30 Aralık 2009 Çarşamba

Takım Analizi - Diyarbakırspor

Ligde beni en çok ikileme sürükleyen takımlarından birisi de Diyarbakırspor oldu ilk yarı boyunca. Bir hafta sempatimi kazandılar, ertesi hafta kendilerinden nefret ettirdiler. Ziya Doğan, teknik ekip ve futbolcuların azmine baktığınızda inanılmaz saygı duyuyorsunuz ve başarılı olmalarını istiyorsunuz ancak yönetimin saçmalıkları bir anda bu takıma karşı tüm iyi niyetlerinizi öldürüyor. Sebepleri haklı ya da haksız olsun, bir takımı her hafta ligden çekmekle tehdit etmek ne demektir? Takımların ligden çekilmesine karşı değilim. Çareler tükendiği zaman en güzel cezadır bu karşındakine. Ama bu olayı oyuncak yaparak önce takımı ligden çekeceğini beyan edip, iki gün sonra birileri kafanı okşadığında bu kararından cayıyorsan hem de bunu bir değil iki değil, alışkanlık derecesine vardıracak şekilde sıklıkla yapıyorsan karşındakilerin de senden midesinin bulanmasını göze alacaksın.

Yine de o oyuncuların özverileri çok saygıdeğerdi ilk yarı boyunca. Şimdi birçoğu paralarını alamadıkları için takımdan ayrılıyormuş. Kadro büyük oradan değişecek. Belki de ilk yarıda takımı sürükleyen oyuncuların çoğu gidecek. Bu sebeple çok sağlıklı bir teknik analiz de yapamayacağız belki. Kaleci Espinoza mesela. Çok beğendim ben kendisini. Ligdeki birçok takımın kalesine gözün kapalı koy. Ama dönmemiş ülkesinden. "Diyarbakırspor beni unutsun" diyormuş. E haklı adam tabii. Parasını alamıyor. Kaleci sorunu çeken bir başka takım alsa keşke. Tolga Doğantez, Şener, Erhan, Mendonza, Desire Job, Tazemeta... Bu oyuncular ve şimdi aklıma gelmeyen diğerleri büyük olasılıkla terkedecek Diyarbakır'ı. Oysa bu takımın analizini yaparken ileride oynayan Tazemeta ve Mendonza'nın ne kadar verimli ve takım için sürükleyici etken olduklarını, Desire Job'ın onca tecrübesine ve kariyerine rağmen henüz devreye giremediğini, Ziya Doğan'ın takımı nasıl bir inançla ve ne kadar çağdaş oynattığını yazacaktık. Hücumda ve savunmada hızla değişen dizilişlerinden ve taktik disiplinlerinden bahsedecektik. Bu adamlar gittikten sonra bir anlamı kalıyor mu?

Muhtemelen yine bir kamyon topçu gelecek kulübe. Ziya Hoca ve teknik ekibin işleri çok zor. Sürekli değişen huzursuz kadroyu ligde barındırmaya mı çalışsınlar? Kendi dertlerine mi baksınlar? Tam bir çaresizlik hali. Umarız yönetim bir an önce aklını başına devşirir. Umarız parasızlık sorunlarını aşarlar ve en azından şehirlerini, insanlarını en güzel şekilde temsil edip bir şeylere katkı sağlayabilirler. Tahmin mi? Ziya Doğan ve öğrencileri aynı özveriyi sürdürebilirlerse ligde kalacaklardır.

Euro 2016 Üzerine


Mehmet Demirkol'un bu haritayı yayınlamasıyla ve gösterdiği tepkilerle beraber, konu gündemimize girdi. Üstüne bir de Şükrü Saraçoğlu'nun stad listesinde isminin yer almaması Fenerbahçe'yi harekete geçirdi. Ağır suçlayıcı ifadeler de barındırıyordu Fenerbahçe'nin açıklaması. TFF de hemen bir cevap yayınladı ve Fenerbahçe'nin "büyük"lüğünü sorgulamaya kalktı.

Sorun yok aslında. Bu memlekette klüpler ve TFF bazı dönemler birbirleriyle çatışırlar. Ayrıca iyidir de çatışmak. Doğruyu bulma konusunda bir kamuoyu yaratacaktır veya en azından fikir oluşturacaktır.

