirecek. Orduspor da öyle...

Hoş geldin Orduspor!

2010-2011 Sezonu Şampiyonlar Şampiyonu Barcelona!

2010/2011 sezonu Şampiyonlar Ligi'nin galibi Barcelona oldu. Şaşırtıcı bir sonuç değil. Sahadaki futbol da bunu doğrular nitelikteydi. Barcelona tam da istediği oyunu oynadı. Manchester United, özellikle ilk yarıda alan daraltarak başarılı bir savunma yaptıysa da hücumda topu ayağında tutamayarak etkisiz bir görüntü verdi. Barcelona, her zamanki pas futbolunu sergiledi. Özellikle 20. dakikadan sonra tempoyu kademe kademe arttırmaları, Manchester United'ı oldukça yıprattı. Ön alanda pres yaparak çok sayıda da top kazandılar. Pedro'yla golü bulduktan sonra birkaç dakika bocaladılar ve bu bocalama anlarından birinde Manchester United, Barça yarı sahasında presle kaptığı topta çabuk ve dikine oynayarak beraberliği buldu. İlk yarı iki güzel golle 1-1 bitti.

İkinci yarıda iki tarafın da biraz daha temkinli olmasını bekliyorduk ancak Barcelona ilk yarıya oranla daha etkili bir oyun koydu ortaya. Messi'nin harika golünden sonra Manchester United yine pres yapar, biraz daha etkili oynar diye düşünüyordum ancak tam tersine, sanki hiçbir şey olmamış gibi sürdü oyun. Derken Barcelona bir gol daha buldu ve skoru 3-1'e getirdi. David Villa'nı golü muazzamdı. Vuruşunu yapmadan önce topun gideceği köşeyle ilgili yazılı imzalı bir belge aldı adeta. Eliyle koymuş gibi göstere göstere attı. Van der Sar, giderayak kalesinde üç gol görmesine rağmen bana göre başarılı bir oyun sergiledi.

Manchester United'da Valencia'dan bahsetmek gerek. Valencia bu gece sabırları biraz zorladı. Kırmızıyla atılmaması onun için bir şanstı. Üstelik bu sezon ağır da bir sakatlıktan çıkmıştı. Sakatlı süreci belli ki onun yaratıcı melekelerini almış ve bu süreçte Valencia'nın içine bir kasap kaçmış.

Kupayı Abidal'in kaldırması da çok yerinde ve manidardı. Düşünün, birkaç ay evvel kanser teşhisi koyuluyor ancak siz pes etmiyor ve kanseri yenip sahalara geri dönmeyi başarıyorsunuz. Ve ardından Şampiyonlar Ligi finalinde görev alıp kupayı kaldıran isim oluyorsunuz. Bu onur, Eric Abidal'e yakıştı dersek yanlış olmaz.

28 Mayıs 2011 Cumartesi

FC. Barcelona Vs. Manchester United FC. / Final Akşamı!

3 gün boyunca, takımların yapılarını, kadrolarını ve oyuncularını incelemeye çalıştık. Fakat bu incelemelerimiz çok da yerini bulmuş olmayacak gibi duruyor. Maçı haber yapan internet sitelerine baktığımızda kadrolar benim yazdığım şeklinden biraz farklı. Barcelona'da tek fark var ama Manchester United benim hiç beklemediğim bir biçimde sahaya çıkacak diye söyleniyor.

Sistemlerinin ve dizilişlerinin aynı oolmadığını söylemiştik iki takımın. Barcelona 4-3-3'ün dünya üzerindeki en önemli temsilcisi. Manchester United da klasik İngiliz takımları gibi 4-4-2'ye sadık kalmakta.

2009 finalinde de bu iki takım karşı karşıya gelmişti. Barcelona Eto'o ve Messi ile kazanmayı bilmişti. Özellikle ilk yarıda Eto'o'nun golünden sonra, top göstermemişlerdi Man. U.'ya. Bu durumu yaratan da Xavi - Iniesta ikilisinin Carrick - Anderson ikilisine kurduğu ezici üstünlüktü. Bu maçı hatırlayan herkes gibi ben de orta sahada bir Fletcher tercihi bekledim ama Ferguson, Carrick - Giggs ikilisini o bölgede kullanacak gibi duruyor. Ben Giggs tercihinin sol kanat için yapılabileceğini düşünmüştüm.

Nani'nin sakatlık sonrası çekingenliğini üzerinden atamaması da sağ kanat için Valencia tercihini ön plana çıkarmış. Giggs'in içeri kaymasıyla da sol kanat için en öncelikli isim J. S. Park. "Ciğersiz" lakaplı oyuncu, Alves savunmasında önemli roller üstlenebilir.

Barcelona'ya geçtiğimizde ise hemen hemen her şey beklediğimiz gibi. Sadece Abidal'in form tutamamış olması ve Adriano'nun fazla hücumcu olması; savunmanın solunda alternatiflere yönelinmesine yol açtı. Gabriel Milito'ya hiç güvenmeyen ve Mascherano'nun defansta gösterdiği performanstan memnun olan Pep; sol beke kaptan Puyol'u çekip, Mascherano'yu stoperde görevlendirecek gibi duruyor.

Topun genel olarak Barcelona'da kalacağını tahmin edebiliyoruz. Ortalama olarak %62 topa sahip olma oranı var Barca'nın CL'de. Man. U.'da bu oran %58. Arada çok fark yok gibi görünüyor ama maç başlayınca göreceğiz ki Barca %62'leri bulabilecek veya yaklaşabilecekken Man. U. için %58 hayalden bile ötesi.

Barca'nın alıştığımız oyununa devam edecek olması, Man. U.'nun da kontra hücumlar gerçekleştirmesi en beklenilir olan. Rooney, Park, Chicharito da bu sisteme çok uygunlar. Lakin bunun gerçekleşebilmesi için orta sahada topu alabilecek ve dağıtabilecek bir beyine ihtiyaçları var. Giggs'in orta alanda oynamasından bu bekleniyor sanırım ama Busquets ve Xavi, efsanevi oyuncuya nefes aldırırlar mı emin değilim. Ama Giggs nefes alabilecek bir anı yakalarsa da topu Rooney ve Chicharito'yla buluşturur bundan eminim.

Böyle bir durumda yani Giggs'in nefes alamadığı, baskı yediği bir durumda yine 2009'a döneriz. Defanstan şişirilen ve duvara çarpmış gibi geri dönen toplar. Bu geri dönen topları alabilir mi Man. U.? Busquets ve Xavi varken bu da zor gözüküyor.

Barcelona tam bir hücum takımı. 2.25 ortalamayla 27 golleri var şimdiye kadar. Manchester 1.5 ortalamayla 18 golde. Hücum istatistikleri bakımından hep önde olan Barca'nın geriye düştüğü tek nokta kornerler. Manchester için çok önemli olacağını düşünüyorum bu faktörün.

Manchester'ın en önemli artısı savunması. Maç başına 0.33 gol yiyor Kırmızı Şeytanlar. Toplamda 4 gol yemişler. Gerçekten inanılmaz. Barcelona ise 0.67 ile hiç de kötü olmayan bir istatistiğe sahip.

Manchester'ın oyun içerisinde de yapması gereken en önemli şey kanatları kullanmak olmalı. Valencia ve Park'a büyük işler düşüyor. Özellikle Valencia kedisine neden bu kadar yatırım yapıldığını ıspatlamalı. Karşısında Puyol olacak ve sahada en zor durumda kalacak oyuncu gibi o duruyor ama buradan başı dik ayrılması kariyeri açısından da belirleyici olabilir.

Yine diziliş gereği çok fazla karşı karşıya gelecek olan Rooney - Busquets ikilisinin mücadelesi de dikkat çekici olacaktır. Çok çetin geçebilir. Kart çıkması olasılığı da oldukça fazla.

Van Der Sar için son maç olabilir. 99. CL maçına çıkacak Hollandalı. Kariyerindeki en önemli maçla, güzel bir veda düşlüyor olabilir. Messi 1 gol daha atarsa CL tarihinde bir sezonda en fazla gol atan oyuncu olacak. Rekor Van Nistelrooy'da. Manchester'ın son 4 senedeki 3. finali. Barcelona'nın ise 2. finali. 12 maçtır yenilmiyor CL'de Manchester. Barcelona son 20 CL maçında da golle buluştu.

Maç Londra'da, Wembley'de. İngiltere'deki kupa finallerine 9 kez ev sahipliği yapan bu stadda 5 kere eşitlik bozulmamış ve uzatmalara gidilmiş. Maçın İngiltere'de olması Man. U.'ya avantaj sağlar mı hep birlikte göreceğiz...

Artık biz susalım oyuncular konuşsun. Güzel bir final vaadediyor oyuncular ve takımlar. Ama Barcelona 543035 pas yapıp, Manchester seyredecekse biz bu işten bir şey anlamayız. Barca top kaybetsin, Park soldan, Valencia sağdan yardırsın, Giggs aralara bıraksın. Ya da Messi alsın götürsün, Villa formuna kavuşsun soldan içeri katedip, sağ ayağıyla uzak köşeye bıraksın, Xavi birden topu Pedro'nun önüne bıraksın, Iniesta aralara kaçsın gol vuruşu yapsın. Kısacası süratli bir oyun olsun, herkes keyif alsın.




27 Mayıs 2011 Cuma

Hücumda Çeşitliliğin Yüzü / Johan Elmander

Galatasaray'ın yeni transferi Johan Elmander bugün itibariyle İstanbul'da. Sarı kırmızı forma, İsveçliye yakışmış. Bakalım onun futbolu da Galatasaray'a yakışacak mı?

Elmander, çok büyük bir ihtimalle Fatih Terim'in hücumdaki jokeri olacaktır. Zaten orta saha orijinli bir oyuncu. Forvette sağ, sol, merkez, kesinlikle fark etmez. Gerekirse forvet arkası gibi de oynayabilir. Maç içinde yer değişikliği halinde rakibin dengesini bozabilecek bir oyun yapısı var. Hava toplarında da etkili.

