30 Kasım 2009 Pazartesi

Futbolun Bukalemunları

Bileğini kesseniz, oynadığı takımın rengini akıtacak olan bazı futbolcular, günü gelince ezeli rakibinin formasını giydiğinde şaşırıyorduk eskiden. Şimdilerde daha normal geliyor. Paranın sıcak yüzü her insanı etkileyebilmekte ne de olsa... Yine de imza törenlerinde ya da röportajlarda taraftardan ve camiadan kabul görmek için "Çocukluktan x takımlıyım... Y'ye her zaman sempati duymuştum... X'te oynarken de Z'yi tutuyordum" gibi demeçler vermekten geri duymuyorlar. Biz de blogta bu tarz transferlerin de olduğu 1-2 unutulmaz transferi işlemiştik. Linkleri burada:

Unutulmayan Transfer Kapışmaları - 1
Unutulmayan Transfer Kapışmaları - 2

Bu konuya tekrar değinmemin nedeni yeni bir hikaye değil. Gün gelince o hikayelerden yenilerini de paylaşacağız elbet ancak şimdi yeni çıkacak olan bir kitaptan bahsetmek istiyorum. Tarkan Kaynar tarafından yazılmış ve bu tarz "profesyonel" transferlere değinmiş. 10 Aralık'ta piyasaya çıkacağı için henüz elimize geçmedi tabii ancak konu itibariyle merak uyandırıcı bir kitap. Aşağıda reklam filmi var. Buyrun izleyin:

27 Kasım 2009 Cuma

Bursaspor:1 Galatasaray:0 / ...?

Başlığı atarken zorlandım açıkçası. Diyecek bir söz bulamıyorum. Böylesi ruhsuz, böylesi isteksiz olmamalıydı Galatasaraylı futbolcular. Mağlubiyet sonuna kadar hak edildi bu akşam Bursa'da. Hoş, Bursa deplasmanları her sezon zor geçer. Kazansan da iyi futbol oynayamazsın. Zorlaya zorlaya, kazıya kazıya maçı alman gerekir karşındaki rakip mücadeleci olduğu için. Bugünkü maçta da Bursaspor fazlasıyla mücadele ederek bunu gösterdi zaten.

Evsahibinden başlayalım yorumlamaya. Galatasaray'a genişçe değinmeye çalışacağım zaten...

Bursaspor son zamanlarda sahaya çıktığı klasik dizilişten biraz farklı bir görünüme sahipti bugün. Sakatlığını atlatan Sercan da 11'deydi ve ileride Turgay Bahadır'la beraber oynadı. Normalde Ertuğrul Sağlam 5'li bir orta saha tercih edip ileride Turgay'ı tek başına bırakıyordu. 5'liden de Batalla ve Volkan zaman zaman Turgay'ın yanına sızıp destek olmaya çalışıyorlardı. Volkan bugün de kendini unutturup birkaç kez savunma arkasına sarktı ve bunu da zaten attığı güzel golle taçlandırmış oldu. Ayrıca Ergiç'in de hakkını verelim. Oyunu tam anlamıyla domine ediyor. Olumsuz kullandığı top çok azdı bugün. Volkan'ı pozisyona sokma konusunda da çok başarılıydı.

Sercan'ın biraz daha zamana ihtiyacı var gibi. Onun yerine yine Batalla başlasa belki daha rahat olurdu Bursa açısından. Gerçi bugünde yeterince rahatlardı aslına bakarsanız. Galatasaray pek fazla huzursuz edemedi kendilerini. Savunmada da Ömer ve Zapo'yu çok fazla yıpratacak bir oyuncu yoktu sahada. Hava toplarını çok rahat topladılar. Krita bu takım için çok önemli. Düşünün, o olmazsa büyük ihtimalle Hüseyin Çimşir olacak. Bu bile tek başına çok önemli bir faktör ancak Krita'nın meziyetleri de çok önemli. Gayet sert bir oyuncu ve bu sertlik futbol kuralları içerisinde kalıyor. Ayrıca günündeyse topu da iyi kullanabilen bir oyun kurucu olabiliyor. Bugün de iyi günlerinden birindeydi diyebiliriz. Çok kritik anlarda ortaya çıktı.

Galatasaray'a gelecek olursak, bugün alınan sonucun çok sürpriz olmadığını peşinen söyleyebiliriz. Ancak eleştiriler de olacak tabii. Yine de eleştirilerden önce sarı kırmızılılar için Milan Baros'un ne kadar önemli bir oyuncu olduğunu bir kez daha tekrar edelim. Herkes topu oyuna sokabilen Popescu tarzı bir defans oyuncusu, sağ bek, ön libero falan diyor belki ancak sarı kırmızılı takımın yöneticilerinin sezon başında yaptıkları en büyük hata ileride oynayacak, Baros'un alternatifi olabilecek yıpratıcı bir santrfor almamak oldu herhalde. Nonda da kadro için iyi bir alternatif ancak onun yararlı olabileceği maçlar bu tarz maçlar değil. Galatasaray'ın baskı koyduğu, rakibin kapanarak savunma yaptığı ve Nonda'nın rakip ceza sahasına tabir-i caizse çadır kurabileceği maçlarda yararlı olabilir Kongolu. Bursa gibi rakiplere karşı Baros ve muadili oyuncular yararlı olabilir. Nitekim Neeskens de sahaya çıkarken Nonda'yı yanına oturtarak çıktı. Ancak sahada en uçta kim vardı? Ne yazık ki Arda Turan. Aslında mevcut kadroya bakınca sahadaki 11 çok da yanlış isimlerden kurulu değildi. Ben de olsam buna yakın bir takım çıkarırdım herhalde. Ancak en uçta Arda'yı asla oynatmazdım. Bugünkü Galatasaray 11'inde ileride Baros'un görevini yapabilecek yegane isim Keita'dır. Sezon başından bu yana Galatasaray teknik ekibini yaptıkları tercihlerden dolayı çok fazla (belki de hiç) eleştirmemişimdir. Ancak bu Arda'dan santrfor yaratma sevdasını anlayamadım gitti. Bunun dışında zaten yapacak fazla da bir hamle yok. Orta sahada Topal-Sarp-Barış çok dirençli bir üçlü ve Bursa deplasmanı gibi göze çok hoş gelen bir futbol oynamak zorunda olmadığınız, mücadele ederek kazanabileceğiniz deplasmanlarda bu üçlünün bozulmaması gerektiğini düşünüyorum.

Tabii tek sorun diziliş değil. Ben bu akşamki başarısız görüntünün sorumluluğunun en çok futbolcularda olduğunu düşünüyorum. Sezon başındaki Galatasaray böylesi isteksiz ve uyuşuk değildi. Arda zoraki sahaya çıkmış gibi. Oysa bir süredir dinlenme fırsatı da buldu. Keita çok şey yapmak istiyor ancak onunla futbol anlamında aynı dili konuşan yok. Savunma ise rezalet. Hani futbolda bir geyik vardır ya; "Sergen-Şifo Mehmet aynı anda oynamaz" tezinden başladı, bugüne kadar geldi ve bugün de Arda-Elano ve Alex-Özer ikililerini kendisine özne olarak aldı. İşte o geyiğe ayrı bir boyut getireceğim. Ben de iddia ediyorum ki, Servet ve Gökhan Zan aynı anda oynamaz. Bunlardan birinin yanına iyi bir Emre Güngör şart. Tabii bu dediğim, bugünkü kadro yapısı düşünüldüğünde böyle. Devre arasında o uzun süredir tarif edilen "yeni Popescu" mutlaka takıma kazandırılmalı. Ayrıca Hakan Balta'nın da artık dinlenmeye ihtiyacı var. Çok kötü son zamanlarda. Caner'e daha fazla güvenmek ve süre vermek şart. Ayrıca Caner'in takıma girmesi, hücum anlamında da zenginlik demek. Böylece takım sağ kanattaki Sabri-Keita varyasyonlarının benzerini sol kanattaki Caner-Kewell ikilisiyle de yapabilir. Böylece alternatif artar.

Yine de hepsinden önce takıma heyecan aşılamak lazım. Hollanda dönüşü özel hayatındaki işleri yoluna koymuş ve kafası rahatlamış bir Rijkaard, yılların tecrübesi Neeskens ile birlikte bunu başarabilir. Yani enseyi karartmamak lazım. Ancak şu bir gerçek ki, Galatasaraylı futbolcuların kafaları rahat değil. Ve bu moralsizlikle kolay kolay maç kazanamazlar. Ne kadar kağıt üzerinde iyi olurlarsa olsun...

Bursaspor - Galatasaray (TSL 2009/10 - 14. Hafta)


Daha önce Bursaspor-Fenerbahçe için yaptığım analizden çok da farklı bir analiz yapamayacağım. Bursaspor deplasmanı zor bir deplasman ve orada alınacak galibiyet, diğer her şeyden önemli. Hakem hayası veya haksız elde edilecek olan bir galibiyetten söz etmiyorum tabii ki. Ama güzel oyuna bazı maçlar için ara vermelisiniz. Bursaspor ile Bursa'da oynayacaksanız, Bursaspor kadar koşmalı, ısırmalı ve mücadele etmelisiniz. Disiplinden kopmamalı ve hedefe ulaşmaya yönelik oynamalısınız.

Fenerbahçe, Alex'in üstün performansıyla başarmıştı bunu. Galatasaray da Arda, Kewell, Keita, Elano gibi oyuncularıyla maça etki edebilir. Ama bunlardan hiçbiri de işe yaramayabilir.

Bursaspor içeride oynadığı 6 maçtan 4'ünü kazanmış, Fenerbahçe ve Gençlerbirliği'ne yenilmiş. Aslında değinilecek nokta Bursaspor'un oyun yapısı. Battalla ve Ergic rahat oynayabilirlerse, Volkan Şen ve Sercan Yıldırım beklenildiğinden fazla pozisyona gireceklerdir. Ayrıca Bursaspor kazanırsa, sıralamada Galatasaray'ın üstüne geçecektir. Bu da ayrı bir motivasyon kaynağı olacaktır yeşil-beyazlılar için.



