30 Ocak 2010 Cumartesi

Yakışanı Budur / “Bu yıl da şampiyon olmak için hep beraber”

Bu şekilde plaketle uğurlanmak mı? Yoksa plaketle uğurlayabileceğiniz bir futbolcuya sahip olmak mı? Kim daha şanslı?

Shabani Nonda, bugün Galatsaray yöneticileri ve kaptanı tarafından, adına yapılmış bir plaketle kulüpten uğurlandı. Galatasaray'a yakışan da böylesi iyi niyetle mücadele etmiş bir oyuncuyu bu şekilde uğurlamaktı. Keşke taraftarla da vedalaşabilse.

İşte o zaman Nonda'nın plaketini alırken sarf ettiği “Bu yıl da şampiyon olmak için hep beraber” cümlesi çok daha fazla anlam kazanacak.

Bugünü yaşatan herkese sonsuz teşekkürler...

Neden?


Juventus... Tarihinde, sezon içinde teknik direktör kovma gibi bir vakayı barındırmayan bu güzide kulüp, geçen sene bu işleyişi delerek Ranieri'nin yerine Ciro Ferrara'yı getirmişti.

Melo ve Dieg transferleriyle sezona girdiler. Amauri çok formdaydı. Cannavaro dönmüştü. Buffon güvenilirdi. Grosso geldi. Her şey yolundaydı. İyi de girmişlerdi sezona. Inter'i zorlayacak takım olarak Juve görünüyordu.

Gel gelelim işler istenildiği gibi gitmedi ve Juventus büyük bir düşüş içerisine girdi. Haliyle fatura birilerine kesilmeliydi. Tarihinde olmadığı halde, geçen sene yaptıklarını bu sene de yaptılar ve Ferrara'nın işine son verdiler. Evet, Ferrara bu takımı iyi yönetememiş olabilir elbette ama yerine getirilen isim çok daha can sıkıcı. İsmine bakınca önemli sayılabilecek bir isim Zaccheroni ama yaptıkları itibariyle daha önce bulunduğu yerleri ne kadar hakketmiş tartışılır.

Zaccheroni'nin parlaması 97-98 sezonunda Udinese'yi 3. yapmasına dayanır. Bunun ardından Milan kapar kendisini. Fatih Terim'i kaptıkları gibi.İlk sezon iyi geçer ve Milan şampiyon olur. Fakat sonrası hüsran. Daha sonra Lazio yolunu tutar kendisi ama orda da başarılı olamaz. 1 sene çalışmaz. Dönüşü Inter ile olur. Orayı da boş geçer. 2 sene çalışmaz bu sefer. Torino ile anlaşır 2006'da. 1 puanla kümede kalabilir Torino. 2007'de oradan da kovulan Zaccheroni günümüze gelene kadar çalışmamıştır ve ona şimdi de Juventus sahip çıkmıştır.

12 sene önce önemli bir başarı elde ettiğini kabul ediyorum Udinese ile birlikte ama bunun kredisi bu kadar mı sürer anlamış değilim. Sevdiğim bir takım Juventus adına da endişelenmekteyim. Kısacası Boban ile aynı fikirdeyim.

"Zaccherroni, Juventus için absürd bir tercih!"

28 Ocak 2010 Perşembe

Shabani Nonda Gitti

9 yabancı ile kontenjanını dolduran Galatasaray, günlerdir hangi yabancısının gönderileceği konusunda bir sıkıntı yaşıyordu. Öne çıkan iki isim, başarısız performansı nedeniyle Shabani Nonda ve uzun sürmesi beklenen sakatlığı nedeniyle de Harry Kewell idi. Oz Büyücüsünün gitmesine taraftar razı olamazdı. Nonda en zayıf halka olarak öne çıkıyordu. Ancak basın inatla Kewell'ın gideceğini yazdı durdu.

Netice:

Bugün resmi siteden yapılan açıklamaya göre Shabani Nonda'nın sözleşmesi tek taraflı olarak feshedildi. Performans olarak en doğru karar. Geride kalan 2,5 senede çok kritik gollere imza attı Nonda. Özellikle fotoğrafta gördüğünüz, Fenerbahçe'ye attığı golü hiçbir Galatasaraylı unutmaz. Ancak şu anki isimler düşünüldüğünde ve Nonda'nın fiziksel yetersizliği de göz önüne alındığında bu karar en isabetlisi. Takım, UEFA'da bir santrafor sıkıntısı çekecek ancak belli ki Nonda da bu sıkıntıya ilaç olamayacaktı. Umarız bundan sonraki yaşantısında başarılı ve mutlu olur.

Jerome Rothen Ankaragücü'nde

Ankaragücü ufak ufak şekli şemali düzeltiyor. PSG'den Jerome Rothen sezon sonuna kadar kiralık ve satın alma opsiyonuyla gelmiş. Ligin kalitesini bariz arttıracak bir transfer. Mutlaka yararlı olacaktır. Umarız ki Vassell'e yaptıkları amatörce hareketleri artık geride bırakırlar.

TRT Komedi

Başlık, açılmasını önerdiğim yeni TRT kanalının ismi. Tutup öyle komedi programı yayınlamak için uğraşmaları, ellerindeki berbat yerli komedi dizilerini vermeleri falan da gerekmiyor. Diğer kanallarındaki yayınları dönüşümlü olarak versinler yeter. İstemeden de olsa yeterince komik oluyorlar çünkü.

Mesela bunun bir örneği de dün yaşandı. Diğer blogger arkadaşlardan değinenler de var bu duruma ancak yine de dillendirmek lazım. Daha önce reklamları döndürülmüş olmasına rağmen, TRT-3 ekranlarından verileceği taahhüt edilen Trabzonspor-Orduspor ZTK karşılaşması, mecliste oturumu uzayan "Amme alacaklarının tahsil usulü hakkında kanun ile bazı kanunlarda değişiklik öngören düzenleme" tartışmalarına kurban gitti ve yayınlanamadı.

Şimdi düşünüyorum da, bu TRT neyine güvenip Turkcell Super Lig maçlarının yayın ihalesine girdi ve neyine güvenip Bank Asya Ligi maçlarının yayınını aldı. Düşünebiliyor musunuz? Galatasaray-Fenerbahçe lig maçı var ancak mecliste yapılan "gübreleri nasıl bölüşelim" tartışması nedeniyle maçı izleyemiyoruz... Bu maçları yayınlamak için ayrı bir kanal, meclis oturumları için ayrı bir kanal açmak çok mu zor?

27 Ocak 2010 Çarşamba

Giovani Dos Santos Galatasaray'da

Ha oldu ha olacak derken, Galatasaray resmi sitesi de nihayet açıkladı bu transfer. En nihayetinde 20 yaşında, Rijkaard'ın elinden çıkma, Meksika milli takımının kozlarından ve ileride hemen hemen her mevkide görev alabilen bir oyuncu. Usta ellerde çok şey yapabilir...

26 Ocak 2010 Salı

Haftanın Ardından 09/10 - 18


İkinci yarı başladı ancak iklim şartları, sahadaki futboldan daha etkiliydi haftasonunda. Ne yazık ki Beşiktaş-İBB ve Kasımpaşa-Bursaspor maçları oynanamadı. Sadece 12 gol izleyebildiğimiz 18. hafta maçları sonunda Fenerbahçe halen lider ve Galatasaray halen daha takipte.

Fenerbahçe 3 - 1 Denizlispor
Eskişehirspor 1 - 0 Manisaspor
Trabzonspor 3 - 1 Sivasspor
Kayserispor 1 - 1 Gençlerbirliği
Ankaragücü 0 - 0 Diyarbakirspor
Galatasaray 1 - 0 Gaziantepspor

Lider, ikinci yarının ilk maçına kendi sahasında çıktı ancak inanılmaz kötü hava koşulları nedeniyle zemin de patates olduğu için bir kazaya kurban gidebilirdi. Nitekim, 77 dakika golsüz geçen maç, son 13 dakikada çözüldü ve birbiri ardına 4 gol izledik. Bu gollerin 3'ünün Fenerbahçe'den gelmesi, birçok tartışmanın önünü kesti diyebiliriz. Ancak yine de tartışılmalı bunlar. Böyle bir havada, böyle bir zeminde maç yapmak haksızlık. Herkes üzerine düşeni yapmalı.

Galatasaray, bir gün önce Beşiktaş maçının ertelenmesinin ardından, oynanmasına ihtimal verilmeyen bir maça çıktı Pazar gecesi. Herkes kardan dolayı Galatasaray maçının da ertelenmesini bekliyordu ancak gereken yapıldı ve maç oynandı. Aslında şartlar çok zordu ama buna rağmen sahada üst düzey bir futbol gördüğümüzü söyleyebiliriz. Galatasaray da Gaziantepspor da istekliydi. Bol pozisyon gördük ancak ne yazık ki sadece 1'i golle sonuçlandı. Sarı kırmızılılarda Rusya ve Ukrayna'da oynamışlıkları olduğundan bu tarz iklim koşullarına alışık olduğunu tahmin ettiğimiz Caner Erkin ve Elano Blumer, maçın iki yıldızıydı. Ayrıca Lucas Neill ve Jo da ilk kez Galatasaray forması giydiler.

Kayserispor, evinde Gençlerbirliği ile oynadığı karşılaşmada korkulu rüyalar gördü. Beraberliği de yine Makukula'nın attığı golle son dakikada kurtardılar. Kayseri'de Hamidou'nun Afrika Kupası'nda yer alması nedeniyle bir kaleci sorunu var. Ancak şu an kalede oynayan Gökhan Değirmenci iyi kalecidir. Kendisine güvenilmeli.

İkinci yarıya iyi başlayan takımlardan birisi de Trabzonspor. Şenol Güneş'in ekibi, Sivasspor'u pek de zorlanmadan 3-1 mağlup etti. Maçın yıldızı ise 2 gol atan Umut Bulut. Gökhan Ünal'ın gidişiyle birlikte Umut'un üzerinden de bir ağırlık kalkmış gibi sanki.

Eskişehirspor, sahasında Manisaspor'u 1-0 yenerek aslında çok önemli olan bir galibiyete imza attı. Manisa iyi takımdır. Bu tarz maçlarda sürpriz yapmayı sever. Bu sebeple alınan bu galibiyet, Eskişehir'in üst sıralarla ilgili yaptığı planları da bir temele oturtuyor.

Ligin alt sıralarındaki iki takım Ankaragücü ve Diyarbakırspor ise Ankara'da gol bulamadı. Diyarbakır'ın kadrosu çok fazla eksilmiş. Mendonza ve Espinoza'yı arayacaklardır. Neyseki Tazemeta'yı elden kaçırmamışlar henüz. Ancak şunu da belirtmek gerekir ki, Tjikuzu ile Djite de bu takımda iş yapabilecek oyuncular. Ankaragücü ise çok daha karışık bir halde. Alınanlar, alındı denip alınamayanlar, kenarda Lemerre, sahada çırpınan Vassell gibi bir yıldız, kadro dışında bir kamyon futbolcu... Ne yapılmaya çalışıldığını anlayan yok Ankara ekibinde. Karambole gelirlerse çok fena düşerler, onu da söyleyelim.

Haftanın Takımı: Eskişehirspor
Haftanın Futbolcusu: Umut Bulut
Haftanın Golü: Andre Santos
Haftanın Olayı: Beşiktaş-İBB ve Kasımpaşa-Bursa maçlarının kar nedeniyle ertelenmesi
Haftanın Hayal Kırıklığı: Saha zeminleri ve alınmayan önlemler

25 Ocak 2010 Pazartesi

Takım Analizi - Fenerbahçe

Seriyi bitirmek bugüne nasipmiş. Lig başladı ve biz de Fenerbahçe analizimizle seriyi tamamlıyoruz. İlk yarıda nasıl bir Fenerbahçe izledik, devre arasında neler yapıldı, neler yapılmalıydı ve ikinci yarı nasıl bir Fenerbahçe izleyeceğiz gibi sorulara cevap arayacağız.

Lafa teknik direktör Daum'dan başlamak istiyorum. Bu sene Daum geldiğinde fikirler ikiye bölündü. Herkes, tanıdığı kadarıyla Daum'u yorumlayıp belli öngörülerde bulundular. Genel kanı (benim de dahil olduğum) şuydu: Daum ligi sonuna kadar kovalar ancak Avrupa'da varlık gösteremez. Lig konusunda henüz yanılmadık. Fenerbahçe halen lider. Ancak Avrupa konusunda Daum bizleri şaşırttı. UEFA Avrupa Ligi'nden gruptan lider çıkmayı başardı Fenerbahçe. Hem de rekor bir puanla. Bu, Daum'un hanesine yazılması gereken büyük bir artıdır ancak henüz o kadar ilgi gösteren olmadı bu başarıya.