Ligimiz, iyi bir oyuncuyla tanışıyor. Galatasaray da umarım artık bu tarz transferlerle hak ettiği yere gelir ve bir sonraki sene Avrupa Kupalarında boy gösterir.

Gurbetçi Akını / Veli Kavlak, Tanju Kayhan ve Burak Kaplan Beşiktaş'a, Yasin Pehlivan Gaziantep'e

Beşiktaş bugün Mustafa Pektemek'ten sonra Veli Kavlak, Tanju Kayhan ve Burak Kaplan'ın transferlerini de borsaya bildirdi. Ardından da Gaziantepspor'un Yasin Pehlivan'la sözleşme imzaladığını öğrendik. Gün hızlı başlamıştı, öyle de devam etti. Bakalım bundan sonra transfer olacak mı...

Sıradan inceleyelim. Tanju transferi Beşiktaş savunması için gerekliydi. Tanju Kayhan, Rapid Wien'de savunmanın her tarafından forma giymiş bir isin. Stoper orijinli fakat zamanla bir bek oyuncusuna evrilmiş. İki kanatta da oynayabiliyor. Boyu biraz kısa. Savunma yönü iyi ancak hücuma fazla bir katkı veremez. Çabuk bir oyuncu. Beşiktaş'ın yabancı kontenjanını genelde hücum hattı için kullanmış olması nedeniyle gerekli bir transferdi. Yerli oyuncu iskeletinde önemli bir yer edinebilir.

Veli Kavlak, komple bir orta saha oyuncusu. 22 yaşında ve iki ayağını da kullanıyor. Her iki kanatta hücuma dönük oynamasının yanında, orta sahanın merkezinde de görev alabilir. O bölgede iyi bir alternatif olacak. Rapid Wien'in Beşiktaş'la yaptığı UEFA Avrupa Ligi maçında da golü vardı. Yalnız bir sorun var kendisiyle ilgili. Bu sezonun ikinci yarısında neredeyse hiç oynamadı. Diz kapağındaki kırık, onu uzun süre sahalardan uzak tuttu. Yorucu bir tempo, dizinde soruna yol açabilir. Halen daha rehabilitasyon çalışmalarını sürdürüyor dizi için.

Burak Kaplan çok yetenekli bir oyuncu. Bu sezon belki öyle 25-30 maç oynayamayabilir. Onun bölgesinde Quaresma ve Simao gibi isimler var ne de olsa. Ancak onları yedekleyecek önemli bir oyuncu olduğu kesin. Her iki kanat ve hücuma dönük orta saha oynar. Sağ tarafta daha verimlidir. İki ayağını da etkili kullanır. Duran toplarda çok ama çok tehlikelidir. Fiziği biraz zayıftır ama çok çabuktur. Tüm bunlara karşın, mental olarak sıkıntılı bir futbolcudur. Zaman zaman disiplin sorunları yaşayabilir. Nitekim sezonun ikinci yarısında kiralık olarak forma giydiği Greuther Fürth takımında 6 maçta 3 gollük başarılı bir performans sergiliyorken kadro dışı bırakılması da dikkat çekici. Hem yetenek hem de kişilik olarak Trabzonsporlu Engin Baytar'a birebir benzetiyorum ben Burak'ı. Umarım aklı başında davranır ve Türk futbolu bir yıldız kazanır.

Yasin Pehlivan, orta sahada kuvvetli fiziğinin de etkisiyle dirençli bir oyuncu olarak öne çıkabilir. Sert futbol anlayışıyla savunmada çok etkili olacağı kesin. Ayağı da fena değil. Top yapar, dikine oynar. Top yapar derken tabii ki çok harika bir tekniği yok ancak Mustafa Sarp gibi de topa bomba muamelesi yapmıyor. Bir Türk futbolcusu için ortalama üstü diyebiliriz. Ancak onun da mental sorunları var. Bu sezon devre arasında bir bar kavgasına karışıp elinden sakatlanmıştı mesela. Birkaç hafta oynayamamıştı bu sebeple. Tolunay Kafkas bu tarz sorunları aşabilecek bir teknik direktör. Eğer sıkıntı yaşamazsa Yasin Gaziantep'e çok faydalı olur ve iyi paralara satışı gerçekleşebilir.

Gurbetçi oyuncu transferleri bana kalırsa bu isimlerle sınırlı kalmayacak. Birkaç önemli gurbetçiyi daha Türkiye'de göreceğiz diye düşünüyorum.

Fc Barcelona Vs. Manchester United Fc. / Hücumcular

Geldik, kupanın nereye gideceğini tayin etmesini beklediğimiz adamlara. Barcelona için yine her şey belli. Manchester United için ise Berbatov – Hernandez tercihi soru işareti. Ben topu daha çok rakibine bırakacak olan Manchester United'ın kontra ataklarla etkili olmaya çalışacağını düşünüyorum. Böyle bir oyun yapısında Hernandez, Berbatov'a oranla daha etkili olacaktır.


İstatistiklere bakıldığında ise Manchester United'ın korner atma konusunda rakibine fark attığını görüyoruz. Etkinlikleri de o derece fazla. Barcelona'da uzun diyebileceğimiz Busquets, Pique ve Puoyl var sadece. Ferdinand, O'Shea, Carrick, Vidic ve hatta Fletcher ceza sahası içinde etkili olabilirler. Belki Ferguson bunu yeterli görmez ve Berbatov'u kullanmak ister.


Berbatov'un kullanılmasında başka türlü iki mantıktan da söz edebiliriz. Duvar olması ve indireceği toplarla Rooney ve Nani'ye pozisyon yaratması istenebilir. Yine hücumun merkezinde kaleye sırtı dönük top alması ve kanatlara dağıtması düşünülebilir. Tecrübesi de Hernandez'e oranla oldukça fazla.


Oyuncular ise Herrnandez'i övme yarışına girmişler. Giggs, Ferdinand birçok açıklama yapmış. Pele bile Messi'den daha iyi olabilir demiş onun için. Pele'nin Messi'yle ne alıp veremediği var bilemiyoruz ama Hernandez için itici güç oluyordur bu açıklamalar. Ben Ferguson'un bu moralden faydalanmak isteyeceğini düşünüyorum.


Gelelim karşılaştırmalara. Messi yine merkezde oynar, Villa sola atılır diye düşünerekten yapalım değerlendirmemizi...

PEDRO Ledesma vs. Luis NANI: Takımların sağ kanatlarında bu isimler yer alacaktır muhtemelen. Nani yerini Valencia'ya da bırakabilir tabi. Belki de solda Nani, sağda Valencia ile çıkar Ferguson. İlk gün de yazdığımız gibi Manchester'ın 11'ini tahmin edebilmek, sayısal lotoyu tutturmaktan daha zor. Tahminimiz üzerinden değerlendirelim. Pedro'da bir form düşüklüğü var. Eskisi kadar yırtıcı ve yaratıcı değil son dönemde. Yine attığı şutların, gol olma oranı çok yüksek ama oyunun genelindeki katkısı git gide azalıyor.


Nani ise çok formda olduğu bir sezonda tahlihsiz bir sakatlık yaşadı. Beklenenden daha önce sahalara geri döndü. Sezon başındaki kadar etkili olmasa da her an tehlike yaratabilecek bir yapıya sahip. Çok teknik. “Sıfıra inme” gibi bir kanat oyuncusunda mutlaka olması gereken özelliği, dünya üzerinde en çok kullanan adam. Karşısında savunması zayıf Adriano'yu veya henüz form tutmuş olduğunu beklemediğimiz Abidal'i bulacaktır. Nani bu maçta fark yaratabilir. Hızı ve tekniği ile arkadaşlarını gol pozisyonuna sokabilir. Ben bu eşleşmede form grafiklerine de bakarak Nani'yi bir adım önde görüyorum.



David VILLA vs. Wayne ROONEY: Bu iki oyuncunun karşılaştırması, oyuncu profili benzerlikleri açısından cuk otursa da, pozisyon olarak birbirlerinden biraz daha farklı bir konumda sahada yer alıyorlar. Villa, Messi'den daha çok verim alınabilmesi adına sol kanata hapsedildi adeta. Sol çizgide bekliyor. Top ayağına gelince içeri katediyor. Gol sayısı da eskisi kadar fazla değil haliyle. Genelde ikili sıkıştırmalara maruz kalıyor ve gücünü çok fazla harcamak durumunda kalıyor. Ben Villa'nın orada etkili olamayacağını düşünsem de Messi'nin geniş alanda oynayabilmesi adına Pep, onu yine orada oynatacaktır. Karşısında Rafael, Fabio gibi isimleri bulursa işine gelir. Süratini kullanamaz belki ama daha fazla açık bulacaktır. Savunmacı bir bekle oynarsa, içeri katedişleri zorlaşır, ters kanattan atılacak toplarla buluşamayabilir. Villa sonuçta. Her an, her şekilde golle buluşabilir elbette.


Rooney ise Torres'in formsuzluğu, Drogba'nın yaşlanıyor oluşu ile birlikte forvet denilince akla gelen ilk isim oluyor artık. Güçlü, hızlı. Şutları çok tehlikeli. Rahatsız edici. Her an, her şeyi yapabilecek bir başka adam. Sol kanada da gelir, orta sahaya da. Hücumu da ikiler. Çok yönlü bir forvet oyuncusu. Bence dünyadaki herkesten bir adım önde şu an...

Lionel MESSI vs. Javier Hernandez CHICHARITO: Messi, dünyanın en iyisi. Karşısına kimi koyarsak koyalım farketmez. Eşleşmelerde fark yaratacaktır. Özelliklerini saymaya gerek yok. Yine oyunun merkezinde yer alacaktır. Serbest rolü üstleniyor Barcelona'da. Merkezde duruyor ama istediği zaman istediği şeyi yapmakta özgür. Bir anda çıkar, üç kişiyi geçer ve golünü atar. Çok ekstra bir oyuncu. Manchester orta saha ve savunmasıyla ona kanalize olmayı deneyecektir. Yavaşlatabilirler belki ama durdurabilirler mi göreceğiz...