Sonra ortaya çıkan hadiselerden daha çok durumun vehameti ile ilgilensek iyi olacak. Bu memleketin doğusu ile batısı arasında bir gelişmişlik farkı olduğu açık. Göç oranlarından, işsiz sayılarından, bebek ölümlerinden anlaşılmıyor madem, şu yukarıdaki haritaya bakılsın bir zahmet.

Haritada nasıl bir yoğunlaşma var, görüyoruz. Güneydoğu'yu geçtim, Kuzeydoğu'dan bile ses seda gelmesine izin verilmemiş.

Stad, konaklama ve ulaşım gibi kriterlerden ötürü seçimlerin böyle yapıldığını ve normal olduğunu belirtti Mahmut Özgener. Destek bekledi.


İtalya ve Fransa rakiplerimiz. Stad, ulaşım ve konaklamaya bakılacaksa sadece, zaten şansımız yok. Ama yeni bir yüz olarak Türkiye, bu şampiyonayı hak edebilir vaziyettedir. Ama bu şampiyona yapılırsa Türkiye'nin şampiyonası mı olacaktır?

Önümüzde 6 yıl var ve biz Güneydoğu'daki karmaşayı bitiremeyeceğimizi ilan ediyoruz.
Önümüzde 6 yıl var ve biz oradan gerçekleşen göçü durduramayacağımızı ilan ediyoruz.
Önümüzde 6 yıl var ve biz orada yaşanan bebek ölümlerinin önüne geçemeyeceğimizi ilan ediyoruz.
Önümüzde 6 yıl var ve biz oraya insanlara istihdam sağlayacak yatırımları yapacak gücümüz olmadığını ilan ediyoruz.
Önümüzde 6 yıl var ve biz oraya bu süre içinde karayolu ve demiryolu ulaşımı için gerekli düzenlemeleri yapamayacağımızı ilan ediyoruz.
Önümüzde 6 yıl var ve biz oraya yurtdışından çok sayıda turist geldiğinde onların konaklamasını sağlayamayacağımızı ilan ediyoruz.

Önümüzde 6 yıl var ve biz "ora"nın, "bura"larla aynı olmadığını ilan ediyoruz.

Bu elbetteki sadece TFF'nin sorunu değildir. Bu bir devlet meselesidir. Siyaset meselesidir. Spora siyaset girmeli midir? Evet.

Türkiye'yi bölmek isteyenlere karşı her gün birlik mesajı vermek değildir siyaset, 2016 Avrupa Şampiyonası'na ülkenin doğusunu da katabilmektir.

Güçlü ordu, güçlü Türkiye sloganları atmak değildir devletin gücü. İstense de istenmese de güvenliği, ulaşımı, konaklamayı sağlayabilmektir.

Siyaset işin içine girmiştir ve ülkenin bölünmez bütünlüğüne(!) zarar vermiştir.

Batı Türkiye'nin Euro 2016 adaylığı hayırlı olsun!..

(Farklı düşünceleri olanlar yorumlarını paylaşırsa güzel olacaktır)

29 Aralık 2009 Salı

Ramazan Özcan Beşiktaş'ta

Beşiktaş, Rüştü ve Hakan Arıkan'ın sakatlıklarının ardından kale için önlemini Hoffenheim'in Türk asıllı kalecisi Ramazan Özcan'ı kiralayarak almış. Öyle çok farklı meziyetleri olan bir kaleci değil belki ama en azından belli bir istikrarı var. Netice itibariyle Bundesliga'da iyi bir imajı da var. Tutmazsa sezon sonunda geri gider. Tutarsa da bonservisi alınmaya çalışılır. Henüz resmiyet yok ancak Ramazan da bir radyo programında bu transferin gerçekleştiğini doğrulamış. Bence Cenk Gönen gibi bir kaleci almalıydı Beşiktaş. Yurt içinde fazla bir alternatifleri yok. Kiralık olarak Ramazan'ın getirilmesi olumlu bir hamle diyebiliriz.