Ancak iş futbol kısmına geldiğinde yine kimseyi tatmin edemedi Alman teknik adam. Bunu da bekliyordu birçok kişi aslında. Sonuç odaklı, Brezilyalıların uyuşuk tavrının hakim olduğu, isterse şiir gibi top oynayan ancak genel olarak yatan bir Fenerbahçe. Hal böyle olunca, bunun yönetim yansımaları da farklı oluyor tabii. İstatistiksel başarı, yönetimi doyurmaya tam anlamıyla yetmedi ve onlar da devre arasında can sıkıntılarını oyuncu satarak giderme yoluna gittiler. Önce Roberto Carlos ülkesine döndü. Tabii döner dönmez de takımdaki sevgisizlik ortamından bahsetti falan. Her gidenin yaptığı şeyler. Fazlaca takılmamak lazım. Sonra Kazım ve Önder, özel yaşamlarındaki düzensizlikler nedeniyle kadro dışı kaldı. Oysa aynı ölçüde yaşayan başka oyuncular da vardı takımda. Piyango Kazım'la Önder'e çıktı.(Hoş, takımda başka stoper-sağbek rotasyonu kalmayınca Önder mecburen affedilmiş ve bugün idmanlara çıkmaya başlamış ya neyse, o da ayrı bir konu...) Kazım Fransa'nın Toulouse takımına kiralandı. Semih'le yönetim kontrat uzatma mevzusundan restleşti ve forvet rotasyonuna Gökhan Ünal getirildi. Enteresan bir kadro oluştu böylece. Bana sorarsanız, takım zayıfladı ancak ilk 11 çıkacak olan kadro güçlendi. Nasıl olduğunu da takımı mevki mevki incelerken detaylandırarak açıklayalım:

Kalede Volkan Demirel, genel olarak güvenilebilecek bir kaleci oldu artık. Eski deliliklerini yapmıyor. Bir kaleci için kusursuz olan fiziğini de iyi kullanmaya başladı. Yedekleri Volkan Babacan ve Fehmi Günok ise henüz istenen seviyede değil. Volkan Demirel'e bir şey olmadığı müddetçe kale sağlam diyebiliriz.

Sağbek olarak Gökhan Gönül var. Türkiye'nin en iyi 2 sağbekinden biri şu anda. Tartışmaya dahi gerek yok. Yeter ki onun ileri çıkışlarında Lugano arkayı iyi kapatsın. Yedeği de affedilmesiyle birlikte tekrar Önder oldu. Burası da sorunsuz.

Solbekte bir değişim var. Roberto Carlos, isim olarak çok büyük oyuncu ancak artık pek fazla kasmıyordu kendisini. Onun gitmesiyle bu mevki için iki alternatif oluştu. Biri Andre Santos, diğeri Vederson. Yazın Dünya Kupası'nda oynamak isteyen ve eğer seçilirse Brezilya milli takımının solbeki olacak olan Andre Santos, bu bölgede performansını arttırabilir. Vederson da iyi bir yedek olur. Burası eskisinden daha güçlü artık.

Savunmanın göbeği de Lugano ve Bilica'dan oluşuyor. İkisi de sağlam savunmacı falan arkalarına çok kolay adam kaçırıyorlar. En büyük sorunları bu. Biraz daha çabuklaşmaları lazım. Nitekim son oynanan lig maçında Youla'nın Denizlispor adına attığı gol yine aradan adam kaçırmaları neticesinde oldu. Yedekleri Önder ve Bekir. Hatta gerekirse Deniz. Yedek bol ancak kalibreleri biraz düşük bu iki oyuncuya göre. Daha çabuk bir oyuncu lazım burada zaman zaman şans bulabilecek.

Orta sahada savunmaya yönelik oyuncular Cristian, Selçuk, Deniz ve Emre... Cristian ve Emre, şu ana kadar fena götürmediler. Hatta Emre ileriye yardımcı olduğunda da çok güzel maçlar çıkarttı. Cristian biraz etliye sütlüye dokunmuyor gibi geliyor bana. Oysa oyunun yönünü çok iyi değiştirip takımı konraya kaldırabilecek bir oyuncu. Bu özelliğinin üzerine gidilmeli. İlk maçlarında çok yapıyordu bu bahsettiğim hareketi ancak sonradan o da kaybolmaya başladı. Yedek olarak düşünülebilecek, Selçuk ve Deniz, burası için yeterli. Gerekirse Mehmet Topuz da burada görev alabilir. Hatta aslen almalıdır da. Mehmet Topuz sağ kanat oynuyor Kazım gittikten sonra. Ancak driplingi olmadığı için pek bir şey yapamaz. Orta saha 3'lü kurulursa Cristian-Emre-Topuz bayağı etkili olabilirler. Son maçlarda formda bir görüntü veren Özer de yavaş yavaş takıma oturmaya başladı. Ben yine de geç kalındığını düşünüyorum. Alex'le ya da Alex'in olmadığı maçlarda Alex'in görevini yaparken hiç sırıtmaz bu takımda Özer. Alex ise yine bildiğimiz hayalet futbolunu sergilemeye devam eder. Arada çıkar maçını kazandırır ve tanrılık düzeni sürer gider.

Özer'in sol açık olarak oynayacağını varsayarsak, yedek olarak Uğur Boral kalıyor. Gerekirse de Vederson'la Andre Santos. Burası da yeterli. Sağ kanattaki alternatif ise Deivid. Bura bir transfer istiyor kesinlikle.

Forvet arkasında Alex'i göreceğimizi düşünürsek, ileride de tek başına Güiza'yı göreceğiz demektir. Yedekleri Gökhan ve Semih. Enteresan bir forvet hattı. Zaman zaman çift santrafor da olabilirler. Alex çıkar ve bir santrafor girer. Denizli maçında Alex yokken çift santrafor oynadılar keza.

İşte tüm bunları bir arada düşününce mücadele gücü daha yüksek bir Fenerbahçe izleyeceğiz gibi görünüyor ikinci yarıda. Hücum hattına bir transfer daha geliyormuş. Ki yazıda da belirttiğimiz üzere, eksikler mevcut. Avrupa'da ne kadar giderler onu bilemem ancak ligde sonuna kadar izleriz bu takımı...

Nereden Nereye...

Almanya'da Mehmet Scholl sonrası dönemin en umut vaadeden genç yeteneği olarak çıktı piyasaya. Ortalığı kasıp kavuracaktı hesapta. Bayern altyapısındayken oldukça parlak bir gelecek hayali vardı şüphesiz. 1-2 sene başka takımlara kiralandı. Ümit milli takımın en büyük kozuydu Okan Koç'la beraber...
Derken Bundesliga'da yapamayacağını anladı ve yolunu Türkiye'ye düşürdü. Yine de her şey bitmemişti. Geldiği takım Galatasaray'dı ve gelişim gösterebilirdi halen daha. İnişli çıkışlı bir oyun oynadı. Bazen harika bazen rezaletti.

Sonra Beşiktaş'ın yolunu tuttu. Hiç varlık gösteremedi. Derken Bundesliga II günleri başladı Hertha Berlin formasıyla. Bir ara işler iyiye gider gibi oldu. En azından bir istikrar vardı. Hoş, artık Bayern Münih hayalleri yoktu ama yine de Bundesliga'da saygın bir yeri olabilirdi. Derken kokain mevzuları patladı ve tüm kariyeri baltalandı. Şimdi duyduk ki Tayland liginin yolunu tutmuş. Yaşı 28... Umarız artık bir şekilde huzuru ve istikrarı yakalar. Belki Bundesliga'ya falan gelemez ancak iyi bir menajer tarafından Yunanistan, Belçika gibi liglere pazarlanabilir. Berkant Göktan'a başarılar diliyoruz...

23 Ocak 2010 Cumartesi

Bozuk Saatin Doğruyu Gösterme Vakti / Öze Dönüş

Beşiktaş'ın sportif direktörlüğüne Metin Tekin getirildi. Seçim hesaplarını bir kenara bırakırsak, Yıldırım Demirören'in en doğru kararlarından birisi olduğunu söyleyebiliriz gönül rahatlığıyla. Bir Galatasaray taraftarı olarak Metin'in başarılı olmasına açıkçası çok sevinirim.

22 Ocak 2010 Cuma

Takım Analizi - Galatasaray

Nihayet seri bitmek üzere. Çok zevkli bir konu aslında bu takım incelemesi ancak vakit konusunda sıkıntılar olunca insanı biraz zorlamıyor değil. Bugün ilk yarının ikincisi, transferin adından çok söz ettiren kulübü Galatasaray hakkında bir şeyler karalamaya çalışacağım. Son yazı Fenerbahçe ile ilgili olacak ve onu da çok büyük bir ihtimalle Gelipartt'tan alacağız.

Aslında Galatasaray'ın ikinci yarı performansını değerlendirirken, biraz da gerilere gitmek gerekiyor bana kalırsa. İşin hakkını tam olarak vermek için UEFA Kupası'nın alındığı senelere kadar gitsek yeridir ancak biz o kadar abartmayacağız ve geçen sezona gideceğiz. Avrupa'da yeniden başarı hedefleyen, vizyonu geniş Galatasaray hedefi ile yapılan yıldız yabancı oyuncu transferleri, sarı kırmızılı taraftarları heyecanlandırmaya başlamıştı önceki yıllarda. Bu proje kapsamında Harry Kewell, Milan Baros, Cassio Lincoln, Abdul Kader Keita, Elano vs. gibi Türkiye'den yolunun geçeceğine pek de ihtimal vermediğimiz oyuncular bir anda sarı kırmızılı formayı giyer olmuştu. Böylesi yıldız bir kadronun teknik direktörü de yıldız olmalıydı ve geçen seneki hataya düşülmeyip, bu sezonun başında Frank Rijkaard gibi bir isme imza attırıldı. Rijkaard, total futbolun inceliklerini futbolcularına öğretecek, zaten köklü bir futbol kültürü olan Galatasaray'da da yeni bir futbol geleneği yeşermeye başlayacaktı.

Yaz başında UEFA maçlarının başlaması, hazırlıkların da erken ve sıkı bir şekilde başlamasına neden oldu. Aradan çok uzun zaman geçmeden, sarı kırmızılı takımın futbolunda gözle görünür bir değişim ortaya çıktı. Futbolcular arzulu ve öğrenmeye aç bir görünüm içerisinde Rijkaard ve Neeskens gibi iki futbol ilahından büyülenmiş bir şekilde çalışıyordu. Ancak ilk yarının sonlarına doğru birtakım kırılmalar da yaşanmadı değil. Bu durumda sezonu erken açmanın yanı sıra, medyanın ve eski futbolcuların takımı yıpratma çabalarının da hakkını yemeyelim.

Şimdi takımı mevkilere göre inceleme zamanı.

Kaleden başlayalım. Leo Franco, Aykut ve Ufuk... Leo çok tecrübeli ve her an oyunun içinde olan bir kaleci. Asla çizgiye gömülmüyor. Tabii bu stilinden kaynaklanan çeşitli dezavantajları olsa da, önündeki ağır savunmanın arkasını toparlama konusunda başka bir çare olmadığı için bunlara göz yummak gerekiyor. İlk yarı boyunca hatalı oynadığı tek karşılaşma Fenerbahçe'ye karşıydı. Diğer maçlarda yenecek golleri yedi. Yenmeyecekleri yemedi. Hatta arada Panathinaikos ve Beşiktaş maçları gibi kritik maçlarda da yıldızlaştı. Yine de pek fazla kimseyi tatmin ettiği söylenemez. Ben kötü olduğunu düşünmemekle birlikte, çok da ekstra bir oyuncu olmadığını iddia ediyorum. Bonservissiz bir oyuncu için ideal. Yedekleri Aykut ve Ufuk. Aykut, aslen çok beğendiğim bir kaleci olmasına rağmen tek bir Steaua Bükreş maçıyla tüm kredisini tüketti. Tek maçla adam harcayan biri olmadım hiç. Ancak öyle bir maçta da o saçma golleri yemeyeceksin be kardeşim. Zaten ara transferde Ali Turan'la takası gündemdeymiş. Kayseri'de Orkun transferinin yatması, alternatif olarak Aykut'u düşünmelerine yol açmış. Bu transfer her an gerçekleşebilir. Diğer yedek Ufuk ise geleceğin en sağlam kalecilerinden biri olarak geldi Galatasaray'a. Rijkaard kendisine çok fazla yer vermedi maç kadrolarında. Sadece Orduspor maçında forma giydi ve bence başarılıydı. Belki seneye ya da sonraki sene takımın as kalecisi olabilir. Ha, ligin ikinci yarısında da bazı maçlarda kendisini kalede görürsek kimse şaşırmasın. Malum, 8 tane birbirinden iyi yabancısı olacak Galatasaray'ın.

Savunmanın sağı, sezon başında en çok can sıkan ve düşündüren mevkilerden biriyken, şimdi herkesin içinin rahat olduğu bir mevki oldu çıktı. Tabii bu sene tam bir bilge gibi hareket eden Sabri'nin payı büyük. Adam resmen beynini geliştirdi. Hiç tahmin etmediğim bir çıkış. Önündeki Keita'yla da inanılmaz güzel anlaşıyor. Yedeği Uğur, zaten taraftarın hasretle beklediği oyuncu. Sakatlığının etkileri devam ediyor. Ürkek tabii normal olarak. Ama her maç daha iyi oluyor. Ayrıca yeni transfer Lucas Neill de bu mevkide değerlendirilebilecek bir isim. En kötü ihtimalle Barış ve Serkan Kurtuluş var. Sağ tarafta sorun yok kısacası...