Chicharito da formu yükselenlerden. Tüm dünya onu övmekle meşgul yukarda da söylediğimiz gibi. Gol vuruşları çok temiz. Hızlı ve teknik. Zor duruma sokabilir karşısındaki defans oyuncularını. Bir anda ortaya çıkıyor ve iş bitiriyor Meksikalı. Yine de bir Alex pardon Messi değil!


Yedeklere gelecek olursak Barcelona'da göze çarpan ilk isim Afellay. İki kanatta da oynayabilir. Dünyanın her takımında ilk 11'de oynayabilecek bir yeteneğe sahipken, bu takımda yedek işte. Pedro'dan daha fazla katkı yapacağını düşünüyorum, düzenli oynadığında. Manchester'da ise akla ilk olarak Berbatov geliyor. Fark yaratacak cinsten bir alternatif gerçekten. Sağ taraf için Valencia ve Park gibi alternatifler de mevcut. Manchester kulübe anlamında çok daha zengin Barcelona'dan...

Orhan Şam Fenerbahçe'de


Beklediğimiz haberi aldık. Daha sezon ortasından belliydi bu transferin gerçekleşeceği ama sezon ortasından belli olduğu iddia edilen transferlerin hüsranla sonuçlanmasından sonra endişeyle yaklaşıyorduk. Neyse ki oldu.

3.5 milyon euro diyorlar fesih bedeli için. Sağ bek ve stoper olarak oynayabiliyor Orhan Şam. Asıl mevkiisi stoper olsa da sağ bekte Bekir'in sağ bek halinden iyidir. Gökhan giderse, orası Orhan Şam'a bırakılamaz elbette. Gökhan gitmezse savunmanın sağında hiçbir sıkıntı yaşamaz Fenerbahçe. Kupa, CL ve Süper Lig... Herkese ihtiyaç olacak. İyi transfer...

Mustafa Pektemek Beşiktaş'ta

Bugüne Beşiktaş sayesinde hızlı başladık. Bakalım hızlı başlayan gün, geçenki gibi hızlı devam edecek mi...

Beşiktaş, Mustafa Pektemek için Gençlerbirliği ile 4 milyon avro karşılığında anlaştığını açıkladı. Pektemek de sorun çıkarmayacaktır. Çok iyi bir transfer. Alınabilecek en iyi 2-3 yerli forvetten biri alınmış oldu. Potansiyelli bir oyuncu Mustafa Pektemek. Yaşı henüz 22 ve gelişime açık. Fiziği, top tekniği, son vuruş becerisi üst düzey. Aynı zamanda hava toplarında da çok etkili. Yeri gelir merkez forvet, yeri gelir kanat forvet gibi oynar.

Şimdi acaba nasıl bir takım tertibi olacak? Mustafa Pektemek alındı diye İbrahim Akın'dan vazgeçilecek mi? Hepsini göreceğiz. Eğer İbrahim Akın da alınırsa hücum hattında da birilerine yazık olabilir. Burak Kaplan ve Veli Kavlak da alındı sayılır ne de olsa. Hadi Veli Kavlak orta sahada da oynayabiliyor ama Burak Kaplan sıkıntıya düşebilir.

Netice olarak güzel bir kadro kuruluyor. Savunmaya da Orhan Şam hamlesini bekliyorum ben. Ersan'ın da olmama ihtimalini düşünürsek, Orhan hem sağ bek hem de stoper olarak değerlendirilir.

Pektemek bir kez daha hayırlı olsun. İyi transfer...

26 Mayıs 2011 Perşembe

Bundesliga, Karabükspor ve Antalyaspor Analizleri

Sezon bitti ve geride bıraktığımız senenin dökümleri ufak ufak çıkmaya başladı. Ben de Eurosport için Bundesliga, Karabükspor ve Antalyaspor'un sezon analizlerini yazdım.

Detaylı bir şekilde incelemeye çalıştım. Umarım güzel bir şeyler çıkmıştır. Buyrun linkler:




Ayrıca diğer takımların ve liglerin de analizleri yapıldı. Çok güzel ayrıntılar ve ilgi çekici tespitler var. Onları da es geçmeyin derim.

Barcelona vs. Manchester United / Orta Sahalar

Aslına bakarsanız Manchester United ile Barcelona orta sahalarının yapıları birbirinden farklı. 4'lü orta saha ile çıkıyor sahaya genel itibariyle Manchester United. Barca'nın ise nasıl çıkacağını hepimiz biliyoruz.


Ferguson özellikle bu sene bu 4'lü orta saha üzerinde çok fazla oynadı. Kanatlarda Park, Giggs, Valencia ve Nani oynuyor. Ortada ise Carrick, Anderson, Fletcher asıl mevkiileri olarak bir adım önde olsalar da Giggs ve Park da bu bölgede kullanılan isimler. Yine bu mevkinin oyuncusu olan Scholes ise en uzak ihtimal.


Yapılar böyleyken bir kıyaslama yapmak da oldukça zorlaşıyor. Bir kanat oyuncusunu hücumun bir parçası haline getirerek, yarınki değerlendirmemize katacağız. Ben bu ismin Nani olması gerektiğini düşünüyorum. Diğer orta saha elemanlarına göre daha az savunmaya yardım eden, daha çok kaleyi düşünen bir oyuncu Nani. Onu hücumcularla birlikte değerlendiririz.


Ferguson'un Carrick ve Fletcher'ı beraber oynatarak, Barca'nın pas akışkanlığını engellemek isteyecektir. Bir final maçı olmasından ötürü de sol tarafta Giggs tercihini bekliyorum. Park da oynayabilir tabi, Alves'in çıkışlarını kontrol altına almak ve hareketliliği fazla olan bir oyuncu ile oynamak isterse Park daha sağlıklı bir tercih hatta.



Artık başlayalım...


Sergio BUSQUETS vs. Darren FLETCHER: Pozisyon olarak Carrick ile kıyaslamak gerekir Busquets'i ama oyun stilleri açısından bu iki isim birbirlerine daha çok benziyor. Xavi ile Carrick kıyaslaması da daha doğru temellere dayanacaktır. Her neyse; Busquets alt yapıdan yetişmiş bir isim. Onun için Yaya Toure'den vazgeçildi. Mascherano yedek bekliyor. Sert, hava toplarında etkili, ikili mücadelelerde diri, top tekniği ortalama, takımın oyun yapısını bozmayan bir orta saha. Önemli maçlarda yaptığı çirkefliklerle antipatik oluyor bazen. Marcelo'ya ten rengini kastederek söylediği çirkin sözler konusunda aklandığı için de bir şey diyemiyoruz. Fakat insan beklemiyor değil. Yine saçma sapan bir pozisyonda kendini yere atabilir, abartabilir ve rakip takımın emeğini çalabilir. Bu hususlar dışında çok sağlam, güven veren önemli bir kesici.


Fletcher ise tam bir orta saha oyuncusu. İki tarafa da ortalamanın üzerinde katkı verebiliyor. Görevi icabı daha çok durdurmaya yönelik oynayacaktır bu maçta. Iniesta'yı etkisiz kılmada ona büyük görevler düşüyor. Gerektiğinde çok sert de oynayabiliyor İskoçyalı. Tam bir sistem oyuncusu. Vazgeçemiyor Ferguson ondan. Türkiye'de olsa düz adam denilip bir köşeye atılırdı. Sadece görevini yerine getiriyor Fletcher ve bunu kusursuza yakın bir şekilde gerçekleştiriyor. Bu bölgede iki takımdan birini ön plana çıkarmak hata olur. İki başarılı görev adamı. Yapmaları gerekeni yapıyorlar ve macera aramıyorlar...



XAVI Hernandez vs. Michael CARRICK: Dünyanın en iyi orta saha oyuncusuna geldik. Xavi Hernandez. Biz onun 4-5 kademe altındaki Selçuk İnan için birbirimizi yiyoruz memleketimizde. Pirlo'nun da yaşlanmasıyla hemen hemen stil olarak benzersiz hale geldi Xavi. 4-5 senedir gösterdiği form da inanılmaz. Takımı zaten dünyanın en iyisi ya da en iyilerinden biri. Xavi ise hem Barca ile hem de milli takımı ile harikalar yaratıyor. Pas hatası yapmıyor neredeyse. Ters toplarla rakibi gafil avlayabilir. Asist öncesi pasların kralı. Mücadele gücü de gerektiğinde ortaya çıkıyor ama buna çok fazla ihtiyaç kalmıyor. Sürekli topla oynayan bir takımın, oyun kurucusu kendisi. Kusursuz bir orta saha oyuncusu.


Carrick ise yine Ferguson'un sistemi için çok önemli bir rol oynuyor. Defanstan topu alan ve hücumları başlatan adam. Kesici özelliği de var. Fizik itibariyle de karşılaştığı isimlere üstünlük kurabiliyor. Pas yeteneği üst düzeyde. Çok sert şutlar çekebiliyor. Yine de bu bölge için Barca'nın avantajlı olduğunu söylersek, yanlışa düşmemiş oluruz...


Andres INIESTA vs. Ryan GIGGS: Iniesta'da nedenini anlayamadığım bir form düşüklüğü var. Geçtiğimiz senelerdeki gibi değil. 2009-2010 sezonundaki Iniesta'yı mumla arıyoruz. Barca'nın bazen yaşadığı sıkıntıların en büyük nedeni de bu. 2010 Dünya Kupası'ndaki performansına ulaşamadı bir türlü. Yine de yetenekleri itibariyle benzersiz bir isim. Hücuma katkısı, deliciliği ve sürati fark yaratıyor.


Giggs ise yaşayan efsane. Ne desek boş. Tam bir profosyonel. İlerleyen yaşına rağmen verim alınabiliyor kendisinden. Gol atar, ara pası verir, isabetli ortalar yapar, takım sıkıştığında topu yönlendirir. Ete kemiğe bürünmüş bir tarih var karşımızda. Bu alanda birini ön plana çıkarmaya gönlümüz el vermez. Giggs karşısında boynumuz kıldan ince...