28 Aralık 2009 Pazartesi

Takım Analizi - Ankaragücü

Şüphesiz ki bu sezonun en spekülatif takımlarından birisi Ankaragücü oldu. Başkent ekibi, sezona 100. yılda başarı hedefiyle başlamış, iddialı transferler yapacağı sinyallerini vermişti. Hakikaten de Süper Lige gelmesi büyük sürpriz olacak bir ismi getirdiler Ankara'ya. Manchester City'den Darius Vassell, sarı lacivertli forma için imza atmak üzere ülkemize geldi. Neticede büyükler dahil ligde her takımın formasını giyebilecek, İngiltere milli takımının rotasyonuna girmiş bir oyuncu, henüz 29 yaşındayken Ankaragücü tarafından transfer edilmişti. O dönemki başkan Cengiz Topel Yıldırım, imkanı doğrultusunda çeşitli futbolcuların peşine düşmüştü ancak getirebildiği oyuncular külüstür Cihan Haspolatlı'dan ya da iyice ıskartaya çıkmış ve zamanında bu kulüpten resmen kaçmış olan Bebbe'den öteye gidemedi. Sezon açılışında kaleci Serkan Kırıntılı'yla taraftar arasındaki gerginlik, Ankaraspor'la birleşme olayları derken, son derece gergin bir şekilde ve kaos içinde bir sezona başladılar.

Takımdaki kadro dengesizliği, 100. yılda başarıdan bahsederken takımı Hikmet Karaman'a emanet etmek gibi garipliklerle birlikte bir de Melih Gökçek'in, oğlu Ahmet'e oyuncak etme niyetine kulübün üzerine çöreklenmesi, durumları iyice içinden çıkılmaz bir hale getirdi. Ankaraspor'la kurukan garip ortaklıkla beraber, kadro da şişmeye başlamıştı. Mavi beyazlılardan kiralık olarak gelen oyuncular Adem Koçak, Aydın Karabulut, Baki Mercimek, Bilal Kısa, Ediz Bahtiyaroğlu, Erich Brabec, Hürriyet Güçer, İlhan Parlak, Madiou Konate, Mehmet Çakır, Muhammet Hanifi Yoldaş, Özgür Çek, Roguy Meye, Stefan Senecky ve Theo Weeks, başlı başına bir takım oluşturuyordu zaten ve kadroda gereksiz bir şişkinlik oluşturdu bu durum. Teknik kadro bir türlü ideal 11'ini bulamadı. Zaten ideal kadro bulmak için bir fırsatları da olmadı açıkçası. Tüm bunların üzerine Darius Vassell'in yaşadığı otelden çıkarılma meselesi de tuz biber oldu diyebiliriz.

Netice itibariyle sürekli olarak istikrarsız sonuçlar, taraftarı tatmin etmeyen futbol, idari anlamda yaşanan trajikomik olaylarla birlikte, Hikmet Karaman'a da yol görünmüş oldu.

İkinci yarıya girerken, yönetim yine enteresan bir hareket yapıp teknik direktör olarak Fransa'yla milli takımlar bazında büyük başarılar elde etmiş olan ancak kulüp kariyeri o kadar da parlak olmayan, yine de saygın bir isim olarak kabul etmemiz gereken Roger Lemerre ile anlaştı. Yardımcısı da Ümit Özat... Bakalım bu teknik kadro neler getirecek Ankaragücü'ne. Ancak ne olursa olsun, takımda yapılması gereken işler çok fazla. Bir kere kadroda çok fazla forvet oyuncusu oldu. Darius Vassell'in yanına Roguy Meye, Emre Aktaş ve İlhan Parlak yeterlidir diye düşünüyorum ben. Bebbe, Konate, Metin Akan gibi isimler gönderilmeli en kısa zamanda. Ayrıca Ceyhun Eriş de takımdan ayrılıyor.