Sol taraf, sağ taraf kadar zengin olmasa da bu seneyi götürür cinsten. İlk alternatif Hakan Balta. İlk yarı biraz formsuzdu ancak biraz daha toparlarsa ne kadar yararlı olduğunu herkes biliyor. Gerekirse göbekte de kullanılabilecek bir oyuncu. Yalnız savunmadan top çıkarırken biraz daha sorumluluk alması şart. Hata yapmaktan korkuyor belli ki ama savunmanın ayağına en hakim oyuncularından birisi. Ayrıca sol açık olarak oynayan Kewell çok fazla geriye gelmediği için de Hakan savunmadaki yerini mümkün olduğunca kaybetmemeye çalışıyor. Yedeği Caner Erkin. Aslında hücum orijinli bir oyuncu ancak gerekirse sol bek de oynuyor. İyi bir yedek yani bu mevki için. Mecbur kalınırsa yine Uğur ve Lucas Neill, bu mevki için uygun isimler.

Savunmanın göbeği, uzun süredir Galatasaray'ın en sorunlu bölgelerinden birisi. Servet Çetin, buradaki tartışılmaz tek isimken, bu sene onu bile tartışır olduk. İlk yarı boyunca genelde Servet'e Gökhan Zan eşlik etti. Ancak onun da sakatlık durumları can sıkıcı boyutta. Ayrıca iki ağır oyuncunun savunmada oluşturduğu büyük risk, bu bölgeye transferi bir zorunluluk haline getirdi. Nitekim, Haldun Üstünel bu durumun da üstesinden gelerek senelerce Premier Lig'de forma giymiş olan Lucas Neill'i takıma kazandırdı. Neill, hem ağır Servet'in açıklarını kapatacak, hem de topun oyuna daha titiz bir şekilde sokulmasını sağlayacak. Kısacası çok yerinde bir transfer. Ayrıca yukarıda da bahsettiğim üzere, Ali Turan'ın da gelme ihtimali halen daha mevcut. O gelirse göbek ve sağ bek için yeni bir alternatif daha doğmuş olacak. Yedekteki Emre Güngör ve Emre Aşık da cabası. Bu bölgede sezon sonu ufak bir temizlik şart.

Orta sahada sezonun başlarında bir ön libero, bir çift yönlü orta saha, bir de oyun kurucu tercih etmişti Rijkaard. Yani eldekilerden örnek vermek gerekirse, Mustafa Sarp-Ayhan-Arda gibi... Sonraları Mustafa'nın yanına Mehmet Topal'ın geçmesiyle çift ön liberolu sistem de denendi. Mücadele gücü gerektiren maçlarda verim de alındı. Ancak bana göre tek ön libero, iki tane de çift yönlü harika olur. İyi bir Mehmet Topal, olmazsa Mustafa ve yanında Elano ile Arda, bu takımın ideal orta sahasıdır bana göre. Haa, son anda Nonda gönderilir de her girdiği topu alan, her yere koşan, 4 ciğerli bir ön libero alınırsa tadından yenmez. Bu bölgedeki alternatiflerse, bitmek bilmeyen enerjisi ve beceriksizliğiyle Barış ve Ayhan'dır. Gerekirse Caner de çift yönlülerden biri olarak oynatılabilir. Linderoth'u saymıyorum bile. Muhtemelen kontratı feshedilecek çünkü.

Kanat oyuncuları, sağ tarafta Abdul Kader Keita ve sol tarafta da Harry Kewell olarak görünüyor. İki harika oyuncu. Şimdi bu adamların özelliklerini anlatıp da laf kalabalığı yapmayayın. Alternatiflerine geçelim. Sağ tarafta Keita olmazsa Arda, Aydın, Elano, Kewell ve çok sıkışılırsa Barış gibi isimler oynayabilir. Sol tarafta da Kewell'ın eksikliğinde Arda, Keita, Caner ve Aydın gibi alternatifler var. Takımın en sorunsuz bölgeleri diyebiliriz iki kanat için.

İsim isim bakınca bomba gibi, ancak ayrıntılara girince sıkıntılı bir mevkiye geldik. Santrafor konusu çok enteresan işlere gebe görünüyor. İlk alternatif Baros. İnanılmaz verimli oldu ancak Fenerbahçe maçında yaşadığı talihsiz sakatlık ve tedavisinin uzaması, takımı uzun süre Nonda'ya mecbur bıraktı. Nonda aslında istatistik olarak fena değildi. Bu sezon çıktığı 27 maçta 20 gol buldu ancak yine de güven veremedi. Bir kere yaşı gereği artık çok ağır. Tek avantajı futbol bilgisi. Nerede durması gerektiğini biliyor ve goller de bu özelliğinden geldi zaten. Ancak tek başına o mevkiyi kaldıramıyor. İşte tüm bunlar düşünülerek Jo alındı dün kiralık olarak. Henüz 23 yaşında ve o potansiyelde bir oyuncunun Türkiye'ye gelmesi çok büyük bir olay. Disiplinsiz deniyor. Hangi Brezilyalı disiplinli ki? Verim almasını bilen, alacaktır. En büyük sorun UEFA'da oynayamayacak olması. Nonda tek başına ne yapabilecek? Yoksa Atletico Madrid'e karşı Kewell mı santrafor çıkacak? Hepsini göreceğiz. Ancak lig de en az UEFA kadar önemli olduğu için, Jo'nun iyi bir transfer olduğunu söyleyebilirim. Üstelik ücretinin 3/4'ünü City'nin ödeyeceğini düşünürsek, tam tezlik bir transfer oluyor.

Yani ikinci yarı Galatasaray ne yapar diye düşünecek olursak, bunun yanıtının biraz da UEFA'da nereye kadar gidebileceğine bağlı olduğunu söylemeliyiz. Yine de ne olursa olsun, çok büyük bir aksilik olmazsa sezonu ilk 2'de bitirecekleri kesin gibi. Avrupa'da da Atletico Madrid engeli aşılırsa sonraki tur daha rahat geçer gibime geliyor. Netice itibariyle zevkli maçlar oynayacakları kesin. İzlemedeyiz...

21 Ocak 2010 Perşembe

Jo Galatasaray'da...

Günlerdir beklenen santrafor transferi de sonuçlandı ve Joao Alves De Assis Silva, yani bilinen adıyla Jo, Galatasaray'la sezon sonuna kadar kiralık olarak anlaştı. Ayrıca sezon sonunda da satın alma opsiyonu var. Her ne kadar UEFA Avrupa Ligi'nde kendisinden yararlanılamayacak olsa da çok iyi bir transfer oldu bu. Baros'un ancak Nisan ayına doğru takıma katılabileceği düşünülecek olursa, en az Avrupa Ligi kadar önem arz eden ligde böyles bir oyuncuya ihtiyacı olacaktı Galatasaray'ın. Şimdi kendisiyle ilgili kafaları karıştıran tek sorun, disiplin konusunda yaşanacak. Yeni bir Lincoln vakası bekleyenler var ancak ben Rijkaard ve ekibinin bu tarz bir olaya izin vereceklerini sanmıyorum. Umarım ki faydalı olur...

Takım Analizi - Bursaspor

Öncelikle şunu belirtmem gerekiyor ki, ilk 4'ü işlerken iki Anadolu takımından bahsetmek gerçekten çok hoş. Dün Kayserispor'dan bahsetmiştik, bugün de Bursaspor'da sıra...

Bursaspor'la ilgili olarak söylenmesi gereken ilk şey, çok doğru bir teknik direktör seçimi yaptıklarıdır. Ertuğrul Sağlam, şu ana kadar Beşiktaş'ın başındaki dönemi hariç hep istikrarlı bir çizgide devam etmiş bir teknik adam. Hatta şöyle bir hatırlarsak ilk önce Samsunspor'da antrenör olarak başlıyor, teknik direktörlüğe terfi ediyor. Orada başarılı olup daha fazla imkanı olan Kayserispor'a geçiyor. Yani kariyer olarak ilerleme kaydediyor. Kayserispor'da başarılı olup birkaç sene çalışınca yine bir basamak atlayıp Beşiktaş'ın başına geçiyor. Bu ana kadar hep yukarı tırmanmış. Sonrasında da Beşiktaş'taki saçma yönetim anlayışının kurbanı olup Bursaspor'un başına geçiyor. Bu bir geri adım gibi görünse dahi, Bursaspor'da yaptıklarını göz önüne getirirsek, kendisini sürekli geliştirdiğini söyleyebiliriz. Ancak elbette ki eleştirilecek yanları da mevcut. Bunlara değineceğiz.

Aslında ilk yarı biterken kimse Bursaspor'dan böyle bir başarı beklemiyordu. İlk 6 iyi bir konum olacaktı ama onlar ilk yarıyı 3. bitirdiler. Hatta şansları biraz daha yaver gitse lider de bitirebilirlerdi. Yeşil beyazlılar, ilk yarı boyunca iyi bir performans sergiledi. Mücadele etti, inat etti ve kazanmayı bildi. Hatta ilk yarının büyük bir bölümünde en parlak oyuncuları olarak görünen Sercan'dan sakatlığı sebebiyle hiç faydalanamadılar ve Shin'in de takımı terketmesi sebebiyle maçlara forvette Turgay Bahadır'la çıkmak zorunda kaldılar. Ancak bu durum bile onların hızını kesemedi. Hatta zaman zaman işlerine geldi bile diyebiliriz.

İkinci yarıya başlarken, Bursaspor kalesinde Ivankov'u görmeye devam ediyoruz. Bulgar kaleci, büyükler de dahil bu ligde her takımda oynar. Yedeği de Yavuz. O da güvenilir bir isim. Bu mevki hakkında fazla da konuşmaya gerek yok. Sadece Ivankov'un yavaştan yaşlanmaya başladığını ve önümüzdeki sezon için arayışlara girilse fena olmayacağını laf arasına sıkıştırabiliriz.

Savunmanın sağ tarafında da yine ligin tecrübeli isimlerinden Ali Tandoğan yer almış ilk yarı boyunca. Başarılı olmuş da diyebiliriz. Ali'yi yedekleyen isimler Veli ve Tuna. İkisi de sağlam yedek. Tuna'yı göbekte de kullanabilirsiniz ayrıca.

Savunmanın sol tarafı, ne yazık ki kale ve sağ bek kadar sağlam değil. Sadece Mustafa Keçeli var ve Mustafa sol açık orijinli bir oyuncu. Mecburiyetten sol bek oynuyor. Sezon başında bir Amerikalı futbolcu getireceklerdi ancak son anda yatmıştı bu transfer. Devre arasında neden buraya etkili bir hamle yapmadıklarını merak ediyorum. En azından Gençlerbirliği'ne giden Alparslan Erdem düşünülebilirdi. Sol kanat çok baş ağrıtacak gibi...

Göbekteki ikili, bu sezonun istikrarlı oyuncularından Zapo ve Ömer Erdoğan. Ömer aslında çok potansiyelli bir oyuncu değildir ancak yanındaki oyuncuyla uyumu iyiyse belli bir sinerji yaratabilir. Nitekim bunu bu sene görüyoruz. Zapotocny hakkında fazlaca söze gerek yok. Beşiktaş'tan kiralık bir oyuncu ve kesinlikle takımın karakterine uygun. Hiç sırıtmadı. Tam Bursaspor'a göre bir futbolcu. Yedek olarak da Tuna, Serdar Aziz ve İbrahim var. Eğer çok sakatlık olmayacaksa bence yeterli bir rotasyon. Ayrıca Serdar Aziz'i de oldukça merak ediyorum. Daha fazla süre almalı belki de.

Orta sahaya baktığımız zaman, iki farklı kurgu gördük bu sezon. İlki Sercan oynadığı zamanlardaki 4'lü orta saha, ikincisi de Sercan olmadığında takım tek forvet oynadığı için oluşturulan ve "bence" daha etkili olan 5'li orta saha. İki versiyonda da bir adet ön libero (Kirita, Hüseyin) bir çift yönlü orta saha (Ergiç-lig için bir değerdir kendisi) ve kanatlarda iki adet açık (Volkan Şen-Ozan) var. 5'li oynandığında da tek forvetin arkasında Batalla oynuyor. Ki Batalla ligin kalitesini arttıran oyunculardan. Ancak stili gereği Bursaspor takımındaki yeri net değil. Ben açıkçası tek forvetten yanayım Bursaspor için.