Yedeklere bakalım...


Mascherano ve Keita ön plana çıkıyor Barca'da. İkisi de güven veriyor. Anderson, Valencia ve Park da Manchester United'ın öne çıkan yedekleri. Her bölge için, oynayanlar kadar önemli olan alternatiflere sahipler. Kadroya girmesini beklemediğim Gibson da çok önemli bir oyuncu. Alternatifleri daha fazla yani Manchester'ın...










25 Mayıs 2011 Çarşamba

Emmanuel Emenike Fenerbahçe'de

Uzun süredir tahmin ettiğimiz transfer sonunda gerçekleşti. Emmanuel Emenike, Fenerbahçe'yle 4 yıllık sözleşme imzaladı. Kardemir Karabükspor'un bu transferden 9 milyon avro kazanacağı söyleniyor. Bunun 7 milyonu direkt, 2 milyonu da satıştan gelecekmiş. Karabükspor için iyi para. Yeter ki iyi değerlendirilsin.

Peki Emenike Fenerbahçe'de ne yapar? Sağlam olduğu sürece iyi iş yapar. Herkes onun için kontra atak topçusu, deplasman topçusu diyor ama gollerin çoğunu iç sahada atmıştı Karabük'te. Eh, Karabükspor'un maçlarını izleyince de baskılı oyunu tercih ettiklerini rahatlıkla görebilirsiniz. Dolayısıyla Emenike dar alanda da iş yapar. Ben, eğer şans bulabilirse Şampiyonlar Ligi'nde de faydalı olabileceğini düşünüyorum. Kafası rahat olduğu sürece çok fark yaratacak bir oyuncu aldı Fenerbahçe. Yeter ki konsantrasyonu sadece futbol üzerine olsun. Yeter ki bir hedefi olsun...

FC. Barcelona vs Manchester United FC. / Savunmalar

Cumartesi akşamı, hepimizi bu sezon son kez ekrana kitleyecek bir futbol maçı var. Şampiyonlar Ligi finalinde iki dev karşı karşıya geliyor. Maalesef Türkiye'de yaşayan insanlar olarak, kötü bir spiker ve kötü bir yorumcuyla maçı takip etmek zorunda kalacağız fakat sahadaki oyun içimizi rahatlatacaktır diye ümit ediyorum.


Biz de bu maça sayılı günler kala; takımların bölge bölge analizini yapıp, kendimizi maça hazırlayalım. Bugün savunmaları, yarın orta sahaları, cuma da hücumcuları yazarız; maç günü de maça dair gerekli bilgileri paylaşıp analizimizi tamamlarız. Porto-Braga maçı gibi bir maç da izlersek, maç sonrasında hiçbir şey yazmayız :) Bu iki takımdan öyle bir maç beklemiyoruz elbette.


Aslına bakarsanız Barcelona'nın 11'ini yoldan çevirdiğiniz bir adama bile saydırabilirsiniz fakat Manchester United çok fazla rotasyona giden bir hocaya sahip. Sağ bekte, orta sahanın merkezinde, kanatlarda ve hücumda kim oynar kestirmek oldukça zor.


Kalecilerle başlayalım...


Victor VALDES vs. Edwin VAN DER SAR: İki takımın da kalecileri belli. Bu mevkide bir sürpriz beklemiyoruz. Valdes 2-3 senedir sürekli yükselen bir form grafiğine sahip. Katalan olması onu bu takımda tutuyordu kimilerine göre. Belki de en başlarda sürekli forma şansı bulmasının nedeni gerçekten buydu. Fakat bugün için böyle bir şey söylemek imkansız. Artık güven veriyor kalesinde Valdes. Van Der Sar ise bu sezon sonu futbolu bırakabilir. Hatta De Gea'nın imza atması an meselesi. Van Der Sar'ın kariyerini son maçı, belki de oynayacağı en önemli maç. Motivasyonu üst düzeyde olacaktır. Yaşına rağmen son 4-5 aydaki gösterdiği performans da inanılmaz. İki takımın da kalesinde üst düzey ve güvenilir isimler var. Baskı altında hata yapma riski daha fazla olan Valdes, olası Rooney, Javier Hernandez veya Park presslerinde sorun yaşayabilir sadece.


Savunmalar...


Daniel ALVES vs. John O'SHEA: Hemen belirtelim ki O'Shea ismini yazmak Sayısal Loto tahmini yapmak gibi bir şey. Rafael, Fabio, Brown, Evans gibi 4 yakın; Fletcher, Park, Smalling gibi 3 uzak ihtimal daha var o Manchester United'ta. Savunması güçlü, kademe anlayışı yerinde ve ayakta kalmayı becerebilmesi açısından O'Shea'yi yazdım. Barcelona hücumun sol tarafında Villa'yı oynatacaktır ve Villa'nın etkili olabilmesi içeri katetmesine bağlıdır. Bu yüzden görev bölgesini fazla terketmeyecek, diri kalabilecek ve ters kanattan atılan toplarda gücü ve pozisyon bilgisi ile Villa'nın önüne geçebilecek bir adam olarak benim aklıma en çok O'Shea yattı. Rafael de plase. Fakat bu eşleşmede şüphesiz ki Barca, birkaç adım önde. Kimilerine göre dünyanın en iyi sağ beki, geri kalanına göre en iyi 3 sağ bek arasında Alves. Hücumda çok etkili. Ters topların sürekli olarak atıldığı isim kendisi. Ortaları etkili. Pas akışkanlığı maksimum seviyede. Kısacası hücumcu bek özelliklerinin tamamını yansıtıyor. Kusursuza yakın bir oyuncu Brezilyalı.



Carles PUYOL vs. Rio FERDINAND: Kaptan sakatlıktan çıktıktan sonra adam gibi maç oynamadı. Riske edilmedi desek yeridir. Lig garantilenmişti. Gerek yoktu. Form durumundan çok emin değiliz ama konsantre olduğunda nasıl bir savunacı olduğunu çok iyi biliyoruz. Hırsı, mücadelesi, kusursuz markajı ve liderlik özellikleriyle inanılmaz bir defans oyuncus Puyol. Ferdinan da bir var bir yok olanlardan. Zaten bu adamın kendini takıma adadığını hiç düşünmüyorum. Kaptanlığı bile zorla veriyorlar sanki. Klasına diyebilecek hiçbir şey yok ama ruhsuz gelir bana hep. Dünyanın en iyileri demenin anlamı yok zaten CL finalindeler. Diğer takım arkadaşları gibi onlar da mevkilerinin sayılı oyuncularından. Fakat ben Puyol'un başarıyı her zaman daha çok istediğini ve sırf bu nedenle daha iyi oynayacağını düşünüyorum.


Gerard PIQUE vs. Nemanja VIDIC: Hiç uzatmadan benim yeryüzünde en çok beğendiğim iki stoper diyip geçiştirsem mi? Pique pas yapar, kesicidir, hava toplarına hakimdir, hücuma çıkınca etkili olur, toparlayıcıdır, güven verir vesaire... Vidic ise çalım yemez, kafa topu vermez, hamle yaptıysa o topa dokunur, ikili mücadele kaybetmez, riske girmez, gücü bitmez vesaire...



ADRIANO Correrira vs. Patrice EVRA: Abidal'in rahatsızlanması, Maxwell'in istenilen düzeye gelememesi Adriano'nun o bölgede oynamasını sağladı. Aslında orta sahanın kanatlarında gösterdiği performans sayesinde Barca'ya gelmişti. Mecburiyetten burada oynuyor ama form durumu gayet iyi. Brezilya milli takımına da çağrıldı. Gün geçtikçe alıştı zaten yabancı olmadığı bir bölgeye. Yine de seneye sol bekte onu görmeyeceğiz muhtemelen. Evra ise dünyadaki en iyi 2-3 sol bekten bir tanesi. Hücuma çıkar, gerektiğinde sert oynar, pas yapar, isabetli ortalar açar, çok denemese de şut attığında etkili olur. Bu bölgede Manchester United rakibinin önünde...


Yedeklere bakalım...


Barcelona'da Abidal veya Maxwell'den bir tanesi maç kadrosunda yer alacaktır. Muhtemelen Abidal olacaktır. Sol bek ve stoper olarak oynayabilir. Milito da alternatifler arasında ama Puyol sakatken Guardiola, Mascherano'yu veya Busquets'i bile stoper olarak oynattı yine de Milito'ya dönmedi. Hiçbir şartta oynayabileceğini düşünmüyorum. Başka da alternatifleri yok gibi. Manchester United'ta ise ikizler Rafael ve Fabio iki kanadı da savunabiliyorlar. Brown sağ bek ve stoper, Evans iki bek ve stoper, Smalling de stoper olarak oynayabiliyor. Tahminimce Smalling ve ikizlerden birisi 18 kişilik kadroda yer bulacaktır. İlk 11'de yazdığım O'Shea 18 kişilik maç kadrosunda yer almazsa hiç şaşırmayacağım. Alternatif açısından Manchester United rakibine oranla daha avantajlı...

Selçuk İnan Galatasaray'da

Galatasaray, transfer döneminde yaptığı yapacağı en olumlu hamleyi bugün yaptı. Günlerdir konuşulan, hatta aynı gün içinde basın tarafından üç büyüğe de transfer edilen Selçuk İnan, önümüzdeki 5 yıl boyunca Galatasaray forması giyecek. Fatih Terim'in eli çok rahatlayacak bu transferle. Yanına top yapabilecek iki oyuncu daha gelirse ön liberosuz bir sistem de oturtulabilir. Şu anda alınabilecek en iyi iki yerli orta saha oyuncusundan biridir Selçuk. (diğeri Gökhan İnler)

Selçuk'un gelişi, yerli oyuncu rotasyonunda kaliteyi şüphesiz arttırdı. Bakalım kankası Arda'nın kararı ne olacak. Önümüzdeki günler çok şeye gebe...