Galatasaray'a gelecek olursak, ileride oynayabilecek tek adamın Nonda olması bir sıkıntı. Ama Nonda'nın da bazı özel günleri olmuyor değil. Yakalayınca yazıyor adam. Nonda'nın gerisinde nasıl bir tertip olacak onu tam bilemiyorum. Sağda Keita, solda Kewell, ortada Arda oynayacaktır diye tahmin ediyorum. Yani bir süredir denenen 4-3-3 yerini tekrar 4-2-3-1'e bırakacak kanısındayım.

Geçen hafta liderlik şansını tepen Galatasaray, 4. sıraya kadar düşebilir. Kontrollü olacaklarını tahmin ediyorum. Linderoth, Ufuk ve Emre Güngör kadroda değiller. Rijkaard da eşinin rahatsızlığı dolayısıyla takımın başında yer alamayacak. Neeskens yeterli olacaktır şüphesiz. Bursa'da ise Ali Tandoğan oynayamayacak.


Muhtemel kadroları da belirtelim...

Bursaspor:

------------------------Ivankov---------------------

Tuna----------Ömer E.----------Zapo-----Mustafa K.
(Krita)
------------------------Hüseyin----------------------

Volkan----------Ergic-------------Batalla-------Ozan İ.
---------------------------------------------(Sercan)
------------------------Turgay------------------------

Galatasaray:

----------------------Leo Franco-------------------------

Sabri-----------Gökhan--------Servet-------------Hakan

----------------Mehmet-------Mustafa------------------

Keita-------------------Arda----------------------Kewell

------------------------Nonda----------------------------

26 Kasım 2009 Perşembe

Tecrübe...



Yukarıdaki fotoğraflarda kariyerlerinin sonlarına yaklaşmış üç tane futbol insanı var. Bu üçlü, özellikle Fenerbahçe ve Manchester United maçlarında adeta gençlik günlerine dönüş yaptı ve Beşiktaş'ı başarıya götürdü. Mustafa Denizli, heyecan duyduğu zaman ne kadar verimli olabileceğini, Rüştü güvenini kaybetmediğinde ve kendisine ihtiyaç hissedildiğinde neler yapabileceğini, İbrahim Üzülmez de gün geçtikçe gençleştiğini gösterdi.

Bu dönemde ancak bu kadar katkı yapılabilirdi...

23 Kasım 2009 Pazartesi

Bank Asya1.Lig'e Bakış / Kardemir Karabükspor:3 Çaykur Rizespor:0

Biraz da Bank Asya 1. Lig'e takılalım değil mi? Her sene olduğu gibi bu sene de aşağıda çok çetin bir mücadele veriliyor. Bu sezon, ilk haftadan bu yana elimden geldiğince yakından izlemeye çalışıyorum bu ligi. Sezon başında en tepede yer alır dediklerim, az çok yerlerini buldu diyebiliriz. Sadece Bucaspor'dan böylesi bir başarı beklemiyordum. Onlar da sürpriz yapıp ilk 5'te yer alır dediğim Çaykur Rizespor'un yerini almış görünüyor şimdiye kadar.

Tabii bir de sezon öncesi neredeyse kimsenin şans tanımadığı Karabükspor var. Ben, özellikle memleketimin takımı olmasından dolayı Karabükspor'u çok yakından takip etmeye çalıştığım için bu sezonki beklentileri, takımın ve taraftarın havasını, kulübün mali durumunu ve başarı için ne derecede fedakarlıklar yapıldığını az çok biliyorum. Bu sebeple sezon başında da lige en hazır 3-4 takımdan biri olarak Karabükspor'u görüyordum. Nitekim bu tahminlerim tuttu.

Bu akşam Karabükspor'la Rizespor karşılaştı Karabük'te. İki taraf için de çok kritik bir maçtı ve kaybedecekleri puan, çok şeye malolacaktı.

Rizespor'dan başlayalım. Mavi yeşilliler iki haftadır mağlup. Ancak bu maçtan alacakları bir 3 puan, kendilerini yeniden ilk 5'e sokabilecekti. Hatta son 3 haftayı üst üste bol gollü galibiyetlerle kapatan Karabükspor'la da puan puana duruma gelebileceklerdi.

Ne var ki, Karabükspor da puanın önemini biliyordu çünkü alacakları galibiyet, üst sıralardaki rakiplerinin kazandığı bu haftada en azından konumlarını korumaya, hatta puan puana gelme riski olan Rizespor'un da 6 puan üstüne çıkmalarına yardım edecekti. Nitekim Karabükspor kazandı maçı. Yine de zirvede puanlar çok yakın birbirine. Bu sebeple daha çok değişir ilk 6'daki takımlar.

İlk yarı tipik bir Bank Asya maçı. Pek pozisyon yok ancak mücadele çok çetin. Sonuç olarak da gol gelmiyor tabii. Karabükspor, alışılmış hücum ağırlıklı kadrosuyla sahada. Sol içte bu lige her türlü fazla olduğunu düşündüğüm Sertan Vardar, sağ içte takımın en golcü elemanı, sezon başında Altay'dan transfer edilen Yasin Avcı, ileride Nijeryalı Emenike ve onu zaman zaman ikileyip, zaman zaman da bir orta saha oyuncusu gibi rol alan, yılların Burak Akdiş'i... Bank Asya için dört dörtlük bir hücum hattı. Ki bunu da 13 maçta attıkları 29 golle ispat etmiş durumdalar. Rizespor kadrosu da aslında gıpta edilecek cinsten. Yıllardır Süper Lig'te görev yapmış Hasan Yiğit, zamanında mili takıma kadar yükselmiş Murat Ocak, orta saha oyuncusu olmasına rağmen standart üstü bir gol istatistiğine sahip Ribeiro, Galatasaray altyapısından yetişmiş Özgürcan, Beşiktaş altyapısından yetişmiş Kenan ve yedekte de yıllarca Fenerbahçe'de oynamış Kemal Aslan. Hoş, Kemal yedek kalma alışkanlığını Rize'de de sürdürüyor. Bu çok iyi bir işaret değil. Bu takımda oynaması lazım.

Neyse, ikinci yarıya geçelim. İkinci yarıya Karabükspor çok hızlı başladı golü bulabilmek için. Nitekim 49'da Sertan'ın sol ayağıyla attığı harika serbest vuruşta topa kafasıyla müdahele eden sağ bek Engin, yılların tecrübesi Yavuz Eraydın'ı mağlup etti. Bu golün ardından Rize atak yapar derken bir de Emenike'nin tartışmalı golü geldi. Tartışmanın nedeni de elle oynama itirazları. Ağır çekimde topun Emenike'nin eline teması görülüyor ancak hızlı oynatıldığında da bunun bir kasıt içermediği yorumunu yapabiliyoruz. Tabii orada el verilse kimse hakeme "neden el verdin" diyemez. Sonrasında ilk golün neredeyse aynısı tekrar edildi Sertan ve Engin tarafından. Resmen karbon kağıdı koyulmuş gibiydi iki gol de. Bir de şöyle bir not düşmek lazım. Yavuz Eraydın her ne kadar kalesinde 3 gol görmüş olsa da maçın tartışmasız en iyi ismiydi. İnanılmaz pozisyonlar kurtardı. Rizespor orta sahada neredeyse yoktu diyebiliriz. İşte o yüzden Kemal Aslan bu takımda oynayabilecek durumda olmalı. Devre arasında orta sahaya takviye yapılır tahminim. Karabükspor'un da en kuvvetli olduğu mevkisi orta saha. Bugün orta göbekte takımın iki as oyuncusu Hassan Wasswa ve Gökhan Güney yoktu mesela. Hoş, Gökhan uzun süredir yok ancak geçen seneki performansını da düşününce takımın asıdır diyebiliyoruz. Yine de yerlerine oynayan Birol Hikmet ve Hakan Söyler, çok koştular, çok açık kapattılar ve iyi de pas yaptılar.

İki takım için "ileride ne olur" sorusunu cevaplamaya çalışacak olursak, Rizespor'un transfer yapmazsa işinin çok zor olduğunu, Karabükspor'un ise herhangi bir sakatlık falan yaşamazsa ilk 4'te yer alacağını öngörebiliriz. Altay, Konyaspor ve Karabükspor arasında çok çetin bir ilk 2 mücadelesi verilir sezonun geri kalan kısmında. İmkanı ve vakti olan izlesin derim.

Galatasaray:1 Manisaspor:1 / Bir Sen Varsın

Maçla alakalı çok bir şey yazmak gelmiyor içimden. Evet, Galatasaray doğru düzgün pozisyon vermedi. Yediği gol çok basit bir hatanın getirisiydi ancak pozisyon da üretemediler. İlk yarıda sağlı sollu ataklar vardı tabii. O konuda kimsenin hakkını yemeyelim ama şöyle adamakıllı bir gol pozisyonu yoktu desem fazla da abartmış olmam.

Sarı kırmızılıların en olumlu yanı, orta sahada -yine ilk yarıda olduğunu üzerine basa basa vurgulamak gerekir- iyi bir pas trafiği oturtması ve topu tempolu bir şekilde dolaştırmasıydı herhalde. Bir de ben Elano'yu beğendim dün gece. Milli takımdakine benzer bir rolü vardı ve bence etkiliydi. Baros'un da bir an önce takıma katılması lazım artık.

Başlığı adadığımız isme gelelim. Bu cümleler ve benzerleri belki haftalardır karşınıza bir yerlerde çıkıyor ve belki de bıktınız ancak yine de tekrar etmek istiyorum: Kewell gitmesin... Dün yine takımda vasat üstü bir görüntü veren tek adamdı. Galatasaray'da fark yaratan en büyük etkenlerden biri. Bir an önce yeni sözleşmeye imza atılması lazım kendisiyle.

Senaryo Kayıtta

Trabzonspor'da sezon başında herkesin kafasının bir köşesinden geçen senaryo şu an sahnesi sahnesine gerçekleşiyor gibi görünmekte. Hugo Broos istifa etti ve yerine de Şenol Güneş'le görüşüküyor. Hoş, Şenol Güneş'le muhtemelen "Trabzonspor'un başına geçer misin" diye görüşmüyorlardır. Muhtemelen takımla alakalı yapılacak takviyeleri falan görüşüyorlardır. Zaten sezon başında anlaşılmamış mıydı?