Takımın kalesi sağlam. Senecky lig için fazlasıyla yeterli. Arkasındaki isimlerden Bora Körk de ikinci kaleci olarak gayet tatmin edici bir isim. Bu durumda Serkan Kırıntılı paraya çevrilebilir. Hatta takasta da kullanılıp takımın eksik bölgelerine takviye için kullanılabilir. Sağ bek olarak Muhammet Hanifi Yoldaş ve Elyasa Süme de ligi götürürler. Sol bek pozisyonuna baktığımızda Özgür Çek ve Broggi'yi görüyoruz. Onlar da gayet yeterli. Takımdaki en büyük sorun, sezon başından bu yana stoper olarak oynatacak futbolcu olmaması idi. Bunu da Ankaraspor'dan gelen Ediz ve Baki ile çözdüler diyebiliriz. Ayrıca Brabec de o bölgenin sağlam olması için yeterli bir güvence. Yine de bir stoper takviyesi yapılabilir. Netice itibariyle Ediz, piyasası olan bir oyuncu ve sezon sonunda paraya çevrilebilir. Gelecek vaadeden bir stoper kadroya katılabilir şu dönemde.
Orta sahada da epey bir alternatifleri var. Aydın Karabulut, sol kanat için yurt içindeki en iyi birkaç alternatiften biri. Yedeği de Murat Duruer olacaktır. Ki Murat da standart üstü bir sol açık olacak. Sağ kanat takviye istiyor gibi. Şu anki kadroda orayı en efektif kullanabilecek isim Mehmet Çakır gibi görünüyor. Ama tek başına asla yeterli değil. Sakatlık, ceza ve formsuzluk durumlarını düşündüğümüz zaman oraya takviye gerekebilir. Orta sahanın göbeği için çokça alternatif var. Semavi, Barbaros, Hürriyet ve Adem, o bölgenin öncelikli alternatifi olabilirler. Ayrıca Bilal Kısa'yla da yaratıcı oyuncu eksikliklerini tamamlayabiliyorlar. Hatta iyi bir sağ kanat oyuncusu bulmaları halinde göbekte Mehmet Çakır'ı da değerlendirebilirler rahatlıkla.

Görüldüğü üzere, bu sezon için çok fazla takviyeye ihtiyaçları yok. Ancak asıl sorun eldekilerde. Bir an önce şişkin kadroyu ideal bir sayıya indirmeleri lazım. Zaten Lemerre'in de böylesi bir şişkinliğe müsade edeceğini düşünmüyorum.

Muhtemelen ikinci yarı daha derli toplu bir Ankaragücü izleyeceğiz ancak bu yönetime güvenilmeyeceği için her an yeni bir bombaya hazırlıklı olmak lazım. Ligi de tahminimce 10-13 arası bir sıralamada bitirebilirler. Ha, işler çok iyi gider, 7-8 gibi de bitirebilirler. Kısacası hiçbir şekilde kesin bir şey diyemiyoruz Ankaragücü hakkında. İhtimal aralıkları oldukça geniş...

25 Aralık 2009 Cuma

Genç Kaleci Meselesi


Az önce internette okuduğum bir haber üzerine, yazıyorum bu yazıyı. Beşiktaş kalecisi Rüştü Reçber, hatalı goller yiyen Korcan'ı aramış ve "Sen daha 22 yaşındasın, ben 35 yaşındayım ve hala bu tip goller yiyebiliyorum" diyerek genç kaleciyi teselli etmiş.

Beşiktaş'ın kalesinde olan ve çok da küçük olmayacak bir yaştaki kaleciyi böyle teselli etmek, anlayabileceğim gibi bir şey olmasa da, Türk insanı, Türk kültürü başlıkları altında değerlendirip, Rüştü'nün sahip çıkışına saygı gösterelim. Sonuçta bu topraklarda "takım içinde abilik yapacak birileri" tanımlamasına en uygun insanlardandır Rüştü. Bu tanımlamanın da sadece bu topraklarda yapıldığını ekleyerek.

22 yaşındaki bir insan elbette ki gençtir, özellikle bir kaleci için önünde 15 sene civarında da bir aktif futbol yaşantısı söz konusudur. Bu anlamlarda böyle bir kaleciyi yitirmek elbette ki isteyebileceğimiz veya kolay karar verebileceğimiz bir şey olmamalıdır.