Neden tek forvetten yanayım? Cevabı Bursaspor forvetlerinde gizli. Sercan Yıldırım, Turgay Bahadır, Leonardo Iglesias ve Muhammet Demir... Turgay ve Iglesias, kesinlikle as kadroda düşünülecek oyuncular değil. Hatta bir de Iglesias yeni alındı. Neden alındı bilmiyorum. Ertuğrul'un eleştirileceği noktalardan biri bu işte. Gereksiz bir transfer yaptı. Onu alacağına Youla'yı bile alsa daha yararlı olurdu. Bu iki ismin haricinde bir de Muhammet Demir var. İnanılmaz yetenekli bir çocuk. Sercan'dan iyi olacak deniyor hatta. Ancak direkt ilk 11'e koymak için henüz erken. Ama mutlaka zaman zaman şans verilmeli. İşte bu sebepten dolayı, sürekli olarak ilk 11 çıkabilecek bir tek Sercan kalıyor geriye. Sercan da arkadan gelecek iyi bir destekle bu işi kotarır.

Ligin ikinci yarısı Bursaspor için biraz daha zor geçecek. Fenerbahçe ve Galatasaray lige daha fazla asılacaklar. Trabzonspor da öyle.. Düşme mücadelesi veren takımlar da var tabii. Onları da hesaba katmak lazım. Umulmadık puan kayıpları olabilir. Ama bence ligi ilk 5'te bitirirler. Başarılı bir sonuç olur ilk 5'e girmek Bursaspor için.

20 Ocak 2010 Çarşamba

El Loco'nun Vedası


Aslında "El Loco" lakaplı iki futbolcu var yeryüzünde. Martin Palermo ve Rene Higuita... Veda eden ise resimden de anlaşılacağı üzere Higuita. 44 yaşındaki kaleci 24 ocak pazar günü yeşil sahalara veda edeceğini açıklamış.

1.75 metre boy, zaten onu kalede değişik gösteren faktörlerin başında geliyordu. Saçı, bıyığı ve tabii ki fotoğrafta da görülen "akrep vuruşu"...

Sadece 2000-01 sezonunda gol atamamış bir kaleciden söz ediyoruz. Toplam 235 lig maçına çıkmış Higuita ve 30 golü var. Milli Takım için oynadığı 68 maçta da 8 golü bulunuyor.

Jübilesine, Kolombiya Devlet Başkanı Alvaro Uribe davet edilmiş. Ronaldinho ve Ronaldo gibi futbolcuların da davet edileceği belirtilmiş. Ronaldinho'nun pazar günü Milano derbisine çıkacak olmasının daha muhtemel olduğunu belirtelim biz de hemen.

Bir efsaneye daha veda ediyoru dünya futbolu. Teşekkürlerimizi ve sagılarımızı sunarak, jübile maçına da gol sıkıştırmasını temenni edelim.

Takım Analizi - Kayserispor

Doğru yere getirilen doğru bir oyuncunun, bir takımda neleri değiştirebileceğini bizlere gösteren takıma geldi bugün sıra. Her ne kadar yönetim kanadında kamuoyuna itici gelen tavırlar sergileyen öğeleri içinde barındırsa da, kendi açısından doğru yönetilen ve belli bir istikrar sağlamış olan bir kulüp görüyoruz Kayserispor'a bakınca. Bu istikrar nerelerde mi var? Maddeleyelim:

- Senelerdir ilk 7 içinde dolanıp duruyorlar

- Mali olarak hemen hemen hiç darboğaza düşmediler

- Tolunay Kafkas, şu anda Süper Lig kulüplerinde çalışan teknik direktörler arasında, kulübünde en uzun süredir çalışan hoca.

Zaten bu saydıklarımız da, istikrar için en önemli etkenlerden değil mi? İki sezondur bir gol sıkıntısı çekiyordu aslen Kayseri ekibi. Gökhan Ünal'ın formdan düşüp satılmasından sonra o bölgeye bir türlü doğru hamleyi yapamadılar. Purovic ve Aghahowa gibi isimler yarar sağlayamamıştı. Belki de tarz olarak uymadılar. Kadro da öyle bir şekillenmeye başladı ki, en uca bir pivot santrafor şart oldu. İşte o pivot santrafor da sezon başında gelen Aziza Makukula'ydı. Portekizlinin gelişiyle birlikte çok şey değişti. Gol konusunda büyük sıkıntı çeken Kayserispor, bu doğru hamle sayesinde neredeyse her maç 2 tane atar oldu. Gol krallığında zirvede bulunan Makukula yalnız kendi atmadı, çevresini de ihya etti. O geldikten sonra Gökhan Emreciksin, Cangele ve Ömer Şişmanoğlu gibi oyuncular da skora hatırı sayılır bir katkı yaptılar.

Takımın kadrosuna incelediğimizde bana göre en büyük sorun kalede gibi görünüyor. Hamidou, asla böyle takımların kalesini korumaması gereken bir kaleci. Yaşı zaten çok ilerlemiş. Belli atletik yeteneklerini kaybetmiş. Bunun üzerine bir de zaten sakar bir kaleci. Olmayacak anlarda olmayacak goller yiyip bir çuval inciri berbat edebiliyor. Elde Gökhan Değirmenci gibi genç ve gelecek vaadeden bir kaleci varken, Hamidou'daki bu ısrar biraz fuzuli gibi geliyor bana. Ha, madem kadronda, hiç oynatma da demiyorum ama Gökhan'a da biraz şans ver. Gençlere çok önem verdiğimiz Tolunay Kafkas'ın en büyük eksikliklerinden birisidir bu Hamidou'nun yerine yeni bir kaleci ortaya çıkaramayışı. Şimdi de Orkun'u kiraladılar zaten. Gökhan artık iyice paslanmaya bırakılır gibime geliyor.

Savunma hattı, oldukça yetenekli ve genç isimlerle tecrübeli birkaç isimden oluşuyor. Aydın Toscalı ve Toledo, savunmanın tecrübeli isimleri. İlk yarıda Ali Turan da bu isimlerin arasındaydı ancak ara transferdeki olaylar nedeniyle şu an kadrodışı. Serdar Kesimal ve Eren Güngör ise , savunmadaki genç umutlar. Ayrıca devre arasında stoper olarak Volkan Dikmen, sol bek olaraksa Hasan Ali Kaldırım alındı. Ki takımın bir sol beke ihtiyacı vardı. Toledo uzun süredir sakattı. Yedeği Bilal Aziz güven vermiyordu ve bahis mevzuları patlayınca takımdan da uzaklaştırıldı. O bölgede mecburiyetten Hakan Aslantaş oynuyordu. Şimdi Toledo her ne kadar iyileşmiş olsa da, gelecek vaadeden bir isim olarak Hasan Ali Kaldırım, ikinci yarıda Kayserispor'a katkı yapacak bir isim olacaktır. Sağ bek de aslında çok rahat sayılmaz. Hakan Aslantaş ligimiz için iyi bir seçim ancak çok güvenilir bir yedeği yok. İlk yarıda o bölgeyi aslen stoper olan Ali Turan yedeklemişti mesela.

Orta saha, şu an için sağlam duruyor. 3'lü olan orta sahada Saidou, Gökhan Emreciksin, Furkan Özçal, Abdullah Durak, Umut Koçin ve Merter Yüce gibi alternatifler yer aldı ilk yarı boyunca. Devre arasında da Middlesbrough takımından Mohamed Shawky getirildi ve alternatifler de çoğaltılmış oldu. Muhtemelen ikinci yarıdaki orta saha hattı Gökhan Emreciksin - Shawky - Furkan üçlüsünden oluşacak.

İki kanatta, hücum gücü yüksek oyuncuları var Kayserispor'un. Makukula gibi, ceza sahasına inen hemen hemen her topla buluşmayı başaran ve buluştuklarında da yüksek bir gol yüzdesi tutturan bir santrafor sayesinde de bu kanat oyuncuları verimli bir ilk yarı geçirdiler diyebiliriz. İlk tercihler, Cangele ve Mehmet Eren. Bu ikili kendi aralarında kanat değiştiriyorlar maç içerisinde ancak genel olarak Mehmet Eren sağda, Cangele de solda oluyor. Yedekleri ise James Troisi, Ömer Şişmanoğlu ve gerekirse de Gökhan Emreciksin.

Santrafor hakkında da zaten diyeceğimizi dedik. Doğru bölgeye doğru adamı getirdiler. Makukula şu an ligin en verimli golcüsü. Yedeği de genç oyuncu Semih Aydilek.

İlk yarıda liderlik koltuğunu da görmesine rağmen 17 haftanın sonunda 4. sırada karşımıza çıkan Kayserispor, muhtemelen bu çizgisini ikinci yarıda da sürdürecektir. Hatta yapılan transferler sayesinde daha sağlam bir takım izleyeceğimizi de rahatlıkla söyleyebilirim. Çok büyük bir aksilik olmazsa ligi de ilk 5 içerisinde bitirecekler gibi.

19 Ocak 2010 Salı

Takım Analizi - Beşiktaş

Geldik ilk 5'e. Şunu anladım ki, gerçekten disiplin isteyen bir şeymiş bu takım analizleri. Oturup adam gibi zaman ayırmak gerekiyor. Onca işin gücün arasında biz de bir şeyler yapmaya çalıştık. Neyse, en azından lige yetiştiriyoruz gibi bir görüntü var.

Bugün sıra Beşiktaş'ta. 2009-10 sezonunun ikinci yarısının başlangıcına sayılı bir zaman kala, Mustafa Denizli'nin bu takıma oynatmaya çalıştığı futboldan eminim birçok kişi bir şey anlamamıştır. Ben de anlamadım tabii doğal olarak. Tam bir şeyleri çözüyorum derken, ertesi maç hooop her şey değişiveriyor. Oysa lige başlamadan önce umutluydum ben Beşiktaş'tan. Ne de olsa geçen sezonki kadro büyük ölçüde korunmuş. Giden 1-2 oyuncunun yeri de gayet güzel doldurulmuştu. (Gökhan Zan-Ferrari)

Ancak ne olduysa, doğru düzgün bir sistem oturtamadı siyah beyazlılar. Özellikle sezon başında büyük umutlarla Türkiye'ye geri döndürülen Nihat Kahveci, bu kaos ortamının en çok yıpranan oyuncularından birisi oldu. Bunlara yazıda elimden geldiğince değineceğim.

Yine mevki mevki gidelim istiyorum. Fazla bozmayalım düzeni. Kaleden başlıyoruz. Elde bana göre Türkiye'nin en iyi kalecisi olan Hakan Arıkan varken, kalede fazlasıyla büyük bir sorun yaşıyorlar senelerdir. Hakan konusundaki fikirlerimi şu yazıda da belirtmiştim. Şimdi birçok kişi de benimle hemfikir değildir Hakan Arıkan konusunda. Onları da anlıyorum. Evet, Hakan çok hatalı ve belki de komik goller yedi ancak bu onun yeteneğine gölge düşürmemeli. Ona ihtiyacı olan güveni veremedi bir türlü Beşiktaş. Nitekim, bu sezon şans bulduğu maçlarda gayet de başarılıydı. Hatta biraz daha ayrıntılı bahsetmek gerekirse, maçlara heyecanlı başladı. Zaman zaman eli ayağı titredi, ancak dakikalar ilerledikçe ve güveni yerine geldikçe kalede sağlam bir duruş sergiledi. Bunu herhalde kimse inkar etmeyecektir. İşte elde böyle bir kaleci varken, artık futboldaki son zamanlarını yaşayan Rüştü'de bu kadar ısrar etmek yersizdi ve netice olarak da Beşiktaş bu durumdan zarar gördü. Sadece Beşiktaş değil, Rüştü ve Hakan da zarar gördü tabii. Devre arasında da Ramazan Özcan katıldı takıma. Satın alma opsiyonlı kiralık... Mevcut sakatlıkları aklımıza getirirsek, zararsız bir deneme diyebiliriz. En azından kiralık olduğu için onca para bağlanmamıştır. Beğenilirse alınır, beğenilmezse opsiyon kullanılmaz ve dertsiz bir şekilde yollar ayrılır. Ayrıca meziyetli de bir kaleci. Uyum sağlarsa yararlı olur gibime geliyor. Yine de kalede ilk tercihim Hakan Arıkan'dır.

Savunmanın sağı biraz sıkıntılı görünüyor. Sezon başında Ankaraspor'dan alınan Erhan Güven -ki asla Beşiktaş forması giyebilecek kalibrede değil- kiralık olarak Antalyaspor'a gönderildi. Doğru karar. Geriye de elde stoperden bozma İbrahim Kaş ve genç Rıdvan kaldı. Çok sıkışılırsa İbrahim Toraman veya Ekrem Dağ da bu bölgede oynatılıyor. Artık önde bir tek lig kaldığına göre, bir şekilde idare eder bu mevki. Tabii önümüzdeki sezon için birtakım önlemler düşünülmeli.

Sol bek senelerdir aynı. İbrahim Üzülmez, yıllar geçtikçe olgunlaşıyor. Fizik olarak da henüz bir düşme yaşamadı altyazı İbrahim. Onunla bu bölgeyi paylaşan isimse İsmail Köybaşı. İsmail hakkında fazla da yoruma gerek yok. Genç ve yetenekli bir oyuncu. Geleceğin yıldızlarından. Tabii hep bu bölgede değerlendirilecekse defansif anlamda İbrahim'den bir şeyler kapması şart. Bu bölge son derece yeterli sözün kısası.