Broos'un istifasından ziyade bizi asıl şaşırtan, kadrodışı bırakılan futbolcuılar oldu. Kaptan Egemen, Song, Engin Baytar, Gökhan ve kaleci Sylva kadro dışı. Muhtemelen yeni kaptan Tolga Zengin ya da Tayfun Cora olacak. Savunmada da iki stoperin kadro dışı kalmasının ardından iki senedir forma bekleyen Giray rahat bir nefes almış olabilir ancak yanında kim oynar? Şimdilik Ceyhun oynar gibi duruyor. Devre arası çok hareket olur Trabzonspor'da...

21 Kasım 2009 Cumartesi

Beşiktaş - Fenerbahçe (TSL 2009/10 - 13. Hafta) / Derbi Öncesi

Geçtiğimiz senenin çifte kupalı şampiyonu Beşiktaş, bu sezonu lider götüren Fenerbahçe'yi, İnönü Stadı'nda ağırlıyor.

Beşiktaş'ta eksikler Hakan, Holosko, Nihat, İsmail ve Rıdvan. Batuhan bu sezon ilk defa kadroda. Fenerbahçe'de Bilica cezalı. Lugano yorgun ama oynayacak. Güiza da son antremanda sakatlanmış, muhtemelen ilk 11'de yer alamayacak.

Fenerbahçe'nin lig maçlarında rakibine 4.5 yıldır yenilmediğini belirtelim. Özellikle İnönü'de son senelerde rahat galibiyetler elde ediyor sarı kanaryalar. Beşiktaş'ın genel olarak derbi performansı da çok içi açıcı değil. İstatistiksel olarak kartalın tek avantjı, Fernerbahçe'nin başında Daum'un olması olabilir.


Maç biletleri ile ilgili sıkıntı da maçın gündeminde. En ucuz biletler 75 tl'den satışa sunuldu. Kapalı tribün biletleri 200 tl'den satışa çıkmış durumda. En pahalı bilet 650 tl. Uzay üssünde, Barcelona-Real Madrid maçı izliyoruz sanki...

Hem bilet fiyatları hem de genel gidişattan ötürü diyebiliriz ki, Yıldırım Demirören yine tepkileri üzerine çekecektir. Fenerbahçe'nin galibiyeti ya da erken golü halinde ise bu tepkiler yerini istemediğimiz görüntülere bırakabilir.


Dediğimiz gibi Beşiktaş taraftarının haleti ruhiyesi nedir bilemiyoruz. Oyuna bir türlü etki edecekleri kesin ama nasıl olacağını ancak akşama göreceğiz. Mehmet Topuz üzerinde bir baskı oluşturacaklarını tahmin etmek ise zor değil.

Yaptığımız anketin sonucunda ise, Fenerbahçe'nin galibiyeti daha olası gözüküyor aldığı %50'lik oran ile. Katılanların %38'i Beşiktaş'ın kazanacağını düşünüyor. Beraberlik ise en uzak ihtimal olarak belirlenmiş.

Maçın hakemi Fırat Aydınus. Saat 20.00'da başlayacak maç. Muhtemel kadroları da yazalım:

Beşiktaş:

----------------------Rüştü----------------------

İbrahim T.-----Sivok-------Ferrari----İbrahim Ü.

----------------Ernst-------Fink-----------------

Ekrem--------------Tabata-----------Yusuf(Tello)

-------------------Bobo(Nobre)-------------------


Fenerbahçe:

---------------------Volkan------------------------

Gökhan-------Önder-------Lugano-------R. Carlos

--------------C. Baroni------Emre-----------------

Mehmet T.-----------Alex----------------A. Santos

------------------Kazım(Güiza)--------------------

20 Kasım 2009 Cuma

Ellerin Kırılsın Henry!


2 gün geçti üzerinden, yankısı hala devam ediyor. Henry'nin eliyle "ikileme"sinden söz ediyorum.

Maç esnasında hepimizi sıkıntıya sokmuştu durum. Hakem nasıl göremezdi? 2 kere üst üste oynuyordu eliyle. Önce hızını kesiyor, sonra da kontrolü altına alıyordu. Yaklaşık 6-7 İrlandalının elleri pozisyonun tamamı boyunca havada. Hakeme "Burada bir şeyler dönüyor" diyorlar resmen. Yaklaşık 2-3 saniye süren bu elle oynama 2-3 gündür süren tartışmalara yol açıyor.

Olayın kahramanı Henry, maç sonrasında eliyle oynadığını, fakat bunu görmesi gerekenin hakem olduğunu söylemiş. Şüphesiz ki haklı. Herkes her yaptığı kural dışı hareketi söyleyecekse, hakeme ne gerek var?

Daha sonra İrlanda maçın tekrarı için FIFA'ya başvurdu. FIFa haliyle bu talebi reddetti. İrlandalılar üzüntülü ve tepkiliydi elbette. Ama Fransızların da çok büyük memnuniyetler yaşamadığı açık.

Fransa'dan ilk tepki Beden Eğitimi Öğretmenleri Sendikası'ndan geldi. Sendika "maçtaki gelişmeler, talebelere her gün öğrettiğimiz, dayanışma ruhu, kurallara ve rakibe saygı gibi ilkelere ters bir durum" ifadeleriyle açıkladılar hissiyatlarını. Şüphesiz ki onlar da haklılar. Ayrıca sendika, futbolcuların "maçı kazandık, mutluyuz" şeklindeki beyanlarını da yakışıksız bulduklarını ifade etti.

İrlanda Başbakan'ı Brian Cowen da maçın tekrarını isteyenlerden. Bunun için Sarkozy ile bir görüşme yapacağını da açıklamış. Şüphesiz ki haksız kendisi. Ayrıca İrlanda'da Fransa üretimli malların boykot edilmesi yönünde çağrılar da mevcut. İnternet sitelerinde "Henry'den nefret ediyoruz" yazan İrlandalılar dikkat çekiyor.

En sert tepkiler ise Fransız gazetelerinden geliyor. Başmakalelerde "utanç" olarak yer alıyor Fransa'nın tur atlama serüveni. Le Figaro "Başımız önde gidiyoruz" derken, Liberation "Henry götürülmesin" teklifinde bulunuyor. Le Parissienne "ağzımızda acı bir tat var" diyor. "Aldatmak", "ahlaksızlık" diğer kullanılan ifadeler. Ayrıca Atilla Gökçe'nin dediğine göre şu an adını hatırlayamadığım bir site, "Fransa'nın Dünya Kupası'na gitme hakkından vazgeçmesine olumlu bakıyor musunuz" diye sormuş ve %88.5'lik bir oranla evet cevabını elde etmiş.


Son açıklamalardan biri yine kahramanımızdan. Henry "Elle oynadığımı hiç inkar etmedim. Bu durumdan oldukça utanıyorum. Tabii ki en adaleti çözüm maçın tekrar oynanmasıdır" demiş. İrlanda kaptanı Keane ise Henry'i bğışladığını ifade etmiş. Maçın tekrarlanması gerektiğini yinelemiş. Ama böyle bir şeyin mümkün görünmediğini de eklemiş.

Olaylar şimdilik bu kadar. Türkiye böyle bir gol ile Dünya Kupası'na katılsaydı? El ile oynayan oyuncuyu asar mıydık? Dünya Kupası'ndan vazgeçer miydik? Sanıyorum ki cevaplarımız Hayır! Türkiye böyle bir golle elenseydi, Dünya'yı ayağa kaldırır mıydık? Sanıyorum ki Evet!

Çözümü nedir? Çözümü mevcuttur aslında. Uygulanmaya başlandığında bana abartılı bir tercih olarak gelen "6 hakem" uygulaması, Fransa-İrlanda maçında uygulanıyor olsa, pozisyon, tam da o hakemin önünde vuku bulacaktı. Hiçbir derdimiz kalmayacaktı. UEFA'nın Avrupa Ligi'nde uyguladığı bu sistemi FIFA elemelerde en azından play-offlarda kullanabilirdi. Görüyoruz ki çok da iyi olacaktı...

Torbalar... Sıralamalar...


FIFA, Kasım ayı dünya sıralamasını açıkladı. Birçok açıdan önemli bu sıralama. Dünya Kupası'na gidecek olan takımların, torba durumları buna göre belirlenecek. Kura çekimine daha var ama, büyük ölçüde belirleyici bir sıralama var elimizde.

Hareketlenmelere bakacak olursak, İspanya'nın Brezilya ile yer değiştirerek zirveye geçtiğini görüyoruz. Portekiz 5 sıra birden yükselerek 5. sırada yer almış. Yunanistan 4, Uruguay 6, Nijerya 10, Slovenya 16 sıra birden atlamışlar.

Çek Cumhuriyeti 8, Kuzey İrlanda 9, Kolombiya 10 sıra birden gerilemiş. Ulusal takımımız da iki sıra birden düşmüş ve 41. sırada yer alıyor.

Listenin tamamına ulaşmak için: http://www.fifa.com/worldfootball/ranking/lastranking/gender=m/fullranking.html#confederation=0&rank=187



Gelelim bizim için daha önemli olan habere. UEFA'nın düzenlediği Avrupa Şampiyonaları için halimiz FIFA sıralamasındaki kadar kötü değil. 3. torbaya düşer miyiz endişelerimiz yersiz çıktı ve 2. torbada kaldık. Ukrayna ve Polonya'nın ev sahipliği yapacağı 2012 Avrupa Şampiyonası için torbalar belirlenirken, Türkiye 15. sırada yer alıyor ve 2. torbadan kura çekimine dahil olacak. Kuralar 7 Şubat'ta çekilecek diyerek bütün torbaları belirtelim:

1. TORBA
İspanya, Almanya, Hollanda, İtalya, İngiltere, Hırvatistan, Portekiz, Fransa, Rusya

2. TORBA
Yunanistan, Çek Cumhuriyeti, İsveç, İsviçre, Sırbistan, Türkiye, Danimarka, Slovakya, Romanya

3. TORBA
İsrail, Bulgaristan, Finlandiya, Norveç, İrlanda Cumhuriyeti, İskoçya, Kuzey İrlanda, Avusturya, Bosna Hersek

4. TORBA
Slovenya, Letonya, Macaristan, Litvanya, Belarus, Belçika, Galler, Makedonya, Güney Kıbrıs

5. TORBA
Karadağ, Arnavutluk, Estonya, Gürcistan, Moldova, İzlanda, Ermenistan, Kazakistan, Liechtenstein

6. TORBA
Azerbaycan, Lüksemburg, Malta, Faroe Adaları, Andorra, San Marino


Bu arada Türkiye futbolunun 90'ların ortasından itibaren ilerlemesinin, Avrupa ve Dünya'da kulüpler ve milli takım düzeyinde başarılar elde etmesinin, günümüzde ise bir duraklama veya gerileme yaşamasının Sovyetler'in dağılmasıyla ve dağılmış eski Sovyet ülkelerinin yeniden yapılanmaya girmesiyle ilgili olup olmadığına dair bir post yayınlayacağımızı da belirtelim.