Egemen Korkmaz Beşiktaş'ta


Beşiktaş borsaya bildirdi. Sezonun en formda oyuncularından Egemen, Beşiktaş'a transfer oldu. 4 yıllık imzayı attı. İki taraf için de hayırlı olmasını dileriz. Ersan'ın durumunu etkiler mi göreceğiz...

Andrea Pirlo Juve'de


32 yaşındaki orta saha oyuncusu Milan'dan göz yaşları içerisinde ayrılmıştı geçtiğimiz hafta. Hem sakatlıklarla boğuştu sezon içinde hem de yerini Van Bommel'e kaptırdı yıldız oyuncu. Juventus ile anlaştığı haberleri geliyordu bugün de resmiyete döküldü. Pirlo Juventus'a 3 senelik imzayı attı.

Juve'nin seneye Avrupa arenasında boy göstermeyeceğini hatırlatalım. Bu transfer kiralık olarak takımda bulunan Aquilliani'nin takımda kalmayacağı anlamına da gelebilir. Pirlo, Melo ve Marchisio ile birlikte bir üçlü oluşturabilir. Fena bir orta saha da olmaz açıkçası. Melo'nun takımdan ayrılması da söz konusu. Gelecek günler gösterecek neler olacağını.


Sen Yapma Bari Şenol Güneş


Şenol Güneş an itibariyle televizyonda görüntüler eşliğinde hakem eleştirisi yapmakta. Menfaat sağlamak için yapmadığını söylüyor kendisi ama seneye de bu hakemlerle bu ligde oynayacak takımı. Dinlemek bile gelmiyor insanın içinden. Bu güzel adamı böyle şeylerle uğraşırken görmek can sıkıcı sadece.

Tüm Türkiye, hatta Fenerbahçe kulübü ve taraftarları Trabzonspor'un hakkını teslim etmeye çok önceden başladı ve hala da devam ediyor. Ama antipatik olmanın alemi yok. Ben sadece bu sezonda da değil 2 sezonda yapılan hakem hatalarının en çok kimin işine yaradığını, en çok kimin doğrandığını anlatırsam en fazla zararlı çıkacak adamlar; kupaya kavuşamadıklarında bu duruma gelmemeliler.

Trabzon halkını Hürriyet Gazetesi'ne karşı kışkırtmakta şu an Şenol Hoca. Galatasaraylılar zaten kıllar. Hürriyet'in spor servisi çöker artık. Demirören de Milliyet ve Vatan'ı aldı. Bir dakika ya. Futbol oynuyorduk değil mi? Futbol bir oyundu sanırım... Eskiden...

Beşiktaş'ta Çete Modası

Beşiktaş'ta iki yeni isim daha yolda. Avusturya'da Rapid Wien'den Veli Kavlak ve Tanju Kayhan'la yapılan görüşmeler borsaya bildirilmiş durumda. Bu oyuncuların Avusturya vatandaşlıkları var ve bu ülkenin milli takımında forma giyiyorlar. Takımda yine Avusturya Milli Takımı'nda oynayan Ekrem Dağ da var. Küçük çaplı bir Avusturya çetesi oluştu diyebiliriz. Hali hazırda bir de Quaresma, Simao, Fernandes ve Almeida'dan oluşan bir de Portekiz çetesinin varlığını da unutmamak lazım. Avusturyalılara bir de Yasin Pehlivan eklenirse durum eşitleniyor. Tabii yine de hiçbiri Maierhofer'in karizmasına yanaşamaz.

24 Mayıs 2011 Salı

Dayan Drago Gabric!

Sabah sabah alınmış kötü bir haber. Ankaragücü'nün Trabzonspor'dan kiralık oyuncusu Drago Gabric, ülkesinde geçirdiği trafik kazasının ardından yaşam mücadelesi veriyor.

İyi dileklerimizi tabii ki sıralayacağız. Bir an önce normal hayatına dönmesini diliyoruz fakat öncelikle kazanın gelişimi ve Gabric'in durumu hakkında edinebildiğim bilgileri yazmak istiyorum. Gabric, dün akşam 18:20 sularında Split yakınlarındaki A1 otoyolunda arabasıyla süratli bir şekilde seyrederken yağmur nedeniyle kayganlaşan zeminin de etkisiyle kontrolü kaybediyor ve önce bariyerlere, sonra da yol kenarındaki kayalıklara çarpıyor. Araçta kendisinin haricinde Ante Duzel diye biri daha var ve onun durumu iyi. Split'teki üniversite hastanesine kaldırılan ikiliden Duzel, tedavisinin ardından evine gönderiliyor ancak Gabric'in kafa tasında çatlak, beyninde de hasar oluştuğu için hayati tehlikesi bulunuyor. Bu kritik durum nedeniyle de doktorlar tarafından suni komaya sokuluyor. Şimdi 48 saat boyunca beklenecek ve vücudunun ne şekilde reaksiyon vereceği gözlemlenecek.

Bugün, oyuncunun durumuyla ilgili basına bir açıklama yapılacak. Durumunun umutlu olması halinde daha fazla detay öğrenilebilir. Öyle olmasını da tüm kalbimizle umuyoruz.

23 Mayıs 2011 Pazartesi

Biten Sezonun Ardından / En iyi 11


Fenerbahçe'nin şampiyon olarak kapattığı, Trabzonspor'un Fenerbahçe kadar puan topladığı, Galatasaray'ın hayal kırıklığı yarattığı, Beşiktaş'ın kupa hariç bir varlık göstermediği, Kayserispor'un dağıldığı, Bursaspor'un çetin geçen yarışa katılamadığı, Gaziantepsor'un istikrarsız bir tablo çizdiği sezonun en iyi 11'i de haliyle ilk iki sırada yer alan takımlarda oynayan oyunculardan oluştu.

Önce kadromuzu paylaşalım, sonra neden bu oyuncuların kadroda yer aldığını ve kimleri geçtiğini söyleyelim. Kadromuza bir de teknik direktör yakıştırdık:


Kaleci

Volkan Demirel: İlk yarıdaki performansıyla burayı hakeden 4. isimdi Volkan Demirel. Karcemarskas en iyisiydi kalecilerin. Onur Kıvrak Trabzonspor'a sınıf atlatıyordu. Ivankov ilerlemiş yaşına rağmen güven veriyordu. Beşiktaş'ın genç kalecisi Cenk bile Volkan'dan daha fazla konuşuluyordu. İkinci yarıda Fenerbahçe'nin muhteşem yükselişi, biraz da savunmasını sağlama oturtabilmesinden ve Volkan'ın formundan geçiyordu. Kadıköy'de gol yenmeden geçilen 9 maçın en önemli kahramanıydı Volkan. Diğer kalecilerin yaşadıkları form düşüklükleri ve sakatlıklar istikrarsız performanslar göstermelerine neden oldu. Volkan hem oynadığı maç sayısı hem de yarattığı etkiyle bu karmaya girmeyi başardı. Yine de yenilen gol sayısına bakıp da Onur'u bu kadroda görmek isteyenler olabilir. Trabzonspor ile Fenerbahçe arasındaki fark ne kadar küçükse Volkan ile Onur arasındaki fark da o kadar küçük zaten...

Savunma

Gökhan Gönül: Hiç uzatmayalım, kendisi, Türkiye'nin en iyi sağ beki. İlk yarıdaki Serkan Balcı performansı dışında yanına yöresine yaklaşabilecek bir performans görmedi Süper Lig. Tartışmasız, açık ara kadromuzun sağ bekidir kendisi.

Diego Lugano: Lugano bu listeye attığı kritik goller sayesinde de girdi diyebiliriz. Konsantre olduğunda ne kadar iyi bir savunmacı olduğunu biliyoruz zaten ama bu sene gol sayısını da arttırdı kendisi. Dany Noenku mu Lugano mu dedim kendi kendime ve Lugano'yu seçtim. İtirazlarını Dany üzerinden yapabilecekler de benim kadar haklıdırlar...


Egemen Korkmaz: Tüm sezonu istikrarlı bir şekilde oynadı Egemen. Takım savunmasının liderliğini üstlendi. Pozisyon bilgisiyle fark yarattı. Trabzonspor'un inadının en önemli temsilcisiydi. Açıklanan Milli Takım aday kadrosuna da davet edildi geç olsa da. Hak etmişti bu onuru. Egemen'i gönül rahatlığıyla takımın defansına yerleştiriyoruz.

Andre Santos: İlk yarıda bir var bir yoktu ve iyi değildi Andre Santos. Hasan Ali hepimizin ilgisini çekmişti o dönemde. İkinci yarı yokları oynadı. Tepeye oynayan takımların sol bekleri de vasatı aşamadı. Benim bu mevkide aklımı kurcalayan tek isim Ivan De Souza oldu fakat Andre Santos'un ikinci yarıdaki kusursuza yakın performansı takımda yer bulmasının yolunu açtı.

Orta Saha

Selçuk İnan: Sezonun en iyilerindendi Selçuk. Türkiye liginin Xavi'si ilan ediyorum kendisini ve hiç düşünmeden koyuyorum kadroya. Etkili pasları, organizatörlüğü, savunma becerisi ve liderlik vasıflarıyla kadromuzda Selçuk İnan.

Emre Belözoğlu: Fenerbahçeliyim ve Emre'nin karakterinden hiç haz etmem. Böyle başlamalıyım. Fakat bu senenin performanslarıysa değerlendireceğimiz konu Emre bu kadroya girmeyi hak ediyor. Mücadelesi, aldığı sorumluluk, kaybetmeye olan tahammülsüzlüğü ve liderliği ile orta sahada fark yarattı. Aykut Kocaman'ın sezon başında takımı için getirdiği "şeffafız, topu alan ceza sahamıza kadar rahat rahat gelebiliyor" eleştirisinin yok olmasındaki en büyük katkıyı sağladı. Zaten çok da iyi olmayan orta saha oyuncu performanslarından sıyrılarak kendisine yer buldu.