Savunmanın göbeğine geldiğimizde ligin en sağlam ikililerinden biri olan Sivok-Ferrari tandemini görüyoruz. Ferrari büyük bir şans bu takım için. Onları yedekleyen isim de İbrahim Toraman. Gerekirse İbrahim Kaş da bu bölgeye kaydırılabiliyor. Burası da sezonun ikinci yarısını sakatlık falan olmazsa sorunsuz götürecek gibi.

Gelelim orta sahanın ortasına. Yine elimizde ligin en sağlam orta saha oyuncularından birisi olan Ernst var. Sezon başında transfer edilip, ligin başlarında fazla şans bulamamasına rağmen sonradan açılan Fink var. Bu ikili mümkün olduğunca bir arada olmalı. Gayet uyumlular. Yedek olarak Mustafa Denizli enteresan bir şekilde sürekli olarak Uğur İnceman'ı denedi. Ben çok beğenirdim Uğur'u Manisa'dayken ancak onun da oyununda bir gerileme mevzubahis. Sorumluluk alamıyor. Normalde rotasyon için ideal bir oyuncu aslında. Ancak sürekli olarak ezbere onun oyuna girmesi üretkenliği azaltıyor. Altyapıdan çıkan Necip biraz şans bulmalı artık. Hem savunması iyidir, hem de ayağı top yapar. Ama önce bu çocuğa güvenildiği hissettirilmeli sorumluluk verilerek. Göbekte 2'li oynandığını varsayıyorum tabii bunları yazarken. Mustafa Denizli 3'lü de oynatıyor zaman zaman. 3'lü oynattığında da Ekrem oynuyor genel olarak. Ancak Ekrem asla oranın oyuncusu değil. Kanatlarda daha etkili.

Kanatlar demişken, Beşiktaş'ın en büyük sorununun kanatlarda olduğunu belirtelim. Tehlike yaratacak kanat organizasyonları gerçekleştiremediler. Bunda sakatlık gibi çeşitli etkenler de etkili olmuş olabilir ancak Mustafa Denizli'nin de bu konuda fazla kafa yorduğunu sanmıyorum. Çok fazla arayışa girmedi. Gitti Yusuf'u sol açığa yerleştirdi, rakip ceza sahasının çevresinde takılmasına, hiç geri gelmemesine de göz yumdu. Mesela sağ açıkta, Galatasaray'daki Keita'nın yaptığı görevi Holosko'ya yaptırabilir. Bu oyuncu ilk yarıda sakattı ama eğer bu sakatlığı tam olarak üzerinden attıysa bu bölgede fayda sağlayabilir. Serdar Özkan da çok şans buldu ilk yarı boyunca. Ancak yeteneğini akılla buluşturamadığı için de hep tepki gören isim oldu. Holosko'nun alternatifi ise benim gözümde Nihat'tır. İlk yarının büyük bir bölümünde tek santrafor olarak oynatılan Nihat, sağ açıktan ceza sahasına sürpriz girişler yaparak, santrafor olarak oynayan arkadaşını besler, kendisi de yeterince fırsat bulur. Tabii eğer çift santrafor oynanacaksa işler biraz değişiyor. O zaman Nihat kesinlikle iki forvetten biri olmalı.

Sol açık olaraksa ne olursa olsun Tello düşünülmeli ilk olarak. Bu adam kim ne derse desin özel bir yeteneğe sahip. Bunu bir türlü değerlendiremiyor Beşiktaş. Yedek olarak fazla bir alternatif yok. Eldekilere bakınca oraya en uygun isim Serdar Özkan gibi duruyor. Tabii İsmail Köybaşı sadece sol bek oynayacaksa. Yoksa İsmail'in orijini daha hücuma dönüktür. Sol açık olarak katkı yapabilir. Şimdi Delgado'nun da geldiğini varsayarsak, sanki 4-2-3-1 gibi bir sistem olacak gibi duruyor. işte o forvetin arkasındaki 3'lünün göbeği için bolca alternatif var. Delgado, Tabata ve Yusuf. Bu 3 oyuncu da bu sezonun kayıp isimleri. Delgado hadi sakattı da, diğerlerinin hiçbir mazereti yok. İkinci yarı daha iyi olacaklardır. Tabii bu isimler arasındaki rotasyon iyi ayarlanmak zorunda. Hoş, Delgado'nun dönebilmesi için bir yabancının da gönderilmesi lazım. Bu konuda ne gibi bir karar alınacak o da muamma. Belki de Delgado yine kadronun dışında tutulacak. Kısacası Beşiktaş'taki birçok şey gibi bu da büyük bir muamma.

Santrafor olaraksa elde Bobo, Nobre ve Batuhan var. Normalde isim olarak gayet yeterli ancak pratikte de bir türlü verim alınamayan bir forvet hattı. Benim ilk tercihim Bobo olur. Ama onun da kalıp kalmayacağı kesin değil. Kafa olarak gidiyor arada zaten Avrupa'ya. Döndüğünde 1-2 gol atıyor sonra yine kayıp... İkinci tercihim Batuhan olur ancak onun da hocayla arasındaki sorunlar, mental olarak kendisini geliştirememiş olması gibi türlü etkenler var. Nobre ise eşek yüküyle para alıp, aldığı paranın 10'da birini bile vermeyen bir adam. Çift forvet oynanacaksa Nihat-Batuhan harika olurdu mesela. Tarz olarak aynı Nihat-Kovacevic gibi olurlardı. Ancak şu anda pek ihtimal dahilinde görünmüyor bu durum.

Sözün kısası, Beşiktaş'ın işi zor. Seçim de yaklaştığı için her şey havada kalmış durumda. Delgado takımla idmana çıkıyor ama kontenjan dolu. Kadro teker teker bakınca iyi isimlerden kurulu ancak bir araya gelince kimyaları tutmuyor. Her şey sorun... Takımın üzerindeki isteksizlik de cabası. Yine de ben Mustafa Denizli'nin en kötü ihtimalle son 3 haftaya kadar yarışı kovalayacağına inanıyorum. Bir şekilde başarıyor bu işi. Geçen sezon da başarmıştı diğer şampiyonluğa oynayan diğer takımların yardımıyla da olsa. Seçim sonrası dönem biraz daha durulacaktır takım içindeki belirsizlikler.

Takım Analizi - Trabzonspor

Ligin en renkli, en kaotik ve en stresli takımlarından birine geldi bugün sıra. İlk yarıyı 6. sırada tamamlayan Trabzonspor hakkında birkaç kelam etmeye çalışacağım.

Hatırlarsanız, yönetim yaz aylarında Şenol Güneş'le görüşmüş, ardından Şenol Hoca'nın aralık ayına kadar boşa çıkamayacağı anlaşılınca Samet Aybaba ile anlaşma yoluna gitmişti. Bu durum, takımın aralık ayına kadar Samet Aybaba'da emaneten duracağının açık bir göstergesiydi ve bu yönde öngörüler geliyordu. Tabii Samet ismine de sert eleştiriler... Bunun üzerine geri adım atan Sadri Şener, bana göre doğru bir hamleyle Hugo Broos'u getirdi. Bugün halen daha Hugo Broos'un yararlı olabilecek bir teknik adam olduğunu savunurum. Ancak Belçikalı hocanın da aralık ayına kadar stepne olarak göreve getirildiğini belki de düşünemedik. Her türlü imkansızlık, yönetsel huzursuzluk, dışarıdan müdahele kendisine yaşatıldı. Netice itibariyle de yazın kurulan senaryo gerçekleşti ve Şenol Güneş takımın başına getirilmiş oldu. Şurası net: Şenol Güneş, bu kulübe en yararlı olabilecek hoca. Bakın, en iyi hoca demiyorum. Daha iyilerini de bulursunuz ancak şu anda Şenol Güneş'ten yararlısını bulabilmek için çokça kumar oynamanız gerekiyor.

Neyse, takıma geçelim ufak ufak. Aslında Şenol Hoca da birçok konuda doğruları bularak başladı işine. Şimdi de kadrosunu şekillendirmeye çalışıyor. İşte o kadroyu kademe kademe inceleyeceğiz şimdi.

Kalede 3 adet alternatif var. Tony Sylva, Tolga Zengin ve Onur Recep Kıvrak... Sylva, artık yaşını başını almış bir oyuncu olarak, iyice hantallaşan vücudunun da etkisiyle formsuz bir ilk yarı geçirdi. Son maçlarda da yerini gelecekte çok parlak bir kariyeri olacak olan Onur'a bıraktı. Önceki dönemin gözde ismi Tolga Zengin de alamadı kaleyi Onur'dan. Eh, kaleci mevzusundan da Şenol Güneş anlar herhalde bu ülkede en iyi. Muhtemelen ikinci yarıda Onur'la devam edip verim alacaktır. Hatta bu oyuncuyu daha üst kademelere de taşıyacaktır lig bitene kadar. Kalede sorun yaşanacağını sanmıyorum.

Savunmanın sağ tarafı çok sıkıntılı iken, bir anda düzeltildi ilk yarıda. Taraftarın günah keçisi Tayfun, Serkan Balcı derken bir türlü istikrar sağlanamamıştı. Sonradan alınan Ömer Aysan, burayı iyi kotardı. Tayfun sakatlandı ancak ihtiyaç halinde Serkan Balcı orayı gayet güzel yedekler. Hatta zorlanılırsa Song ve Giray da sağ bek oynatılabilir. Burası da sorunsuz. Sol bek olarak da iki iyi alternatif var. İlki Bundesliga takımlarının gözdesi Cale, diğeri de Galatasaray altyapısından yetişen Ferhat Öztorun. Lig ve kupa için yeterli bir rotasyon.

Savunma göbeği Song, Egemen, Giray ve ihtiyaç olması halinde Ceyhun Gülselam'a emanet. Burası biraz risk arz ediyor. Song ve Egemen, kadro dışıyken tekrar affedildiler mesela. Gençlerbirliği'nden İlhan Eker, tam Trabzon'a göre bir oyuncu bana göre. Buraya bir takviye yapılmalıydı. Song'un Afrika Kupası'nda olduğunu da düşünürsek, ikinci yarının ilk birkaç haftası baya zorlanacaktır Trabzonspor. Bu bölge için Galatasaray'dan Emre Güngör de düşünülebilirdi devre arasında. Bu şekilde belki de Emre ve Song arasında tarihin tekerrür etmesi de sağlanabilirdi.

Orta sahaya bakınca, bu bölgede bir hareket yaşandığını görüyoruz. Bir türlü verim alınamayan Tjükuzu, Diyarbakırspor'a kiralık verildi. Orta sahadaki boşluk da Sivasspor'dan Sezer Badur'la doldurulmaya çalışıldı. Sezer iyi oyuncudur. Koşar, hırslıdır, Trabzonspor taraftarının seveceği tarzda adamdır. Yaşı da müsaitken, uygun denilebilecek bir fiyata alınmıştır. Muhtemelen futbol bilincini de geliştirecektir. Aynı bölgede Ceyhun, Selçuk ve Colman alternatifileri de var tabii. Colman bu takımda kesinlikle kesilmemesi gereken bir oyuncu. Ligin en iyi çift yönlü orta sahalarından. Yanına da ilk alternatif olarak Selçuk yakışır. Göbekte 3 kişi kullanılacaksa da Colman ve Selçuk, Sezer'le desteklenir ve rakibe de top mop göstermez. Gerekirse de Ceyhun ve Serkan Balcı'yı kullanırsın hatta.

Kanatlar biraz sorunlu. Tabii bu sorunun baş kaynağı Yattara'nın bitmek bilmez sakatlığı. Şimdi sağ kanatta Yattara olsa, Serkan'la beraber orayı gayet güzel götürürlerdi. Zaman zaman Barış Memiş de o bölgede onlara destek sağlardı ve sezon sonunu da gül gibi getirirlerdi ancak Yattara sakatlanınca hem Broos, hem de Şenol Güneş o bölgede tam olarak nasıl bir düzen tutturmaları gerektiğine karar veremediler. Zaman zaman Serkan Balcı, zaman zaman da aslen sol kanat için alınan Gabric'i kullanmak zorunda kaldılar. Eh, Gabric sağda oynayınca bu kez sol kanat karıştı. Alanzinho da Engin de yetemedi oraya. Alanzinho ne kadar teknik de olsa, oyun zekası ne kadar gelişmiş de olsa, fizik olarak aşırı düşük bir oyuncu. O yüzden her maç verimli olamıyor. Engin Baytar ise Engin Baytar işte. Mental olarak çok gerilerde. Biraz istekli olunca çok şeyi değiştirebiliyor. İkinci yarıda sorun çıkarsa bu bölgede çıkar. Ancak Ankaraspor'dan gelen Murat Tosun bir şeyleri değiştirebilir mi bilemem. Netice itibariyle bir hücum oynucusu olsa bile, sağ kanat özelliği de olan bir oyuncu. Belki bir etki gösterebilir.