19 Kasım 2009 Perşembe

Yapma Bunu Henry!



Çok sevdiğim bir futbolcudur Henry. Arsenal'de yaptıkları öyle böyle değildi. Barcelona'da da gayet başarılı zamanlar geçirdi, Fransa Milli Takımı'nın kaptanı.

Dünya Kupası'na gidecek son takımlar bu gece itibariyle belirlendi. Fransa ilk maçta deplasmanda 1-0 yendiği İrlanda ile kendi evinde karşılaştı. Robbie Keane ile 1-0 öne geçti İrlanda ve maç sonuna kadar bunu korumayı bildi. Hatta çok net pozisyonlardan yararlanamadıklarını da söylemeyliyiz.

İki isim hayranlık uyandırdı bende bu maçta(bir ana kadar). Birincisi Trapattoni. Hala Duff ve Keane'in ayaklarına bakabilen bir oyuncu toplamını, takım haline getirmiş. Taş gibi bir savunma ve etkili hücumlar.

İkincisi ise o ana kadar gösterilen hakem yönetimi. Fransa'ya yaranmaya çalışmaması ve tribün tepkilerine göğüs germesiyle tam olarak hayran kalıyorken; bir duran top sonrasında Henry'nin topu elle kontrol etmesini süzemedi. Aynı pozisyonda yardımcı hakem de ofsayt bayrağını kaldırmayınca, Fransa haksız bir golle Dünya Kupası yolunu tutmuş oldu. Tur için haksız diyemem ama gol, hakem hatalarının üst üste gelmesi sonucu meydana geldi. Tanrı'nın eli bu sefer Stade De France semalarındaydı. http://twitpic.com/q14pa

Bize de sadece üzülmek kaldı. Bu ne kadar ahlakla bağdaştırılabilir bir şey tam olarak bilemiyorum ama insan, sevdiği oyuncuların bu tip işlere karışmasından dolayı demoralize oluyor.
Bugün oynanan diğer eleme maçlarında ise, Ukrayna kendi sahasında komşu Yunanistan'a 1-0 kaybetti ve Dünya Kupası'na rakibini uğurladı. Grubumuzun ikincisi Bosna-Hersek, Portekiz'e ilk maçta olduğu gibi 1-0 kaybederek macerasını tamamladı. Hayranları sevinebilir, Ronaldo, Güney Afrika'da. Ve belki de gecenin sürprizi... Hiddink'in Rusya'sı, Slovenya deplasmanında 1-0 mağlup olunca, Dünya Kupası rezervasyonlarını iptal etmek durumunda kaldı.

3. Dünya Savaşı'nın çıkması olası olan karşılaşmada ise Cezayir, Mısır'ı 1-0 ile geçerek Dünya Kupası'na gitmeye hak kazandı. Mısır'ın daha kaliteli bir ekip olduğu aşikar ama Cezayir de Fransa ile aynı gruba düşecektir şimdiden söyleyeyim. Genelde böyle rastlantılar gerçekleşir çünkü.

Dünya Kupası'na gidecek son takım ise, play-offta Kosta Rika'yı geçen Lugano'nun takımı Uruguay...

Giden tüm takımlar:

Afrika: Güney Afrika, Cezayir, Kamerun, Fildişi Sahilleri, Gana, Nijerya

Asya ve Okyanusya: Japonya, Güney Kore, Kuzey Kore, Avustralya, Yeni Zelanda

Avrupa: İspanya, Danimarka, İngiltere, Almanya, İtalya, Hollanda, Sırbistan, Slovakya, İsviçre, Portekiz, Yunanistan, Fransa, Slovenya

Kuzey ve Orta Amerika: Meksika, ABD, Honduras

Güney Amerika: Arjantin, Brezilya, Paraguay, Şili, Uruguay

Daha sonra bütün takımlar ile ilgili analizler yapmaya çalışacağız...

18 Kasım 2009 Çarşamba

Yeni Kaka' İngiltere Yolunda

Lucas Piazon daha 15 yaşında. Sao Paolo oyuncusu olmasından ötürü yeni Kaka' olarak lanse ediliyor. Yetenekleri itibariyle yaşıtlarından ayrılmış durumda. Chelsea'nin çok yakın takibindeydi kendisi ama Chelsea'ye gelen transfer yasağı, atılacak adımların önüne geçmişti.

Daha sonra Manchester'da gerçekleştirilen bir turnuvada, Sao Paolo genç takımı şampiyonluğa yürüyünce, bütün Ada'nın ilgisini çekmiş oldu Piazon...

Grup maçlarında Manchester ve Arsenal ağlarına birer gol bırakan Piazon için engeller azalıyordu. Çeyrek finalde Atletico Madrid ağlarına da iki tane sallayınca, bu genç yeteneğin, büyük bir takımın kadrosuna dahil olması konusunda herkesin fikri netleşti.

Son olarak Chelsea'nin gözlemcisi, Brezilya-Bolivya gençler maçını izlemiş, Brezilya maçı 4-1 kazanırken, Piazon 3 gol atmış.

Ocak ayı için transfer yasağı kalkan Chelsea elini çabuk tutmalı. Çünkü Arsenal ve Manchester United da Piazon'u yakın takibe alanlardan. Bizim de bu genç adamı daha yakından ve düzenli takip edebilmemiz için 2-3 sene gerekecektir ama gerçekten bir Kaka' geliyorsa, sorun değil, beklenir...

16 Kasım 2009 Pazartesi

Antonio De Nigris Hayatını Kaybetti...

Son zamanlarda futbolcuların üzerinde bir garip hal var. Önce Robert Enke derken, şimdi de Antonio de Nigris'ten gelen haberle şok olduk. Daha önceden kalbindeki bir sorun nedeniyle futbolu bıraktığı söylenen ancak bu sene Yunanistan'ın Larissa takımının kadrosunda bulunan Meksikalı santrfor, dün geçirdiği kalp krizinin ardından hayatını kaybetmiş. Ülkemizde de Gaziantepspor ve Ankaraspor formalarını giymiş, benim çok beğendiğim bir oyuncuydu. Ayrıca 16 kez Meksika milli takımının formasını giyip 4 de gol bulmuş. Türk futbolseverler, kendisini aşağıdaki gol sevincinden anımsayacaktır.

Toprağı bol olsun...

14 Kasım 2009 Cumartesi

Temizlik!




Hepimizin hatırlayacağı üzere, Beşiktaş Başkanı Yıldırım Demirören "Ben bir karar aldım, bu tribünleri temizleyeceğim" şeklinde bir açıklama yapmıştı, çok olaylı geçen Denizlispor maçının ardından. Beşiktaş taraftarı yıllardır memnun olmadıklar başkanları alehine, seslerini daha çok çıkartmaya başlamıştı. Yıldırım Demirören'in bilet temin ettiği iddia edilen bir kesim taraftar da taraftar genelinin Yıldırım Demirören'e olan tepkisini azaltmak veya yok etmek için, tribünlerin arasına karışmış ve olaylar çıkartmışlardı. Ve Demirören böyle bir açıklama yaptı.

Fazla yorum içerecek bir yazı olacak şimdiden söyleyeim... Olayın iki tarafı var ve bana kalırsa iki taraf da hatalı. Bir başka takım taraftarı olarak, Beşiktaş taraftarı ile ilgili atıp tutmak istemem, hatta çekinirim de ama Beşiktaş taraftarlarının, kulüp yönetimi üzerindeki etkisi, normalin dışında bana kalırsa...

Süleyman Seba gibi bir insana edilen küfürlerle başladılar, sonraki bütün başkanları, transfer edilecek futbolcuları, teknik direktörleri, oyuncu değişikliklerini belirler konuma geldiler. Başkanlık sistemi, hiyerarşi gibi terminolojik kavramlar, dünya görüşüm açısından bana çok uzak olsalar da Beşiktaş'ın gerçekliği(diğer kulüplerin de gerçekliği haliyle) böyle yönetilmesini kaldıramaz. Genel kurulu vardır, SPK'ya bağlıdır, hisseleri vardır vesaire. Yani bir şirket olarak Beşiktaş, yönetici kadrosu olan, ne kadar demokratik bilinmez ama belli periyotlarda yönetici seçebilen bir yapıdadır. Zaten taraftarın yönetime talip olması anlamsızdır. Taraftar, formayı sever, armayı sever, renkleri sever...

Taraftar hakkında bu kadar konuştuğumuz yeter. Yeterince tepki çekmişimdir zaten ama benim asıl tepki gösterdiğim kanat, başkan Demirören'dir. 2004'te geldi başkanlığa. Öncesinde yöneticiliği de vardı. Şunu çok net söyleyebilirim ki başkanlık kendisine göre bir iş değil. Rıza Çalımbay, Tigana, Del Bosque ve Ertuğrul Sağlam tercihleri, onlara davranış şekilleri ve takıma, kulübe verdiği zararlar bu kadar az seneye sığdırılınca insan şaşırmadan edemiyor. Futbolcu transferlerine karışmadığını düşünerekten, o konulara giremeyeceğim ama 8 milyon euro'luk bir bonservis bedelini ödebeyilecek yapıdayken, Tabata'ya yönelmek tamamiyle bir yönetim zaafıdır. "Kupayı biz alalım, Galatasaray şampiyon olsun" dediğini unutmadık. Hem de Galatasaray ile 1 hafta sonra kendi sahasında maç yapacakken. "Paf takımla çıkacağız" dediğini falan da. Çok üstüne gitmeyelim şimdi ama geçen sene alınan 2 kupanın kendisine sağlayacağı kredi, ancak bu kadar olabilirdi zaten.