Lakin 22 yaşındaki kaleci tecrübesiz olmamalıdır. Özellikle Beşiktaş'ta yer alıyorsa. Genç Milli, Ümit Milli, A2 takımı derken yüzlerce maça çıkması lazımdır bu yaştaki bir futbolcunun. Oyuncular özelinde gitmeyelim, çok üstün yeteneklileri var ve çok küçük yaşta dahi parlayabiliyorlar. Kalecileri düşünelim sadece. 22 yaşındaki kaleci, artık yeteneği belli olan kalecidir.

Yani Rüştü çok yetenekli de olsa 35 yaşında yediği goller nasıl sürpriz değil ise, Korcan'ın da nasıl goller yiyip, yiyemeyeceğini bilmemiz gerekir. Korcan özelinde bir şey söylemiyorum. Yeteneklidir veya değildir ileride görürüz ama 22 yaşındaki bir kaleciden "genç" diye bahsetmek, onu tecrübesiz ilan etmek, memleketin meselesidir.

Van der Saar 20 yaşında Ajax'ın kalesindeydi. Casillas daha 18'inde Barnebeu'ya çıkıyordu. Evet en iyi zamanları değildi belki ama yetenekleri belliydi ve sahada yer alabiliyorlardı. Hakan ve Rüştü aynı anda sakatlanmasa, Korcan 2-3 sene daha 3. kaleci olarak bekleyebilir ve 25 yaşında tecrübesiz bir kaleci de olabilirdi.

22 yaşında bir kaleciyi kaleye geçtiği için, endişe duyanları anlayamayacağım. Bir kalecinin, kaleye geçebilmesi için kaç yaşında olması gerekiyor? Tanıyanlar, bilenler de iyi bir kaleci olacak diyorlarmış. O zaman daha ne? Neden bu heyecan?

Takım Analizi - Sivasspor


Sivasspor hakkında yazılabilecek o kadar fazla şey var ki, nereden başlayacağımı kestiremiyorum. Puan durumu'ndaki sıralamara göre yapıyoruz biz bu takım değerlendirmelerini ve dipteki Denizlispor'dan sonra, Sivasspor'a geçmemiz, son 2 seneye baktığımızda oldukça şaşırtıcı.

Daha önce bu sayfalarda Sivasspor ile ilgili birçok yazı yazmıştık. Özellikle şu yazıda, takımın kötü gidişatının devam edeceğinin kaçınılmaz olduğunu vurgulamıştık. Çünkü yönetim, teknik ekip ve futblcuların tamamı, kötü sonuçları sadece şanssızlığa bağlamaktaydılar.

Şampiyonlar Ligi ön elemesi, Avrupa Ligi öne elemesi oynamış Sivasspor aynı sezon içerisinde 16. sırada. Takımını son iki sezon başarıdan başarıya koşturmuş Bülent Uygun, başarıda olduğu gibi, başarısızlıkta da baş sorumluydu.

Sezon başında, beraber başarılar yakaladığı oyuncularla bir bir yollarını ayırdı Sivasspor ve Bülent Uygun'un tercihi üzerine oyun formatında değişiklikler yapmayı uygun gördü. Sağlam bir savunma anlayışının, başarı elde etmek için yetmeyeceğini düşünmüştü Bülent Uygun, şüphesiz de haklıydı ama yepyeni bir takımla, oyunu karşı alanda oynamak o kadar kolay değildi. Takımın genetiği de değiştirilince, arka taraf da aksamaya başladı ve Sivasspor gelenden 3, gidenden 5 gol yiyen bir takıma döndü.

Avrupa'da Anderlecht ve Shakhtar Donetsk karşısında elde edilen kötü sonuçlar, ligde de devam etti. Bülent Uyun 7 hafta boyunca takımın başında kaldı. Ve sadece veda maçı olan Antalyaspor maçında galibiyet gördü. Bunun dışında aldığı tek puan ise ligin en kötüsü Denizlispor'a karşı deplasmanda aldığı 1 puan.