Takımın en büyük sorununu en sona sakladık. İlk yarıdaki maçlarda bol pozisyon bulan, ancak golü bulamayan bir Trabzonspor izlemiştik. Hatta UEFA'dan da bu yüzden elenilmişt diyebilirim. Umut ve Gökhan ikilisiyle sezona başlamak, çok cesur ve riskli bir karardı. Zaten risk de gerçekleşti ve bu ikili büyük tepki gördü. Gökhan zaten bir türlü takıma ve taraftara ısınamamıştı. Gönderilmesi yerinde bir karar oldu. Umut ise her şeye rağmen benim beğendiğim, sahada bulunduğu süre zarfından elinden gelenin en iyisini vermeye çalışan, ilk 11 için güvenilecek bir oyuncu olmasa da kadroda bulunması faydalı olan bir futbolcudur. İkinci yarıda aynı standardıyla oynayacaktır. Bir de Kolombiya'dan bir golcü alınmış. Teofile Gutierrez diye bir oyuncu. Normalde tanımıyorum ancak görüntülerine bakılınca, hem gol pozisyonuna girişi, hem de gol vuruşu olarak kendisinden çok söz ettirecek gibi. Tabii biraz fiziği zayıf. Bunu da belki süratiyle aşar. Neticede önceki takımında 52 maçta 41 gol gibi bir istatistik tutturmuş. Boş bir adam olmasa gerek. Bir de Fatih Tekke lafları var. Şu yazıyı yazarken "olmak üzere" diyordu haberler. Bilmiyorum, belki olmuştur bile. Ki bu transfer gerçekleşirse takımın sınıf atlayacağı bir gerçek.

Ben, ikinci yarının Trabzonspor açısından iyi geçeceğine inanıyorum. Savunma oyuncuları sakatlanmaz ya da sık sık cezalı duruma düşmezse lig bittiğinde sıralamadaki yerleri ilk 5 içerisinde olacaktır bana kalırsa.

18 Ocak 2010 Pazartesi

Takım Analizi - Gençlerbirliği


Geçtiğimiz sezon küme düşmeme mücadelesi veriyordu Gençlerbirliği. Hatta tartışmalı Hacettepe maçına da bağlayanlar var Gençlerbirliği'nin ligde kalmasını. İlhan Cavcav'ı biliriz. Teknik direktörlerin işine karışır, kulübü keyfine göre idare eder, arada bir sivri çıkışlar yapar, ucuza oyuncu bulur, pahalıya satar vesaire...

İlhan Cavcav belki de kendisine dahi ters gelebilecek bir hamleyle, Almanya'nın en çok sevilen isimlerinden biri olan Thomas Doll'u takımın başına getirdi sezon başında. Hamburg ve Borussia Dortmund takımlarında teknik direktörlük yapmış bir isim kendisi. İki takımda da çok büyük başarıları yok. Hatta hayal kırıklıkları daha fazla. Ama Hamburg ile elde ettiği bir intertoto kupası da yok değil.

Thomas Doll'a birlikte ligin en olumlu futbolunu oynayan takımlarından birisi oldu Gençlerbirliği. Ligin ilk 7 haftasında kimseye kaybetmemişlerdi. 8. haftada Fenerbahçe deplasmanında onları ummadıkları bir Fenerbahçe bekliyordu. O günkü Fenerbahçe'ye karşı yapabilecekleri pek bir şey de yoktu açıkçası. Diğer hiçbir maçta rakipleri karşısında ezilmediler. Ama alınan sonuçlar itibariyle istikrar sağlayabildiklerini söylemek mümkün değil.


Ligin İBB ile birlikte en dengeli takımlarından bana kalırsa. Mustafa Pektemek, Burhan, Hurşit ve Bilal gibi genç ve yaratıcı oyunculara sahipler. Galatasaray'dan Serkan Çalık da zenginlik katabilir bu kadroya. Defansta Aykut, Orhan Şam ve İlhan'ın yerleri garanti gibi ve bir sorun da çıkartmıyorlar. Sol bek ve sol açık oynayabilecek Alparslan'ın transferi de iyi bir seçim gibi duruyor.

Orta sahada defansif olarak Tozo bu ligi götürebilir özelliklerde. Hücuma dönük olarak da Harbuzi ortalamanın üzerinde bir kapasiteye sahip diye düşünüyorum. İleride Kahe'yi düşünüyor Doll ama bana kalırsa Patiyo daha fazla şans bulmalı.

Kalede ise tecrübeli ve yetenekli Serdar Kulbilge'yi görüyoruz. Orda da sorun yaşamadıklarını söyleyebiliriz. Gençlerbirliği, direncini koruduğu sürece sıkıntı çekmeyecektir. Sadece çok genç bir takım. Galibiyet alışkanlığı elde etmesi gerekiyor takımın. Bence tek eksikleri bu. 2 maç üst üste kazanmayı sadece 1 kez başarabilmişler. Bunu 2-3 kere yapabildikleri zaman önemli sıralarda kendilerine yer bulabilirler.

Thomas Doll, burası iyi ama ben memlekete gitmeyi hedefliyorum demekte. Bu uzun vadede bizi üzüyor olsa da, takımın başında olduğu süre için; bu gençlerle, bu dirençle Gençlerbirliği'nden keyif aldığımızı rahatlıkla söyleyebiliriz. Umuyoruz ki bu birliktelik devam eder ve güzelliklere gebe olur.

15 Ocak 2010 Cuma

Takım Analizi - İBB

Peşinen söyleyeyim, hiç sevmiyorum bu takımı. Abdullah Avcı'nın futbol adına çabalamasına her ne kadar çokça saygı duysam da ısınamıyorum. Ve her zaman her yerde İBB ile ilgili karşınıza çıkabilecek beylik eleştirileri ben de tekrar edeceğim. Taraftarı olmayan, futbol kültürü oturmamış ve mali yükünü belediyenin çektiği bir takımın Süper Lig'de işi olmamalı. İzmir takımları duruken ve üzerineİstanbul'un yeteri kadar takımı yokmuş gibi 70.000 kişilik statta 15 kişiye maç oynayan İBB bu ligde yer işgal etmemeli.

İçimizi az da olsa döktükten sonra, gelelim 2009-10 sezonunun ilk yarısının İBB açısından eleştirisine. Öncelikle şunu söyleyeyim, çok fazla maçlarını izlemedim. Yeteri kadar takip edemedim. Belki de etmek istemedim ancak ilk olarak dikkatimi çeken şey, takım olarak iyi bir savunma takımı oldukları. Kalecileri üst düzey değil. Aslında kadrolarında üst düzey kaleci olarak niteleyebileceğimiz Kenan Hasagic var ama o da ilk yarıda topu topu 3 maçta oynayabilmiş. Geri kalan maçlarda Oğuzhan'a teslim etmişler kaleyi. Toplam 25 gol yemişler ancak bu gollerin 12 tanesi Bursaspor ve Trabzonspor'dan. Bu maçlarda artık nasıl bir çözülme yaşadılarsa kalelerinden 6'şar gol görmüşler. Geri kalan 14 maçta da sadece 13 gol yemişler. Çok iyi rakam...

Savunma hatları sağ bek, stoper ve sol bek sıralamasına göre Marcin Kus, Vinicius, Barbosa ve Ekrem'den oluşuyor. Metin Depe ve Mahmut Tekdemir de hatırı sayılır bir süre almışlar. Bu kadar az gol yiyen bir takımın savunma konusunda sıkıntı yaşadığını söyleyemeyiz herhalde. Buraya herhangibir takviyeye gerek yok. Hatta elde doğru düzgün şans bulamamış bir Can Arat var daha...

Orta sahada genel olarak 3'lü bir hatla oynadılar. Sylla, Efe, Serhat, Okan Buruk ve Zeki bu bölgede sıklıkla değerlendirilmişler. Nsumbu doğru düzgün forma şansı bulamamış. Bir dönem en çok gelecek vaadeden gençlerden biri olarak gösterilen Oğuz Sabankay da aynı şekilde şans bulamamış isimler. Şimdi bu isimlere Abdulkadir Kayalı eklendi. Umarım ki Abdulkadir burada biraz oynama şansı bulur ve Türk futboluna kazandırılır. Bu bölgede ikinci yarıyı sorunsuz götürecek gibi görünüyor.

Takımda sorunlu tek bölge olan hücum hattına bakalım biraz. Sağ ve sol kanatlarda iki adet açık ve ileride tek santraforla oynadılar genel olarak. Sezon başında alınan Taner Gülleri'nin bir türlü iyileşememesi nedeniyle bu bölge çok sorunluydu. Bu soruna Herve Tum'la çare bulmaya çalıştı Abdullah Hoca. İkinci yarı için de Tevfik Köse'yi aldılar; ki Tevfik de geleceği olan bir oyuncu. Abdullah Avcı'yla daha önceden genç milli takımlar seviyesinde çalışmış olmasının avantajını kullanıp yararlı olabilir. İyi olur milli takıma yeni bir golcü kazandırmak. Bu durumun üzerine gidilmeli. Sol açıkta İbrahim Akın-Ali Güzeldal ikilisi var. Bu bölge dört dörtlük diyebiliriz. Fazlaca üzerinde durmaya gerek yok. Yeter ki bu iki oyuncunun futbol oynama iştahı diri tutulsun. Sağ açığa bakınca, takımın tek sorunlu bölgesi olarak burayı görüyoruz. Aslında Herve Tum burayı idare eder ama o da Taner'in yokluğunda merkez santrafor görevi üstlendiği için sağ açık olarak daha çok İskender kullanıldı. Aslında fena oynamadı İskender. Ama yine de oraya daha fazla katkı yapacak bir isim şart. Galatasaray'dan Aydın Yılmaz olabilir mesela. Daha önce de bu kulübün formasını giymiş ve verimli olmuştu Aydın. Tekrar kiralanabilir.

Görüldüğü gibi çok fazla dert yok İBB'de. Hatta 2 tane de akılcı takviye yapmışlar. Düşme dertleri zaten yok. Eh, tepeye oynama kaygıları da pek yok. Böyle gider bu. 7 ila 11. sıralar arasında gidip gelirler. Sezonu da yine o bölgelerde bitirirler gibi..

Gökhan Ünal Fenerbahçe'de...

Fenerbahçe'nin resmi sitesi de açıklamış. "Futbolcuyla ve kulübüyle anlaşmaya varılmıştır" demişler. Umarız başarılı olur. Küstürülmüş bir Semih ve gol kaçırma rekoru peşindeki Güiza'yla birlikte enteresan bir forvet rotasyonu oluşturacaklar. Futbol olarak geriye gittiği bir dönemde kariyer anlamında bir zıplama yaptı diyebiliriz Gökhan için. Aslında bence Trabzonspor'da söylenildiği kadar kötü de oynamadı. Geçen sezonki istatistikleri çok iyi mesela. 15 gol 10 asis gibi bir şeydi yanlış hatırlamıyorsam. Bunun nesini beğenmezler anlamadım. Sezon başından asmıştı Trabzonlular çocuğu. O da toparlayamadı sağolsun. Hava değişikliği ne kadar yarayacak bakalım. İzleyip göreceğiz.

Takım Analizi - Eskişehirspor

Biraz tempo kazanmamız lazım diyerekten Antalyaspor analizinin kısa bir süre sonrasında Eskişehirspor'u incelemeye başlıyorum. Bakalım, vakit bulabilirsem bir tane analiz daha yapabilirim bugün içerisinde.

Eskişehirspor, geçen sezon çıktığı Süper Lig'de bana kalırsa Rıza Çalımbay'la beraber süpere yakın işlere imza atmış bir takım olarak başladı sezona. Ligdeki ilk sezonlarında kendilerine sağlam bir yer edindiler ve şehrin potansiyelini de kullanarak ikinci sezona daha iddialı hazırlanmaya başladılar. Ancak Eskişehirspor yönetimi, bir noktayı biraz ihmal etti gibi. Bunlara değineceğiz...

İlk olarak forvet hattına takviye yapıldı. Yılların golcüsü Ümit Karan, Mehmet Yılmaz ve Burak Yılmaz transfer edilirken, geçen sezon kiralık olarak forma giyen Youla'nın da bonservisi satın alındı. Büyük sıkıntıya düşülmesine neden olacak sol beke de yine Galatasaray'dan Volkan Yaman takviyesi yapılarak akılcı bir hamle gerçekleştirilmiş oldu. Ancak yönetimin unuttuğu nokta, orta sahanın ortasıydı. Kale, bekler, stoperler falan demeden ilk olarak en büyük sorun olarak gördüğüm orta sahadan başlamak istiyorum. Bu bölge için (göbekte 2 oyuncu oynayacaksa) her takımın 4 tane iyi adama ihtiyacı var bana göre. En optimal rakam bu. Eskişehirspor'da orta saha göbeğinde kimi oynatabilirsiniz peki? Alternatifleri sayıyorum: Ragıp Başdağ, Bülent Ertuğrul, Doğa, Adem Sarı ve Poljak... Ragıp ve Bülent'i kafadan eliyorum. Doğa ve Adem de ilk 11 için direkt olarak güvenilebilecek ikili değil. İkisi de ancak ve ancak yanlarında bir tane sağlam adam olduğunda oynatılabilir gibi duruyor. Antalyaspor'daki Jedinak mesela. O sağlam adamın Eskişehir kadrosunda yer alanlar arasında da sadece Poljak olarak düşünülebileceğini kabul edersek ve Poljak'ın da sezon başından bu yana bir kez bile forma giyemediğini hesap edersek, buraya kesinlikle takviye yapılması gerektiği sonucuna varabiliriz. Bu orta sahayla bundan daha iyisi olmaz bu takım adına. Daha kötüsü? Neden olmasın...