Sonuca gelirsek, taraftar tepkisinde haklıdır. "Yıldırım Demirören yeter!" ve "G.Antep'e başkan olsana!" teazhuratları bence saygı çerçevesinde verilebilecek en iyi tepkilerdir. Münferit küfürler de küfür eden kişi ile edileni bağlar. Nasıl hesaplaşacakları ikisine kalmıştır.

Peki kim kazandı? Görünen o ki emniyetin de desteğini arkasına alan Yıldırım Demirören... Dün haberi duyduğumda hem şaşırdım hem de üzüldüm. Çıkan kavgalar ve edilen küfürler, İstanbul Emniyet'ini çok fazla rahatsız etmiş olacak ki, aralarında Alen Markaryan'ın da bulunduğu 36 Beşiktaş taraftarına, 1 yıl stadlara girememe cezası verilmiş. 2 bin TL para cezası da ekstradan. Bilmemkaç desibel, yaratıcı besteler, muhteşem showlar diyerek yere göğe sığdıramadığımız ÇARŞI taraftar grubu ile ilgili alınan bu karar, hem çok ağır hem de çözümden uzaktır.

Demirören'in galibiyetinin tam karşılığı da budur. Somut çözümler geliştirmeyen, günü kurtarma derdinde olan, "dediğimi yaparım" egosunu veya kompleksini tatmin eden bir adam olduğu için... Tribünleri kendince temizlediği ve muhtemelen tekrar başkan seçileceği için...

Bir Fenerbahçe maçı var önümüzde. Fenerbahçe galibiyeti halinde o taraftarı kim susturabilir ki? 36 kişi daha mı stadlara giremeyecek? Ya da Demirören'e edilen küfürler konusunda oldukça hassas olduğunu öğrendiğimiz İstanbul Emniyeti, başkalarına da küfür edildiği takdirde aynı türden kararlar alabilecek mi? TFF'nin özerk yapısı ve olayların Beşiktaş'ın maç oynadığı esnada gerçekleşmesinin anlamı yok mudur? Cezai müeyyideleri uygulayacak kurum PFDK olmamalı mıdır?

ÇARŞI üzerine, devlet ve nüfuz eliyle oynanmış bu oyundan rahatsız olduğumu belirtmeliyim bir futbolsever olarak. Bu yüzden onlarla birlikte, onların dediği gibi:

"Yeter! Yıldırım Demirören Yeter!"




13 Kasım 2009 Cuma

Pintiliğin Sonu... Lampard 6 Hafta Yok...

İngiltere milli futbol takımı 7 saatlik Katar yolculuğuna ekonomik uçuşlarda kullanılan küçük bir uçak tutarak çıkınca futbolcular daracık koltuklarda mumya gibi hareket etmeden yolculuk etmek zorunda kalmışlar ve bunun sonucunda da Katar'daki ilk idmanda Frank Lampard bir kas sakatlığı geçirmiş. 6 hafta civarında oynayamayacağı söyleniyor. Chelsea de bu durum karşısında federasyona 900 bin pound tutarında bir tazminat davası açmış.

E haklı adamlar. Koskoca İngiltere milli takımı bu. Milyon euroluk oyuncuları utanmasalar planörle götüreceklermiş neredeyse.

12 Kasım 2009 Perşembe

Brezilya Açılımı!..


Stephen Ireland'ın, Elano ile ilgili yaptığı açıklamalar, akıllarda soru işaretleri bırakacak cinsten. Güney Amerikalılar şöyle olur, Brezilyalılar böyle olur gibi klişeleri çok fazla duyarız bu semalarda. Sadece bu semalara özgü bir şey olmadığını da anladık Ireland'ın açıklamalarıyla. Ireland, bir roportajında şunları demiş:

"Middlesbrough'a 8-1 kaybettiğimiz maç teknik direktör Eriksson'un son maçıydı. Soyunma odasında göz yaşlarımı zor tutuyordum ancak diğer arkadaşlar duş alıp şakalaşıyorlardı ve hiç üzgün değillerdi. Bu benim için utanç vericiydi ve böyle şeyleri soyunma odasında görmek istemiyordum.

Mark Hughes'un Manchester City'nin başına gelmesinin ardından yeni düzene ayak uyduramayanlar oldu. 28-29 yaşındaki bazı oyuncular değişemedi. Nasıl bu yaşta olup da profesyonelliğin şartları hakkında yeterli bilginiz olmaz?

Tüm bu konuştuklarım Elano ve onun gibi futbolcular hakkında... Tüm kredileri alırlar ancak bu krediyi kazanmak için yeteri kadarını yapmazlar. Elano 2008-2009 sezonunun başında 7 ya da 8 maç oynadı ve birden herkes uzun süredir böyle bir futbolcu görmediğini söylemeye başladı. Bütün övgüleri alırlar ve ben ne kadar çok çalışırsam çalışayım, yüzde 110'umu da versem bu kadar kabul göremeyeceğim hissine kapılırım.

Elano ile aram kötü değil ancak onun gibi futbolcuları (Leandro, Jo, Geovanni) takımdan göndermek Robinho'nun kabuğundan çıkması için gerçek bir teşvik unsuru oldu. Genelde Brezilya'lılar kendi gruplarından çıkmazlar ve onları fazla göremezsiniz. Ancak şimdi Robinho farklı ve artık kulübünü derinden düşünüyor."


Türkiye'de özellikle Fenerbahçe için yapılan eleştirilere çok benzer açıklamalar bunlar. Özellikle Alex'in takıma katılmasından ve takım içinde önemli bir yerde konumlanmasından sonra bir "Brezilya Kolonisi" terimi çıktı meydana. Van Hooijdonk'u takımdan gönderen de buydu, Aragones'i de... Zico iyi bir hoca olmamasına rağmen Brezilyalılar onun için oynuyorlardı ve Şampiyonlar Ligi'nde çeyrek final gelmişti. Her geçen gün Brezilyalı sayısı daha da arttı. Alex'in tavsiyesi ile Güney Amerika'dan transferler yapıldı. Luciano, Nobre, Fabiano, Edu, Lugano, Deivid, Wederson, Maldonado, Bilica, Cristian, A. Santos...

Roberto Carlos'u bunun içine katamıyorum. Belki de katmalıyım. Çünkü çok menem bu Brezilyalılar. Gaziantepspor da bu tehlikede. Beto, 2 tane Julio Cesar, Jorginho, Ivan De Souza derken bir sürü Brezilyalıları oldu. Tabata'yı Beşiktaş'a gönderdiler ama tehlike geçmiş değil. Çünkü teknik direktörleri aynı dili konuşan bir Portekizli.

Elano takımda kalır ve takıma yeni Brezilyalılar katılırsa Galatasray'ın akibeti ne olur bilinmez? Lincoln'den ve zamanında Felipe'den çekmişlerdi epey. Ricardinho, Kleberson ve Ailton'dan istediği verimi alamayan Beşiktaş'ın Tabata'yı alması ve takımda da Bobo ile Nobre'nin yer alması, oraları daha sakıncalı hale sokmakta...

Real Madrid Ronaldo, Carlos ve Robinho'nun yaptıkları ilginç gol sevinçleri yüzünden lanetlenmemiş miydi zaten?



En tehlikede gözüken Fenerbahçe'nin, Brezilyalılardan en fazla yararlanan kulüp olduğunu belirtelim. Alex'in de katkısı ve kaptanlığı götürdüklerinden kat be kat üstündür kanımca.

Uğur Boral'ın yakın çevresine söylediği iddia edilen "Ugurinho olsaydım oynardım" cümlesi, bu ülkedeki bir gerçekliği anlamamız açısından mühim. Var bu işte bir dalga. Ben de bir şey söyleyeyim. Arda, Brezilya'lı olsaydı, Mleda Boleslav maçlarından sonra Arsenal ya da Manchester United'a gitmişti bile...

Ayrıca Brezilya diyip geçemeyiz. İş ahlakı açısından bir yanda Kaka', bir yanda Adriano; bir yanda Alex, bir yanda Lincoln.

Şahsi fikrim, Brezilyalılar bir tehlike arz etmediği yönünde. Hatta Alex'e can kurban. Lakin, oralardan gelen(Avrupa'nın çeşitli yerlerine) birçok oyuncunun da adaptasyon sorunları yaşadığı ve sıkıntı çektikleri de açık. Onları mutlu edebilmek adına, takımın yarısını Brezilyalı yapmak ise tercihtir. Shakthar geçen sene Uefa Kupası'nı öyle bir kadroyla kazanmıştı, unutmayalım...

Anket / Beşiktaş Fenerbahçe Ne Olur?

Lige verilen aranın ardından geri dönüş bir derbiyle olacak. Beşiktaş ve Fenerbahçe, İnönü Stadı'nda mücadele edecek. Sezon başından bu yana muhteşem bir kazanma oranıyla oynayan Fenerbahçe ve son haftalarda kazanmayı öğrenip ligde 3. sıraya kadar çıkan Beşiktaş'ın mücadelesinde sonuç ne olur? Şimdiye kadar yapılan anketlerde okuyucularımızın tahminleri hep doğru çıkmıştı. Bakalım bu ankette ne gibi bir sonuç elde edeceğiz...

11 Kasım 2009 Çarşamba

Benim Oldu Fıstık... Bindim Sırtına, Vurdum Kırbacı... Vurdum Kırbacı...

Başlık ne güzel değil mi? Sezercik serisine ait bir filmde vardı böyle bir sahne. Şişko Nuri, açık arttırmada satılan eşek hakkındaki fantezilerini sıralıyordu o çirkin suratındaki hırsıyla:

"Benim olacak Fıstık.. Binicem sırtına, vurucam kırbacı... Vurucam kırbacı!"