Daha sonra takımın başına Muhsin Ertuğral getirildi. Onunla da çok şey değişmedi aslında. Onun yönetiminde çıkılan ilk 4 maçın 3'ünde mağlup oldu Sivasspor. Daha sonra işleri biraz yoluna koyabildi Yiğidolar. Son 5 maçta 3 galibiyet ve 1 beraberlik alan Sivasspor puanını 17'ye çıkarttı ve kümede kalma yarışının içinde kalabildi. Ayrıca konuşması ve kişiliği ile şimdilik çok önemli mesajlar veriyor Muhsin Ertuğral. Böyle devam etmesini dileriz.


Sivasspor'un ne yapması gerektiği konusunda söylenebilecek çok şey yok. Diallo, Bilica ve Sylla'yı yollarsan savunman çöker. Sivasspor'un savunma yapabilmesi lazım. Savunma oyuncularına yüklenmek istemiyorum. Takım savunmasından söz ediyorum. Sedat ve Yasin kaliteli defans oyuncularıdır. Hayrettin, Abdullah ve Uğur da bekleri götürebilirler Türkiye Ligi için. Ama orta sahaya İbrahim Dağaşan'ın yanına daha sert ve güçlü bir orta saha oyuncusu şart. Çünkü Cihan, Musa ve Erman fizik olarak zayıf oyuncular. Sezer de tam olarak o bölede kullanılabilecek bir adam değil.

Hücum bölgesinde ise Ersen Martin takımı bırakmak istediğini başkana iletmiş. Mehmet Yıldız ne zaman ve nasıl döner bilemiyorum ama İbrahim Şahin ile orayı kotarmak, pek gerçekçi değil. Kamanan da çok yetenekli bulmama rağmen, istikrar sağlayamadığı için verimli olamıyor.

Yine de Sivasspor bir iki takviyeyle ligde kalabilir. Özellikle Mart ayına kadar Sivas'ta oynayacağı rakiplerine karşı üstünlük sağlamaları çok olası. Kış bölümünü iyi geçirmeleri ve bir avantaj elde etmeleri şart.

İki sezondur şampiyon olup olamayacağını izlediğimiz Sivasspor'u, ligde kalıp kalamayacağını izlemek şaşırtıcı. Ve ne yazık ki, küme düşebileceğine olan inancımız, şampiyon olabileceğine olan inancımızdan daha fazla...

24 Aralık 2009 Perşembe

Galatasaray:2 Trabzonspor:1 / Arda Turan Returns...


Biraz geç bir maç yazısı oluyor ama ancak fırsat bulabiliyorum. Bu yüzden de fazlaca ayrıntıya girmeyeceğim. Ayrıntılara zaten birçok yerden ulaşmışsınızdır. Sadece ufak tefek kırılma noktaları ve benim için önemli olan maddeyi sıralayacağım:

* Maç öncesi Galatasaray taraftarında oluşan tedirginlik, maç bittiğinde yerini güven ve umuda bıraktı. Kewell, Elano, Leo Franco ve Keita gibi yıldız isimlerin olmadığı bir günde gençlere pek güvenen yoktu. Aslında Sturm Graz maçında pek de umut vermemişti bu gençler ancak Trabzonspor maçı farklı oldu.

* Arda Turan Bosna Hersek maçından bu yana kaptanlığını unutmuş, kendi sahada aklı başka yerdeydi. Dün 90 dakika müthiş oynadı. Sorumluluk aldı. Pres yaptı. Top dağıttı. Asist yaptı. Gol attı. Dün tam kıvamındaydı Arda.

* Maçın parlayan ve inisiyatif alan isimlerinden biri de Caner Erkin'di. Sol açık orijinli bir oyuncu olduğu, geldiğin günden bu yana üzerine basa basa vurgulanıyor. Dünkü maçta ilk kez mevkisinde oynadı ve neler yapabildiğini gördük. Golü harikaydı. Zaten Rijkaard da maçtan sonra Caner'in ofansif özellikleri kuvvetli bir oyuncu olduğunu vurguladı. Nasıl Sabri 25'inden sonra gerçek bir hücumcu bek olma yolunda adımlar atmaya başlamışsa, Caner'den de Sabri'nin sol bek versiyonu elbette olur.

* Kaleci Aykut da dün fena değildi. Ama olmayacak pozisyonları çıkarırken, yan toplardan başını belaya sokmuyor mu, işte o noktada tükeniyor.