Şimdi gelelim diğer mevkilere...

Kalede Ivesa var. İyi kaleci. Tartışmaya dahi gerek yok. Yedeği Atilla Koca da iyidir. İhtiyaç düşerse kafanızın rahat etmesini sağlar.

Sağ bek pozisyonunda Sezgin ve Koray oynuyor. Zaman zaman değişiyor tabii buradaki isimler. Sezon sonuna kadar idare edebilirler. Yeni sezona başlarken takviye ister mi bilemem. Sezgin'le Koray'ın performanslarına göre değişir bu.

Sol bek olarak Volkan Yaman ve Murat Önür isimlerini görüyoruz. Ki burası tamamdır diyebiliriz. Gayet iyi bir seviyedeler Türkiye standartlarına göre.

Stoperler biraz kafa karıştırıcı. Vucko, El Saka ve Nadarevic. İlk olarak düşünülen isimler kim derseniz, belli bir cevabı yok. Hepsi de neredeyse eşit süre almış. Belli bir istikrar var. Böyle devam ederse sorun değil ancak etmeme ihtimali de var. Nadarevic Bosna milli takımının oyuncusu ve devre arasında Premier Lig'den teklif de aldı. Gitti mi gitmedi mi bilmiyorum ancak sezon sonunda gideceği kesin neredeyse. Buraya ufak ufak bir alternatif düşünülebilir. Kaldı ki El Saka da artık yaşlandı. Seneye takımda kalmaması daha hayırlı olacak gibi.

Sağ açık olarak Burak Yılmaz'ı kullanıyor Rıza Hoca. Burak'ın durmu ne olur bilinmez. Gökhan Ünal-Fenerbahçe-Trabzonspor üçlüsünün yanına dördüncü olarak girebilir Burak. Yedeği Serdar Özbayraktar. Beğendiğim bir oyuncu. Bir de Beşiktaş'tan Erkan Zengin kiralandı. Ne şekilde verimli olabileceğini bilmiyorum ama bence Rıza Çalımbay'ın elinde iş yapabilir. Sağ kanat yeterli yani.

Sol açık olarak Bülent Kocabey var ama ilk yarı boyunca öncelikli düşünülen isim, santrfor olarak bildiğimiz Mehmet Yılmaz oldu. İlginçtir, Mehmet burada başarılı da oldu. İkinci yarı kadro sıkıntısı olmazsa burada devam edecektir diye düşünüyordum ancak Youla'nın gidişi onu forvete kaydırabilir. Forvet transfer edilirse düzen bozulmaz. Yani şu bir gerçek ki, Eskişehirspor'un ya sol açığa ya da forvete mutlaka adam alması şart.

Santrfor olarak Ümit Karan var. İlk yarı biraz şanssızdı. Açılırsa çok fayda sağlar ama yaşlı artık. Youla olayı malum, siyahi oyuncu gönderildi. Zaten bu sene çok verimli değildi. Bence iyi oldu. Daha genç ve dinamik bir forvet oyuncusu düşünülebilir. Mehmet Yılmaz var gerçi ama Burak da giderse forvet için alternatif kalmıyor neredeyse. Mutlaka ama mutlaka almalılar bir santrfor.

Sözün özü, Eskişehirspor, orta sahanın göbeğine ve forvete en az birer oyuncu almalı. Diğer mevkiler "şimdilik" idare eder. Sezon sonunda bir revizyon şart yine de. Bunlar geçiş dönemi kadroları. Bu kadrolar kısa vadede başarı veya istikrar için kurulur. Eskişehirspor'un kadrosu da o hesap. Ligi ilk 10'da bitirmeleri moral olarak etkileyecektir onları. Bunu da başaracak güce sahipler.

14 Ocak 2010 Perşembe

Takım Analizi - Antalyaspor


Bugün sıra beni en çok zorlayan takımda. Hem şu anda okuduğunuz yazıyı yazarken zorlanıyorum, hem de geçen sezonun ikinci yarısında ve bu sezonun ilk yarısında aldıkları sonuçları anlamakta zorlanmıştım. Bunun da sebebi tabii ki alınan sonuçlarla kadro zenginliği arasındaki ters orantı ve bu ters orantının mimarı Mehmet Özdilek...

Kadro zenginliği dedim, sakın yanlış anlaşılmasın. Antalyaspor kadrosunun zengin olduğu falan yok. Gayet dar ve hatta ıskartaya çıkmış oyuncuları da içinde bolca barındıran bir kadro var Şifo'nun elinde. Aslında bu belki de kulüp adına doğru bir adımdı. Süper Lig'e çıkar çıkmaz bir dünya borcun altına girerek pahalı oyuncuları doldurmayı da biliyorlardır muhtemelen. Ne de olsa Antalya güzel şehir. Oyuncuların sıkılması imkansız. Bir Sivas değil mesela. Adı üzerinde. Antalya... İşte şehrin bu fiziksel avantajına rağmen, çok fazla para harcamadan kadro oluşturmayı tercih ettiler ve ekonomik olarak bir istikrar yakalama yoluna gittiler. Bugün yapılan naklen yayın ihalesinin ardından muhtemelen daha da artacak olan gelirleri sayesinde seneye daha cesur hamleler yapacaklarını öngörebiliriz.

Mehmet Özdilek'ten biraz bahsedecek olursak, genç teknik adamın kariyerindeki şu ana kadar yaşadığı en verimli dönemde olduğu gerçeğini inkar etmemiz imkansız. Öyle çok ahım şahım bir futbol oynatmıyor ancak tamamen gerçekçi bir taktik anlayışı var. Sert ve etkililer. Gerektiğinde oyuna tempo yüklemesi yaparak sonuca gitmeye çalışıyorlar, gerektiğinde de her şeyi ağırdan alıp rakibi uyutma yoluna gidiyorlar. Tabii ki her zaman tutmuyor hesapları ama elde daha ehil bir kadro olursa Mehmet Özdilek de düşündüklerini daha rahat bir şekilde yansıtacaktır sahaya.

Şimdi kadroyu ele alıp her şeyi ideal seviyede olacak şekilde revize etmeye kalkarsak, neredeyse tüm takımı baştan kurma planları kurabiliriz. Fakat devre arasında olduğumuz için ve Antalyaspor da bu sezonu bu şekilde geçirip ilk 10'a girerse çok başarılı sayılacağı için yorumlarımızı da mevcut şartlara uydurmaya çalışacağız.

Kaleden başlayalım. Elde 3 tane çok güvenilir kaleci var. İlk olarak yılların Barthez Ömer'i Ömer Çatkıç karşımıza çıkıyor; ki ilerleyen yaşına rağmen tecrübesini konuşturup kalede vasat üstü performans sergiliyor. Yedekleri de Hasan Sönmez'le Polat Keser. Hasan şu anda Süper Lig'de büyükler hariç her takımın kadrosunda bulundurması gereken tipte bir "yedek" kaleci. Eğer as kalecinizin başına bir hal gelmişse gözünüz kapalı teslim edersiniz kaleyi Hasan'a. Ancak asla ilk alternatif olarak düşünülemez. Bu bakımdan yeterli. Polat da en az Hasan kadar güvenilir, ancak yaşı daha genç olduğu için kendisini geliştirme şansını kaybetmemiş ve ilerleyen zamanlarda potansiyeline ulaşabilirse takımın kalesi için ilk alternatif olabilecek kalibrede bir oyuncu. Kısacası kale emin ellerde...

Sağ bek olarak Kerim Zengin, Musa Nizam ve gerekirse de Sedat Ağçay gibi isimler var. Aslında burada normalde sağ bek orijinli vasat üstü bir oyuncu olsa iyi olurdu derken Beşiktaş'tan Erhan Güven'i kattılar kadrolarına. Sezon başında takımdan ayrılan Uğur'un yeri dolmuş değil. Bakalım Erhan nasıl bir katkı yapacak. Kerim bu bölgede başarılı olabiliyor ancak ondan sağ açık olarak daha fazla faydalanılabilir. Genç oyuncu Musa Nizam da oynadığı zaman belli bir standardın altına düşmüyor. Aynen üstüne de çıkamadığı gibi...

Stoper mevkisi, takımın en yumuşak karnı. Doğru düzgün alternatif yok. Yalçın Ayhan, Vahap, Orhan Ak ve Batak var burada. 4 stoper yeter gibi görünse de kazın ayağı öyle değil. Bir kere Orhan Ak, daha çok sol bek özellikleri taşıyor. Vahap, bu sezon doğru düzgün oynamadığı için topa karşı soğuk. İkinci yarı zorlanır. Yalçın, benim en sevmediğim, sertlikle kasaplığı karıştıran savunma oyuncularından. Olmayacak yerde kart görebilir. Kaldı ki çok kaliteli bir defans oyuncusu da değildir. Geriye kalan tek güvenilir savunmacı Batak... O da firesiz oynayabilecek mi? Orası şüpheli. Dolayısıyla buraya "en az" bir transfer şart. Boluspor'a giden ligimizin gezginlerinden Tolga Doğantez olabilirdi buraya. Yarım sezon çiçek gibi idare ederdi. Unutmadan, yeni transfer Erhan Güven, çok sıkışılırsa stepne olabilir buraya. Ama sürekli olarak düşünülmemeli.

Orhan Ak ve Şenol Can, sol bek pozisyonundaki alternatifler. Sakatlık olmadığı sürece götürürler burayı. Ancak seneye bu oyuncularla yola çıkılmaz. Çok büyük bir yoklukta Korhan Öztürk de düşünülebilir bu bölgede.

Gelelim, ilk yarıda en umulmadık katkıyı gördükleri bölge olan orta sahaya. Burada takımın en büyük güvencesi Mile Jedinak ismi karşımıza çıkıyor. Avustralyalı oyuncu, Gençlerbirliği'nden kiralık ve ilk yarıda enfes bir performans ortaya koydu. Mutlaka bonservisiyle alınmalı. Savunmaya katkı yaptığı yetmezmiş gibi, takımın en çok gol atan oyuncusu da oldu yanlış hatırlamıyorsam. Kritik gollere imza attı. Yanında oynayabilecek oyuncu olarak pek bir alternatif yok. Sedat Ağçay, Hakan Özmert ve Ertuğrul Arslan oynayabilir göbekte Jedinak'ın yanında. Buraya da bir oyuncu alınmalı. Alınmayacaksa da benim önerim o devasa cüssesiyle Djiehoua'nın o bölgede değerlendirilmesidir. Antalyaspor'un Baptista'sı olabilir bu oyuncu. Bu meziyetleri var gibi duruyor. Enteresan bir oyuncu.

Kanatlara bakacak olursak, sol tarafta sakatlıktan başını alamayan, ligin kaliteli oyuncularından birisi Fatih Ceylan, Fenerbahçe'den kiralık Gürhan Gürsoy, Korhan Öztürk ve gerekirse Pini Balili'yi alternatifler arasında sayabiliriz. Yeterlidir. Lig sonuna kadar gider. Ancak seneye yeter mi bilemem. Bunu Fatih'in sakatlık durumu tayin edecek gibi. Sağ kanatta da Ali Zitouni var ilk alternatif olarak. Antalyaspor için bir nimettir Zitouni. Yedeği olaraksa Korhan düşünülebilir yine. Tabii Kerim Zengin'i de es geçmeyelim.

Forvet mevkisi enteresan isimlerden oluşuyor. Necati Ateş, Veysel Cihan, Tita, Djiehoua, Ahmet Kuru ve Balili... Say say bitmiyor. Bu kalabalıktan kurtulmaları lazım. Tita kiralık gelmişti Ankaraspor'dan. İlk yarıda katkısı da olmadı hani. Necati Ateş, beklenenden iyi bir performans sergiledi diyebiliriz. Açıldıkça daha iyi olacaktır. Djiehoua ile Necati bu bölgenin ilk alternatifleri bana göre. Tabii Djiehoua'yı orta sahada değerlendirirsek, Veysel'i de o bölgede düşünebiliriz. Ancak Veysel bu saatten sonra oyun sıkıştığında sonradan sahaya girip çilingir görevi görse daha makul olur. Balili de kontraatak futbolu oynanacak olan maçlarda düşünülmesi gerek bir isim. Hiç kimse olmadı, koyarsınız Ali Zitouni'yi, sizi hiç üzmeden görevini yapar.

Netice olarak, bu sezon bu çizgiyi sürdürmek için 1-2 transfer, bu takımı rahatlatır. Çok fazla tepeye de tırmanamazlar ama 12-13'ün altına da kolaylıkla düşeceklerini zannetmiyorum. Kısır, ama istekli bir kadro var. Mehmet Özdilek de Lucescu ekolüyle işi iyi götürüyor. Bence aynı çizgiyi koruyup, hafiften de önümüzdeki senenin hesaplarını yapmaları lazım.