Mehmet Topuz: Aslında bu mevki için Burak Yılmaz'ı düşünüyordum. Daha sonra hücum oyuncularının istikrarsızlığı nedeniyle Burak Yılmaz'ı forvete kaydırdık ve buraya bir istikrar abidesi Mehmet Topuz'u koyduk. 34 maçın hepsinde ortalama 81 dakika oynamış Mehmet Topuz. Her maçta oynaması zaten büyük bir işken, her maçta bitmek tükenmek bilmeyen enerjisini de ortaya koyması onun ekstrası oluyor. Bu durum da onu kadromuza taşıyor.

Olcan Adın: Sol kanat için kendisini düşündük. Sezonun geneline baktığımızda kendisine rakip olarak da kimseyi göremedik. Quaresma isminden bekleneni veremediği için belki de... Olcan Adın Gaziantepspor'dan bu kadroyu zorlayan arkadaşlarının bir adım ötesine geçti ve sol kanattaki yerini aldı.


Forvetler

Alex De Souza: Ne desek az. Ligin yıldızı. 28 gol, 13 asist. Büyük kaptan. Heykeli dikilecek yüce insan. En güzel anlarımızın yaratıcızı, sevinçlerimizin kaynağı. Sezon başında onsuz bir takım kurma hayaline kapılmış olan hocasına ve itiraf etmeliyim ki bana en güzel cevabı her defasında sahada veren, İnönü'de Beşiktaş'ı, Arena'da Galatasaray'ı deviren comandante! Bizim değerlendirmemizle değil, kendi yaptıklarıyla bu kadroda...

Burak Yılmaz: Yoktan var etti kendisini. Şenol Hoca boşuna ısrarla istemiyormuş bu adamı, varmış bir bildiği. İkinci yarıda Trabzonspor'u zirvede tutan en önemli isimdi Burak. Gol attı, pozisyon yarattı, isyan etti. En iyi sezonunu geçirdi. Yeteneklerinin ne denli büyük olduğunu hatırlattı. Niang bir iyi bir kötü, Emenike ikinci yarıda hiç yok, Cenk Tosun bir yarı oynadı. O halde burası Burak Yılmaz'ın...

Teknik Direktör

Şenol Güneş: Geçen sene yaşanan travmadan sonra takımını şampiyon yapan, inatlaşmayıp elindeki malzemeyle şampiyon bir takım yaratan, Santos'u, Alex'i geri döndüren, 18 maçta 17 galibiyet, 1 beraberlik alan Aykut Kocaman'a sonsuz tebriklerimizi ilettikten sonra neden seçimimizin Şenol Güneş olduğunu açıklayalım. Birçok oyuncusunu kariyerinin zirve noktasına ulaştırdığı için, Trabzonspor gibi kaotik bir yapısı bulunan camiada bütün kontrolü eline alabildiği ve takımını son ana kadar en tepede tuttuğu için, Burak Yılmaz'ı yarattığı için, bir futbol alimi olduğunu kanıtladığı için, Aykut Kocaman'ın elini sıkarak onu bile utandırabilecek kadar yüce bir kişiliğe sahip olduğu için, son 1-2 haftanın stresini atarsak sezonun geri kalanında olgun ve hakkaniyetli davrandığı için, emeğin değerini ön plana çıkaran açıklamalar yaptığı için teknik direktörümüz Şenol Güneş.




22 Mayıs 2011 Pazar

18. Kez Şampiyon Fenerbahçe / Diriliş!



2010-2011 sezonunu Fenerbahçe şampiyon olarak tamamladı. Yazının geri kalan kısmında unuturum endişesiyle hemen belirtmek isterim ki Trabzonspor da Fenerbahçe kadar bu şampiyonluğu haketmişti. En içten tebriklerimizi iletelim kendilerine. Şenol Hoca, Burak, Selçuk, Egemen ve tüm takım... Gerçekten çok istediler, en iyisini yaptılar ama olmadı. Yine de Fenerbahçe kadar saygıyı hak ettiler...

Gelelim şampiyona. Son Sivas maçından bahsetmek istemiyorum. Öldük öldük dirildik. 3.sü olmaz diyenlere "Olur olur!" der gibiydi takımımız ama sonunda güldü yüzlerimiz.

18. kez şampiyon olarak bu alanda zirveye yerleşti Fenerbahçe. İlk yarıdaki tabloya ve oyuna bakınca ümitlerimizi yitireli çok olmuştu. Herkes Aziz Yıldırım'ın inancından ve güveninden söz ediyordu, transfer yapmayınca ama bana kalırsa Aykut'u kovmak için bahane bulmuştu o da. Kısacası o da inanmıyordu. İnanan Alex, Volkan, Gökhan ve Emre başta olmak üzere oyunculardı sadece. Bunu taraftara hissettirdiler. Taraftar da her defasında karşılığını verdi.

Çok uzatmayalım. bu takımın eksiği çok ama ikinci yarıda gösterdiği azim ve kararlılık eksiklerinden daha çok. O yüzden bu şampiyonluğun önemi de çok.

Geçen sene son haftada darbe yemiş bir takım, ilk yarıda sürünen bir takım, takım içinde disiplinsizliğin alıp başını gittiği takım; küllerinden doğdu ve şampiyon oldu.

Tebrikler... Biraz duygusal olacak ama bu taraftara bu son yakıştı. Bu yazının sonuna da onların bir tezahüratı yakışacaktır. Son 18 maçta alınabilecek 54 puanın 52'sini alan bu takıma da...

Hep inandık...
Hiç yılmadık...
En kötü gününde dimdik ayaktaydık...
Yemin ettik...
Biz bu sene...
Boyun eğecek herkes Fenerbahçe'ye!...


20 Mayıs 2011 Cuma

Şampiyonluk Bizim Değil, Sizin Umurunuzda

Futbol tutkusu çok hatırlamadığım çocukluk dönemlerimde sarmış olmalı beni… Hani insan emeklediği dönemleri pek hatırlamaz ya, işte bende Fenerbahçe’ye gönül verdiğim dönemleri pek hatırlamıyorum doğrusu. Gelişigüzel izliyordum tabii ama esas olarak futbolu sevdiğimde, Saraçoğlu çimlerinin üzerinde üç tuhaf rengin birbiriyle olan muhteşem uyumu vardı; yeşil çim, kırmızı krampon, siyahi futbolcu.

Evet, sebebi Jay Jay Okocha’ydı!.. Onun hayran olduğum hareketleri yüzünden benim gökkuşağı renklerim, o dönem bu tuhaf üç renk arasındaki bana göre muhteşem bir uyumdan oluşmaktaydı…

“Allah’ın Afrikalısına ne bu hayranlık?” diye sorardı büyüklerim, çocukça: “Ama onun çalımlarını başkası atamaz!” diye cevapladığımı dün gibi hatırlarım…

Endüstriyel futbolun bana attığı ilk kazık, onun yüksek bir maliyetle Fenerbahçe’den gidişiyle gerçekleşmişti…

Çok üzülmüştüm!..

Ama aradan çok zaman geçmemişti ki, kendi içimde çok önemli bir şeyi fark ettim; ona olan tüm sevgim artık Fenerbahçe hanesine yazılıydı…

Her taraftar gibi bugüne kadar bende destekledim takımımı. Bu yazıyı esas kaleme alış sebebim ise, bugün peşimi hala bırakmayan kötü hatıralar…

Denizli!.. Trabzon!..

Nasıl oldu; neye mahsuben, bugün hala bir anlam verebilmiş değilim… Ve aynı manzara yine karşımda.

Denizli ve Trabzon maçları işin serim ve düğümüydü. Fakat bu sefer çözüm tam anlamıyla bizden diyebilirim. “Niye mi?”

Çünkü haftalardır yanlış anketler yapıldı… Yurdun genelinde ‘kim şampiyon olur?’ anketi düzenleyeceklerine: “Hangi takımın taraftarı ruh sağlığı olarak daha güçlüdür?” anketi yapılmalıydı.

Çünkü Denizli ve Trabzon maçları bize hüsranı değil, kabusu değil; nasıl güçlü olunur onu öğretmiş. Bir Fenerbahçe taraftarı olarak bugün geldiğim noktada son hafta, ya yine şampiyon olamazsak…

“O zaman ben naparım!”

Ayağa kalkar Trabzonspor’u büyük büyük alkışlarım… Çünkü bir Fenerbahçelinin Avrupa kapısı bugün sahip olduğu olgunluk seviyesiyle açılmıştır…

İnsan, her yerde aynı insandır ve bir insan yaratılışında asalet olmadı mı dünyanın tacını giyse, yine çıplak kalır.
MONTAIGNE

Değişen Galatasaray / Fatih Terim & Johan Elmander

Ünal Aysal, ilk iki ismi açıkladı. Teknik direktör olarak bir süredir beklenen isim Fatih Terim, santrfor olaraksa İsveçli Johan Elmander açıklandı.

Elmander'den başlayalım. Yetenekli oyuncu olduğu konusunda kimsenin şüphesi yok. Ibrahimovic'in bir alt segmenti diyebiliriz. Fiziği de tarzı da benziyor. Net vuruşları var. Çabuk sayılmaz. Hava toplarında etkili (gerçi bu özelliği Ibra'ya benzemiyor ama neyse). Duran top kullanabiliyor. Yıkılmıyor... Bolton'da fena bir performansı da yoktu. Devamlılığı olan bir oyuncu. Etrafında kimler olacak bakalım. Onu gol bölgesinde topla buluşturacak isimler de çok önemli. Hep birlikte göreceğiz.

Elmander transferinde önemli olan bir detay da transferin açıklanma zamanı. Sezon bitmeden böyle bir açıklama gelmesi, Galatasaray'da çok görülen bir olay değil. Hatta Türkiye'de hemen hemen hiçbir kulüp bunu yapmıyor. Bu bakımdan Ünal Aysal yönetimi farklı bir çizgiyle işe başladı diyebiliriz. Ben bu yönetim konusunda çekingendim. Ünal Aysal'ın yönetim kurulundaki Ali Dürüst ve Celal Gürcan gibi isimler beni korkutuyordu. Galatasaray'ın mali çöküşünün sorumluları olarak gördüğüm insanlar bunlar. Ayrıca iş bitirici yanları olduğunu da düşünmüyorum. Ancak sezon bitmeden önemli bir transferi açıklayabilmek kolay iş değil. Umarım düşüncelerimde yanılmışımdır. Ki şimdilik iyi başladıklarını söylemem hiç de zor olmaz.