Sezercik de hüngür hüngür ağlıyordu tabii zengin çocuğu şişko Nuri galeyana geldikçe.

Ankaragücü'nde de durumlar böyle gelişti bu sene. Melih oğlu Ahmet Gökçek, gökten zembille inip kulüp başkanı oldu. Tabii burada şişko Nuri rolünde Ahmet Gökçek olması gerekirken, aslında perde arkasında Melih Gökçek vardı. Yıllardır hayalini kurduğu kulübün başına resmen olmasa da geçmişti Melih Gökçek. Hatta bu uğurda sezon başında büyük umutlarla bir araya gelen Ankaraspor bile dağıtılmış, birçok insan işsiz kalmıştı.

Şimdi bu çirkin insanların elleri Ankaragücü'nün yakasında. Hem de bu kez iyice yapıştılar. Teknik direktör Hikmet Karaman'ı kovmaya çalışıyorlar. Aslında Hikmet Karaman hakikaten başarısız. Hoş, kulüp sirke dönmüşken nasıl başarılı olabilirdi, orası da tartışılır ancak bazı şeylerin sil baştan olması gerekiyor hakikaten. Kadro gereksiz derecede şişkin ve bir istikrar da yakalanamamış durumda. Önceki yönetim de Hikmet Karaman'la öyle bir sözleşme yapmış ki, adamı kovmak neredeyse imkansız. İşte bu noktada Melih ve oğlu Ahmet de kendi yöntemlerini devreye sokmuşlar. Hikmet Karaman'a karşı yıldırma politikası izleyip istifa ettirme derdindeler. Bunun ilk somut adımı da bugün atılmış. Saat 11:30'da olması gereken antrenman saati, yönetimin futbolcuları tek tek aramasıyla akşam 18:00 sularına çekilmiş. Antrenman sahasında tesislere gelen Hikmet Karaman'ın karşısında kapı duvar olmuş. Ortada ne bir futbolcu ne de bir malzemeci... Bir şekilde bazı futbolculara ulaşılmış ancak yine de yetersiz olmuş bu çabalar. Tesislerdeki birkaç futbolcu da daha geçen gün kadro dışı kalan kaptan Ceyhun, Semavi, Metin Akan, kaleci Serkan gibi isimlermiş. Hikmet Hoca, bu duruma karşı bir noter tespiti yaptırmış. O da eşeği sağlam kazığa bağlıyor haliyle.

Ben aslında etik olarak Hikmet Karaman'ın en başta istifa etmesini beklerdim ancak bu olayın hiçbir yerinde etikle alakalı bir şey olmadığı için göreve devam etme inadını da normal karşılıyorum. Girdikleri her ortamda aynı çamurları döndüren bu güruh, burada da istediğini elde etmek için elinden geleni ardına koymuyor. Ancak umarım Hikmet Hoca bir şekilde direnebilir ve hakkı neyse onu alır giderken.

Filmde açık arttırmanın sonunda Fıstık yeniden Sezercik'in oluyordu. Bakalım bu hikayenin sonu ne olacak...

Çıkmamış Candan Umut Kesilmez / Olcan Adın

Bu sezon Gaziantepspor'un maçlarını takip edenler, Olcan Adın'ın gösterdiği performansı da mutlaka farketmişlerdir. Teknik direktör Jose Couceiro'nun en çok tuttuğu oyunculardan birisi Olcan. Şimdiye kadar oynadığı maçlarda sol bekte de açıkta da forvet arkasında da görev aldı ve hiçbirinde sırıtmadı. Hep belli bir çizgiyi tutturmayı başardı.

Futbol kariyerinin ilk yıllarında çok şey vaadediyordu. Hatta Fenerbahçe'ye de transfer olmayı başarmıştı ancak olaylar pek de beklendiği gibi gelişmedi onun açısından. Selçuk İnan ve Burak Yılmaz gibi oyuncuların bulunduğu genç milli takımın en önemli oyuncularından birisiyken, Fenerbahçe'de sürekli olarak yedek beklemek, garip garip zamanlarda kiraya verilmek olumsuz etkiledi tabii.

Olcan, benim çok yakın bir arkadaşım vesilesiyle tanıdığım bir insandır ayrıca. Fenerbahçe'de oynadığı yıllarda evime gidip gelmişliği vardı birkaç kez. Görüp tanıdığım kadarıyla da çok sakin, aklı başında bir çocuk. Günün birinde başarıyı elde edeceği belliydi. O gün artık gelmiş gibi görünüyor. Potansiyelini düşünecek olursak, bundan sonra aklını çalıştırması halinde hep çıkış yaşayacak ve tekrar bir gün bir büyük takımın formasını giyecektir diye düşünüyorum. Yeter ki akıllı davransın ve karşısına Couceiro gibi eğitmen teknik direktörler çıksın.

10 Kasım 2009 Salı

Robert Enke Vefat Etti...

Fenerbahçe'nin eski kalecisi Robert Enke'nin vefat ettiği haberi düştü az önce haber sitelerine. 2009 yılında Bundesliga'nın en iyi kalecisi seçilen, Hannover 96 ve aynı zamanda Almanya milli takımının da kalesini koruyan 32 yaşındaki Enke'nin neden öldüğü konusunda herhangi bir açıklama yok. Eylül ayında Campylobacter adında, çiftlik hayvanlarından bulaşan bir bakteriden dolayı rahatsızlık geçirmişti ama sonradan durumu ne oldu bilmiyorum. Bazı kaynaklarda intihar ettiğine dair haberler de var. Ne diyelim, üzüldük. Mekanı cennet olsun...

Haftanın Ardından 09/10 - 12


Ligin bu haftası, önceki haftalara nazaran nispeten sessiz geçti. Aslında gerilimin tırmanabileceği zorlukta bir fikstür vardı ancak çok da kaydadeğer bir vukuat çıkmadı. Sonuçlara bir bakalım isterseniz:

Bursaspor 1 - 2 Gençlerbirliği
İBB 1 - 0 Antalyaspor
Trabzonspor 0 - 2 Beşiktaş
Ankaragücü 2 - 2 Kasımpaşa
Sivasspor 2 - 4 Kayserispor
Diyarbakırspor 1 - 2 Galatasaray
Manisaspor 0 - 3 Gaziantepspor
Eskişehirspor 2 - 0 Denizlispor

Bu haftayı maç yapmadan geçen Fenerbahçe, hem hükmen kazandığı 3 puanla liderliğini devam ettirdi hem de yoğun geçen fikstürdeki dinlenme arasını uzatma şansı buldu.

Galatasaray, birkaç maçlık sendelemenin ardından galibiyetlerine devam etti. Diyarbakır deplasmanı zaten zor bir deplasmanken, bir de Çetin Sümer'in geçen hafta yaptığı maça çıkmama ve ligden çekilme açıklamalarıyla ortam iyice gerilmişti. Ancak mücadele seviyesi yüksek olmasına rağmen olaysız geçen maçı Galatasaray kazanmayı bildi. Diyarbakırspor'un artık bir kadro istikrarı sağlaması lazım. Biraz daralmaya bile gidebilirler kadroda. Galatasaray'daysa mücadeleci oyunculardan kurulu orta 3'lü, 3 maçtır iyi işliyor. Ancak bu 3 maçın başarılı ismi Barış'ın bu hafta kırmızı kart görmüş olması şanssızlık oldu. Ayrıca şunu da ekleyelim ki, sarı kırmızılıların kondüsyon avantajı artık kendini daha çok hissettirmeye başladı. Rakipleri 60'tan sonra çok zorlanır oldu. Bu da ligin geri kalan kısmı için büyük avantaj tabii.

Haftanın en önemli maçlarından birisi Trabzonspor'la Beşiktaş arasında oynandı. İki taraf da futbol olarak tatmin edemiyor ancak Beşiktaş'ın artık galibiyet alışkanlığı edinmeye başladığını söyleyebiliriz. Ki bu da yarışa devam etme anlamında büyük bir avantaj.

Zorlu geçmesi beklenen bir diğer karşılaşmadaysa Sivasspor, sahasında Kayserispor karşısında 4-2'lik bir yenilgi aldı. Artık onlar için yapılacak tek şey, devre arasını bekleyip Muhsin Ertuğral'ın işine yarayacak bir kadro kurmak. Tabii bu zamana kadar da en az kayıpla gitmek önemli. Kayserispor'da ise tek bir oyuncunun neleri değiştirdiğine şahit oluyoruz. Geçen sezon maçları hep az gollü biten sarı kırmızılılar, Arıza Makukula sayesinde bol gollü maçlara imza atıyorlar. Bu da sisteme göre doğru oyuncunun kısa sürede neleri değiştirebileceğine bir örnek olarak karşımıza çıkıyor.

Gaziantepspor, zorlu Manisa deplasmanından 3 puanla dönmeyi başarırken fazla da zorlanmadı. Oysaki Manisa tekrar toparlanma sinyalleri veriyordu. Kritik bir galibiyet oldu bu. Artık iki tarafın da bir istikrar yakalaması şart oldu tabii.

Ankaragücü ve Kasımpaşa, tam da olması gerektiği gibi berabere kaldılar. İki takım da sezon başından bu yana sistemsizliğin tüm örneklerini sergiliyorlar her anlamda.

Eskişehirspor Denizli'yi İBB de Antalyaspor'u kendi sahalarında yenerek beklenen skorlar elde ettiler. Ayrıca Ümit Karan da ligde uzun bir aradan sonra gol bulma başarısı gösterdi.

Haftanın en önemli maçlarından birini sona bıraktık. Bursaspor, kendi sahasında Gençlerbirliği'ne yenildi. Aslında çoğu futbolseverin beklemediği bir sonuç. Hoş, ben de beklemiyordum ancak şaşırmadım da. Şaşırdığım tek nokta, Bursa'nın çok fazla maçı ısıramaması oldu.