Lucas Edward Neill Galatasaray'da...

Aslında yaz transfer döneminde de isteniyordu. Haldun Üstünel az uğraşmadı onun için. Ancak kısmet bugüneymiş. Everton takımının savunma oyuncusu ve aynı zamanda Avustralya milli takımının kaptanı Lucas Neill, bundan sonra Galatasaray forması giyecek.

Kendisinin özelliklerini kısaca özetlemek gerekirse, öyle çok çabuk bir oyuncu olmadığını ancak Servet'in arkasını toparlayabilecek meziyetlere sahip olduğunu, ayağının top yaptığını, lider karakterli olduğunu, yıllarca EPL'de hem sağ bek hem de stoper olarak sezon başına ortalama 30 civarı maça çıktığını ve bir aussie olmasından ötürü de Harry Kewell'la kontrat yenilenmesi konusunda bir umut ışığı konumuna geldiğini belirtebiliriz.

Ayrıca UEFA Avrupa Ligi'nde de görev alabilecek. Umarız yararlı olur.

Şu fotoğrafı da eklemeden geçmeyelim:

10 Ocak 2010 Pazar

Türk Futbol Tarihi Twitter'da

Geçtiğimiz ay piyasaya çıkan "Futbolun Bukalemunları" kitabının yazarı Tarkan Kaynar, twitter iletişim ağında "Türk Futbol Tarihi" nden bilgiler paylaşıyor.140 karakter içerisinde özetle haberler, skorlar, isimler, ilginç olay ve fotograflarla günlük "tarihte bugün" bilgileri verilen adresi takip edebilir, paylaşabilir, yorumlarınızla renk katabilirsiniz.

9 Ocak 2010 Cumartesi

Ziraat Türkiye Kupası İkinci Maçlar Üzerine


Takip edilebilirliğini, Fenerbahçe'nin 26 senedir alamadığı kupa olması sıfatıyla koruyan Ziraat Türkiye Kupası'nda ikinci maçlar bugün oynanacak. Kupayı böyle nitelendirmek diğer takım taraftarlarının hoşuna gitmeyebilir.

Özellikle grup maçlarından söz ediyorum. En başından beri bu işi sıkı tutan bir takım olmadığını biliyoruz. Belki kadro kalitesi itibariyle diğer takımların biraz daha üzerinde yer alan Anadolu takımları için önemli olabilir. Avrupa Kupaları'na katılabilmenin de bir yolu çünkü. Yalnız bu durum, medyanın, haliyle de insanların ne kadar umrunda tartışılır.

Bizim için ise, memleket semalarında futbola dönüş yaşandığı için biraz daha önemli bugün ve yarın oynanacak maçlar. Biz de bugün oynanacak maçları kısaca değerlendirelim dedik.


Bugün / Saat: 13.30 Kasımpaşaspor - Manisaspor:

Lig ara tatile girene kadar oynadığı son 8 lig maçını kaybetmemiş ve Yılmaz Vural ile yükselişe geçmiş Kasımpaşa, son 12 haftada Ankaraspor hükmen galibiyetini saymaz isek 1 galibiyet alabilmiş Manisaspor'u ağarlayacak. Ara verilmeden önceki son maçlarını da birbirleriyle oynamıştı bu iki takım ve Kasımpaşa sahadan 3-1'lik galibiyetle ayrılmıştı.

Devre arasında ne yaptılar, ne ettiler bilemiyoruz. Sadece takıma kattıkları ve takımdan gönderdikleri oldu iki takımın da. Kasımpaşa tecrübeli kaleci Murat Şahin'i kadroya dahil etti ve oynatmadığı bütün yabancılarını serbest bıraktı.

Manisaspor ise kaleci Orkun'u Kayserispor'a gönderdi. Onlar da iki yabancı oyuncuyu serbest bıraktılar. Takıma katılanlar ise takıma katkı verebilecek isimler. Forvete Ersen Martin takviyesi çok yerindedir. Sağ kanadın her bölgesinde görev alabilecek Şener Aşkaroğlu da zaten Manisa'nın yabancısı değil. Malmö'den transfer edilen Gabriel De Poula Limeira hakkında ise defans oyuncusu olduğunu söyleyelim. Malmö'de geçen sezon 26 maça çıkmış. 5 sarı, 1 kırmızı kart görmüş. Malmö 30 maçta 25 gol yemiş ve ligin en az gol yiyen 3. takımı olmuş. Bu adam da o takımın defansında maçların çoğunu oynamış. Ama en nihayetinde İsveç'ten geliyor. Bu kadar bilgiyi Bilica'nın nerelerden nerelere kaç yaşında geldiğini hatırlarayarak veriyorum. Gabriel ileride büyük takımlardan birine transfer olur umuduyla :)

Maç öncesi görünenler bunlar. Moritz, Cenk ve Gökhan bir şekilde skor yaratabiliyorlar Kasımpaşa adına. Ersen, Simpson, Isaac gibi oyuncular karşılık verebilirlerse keyifli bir maç olabilir.

İşi Taksim taraflarına düşenler için güzel bir seyirlik olabilir. 10 TL bilet fiyatları. Maç izlenilip, Taksim gezilebilir.


Büyükşehir Belediyespor - Konya Şekerspor

Bir önceki maç için söylediklerimizi, söyleyemeyiz bu maç için. Olimpiyat Stadı'nda maç izlemeye gitmek, delilikten başka bir şey değil bu mevsimde.

Belediye Fenerbahçe'den Abdülkadir'i ve Leverkusen'den Tevfik'i kadrosuna katarak Abdullah Avcı'yı memnun etti.

Konya Şekerspor'un ilk grup maçında Kasımpaşa'yı 2-1 ile geçtiğini hatırlatalım. Yine de maçın favorisi Belediye. Çok fazla da bir şey söyleyemiyoruz maç üzerine...



Saat: 17.30

Yayın: TRT 1
Denizlispor - Sivasspor

Ligin en kötü takımıydı Denizlispor. Sivas ise biraz daha düzelmiş bir takım görüntüsü veriyordu.

Denizlispor ara transfer döneminde Yusuf'u neden kadrosuna katamadı bilemiyorum ama bir zamanların yıldız adayı Okan Koç'u renklerine bağladı. Ayrıca İbrahim Ege de Horozlar'a katılan bir diğer isim. Ankaragücü'nden Mustafa Er ise alternatif olabilecek bir transfer.

Sivasspor ise Ersen Martin'i gönderdi. Yeni transferleri var bildiğim kadarıyla ama bu maça yetişemiyor.

Tam bir beraberlik maçı gibi durmaktadır karşılaşma.


Saat: 20.30

Yayın: TRT 1
Trabzonspor - Denizli Belediye

Sezer Badur ve Murat Tosun'u aldı Trabzonspor. Rakip elbette zayıf. Ama Trabzonspor'u görmek açısından bir önem taşıyabilir bu maç.


Umarız keyifli maçlar olur ve umarız Uefa'nın da deneyip, bir sonuç alamadığı 5 takımlı, tek maç üzerinden oynanan grup maçlarına bu sene son kez katlanırız.

Kategoriler

201 afrika uluslar kupası 2010 dünya kupası 2014 dünya kupası a milli takım a2 ligi abdul kader keita abdullah avcı adana demirspor adanaspor adnan polat adriano ajax akhisarspor alanyaspor alex de souza alexis sanchez ali sami yen stadı almanya alpaslan dikmen altay amerika birleşik devletleri andre santos andrea pirlo ankaragücü ankaraspor anket antalyaspor arda turan arjantin arsenal arsene wenger as monaco atınç nukan atletico madrid aurelien chedjou avustralya aydın karabulut aykut erçetin aykut kocaman azerbaycan aziz yıldırım ballon d'or bank asya 1. lig barcelona başakşehir batuhan altıntaş batuhan karadeniz bayer leverkusen bayern münih bekir irtegün belçika benfica bertul kocabaş beşiktaş Beşiktaş ve City blogtivi bogdan stancu bolton wanderers boluspor borussia dortmund bosna hersek braga brezilya bucaspor bundesliga burkina faso bursaspor bülent ataman bülent korkmaz bülent uygun bülent ünder caner erkin celal kıbrızlı celtic cem sultan cesc fabregas ceyhun eriş ceyhun gülselam cezayir championship chelsea christoph daum claudio bravo claudio caniggia claudio pizarro claudio taffarel copa america corinthians cristiano ronaldo cska moskova cüneyt çakır çaykur rizespor daniel güiza danimarka david villa deniz kadah denizlispor deportivo la coruna didier drogba didier zokora diego maradona dirk kuijt diyarbakırspor doğaüstü futbol gerçekleri dunga dynamo dresden egemen korkmaz eintracht frankfurt elano elazığspor elvir baliç emiliano insua emmanuel emenike emre can erdoğan arıca eskişehirspor euro 2012 euro 2016 fabio bilica fanzin faryd ali mondragon fatih terim fc sion fc twente felipe melo fenerbahçe fernando muslera ferudun tankut fifa fildişi sahili formalar frank lampard frank rijkaard fransa franz beckebauer futbol sandığı galatasaray gana gaziantepspor gençlerbirliği genoa getafe gheorghe hagi giampaolo pozzo gine gino pozzo glasgow rangers gökhan inler gökhan töre gökhan ünal göztepe granada greuther fürth guillermo ochoa gurbetçi futbolcular guti guus hiddink güncel güney afrika güny kore güvenç kurtar haftanın ardından hakan arıkan hakan çalhanoğlu hakan şükür hakemler hamburg hamit altıntop hannover 96 harry kewell hasan kabze hayrettin demirbaş hertha berlin hırvatistan hikmet karaman hollanda honduras hugo almeida ibb ibrahim üzülmez ibrahima yattara iddaa ilkay gündoğan inceleme incleme ingiltere inter irlanda cumhuriyeti ispanya istanbulspor isveç isviçre italya ivica olic j-league japonya jerry akaminko johan elmander jose mourinho jupp heynckes juventus jürgen klopp kadir has stadı kamerun kardemir karabükspor karlsruhe karşıyaka kasımpaşaspor kasper hjulmand kayserispor keylor navas kıymeti bilinmeyenler kocaelispor kolombiya konyaspor kosta rika kulüpler birliği la liga lazio lefter küçükandonyadis leipzig lens ligue 1 lionel messi liverpool livorno lokomotif moskova lomana lualua los galacticos lucas neill lugano lyon maç öncesi maç yorumu mahmut özgener mainz mali mamadou niang manchester city manchester united manisaspor mario balotelli mario götze marius alexe marsilya martin palermo mateja kezman medhi benatia mehmet ali aydınlar mehmet ekici meksika melih gökçek mersin idman yurdu mert günok mesut bakkal mesut özil metin diyadin metin oktay metin tekin mevlüt erdinç mhk michael owen michael skibbe milan milan baros miroslav klose muhammed demirci muhammet reis mustafa denizli mustafa yücedağ nadir çiftçi napoli necati ateş necip uysal newcastle united nicolas anelka nijerya nostalji notts county nuri şahin nürnberg oğuz çetin oğuz sarvan oğuzhan özyakup olcan adın olympiakos orduspor orhan şam osc lille oscar cordoba ömer toprak panathinaikos paok paraguay pep guardiola pierre webo portekiz porto portsmouth premier league premier lig psg ptt 1.lig radamel falcao rafael benitez rais m'bolhi raymond domenech real madrid real sociedad rıdvan dilmen ricardo quaresma rigobert song river plate robert lewandowski roberto carlos robinson zapata roma romario ronaldinho ronaldo rosenborg sabri sarıoğlu sakıp özberk samet aybaba samir handanovic sampdoria samsunspor schalke 04 selçuk inan selçuk şahin semih şentürk senegal sercan sararer serdal adalı sergen yalçın serie a servet çetin sezer öztürk shakhtar donetsk sırbistan simao sabrosa simon kuper simon zenke sinan bolat sinan engin sivasspor slaven bilic slovakya slovenya spor basını sportivi st etienne stefan scepovic stoke city stsl stuttgart süleyman koç süper final şampiyonlar ligi şenol güneş şili tayfun korkut temur ketsbaia tff thierry henry tim howard tim krul tolgay arslan tolunay kafkas tottenham hotspur toulouse trabzonspor transfer tsg 1899 hoffenheim tsl tugay kerimoğlu tunus türk telekom arena twitter u20 udinese uefa uefa avrupa ligi ufuk ceylan unutulmaz ikililer uruguay ümit karan ümit kayıhan ünal aysal valencia vfl wolfsburg villarreal vincent enyeama volkan şen watford wayne rooney werder bremen wesley sneijder yekta kurtuluş yeni zelanda yeşil burun adaları yıldırım demirören yılmaz vural yunanistan yunanistan süper ligi yusuf şimşek yücel ildiz zenit ziraat türkiye kupası ziya doğan zlatan ibrahimovic zoran simovic zvjezdan misimovic

LinkWithin

Related Posts with Thumbnails