Gelelim Fatih Terim'e. İtalya'dan döndükten sonra çoğu futbolsever ve Galatasaraylı gibi beni de hayal kırıklığına uğratmıştı Fatih Hoca. Şişen egosu ve bitmeye yüz tutan heyecanı, saha dışında hiç sakınmadığı ama saha içinde gösteremediği cesaretiyle farklı bir kimliğe bürünmüştü. Ve Galatasaray'ın başına bir kez daha geçme ihtimali bana çok sıcak gelmedi uzun zaman. Ancak bu sezonki durumdan sonra ben de ondan başka çözüm göremiyorum. Şu durumda takımın başına geçebilecek en doğru isimlerden birisiydi ve öyle de oldu. Takımın şu an ihtiyacı olan en önemli şey özgüven ve kazanma alışkanlığı... Bunu sağlayabilecek en uygun isimse tabii ki Fatih Terim. Bu konuda başarılı olacağına eminim. İkinci dönemi referans olmasın kimseye. Ancak Fatih Terim'in yapması gereken bir şey var. Sözleşmesi üç senelik ve bu üç senenin sonunda muhtemelen ayrılacaktır. Yeni bir sözleşme imzalayacağını sanmıyorum. Bu süre zarfında mutlaka yerine geçecek kişiyi yetiştirmeli. Bu zamana kadar bunu yapmadı. Ancak bugünden sonra kesinlikle yapması gerekiyor. Bu sebeple yardımcılarını ince eleyip sık dokuyarak seçmeli. Kendi çalışma felsefesine en uygun isimleri getirmeli. Bunları yaparsa Galatasaray'daki teknik direktörlük misyonunu başarıyla tamamlamış ve idari olarak daha büyük bir itibarla göreve hazır hale gelmiş olacaktır.

Hamit Altıntop Real Madrid'de / Mourinho'nun Türk Aşısı

Uzun süredir "oldu olacak" deniyor bu transfer için. Haftalardır okuyoruz, yazıyoruz, çiziyoruz. Nihayet dün her şey resmiyete kavuştu. Tam da bilgisayar başında olmadığım zamana denk geldi. Sabah sürpriz bir haber olarak karşıma çıktı.

Hamit'in Real Madrid'e transferini anlamlandırmaya çalışırsak birçok farklı sonuca varabiliriz. Bunların en belirgin olanı da kulübün transfer tarzındaki değişim olabilir. Mourinho'nun, transferde kendi tarzını yansıttığını söylemek güç olmaz. Nuri'nin transferi de aynı kapıya çıkıyor. İspanyol basını bu konuda çok güzel bir ifade kullandı. "Artık galaktik oyuncular yerine takımı sonuca taşıyacak savaşçılar aranıyor" dediler Real Madrid'in bu sezonki transfer stratejisiyle ilgili olarak. Nuri ve Hamit de bu tanıma fazlasıyla uyuyorlar.

Bu transfer, özellikle Hamit için ayrıca sürpriz olmuştur herhalde. Bayern Münih'te 28 yaşında yedek bir futbolcuyken birden kendisini Real Madrid'de buluverdi. Muhtemelen Real Madrid'in teklifi gelmeden kendisine sorsanız, ya Bundesliga'da ilk onbirde oynayabileceği orta-üst bir takıma, ya Serie A'ya ya da Türkiye'ye transfer olacağını tahmin edebilirdi. Belki de kulübünde kalırdı. Real Madrid bu bağlamda ona da sürpriz olmuş olmalı.

Hamit'in transferiyle birlikte, Mourinho Mesut ve Nuri'den sonra kadroya üçüncü Türk futbolcuyu da katmış oldu. Bu oyuncuların ortak özellikleri alt yapılarını Almanya'da almış olmaları. Yani Türk futbolcusunun yeteneği, hırsı ile Alman futbolunun sağlam alt yapısı, taktik disiplini ve profesyonelliğini bir potada eriten oyuncular transfer etmiş oldu Mourinho. Bu denemenin ilki, Mesut özelinde başarıya ulaşmıştı. Nuri ve Hamit'te nereye varacağını hep beraber göreceğiz.

18 Mayıs 2011 Çarşamba

Mehmet Ekici Werder Bremen'de

Mehmet Ekici bir süredir Werder Bremen'le anılıyordu. Bugün, yeşil beyazlıların resmi sitesinde yapılan açıklamaya göre yeni takımıyla 2015 yılına kadar sürecek bir sözleşme imzaladı.

Mehmet için doğru bir karar gibi görünüyor. Kiralık olarak oynadığı Nürnberg'de gerekli gelişimi gösterdi. Seneye orada oynaması anlamsız olurdu. Bayern Münih'te önümüzdeki sezon çok fazla şans bulamayabilirdi. Geniş kadro, özellikle de Robben ve Ribery gibi hücum seçenekleri onun için engelleyici bir etken olabilirdi. Gelişimini sürdürebileceği çağda olduğunu da düşünürsek, düzenli oynama şansı bulabileceği ve daha da önemlisi hedefi olan bir kulüple anlaşması gerekiyordu. Werder Bremen bu kriterlere fazlasıyla uyuyor. Özellikle de bu sezon yaşanan başarısızlığın ardından, önümüzdeki sezon başarılı olmak için ekstra bir katkıya ihtiyaçları var. Bunun için de pahalı ve doymuş oyuncular yerine genç, potansiyelli ve başarı arayan oyunculara yöneldiler. Bugünlerde Alman basınında Werder Bremen'le ilgili haberleri biraz okursanız, bu ifadelere de sık sık rastlarsınız. Sözün kısası, Werder Bremen nasıl Mehmet Ekici'nin kriterlerine uygunsa, Mehmet de aynı şekilde Werder Bremen'in aradığı oyuncu kriterlerine uyuyor. Hatta cuk oturuyor. Bir aksilik olmazsa başarılı olacaktır...

Nihat Kahveci ve Manuel Fernandes'e veda

Beşiktaş'ta kupanın kazanılmasıyla birlikte önümüzdeki sezon kadroda yer almayacak olan futbolcular da ufaktan belli olmaya başlıyor.

İlk olarak Nihat Kahveci'nin kontratının feshedildiği haberi geldi bugün. Ardından Manuel Fernandes'in arkadaşlarıyla bonservisinin alın
mayacağını ve arkadaşlarıyla vedalaştığını öğrendik. Bir olumlu bir olumsuz haber diyebiliriz. Nihat'ın artık yararlı olacabileceğini iddia edecek kimse yoktur herhalde. Manuel Fernandes ise bir kayıptır diyebiliriz.

Nihat Kahveci'den başlayalım. Geçen sezonun başında "Beşiktaş'ın çocuğu" gazıyla dönmüştü Nihat. İspanya'da oynadığı dönemde sakatlıkla başı dertteydi. Güzel de bir para karşılığında ikna edildi ve yuvaya döndü. Hepimiz katkı sağlayacağını düşünüyorduk ancak kimsenin tahmin ettiği gibi olmadı. Bana kalırsa bunun iki ana sebebi var. İlk sebep olarak o dönemin teknik direktörü Mustafa Denizli'yi görüyorum ben. Mustafa Denizli iyi hocadır, akıllı insandır, tecrübelidir falan ama Nihat'ı en çok yıpratan hareketi de o yapmıştır. Nihat'ın o dönemde -belki de yokluktan- tek santrfor oynamış olması, üstelik bunu askerliğinden dolayı takımın yaz kampına katılmamış, dolayısıyla hem fiziksel hem de psikolojik anlamda hazır olmadığı dönemde yaşamış olması bu başarısızlıktaki en büyük etkendir. Bu hatanın bir numaralı sorumlusu da Denizli'dir. Neticede Nihat'ın nasıl bir oyun tarzına sahip olduğunu ve hangi pozisyonda daha başarılı olabileceğini çok defa izlediğimiz maçlarında gördük. Nihat asla tek santrfor olamaz. Real Sociedad'da da olmadı, Villarreal'de de olmadı, milli takımda da olmadı. Yanında hep hedef santrfor rolünü oynayabilen, Nihat'a duvar olabilen başka forvet oyuncuları oldu. Kovacevic bunun en güzel örneğidir mesela. Nihat'ı tek başına rakip savunmanın kucağına atarsanız, hem bir kişi eksik oynarsınız, hem de ona en büyük haksızlığı yaparsınız.

Diğer etken de Nihat'ın psikolojik olarak kendisini toparlayamaması oldu. Zaman zaman goller attı ve dikkat edin, her golünde üzerindeki baskıyı taraftara fazlasıyla hissettirdi. Dişlerini sıktı, yumruğunu sıktı, eliyle koluyla bir şeyler yaptı. Hep bir kabuğunu kırma hissi verdi izleyenlere. Biz de hangi takımdan olursak olalım, "hah bu kez Nihat döndü" işte dedik birkaç kez. Ancak ne yazık ki hiçbirinde dönememişti. Oynadıkça yıpranması ve sinirlenmesi, sonunda bu sinirlerin patlamasına sebep oldu ve sahadaki o malum tartışmayı gördük. Üzerine bir de aldığı paranın iki senedir dillere yapışması canına tak edince Turgay Demir'le polemiğe girdi. Yani hem dış etkenler sebebiyle hem de kendi duygusal yapısından dolayı bu duruma geldi Nihat. Bundan sonra huzur bulacağı yer de tabii ki İspanya olacaktır. Orada bir orta sıra takımında kafası rahat bir şekilde futbolunu oynar ve belki de çıkışa bile geçebilir. Yaşı çok fazla değil ne de olsa...