Haftanın Takımı: Beşiktaş
Haftanın Futbolcusu: Hakan Arıkan
Haftanın Golü: Gökhan Emreciksin (Kayserispor'un Sivas'a attığı ilk gol)/Fabian Ernst
Haftanın Hayal Kırıklığı: Bursaspor
Haftanın Olayı: -

6 Kasım 2009 Cuma

Dinamo Bükreş:0 Galatasaray:3 / Yürüye Yürüye...

Başlığa bakınca karamsar bir yazı göreceğinizi tahmin edebilirsiniz. Ancak tam tersi, dün her ne kadar 90 dakikayı çok iyi şartlar altında izleyemesem de, şahit olabildiğim bölümünü yorumlayacak olursam, Galatasaray'ın birçok şeyi çok güzel bir şekilde ve kolaylıkla uygulamayı başardığını söyleyebilirim.

Rijkaard'ın sezon başından bu yana oturtmaya çalıştığı bir şey var. O da oyuna dair hemen hemen her şeyin, tüm takım tarafından paylaşılması... Sezon başından bu yana zaten hücuma dönük oyuncularla, onların yeterince savunmaya yardım etmemesi konusundaki diyaloglarına zaman zaman şahit olduk. Galatasaray, son iki maçtır takım halinde savunma yapmaya bir nebze daha yaklaştığını gösteriyor. Tabii ki bundan rakiplerinin kendisini zorlayabilecek güçte olmamasının da payı var ancak bazı şeyleri uygulama alışkanlığı kazanmada bu şekilde bir güç dengesinin mutlaka faydası olacaktır. Son iki maçtır orta saha oyuncularındaki değişimi herkes fark etmiştir. Üç tane ısıran adamla oynuyor Galatasaray. Bu konuda alternatifleri iyi zaten. Aslında sezon başından bu yana bu üç orta saha oyuncusunun rakibi ısırması isteniyordu teknik ekip tarafından ancak Arda ile Elano bu yönden bir türlü istenen seviyeye gelemediler. Son iki maçtır onların yerine Barış görev alıyor ve inanılmaz başarılı. Aslında Barış'ı birçoğumuz defansif orta saha olarak bilir ancak yanıldığımız bir nokta var. Kalli döneminde de Skibbe döneminde de yeterince gösterdi aslında kendisini. Barış çok enerjik olduğu için savunma yapma konusunda da çekingen davranmayan, yani savunma yönünü de ihmal etmeyip gereğini yapan tam bir orta saha oyuncusu. Ne kadar savunma yapabiliyorsa, o kadar da hücum potansiyeline sahip. Bileklerine hakimdir. İleriye doğru oynamayı sever. Gol pozisyonlarına girmekte ve bu pozisyonlara giren arkadaşlarını görmekte zorlanmaz. Tek eksiği son hareketlerdedir, ki kapatılabilir eksiklerdir bunlar. Bir de tabii daha soğukkanlı olması lazım.

Neyse, Barış'ı ona özel ayrı bir postta daha ayrıntılı bir şekilde inceleriz. Dün Mustafa, Mehmet Topal ve Barış'tan oluşan dirençli üçlü, orta sahayı kelimenin tam anlamıyla tutmayı başardı. Zaten dikkat ederseniz, üçü de sezon ortalamalarının çok daha üstünde bir performans sergiledi. Savunma yaptıkları kadar, hücumu da ihmal etmediler. Bunun da nedeni, bu oyunculardan birinin ileride kaldığı zaman arkasında iki tane savunma yapmaktan çekinmeyen arkadaşı olduğunu bilmesinin rahatlığıydı belki de. Tüm bunlara bir de Arda-Nonda-Kewell üçlüsünün dinamik oyun anlayışı eklenince, alternatif üretmekte zorlanmayan bir Galatasaray hücum hattı gördük sahada. İlerideki üçlü, sık sık alan değiştirerek rakip defansın kendilerine dair tüm ezberini bozdu. Yeri geldi Kewell ortaya sokuldu, yeri geldi Barış, Nonda'nın da önünde gol aradı, Yeri geldi Arda merkez hücumcu olarak en uçta ortalığı karıştırdı. Zaman zaman Sabri çok etkili bindirmeler yaptı ve bu hareketler yüzünden kritik noktalarda Dinamo defans oyuncuları hep bir adam eksik kaldı diyebiliriz.

Savunma için söylenecek çok söz yok. Hiç zorlanacak bir pozisyon görmediler desek yeridir. 1-2 şut var tabii Galatasaray kalesine gönderilen. Bir hata varsa teknik ekip çözecektir ancak Gökhan ve Servet dün ne derece uyum içindeydi, pek bir fikir vermediler açıkçası.

Bu arada Mehmet Topal'ın golüne de ayrı bir paragraf açmak lazım. Geldiği günden bu yana deniyor Mehmet. Sağ ayak demiyor, sol ayak demiyor, müsait pozisyonu bulunca kaleyi yokluyor. Sert ve düzgün de vuruyor ancak isabet kaydedemiyordu genel olarak. Yanlış hatırlamıyorsam bir tane golü vardı ceza sahasının dışından. O da açıkçası çok tatmin etmemişti beni. Golü bulamadığı şutları arasında çok daha güzelleri vardı çünkü. Dün nihayet kovaladığını yakaladı. Harika bir gol attı. O sırada tribünde bulunan Hagi'den görmeye alışkınız biz bu golleri. Dün sahada Mehmet'ten gördük. Hagi de muhtemelen keyif almıştır. İşte böyle özgüvenli olması lazım futbolcularımızın. Her türlü yetenek var. Yeter ki olayı kafada çözsünler...

Kewell için bir cümle kurmazsam olmaz: "Ne güzel futbolcumuzsun sen Harry Kewell..."

5 Kasım 2009 Perşembe

Biri Bu Adamı Durdursun!...


Hayranı olduğum takımın, hayranlık yaratan futbolcusundan söz ediyorum. Cesc Fabregas'tan... Premier Lig'de Ekim ayının futbolcusu seçildi kendisi. Bugün oynanan Şampiyonlar Ligi mücadelesinde de AZ Alkmaar filelerine 2 gol birden bıraktı.

22 yaşında olmasına rağmen, Arsenal'in kaptanlığını da üstlenen İspanyol, sezon öncesi yapılan Barcelona'ya transferi dedikodularının etkisine hiç girmemiş gibi. Arkadaşları ona güveniyor o da kendisine.

Premier Lig'de bu sezonki istatistiklerine baktım. 10 maçın 9'unda oynamış ve 5 golü var. Daha enteresan istatistikleri ise şöyle: 5 şutundan 3'ü kaleyi buluyor. Kaleyi bulan 4 şutundan 1'i gol oluyor. 5 golün 4'ü ceza sahası çevresinden gelmiş. 2 golü zayıf diyebileceğim sol ayağıyla. 9 maçta toplam 6 faul yapmış kendisi ve kart görmemiş.


Fabregas'ı gol sayısıyla değerlendirmek çok doğru sonuçlar vermeyecek olsa da şunu da belirtelim. Şampiyonlar Ligi'nde oynanan 4 maçta, 3 gol bulmuş kendisi.

Bunun sonucudur Arsenal'in ligde Fabregas ile çıktığı 9 maçtan 7'sini kazanması ve 1'inde berabere kalması. Bunun sonucudur Arsenal'in Şampiyonlar Ligi'nde oynadığı 4 maçtan 3'ünü kazanması, diğerinde ise son dakikada yediği golle 1 puana razı olması.



Arsene Wenger "Her geçen gün biraz daha Lampard'a benziyor" demiş Fabregas ile alakalı. Walcott ise Fabregas'ın sahadaki her şeyi görebildiğinden söz etmiş. Gerçekten de top dağıtması, yardımlaşması ve yeni geliştirdiği golcülük özelliğiyle bambaşka bir noktaya doğru tırmanıyor Fabregas. Ben de keyifle takip ediyorum. Onu Arsenal'e getiren Wenger'i de tabii ki...

4 Kasım 2009 Çarşamba

Birkaç Soru... İstediğin Sorudan Başlayabilirsin Yıldırım...

Baban Erdoğan Demirören seni bugünleri göresin, bu hallere düşesin diye mi büyüttü Yıldırım?

Yazık değil mi o adamın camia içerisindeki saygınlığına Yıldırım?

Şu hallerini dışarıdan görünce senin hiç hoşuna gidiyor mu Yıldırım?

Yahu sende hiç utanma arlanma yok mu Yıldırım? Ağlamak koskoca adama yakışıyor mu?

Bunca başarısızlığın üzerine ayıp değil mi halen daha o koltukta oturmak?

Daha nasıl söylesin insanlar? "S... git" diyorlar Yıldırım! Daha nasıl söylesinler?

İnsan bu kadar yüzsüzlük eder mi Yıldırım?

Ben Galatasaraylıyım, beni bile çileden çıkardın Yıldırım!

Beşiktaş:0 Wolfsburg:3 / Bitti!



Uzun uzadıya maçı yazmak çok zor. Taraftarı olmadığım bir takım olmasına rağmen, Beşiktaş'ın hali üzüntü verici. Beşiktaş aldığı yenilgiyle bir üst tura çıkabilme ümidini yitirdi. Ayrıca Cska'nın İngiltere'de Manchester'dan puan alarak dönmesi, Avrupa Ligi şansını da zora soktu diyebiliriz.

Maça gelirsek, Beşiktaş'ın kazanması için gol yememesi gerektiğini söylemiştik. Wolfsburg atıyordu ama Beşiktaş ilk maçta durdurabilmişti. Yine yapabilirdi diye düşünüyordum kendi adıma. Maç öncesi yazıyı yazdığım sırada Ernst'in de oynayacağını zannediyorduk. Ernst'in oynamayacağı haberi gelince, Wolfsburg'un galibiyeti kaçınılmaz gibi gelmişti bana ve tahminimde yanılmadım.

Rüştü'nün önemli bir maç öncesi sakatlık rutini devam etti. Hakan geçti kaleye. Tamamen güvenini yitirmiş bu yetenekli adam. Tamam zemin ıslak ama yan topları falan da elinden kaçırdı kendisi. Atmosferi mi kaldıramadı bilemiyorum ama bir sıkıntısı olduğu açık.