Manuel Fernandes'e gelecek olursak, aslında söylenecek çok da bir şey yok. Oynadığında farkını hissettirdi her daim. Savunma ve hücum arasında çok iyi bir şekilde köprü oldu. Oyun içinde zaman zaman devamlılık sorunları yaşasa da ikinci yarıda, özellikle de son maçlarda Beşiktaş'ın göze batan oyuncularından biriydi. Kupa maçındaki oyununu kolay kolay unutabilecek olan çıkmaz mesela. Bonservis için Valencia'nın indirime gitmediği söyleniyor. Rakam da haberlere göre 8 milyon avro. Çok para gibi görünebilir ancak bakalım Beşiktaş aynı bölgeyi doldurmak için ne kadar para harcayacak. Elde 5-6 aydır Türkiye'de bulunan ve takıma uyum sağlamış, ülkeye adapte olmuş bir oyuncu varken, yeni bir maceraya girmek ne derece doğru olacak, göreceğiz. Umarım ki bu karardan dolayı pişman olunmaz. Bu arada Manuel Fernandes'in de Galatasaray ya da Fenerbahçe'den birine transfer olmasını isterim Türk futbolu adına.

Porto mu Braga mı? / Kupa 2 Sahibini Arıyor




Dün bir girizgah yapmıştık maçla alakalı. Porto'nun favori olduğunu da söylemiştik. Yine de final maçıdır, belli olmaz.




Porto'nun 11'i hemen hemen belli. Fucile sakatlığı nedeniyle kadroda olmayacak. C. Rodriguez ise kafilede yer alıyor ama çok büyük ihtimalle o da oynayamayacak bu akşam. Braga'nın ise savunmada sıkıntıları var. Rodriguez ve Garcia sakatlıkları sebebiyle oynamayabilirler. Garcia tüm maçlarda oynamıştı bu arenada. Bu sebeple önemli bir eksik. Rodriguez de savunmanın ortasında sürekli oynayan bir oyuncu. Bu maça çıkabilme ihtimalleri var mıdır bilmiyorum; bu yüzden aşağıdaki muhtemel kadrolara isimlerini serpiştirdim. Yine de oynamama ihtimalleri daha fazla. Tahmini 11'ler şöyle:




Braga'nın uzun zamandır gol atamayan golcüsü Lima, Porto'nun yenilemez olmadığını söylemiş. Kiev, Liverpool ve Benfica'yı elediysek; Porto'yu da geçebiliriz demiş. Haksız da sayılmaz. Moutinho ise takımından ve kendisinden emin. Kupayı kazanacaklarını açıklamış.




Hulk ve Falcao, eksikleri bulunan Braga defansını oldukça zorlayacaktır fakat en çok iş Varela'ya düşecek bugün. Garcia'nın sakatlığı onu rahatlatabilir. Alan ve Lima hücuma ne kadar çok destek verirse o kadar çok zorlanacaktır Porto. Özellikle Alan, Maicon'u bire bir yakalarsa perişan edebilir. Maicon top kullanma açısından çok önemli yeteneklere sahip olsa da; Alan'ın suratine yetişebilmesi imkansız.




Braga ise orta sahadaki tercihleri ile neyi amaçladığını belli edecek. Vandinho oynarsa kapanacaklardır. Salino oynarsa daha çok oyun oynamayı tercih ettiklerini ilan edeceklerdir. Ayrıca Salino tercihi, Portolu Guarin'in hücumda daha etkin bir rol oynaması anlamına gelecektir. Porto'ya karşı kapanmanın sonuç getirmeyeceğini düşünüp, böyle bir tercih yapabilir ama ufak bir ihtimal olduğu kesin. Sonuçta tüm rakiplerini durdurmayı başarmış bir sistem var elinde.




Porto gruplardan sonra 22 gol atmış. Braga ise 6 golde kalmış. İki takım arasındaki farkı ortaya koymak adına iyi bir veri.




Helton, doğum gününü kupayla süslemek istiyordur ve kendi kendisine hediyelerin en güzelini verebilmek için elinde iyi bir fırsat var...




Maç saat 21.45'te başlayacak ve Star Tv maçı naklen yayınlayacak. 21.00'da Erdal Beşikçioğlu ve Serdar Akar'ın konuk olacağı “Not Defteri”ni izleyerek maçı beklemeye koyulabilirsiniz...

Kategoriler

201 afrika uluslar kupası 2010 dünya kupası 2014 dünya kupası a milli takım a2 ligi abdul kader keita abdullah avcı adana demirspor adanaspor adnan polat adriano ajax akhisarspor alanyaspor alex de souza alexis sanchez ali sami yen stadı almanya alpaslan dikmen altay amerika birleşik devletleri andre santos andrea pirlo ankaragücü ankaraspor anket antalyaspor arda turan arjantin arsenal arsene wenger as monaco atınç nukan atletico madrid aurelien chedjou avustralya aydın karabulut aykut erçetin aykut kocaman azerbaycan aziz yıldırım ballon d'or bank asya 1. lig barcelona başakşehir batuhan altıntaş batuhan karadeniz bayer leverkusen bayern münih bekir irtegün belçika benfica bertul kocabaş beşiktaş Beşiktaş ve City blogtivi bogdan stancu bolton wanderers boluspor borussia dortmund bosna hersek braga brezilya bucaspor bundesliga burkina faso bursaspor bülent ataman bülent korkmaz bülent uygun bülent ünder caner erkin celal kıbrızlı celtic cem sultan cesc fabregas ceyhun eriş ceyhun gülselam cezayir championship chelsea christoph daum claudio bravo claudio caniggia claudio pizarro claudio taffarel copa america corinthians cristiano ronaldo cska moskova cüneyt çakır çaykur rizespor daniel güiza danimarka david villa deniz kadah denizlispor deportivo la coruna didier drogba didier zokora diego maradona dirk kuijt diyarbakırspor doğaüstü futbol gerçekleri dunga dynamo dresden egemen korkmaz eintracht frankfurt elano elazığspor elvir baliç emiliano insua emmanuel emenike emre can erdoğan arıca eskişehirspor euro 2012 euro 2016 fabio bilica fanzin faryd ali mondragon fatih terim fc sion fc twente felipe melo fenerbahçe fernando muslera ferudun tankut fifa fildişi sahili formalar frank lampard frank rijkaard fransa franz beckebauer futbol sandığı galatasaray gana gaziantepspor gençlerbirliği genoa getafe gheorghe hagi giampaolo pozzo gine gino pozzo glasgow rangers gökhan inler gökhan töre gökhan ünal göztepe granada greuther fürth guillermo ochoa gurbetçi futbolcular guti guus hiddink güncel güney afrika güny kore güvenç kurtar haftanın ardından hakan arıkan hakan çalhanoğlu hakan şükür hakemler hamburg hamit altıntop hannover 96 harry kewell hasan kabze hayrettin demirbaş hertha berlin hırvatistan hikmet karaman hollanda honduras hugo almeida ibb ibrahim üzülmez ibrahima yattara iddaa ilkay gündoğan inceleme incleme ingiltere inter irlanda cumhuriyeti ispanya istanbulspor isveç isviçre italya ivica olic j-league japonya jerry akaminko johan elmander jose mourinho jupp heynckes juventus jürgen klopp kadir has stadı kamerun kardemir karabükspor karlsruhe karşıyaka kasımpaşaspor kasper hjulmand kayserispor keylor navas kıymeti bilinmeyenler kocaelispor kolombiya konyaspor kosta rika kulüpler birliği la liga lazio lefter küçükandonyadis leipzig lens ligue 1 lionel messi liverpool livorno lokomotif moskova lomana lualua los galacticos lucas neill lugano lyon maç öncesi maç yorumu mahmut özgener mainz mali mamadou niang manchester city manchester united manisaspor mario balotelli mario götze marius alexe marsilya martin palermo mateja kezman medhi benatia mehmet ali aydınlar mehmet ekici meksika melih gökçek mersin idman yurdu mert günok mesut bakkal mesut özil metin diyadin metin oktay metin tekin mevlüt erdinç mhk michael owen michael skibbe milan milan baros miroslav klose muhammed demirci muhammet reis mustafa denizli mustafa yücedağ nadir çiftçi napoli necati ateş necip uysal newcastle united nicolas anelka nijerya nostalji notts county nuri şahin nürnberg oğuz çetin oğuz sarvan oğuzhan özyakup olcan adın olympiakos orduspor orhan şam osc lille oscar cordoba ömer toprak panathinaikos paok paraguay pep guardiola pierre webo portekiz porto portsmouth premier league premier lig psg ptt 1.lig radamel falcao rafael benitez rais m'bolhi raymond domenech real madrid real sociedad rıdvan dilmen ricardo quaresma rigobert song river plate robert lewandowski roberto carlos robinson zapata roma romario ronaldinho ronaldo rosenborg sabri sarıoğlu sakıp özberk samet aybaba samir handanovic sampdoria samsunspor schalke 04 selçuk inan selçuk şahin semih şentürk senegal sercan sararer serdal adalı sergen yalçın serie a servet çetin sezer öztürk shakhtar donetsk sırbistan simao sabrosa simon kuper simon zenke sinan bolat sinan engin sivasspor slaven bilic slovakya slovenya spor basını sportivi st etienne stefan scepovic stoke city stsl stuttgart süleyman koç süper final şampiyonlar ligi şenol güneş şili tayfun korkut temur ketsbaia tff thierry henry tim howard tim krul tolgay arslan tolunay kafkas tottenham hotspur toulouse trabzonspor transfer tsg 1899 hoffenheim tsl tugay kerimoğlu tunus türk telekom arena twitter u20 udinese uefa uefa avrupa ligi ufuk ceylan unutulmaz ikililer uruguay ümit karan ümit kayıhan ünal aysal valencia vfl wolfsburg villarreal vincent enyeama volkan şen watford wayne rooney werder bremen wesley sneijder yekta kurtuluş yeni zelanda yeşil burun adaları yıldırım demirören yılmaz vural yunanistan yunanistan süper ligi yusuf şimşek yücel ildiz zenit ziraat türkiye kupası ziya doğan zlatan ibrahimovic zoran simovic zvjezdan misimovic

LinkWithin

Related Posts with Thumbnails