Özellikle sol tarfatan geliyordu Wolfsburg. İbrahim Kaş'ın üzerine oynuyorlardı yani. Ama gol cepheden, baya bir uzaktan, zayıf ayağıyla ip gibi vuran Misimovic'ten geldi. Tam Rüştü'nün yiyebileceği bir gol tipi. Yedeği Hakan da iyi yer tutamayınca sonuç değişmedi.

İlk yarı böyle bitti. Beşiktaş'ın toplamda 2 şutu vardı. Kaleyi bulan ise tek şut. O da çok uzaklardan Tabata'nın bir şutu. Rakip ise 11 şut çekmiş, bunların 5'i kaleyi bulmuştu.

İlk yarının 1-0 bitmesi iyi gibiydi. Sonuç çevirilebilir düzeydeydi yani. Bu arada maç boyu gösterdiği performanstan ötürü Ferrari'yi takımdan ayrı tutmak lazım. Fink'in ise bence geldiği günden beri en çok mücadele ettiği, en özverili oynadığı maçtı. Ama ondan Gerrard yaratma düşüncesi pek de gerçekçi değil.

Beşiktaş uzaktan şutlarla denedi denedi olmadı. Aktif dinlenmenin kralını yapan Wolfsburg da sanıyorum ki "yeter artık alalım şu maçı" diyerek 80'de Gentner ile 2.'yi ve 87'de Dzeko ile 3.'yü buldu.

80'den sonra tribünler iyice karıştı. Demirören alehine teazhuratlar, yaşanan arbedeler... Yenilen golü alkışlamalar... Beşiktaş birkaç haftadır aldığı galibiyetlerle taraftarına umut aşılıyor gibiydi. Ancak dün gece oynanan futbol, alınan sonuç ve stadta yaşananlar, Beşiktaş'ı tekrar kaosa sürükleyecek gibi.


Bu arada matematiksel hesapların efendisi Mustafa Denizli'nin "7 puan yeter" açıklaması tutmadı.

3 Kasım 2009 Salı

Beşiktaş JK - VFL Wolfsburg (UEFA ŞL 2009/10 B Grubu 4. Maçı)


Şampiyonlar Ligi'ndeki 4. maçına çıkıyor Beşiktaş. Geçtiğimiz maçta ilk puanını alabilmişti Wolfsburg deplasmanından. Bu Mustafa Denizli'nin de Şampiyonlar Ligi'ndeki ilk puanıydı.

Beşiktaş kısır maçlar oynamaya devam ediyor. Ligde kazanmaya başladılar ve bunu başarmalarındaki sebep de gol yemiyor olmaları. Nitekim Almanya'dan da puanla dönmelerini sağlayan bu özellikleri.

Wolfsburg ise çok gol atmasıyla biliniyor. Armin Weh ile birlikte dengesiz bir takım halini aldılar. Grafite'nin de yaşadığı sorunlar malum. Hafta sonu 3 gol attıkları maçta, Mainz'ı yenemediler. Ligde son 4 haftada 3 beraberlikleri var. Bochum ve bu seneki Hertha Berlin ile berabere kalmaları onlar için düşündürücü.

Beşiktaş, rakibin durumundan faydalanıp, bir üst tura çıkabilmek için baskı kurmak isteyecektir belki ama o zaman da Misimovic'in paslarıyla hareketlenecek bir Martins sorun çıkartabilir. Ernst ve Fink beraber oynarlarsa Misimovic ne kadar hareket edebilir bilemiyorum.

Beşiktaş'ta ise Nihat, İsmail ve İbrahim Toroman yok. Rüştü muhtemelen oynayacak. Tello ise belirsiz. Holosko'nun uzun süren sakatlığı devam ediyor. Wolfsburg'da golcü Grafite, Ziani ve Kahlenberg oynamayacaklar.

Muhtemel 11'leri yazalım...

Beşiktaş:

----------------Rüştü (Hakan)----------------

Ekrem------Sivok------Ferrari--------İbrahim

----------------Ernst------Fink-------------

Serdar-------------Tabata--------------Yusuf

---------------------Bobo--------------------




Wolfsburg:

-------------------Benaglio-----------------

Riether----Madlung-----Costa------Schafer

Hasebe------------Josue-----------Gartner

-----------------Misimovic----------------

----------Dzeko----------Martins---------

Kategoriler

201 afrika uluslar kupası 2010 dünya kupası 2014 dünya kupası a milli takım a2 ligi abdul kader keita abdullah avcı adana demirspor adanaspor adnan polat adriano ajax akhisarspor alanyaspor alex de souza alexis sanchez ali sami yen stadı almanya alpaslan dikmen altay amerika birleşik devletleri andre santos andrea pirlo ankaragücü ankaraspor anket antalyaspor arda turan arjantin arsenal arsene wenger as monaco atınç nukan atletico madrid aurelien chedjou avustralya aydın karabulut aykut erçetin aykut kocaman azerbaycan aziz yıldırım ballon d'or bank asya 1. lig barcelona başakşehir batuhan altıntaş batuhan karadeniz bayer leverkusen bayern münih bekir irtegün belçika benfica bertul kocabaş beşiktaş Beşiktaş ve City blogtivi bogdan stancu bolton wanderers boluspor borussia dortmund bosna hersek braga brezilya bucaspor bundesliga burkina faso bursaspor bülent ataman bülent korkmaz bülent uygun bülent ünder caner erkin celal kıbrızlı celtic cem sultan cesc fabregas ceyhun eriş ceyhun gülselam cezayir championship chelsea christoph daum claudio bravo claudio caniggia claudio pizarro claudio taffarel copa america corinthians cristiano ronaldo cska moskova cüneyt çakır çaykur rizespor daniel güiza danimarka david villa deniz kadah denizlispor deportivo la coruna didier drogba didier zokora diego maradona dirk kuijt diyarbakırspor doğaüstü futbol gerçekleri dunga dynamo dresden egemen korkmaz eintracht frankfurt elano elazığspor elvir baliç emiliano insua emmanuel emenike emre can erdoğan arıca eskişehirspor euro 2012 euro 2016 fabio bilica fanzin faryd ali mondragon fatih terim fc sion fc twente felipe melo fenerbahçe fernando muslera ferudun tankut fifa fildişi sahili formalar frank lampard frank rijkaard fransa franz beckebauer futbol sandığı galatasaray gana gaziantepspor gençlerbirliği genoa getafe gheorghe hagi giampaolo pozzo gine gino pozzo glasgow rangers gökhan inler gökhan töre gökhan ünal göztepe granada greuther fürth guillermo ochoa gurbetçi futbolcular guti guus hiddink güncel güney afrika güny kore güvenç kurtar haftanın ardından hakan arıkan hakan çalhanoğlu hakan şükür hakemler hamburg hamit altıntop hannover 96 harry kewell hasan kabze hayrettin demirbaş hertha berlin hırvatistan hikmet karaman hollanda honduras hugo almeida ibb ibrahim üzülmez ibrahima yattara iddaa ilkay gündoğan inceleme incleme ingiltere inter irlanda cumhuriyeti ispanya istanbulspor isveç isviçre italya ivica olic j-league japonya jerry akaminko johan elmander jose mourinho jupp heynckes juventus jürgen klopp kadir has stadı kamerun kardemir karabükspor karlsruhe karşıyaka kasımpaşaspor kasper hjulmand kayserispor keylor navas kıymeti bilinmeyenler kocaelispor kolombiya konyaspor kosta rika kulüpler birliği la liga lazio lefter küçükandonyadis leipzig lens ligue 1 lionel messi liverpool livorno lokomotif moskova lomana lualua los galacticos lucas neill lugano lyon maç öncesi maç yorumu mahmut özgener mainz mali mamadou niang manchester city manchester united manisaspor mario balotelli mario götze marius alexe marsilya martin palermo mateja kezman medhi benatia mehmet ali aydınlar mehmet ekici meksika melih gökçek mersin idman yurdu mert günok mesut bakkal mesut özil metin diyadin metin oktay metin tekin mevlüt erdinç mhk michael owen michael skibbe milan milan baros miroslav klose muhammed demirci muhammet reis mustafa denizli mustafa yücedağ nadir çiftçi napoli necati ateş necip uysal newcastle united nicolas anelka nijerya nostalji notts county nuri şahin nürnberg oğuz çetin oğuz sarvan oğuzhan özyakup olcan adın olympiakos orduspor orhan şam osc lille oscar cordoba ömer toprak panathinaikos paok paraguay pep guardiola pierre webo portekiz porto portsmouth premier league premier lig psg ptt 1.lig radamel falcao rafael benitez rais m'bolhi raymond domenech real madrid real sociedad rıdvan dilmen ricardo quaresma rigobert song river plate robert lewandowski roberto carlos robinson zapata roma romario ronaldinho ronaldo rosenborg sabri sarıoğlu sakıp özberk samet aybaba samir handanovic sampdoria samsunspor schalke 04 selçuk inan selçuk şahin semih şentürk senegal sercan sararer serdal adalı sergen yalçın serie a servet çetin sezer öztürk shakhtar donetsk sırbistan simao sabrosa simon kuper simon zenke sinan bolat sinan engin sivasspor slaven bilic slovakya slovenya spor basını sportivi st etienne stefan scepovic stoke city stsl stuttgart süleyman koç süper final şampiyonlar ligi şenol güneş şili tayfun korkut temur ketsbaia tff thierry henry tim howard tim krul tolgay arslan tolunay kafkas tottenham hotspur toulouse trabzonspor transfer tsg 1899 hoffenheim tsl tugay kerimoğlu tunus türk telekom arena twitter u20 udinese uefa uefa avrupa ligi ufuk ceylan unutulmaz ikililer uruguay ümit karan ümit kayıhan ünal aysal valencia vfl wolfsburg villarreal vincent enyeama volkan şen watford wayne rooney werder bremen wesley sneijder yekta kurtuluş yeni zelanda yeşil burun adaları yıldırım demirören yılmaz vural yunanistan yunanistan süper ligi yusuf şimşek yücel ildiz zenit ziraat türkiye kupası ziya doğan zlatan ibrahimovic zoran simovic zvjezdan misimovic

LinkWithin

Related Posts with Thumbnails