* Emre Aşık futbolu bıraktıktan sonra altyapıda görev alsın. Oyunu o kadar iyi biliyor ki. Fizik olarak vasatın altında. Çabukluğu falan kalmamış ama öyle yerlerde ayak koyup öyle yerlerde araya kendini atıyor ki, hiçbir kusur bulamıyorsunuz. Bu bilgisini gençlere aktarmalı.

* Ayhan da dün basit oynayınca yararlı olabileceğini gösterdi.

* Aydın önceki maçlara nazaran istekliydi. En büyük sorunu zaten bezgin oluşu. Ancak mevkiyi yadırgadı. Son maçıydı muhtemelen Galatasaray formasıyla.

* Oyuna sonradan giren Berkin ve Çetin, geleceğe dair umut verdi. İkisi de usta ellerde bu takımın geleceği ve güvencesi olacak kapasitede.

* Taraftar harikaydı. Susmadılar... Ayrıca "büyük şef" Song oyundan çıkarken yaptıkları jest, çok şık oldu.

* 80'lerden kalma "seni sevmeyen ölsün" tezahuratını özlemişiz. Daha sık kullanılmalı.

23 Aralık 2009 Çarşamba

Takım Analizi - Denizlispor

Lige verilen arayı fırsat bilerek, Turkcell Super Lig takımlarının nasıl bir ilk yarı performansı sergilediklerini, avantajlarını, dezavantajlarını ve ikinci yarıda neler yapmaları gerektiğine dair yazılar yazmaya çalışacağım. Hemen hemen her gün bir takım analizi eklemek istiyorum. Fakat denk getiremeyebilirim. Zaman zaman 2-3 günlük aralar gelebilir. Aynı gün 2-3 takıma dair analiz de bulabilirsiniz burada. Hatta hepsini ben yazacağım diye bir şey yok. Gelipartt'ın analizleri de karşınıza çıkabilir.

Sıralamayı ligdeki puan durumuna göre yaptım. Ama tersten... Ankaraspor'u saymazsak sonunculuk koltuğunda oturan Denizlispor'la başlıyorum yorumlara. Ligin şu anda baktığımızda en zayıf halkası pozisyonunda Ege ekibi var ne yazık ki. Normalde benim sevdiğim bir kulüp ancak bu son senelerde özellikle maddi anlamda çektikleri sıkıntı, sahadaki performanslarına da yansıyor. Durumları berbat. Şu anda sadece 7 puanları var ve tek galibiyetleri de ligden düşürülen Ankaraspor'a karşı aldıkları hükmen olan galibiyet. Yani maç oynamadan...

Hemen sonda söyleyeceğimi başta söylemek istiyorum: Denizlispor adına bu sene en büyük yanlış, sezona yanlış teknik direktörle başlamak oldu. Bu sezon takımı çalıştıran 3 teknik direktörden ilki olan Erhan Altın, yönetimin somut bir hatasıdır bana göre. Geçtiğimiz yıl temelleri atılan çok güzel ve gelecek vaadeden bir kadro vardı elde. Güray Vural, Çağlar Birinci, İsmail Baydil ve Cenk Gönen gibi gelecek vaadeden gençlere ve Bongoura, Roberts ve Angelov gibi kaliteli yabancılara sahip kadro, birkaç tecrübeli isimle takviye edilmiş ve önümüzdeki seneler için umut vermişti. Ancak Erhan Altın, nedense bu temelleri taş toprakla doldurup bir çuval inciri daha ilk dakikadan berbat etti. Nasıl mı? İsmail Baydil gibi bir oyuncuyu gönderip, Cenk Gönen gibi türk futbolundan yer edinecek bir kaleciyi yedek kulübesine hapsedip, çapları belli olan ve bu çaplarını genişletemeyecekleri apaçık ortada olan Adem, Özden ve Murat Hacıoğlu gibi yaşlı oyuncuları takıma monte ederek...

Yönetim, hatasını birkaç hafta sonra anladı ancak takımın kimyası bozulmuştu bir kere. Erhan Aktın'ın yerine göreve gelen Nurullah Sağlam doğru bir isimdi ancak kendi oluşturmadığı kadroda, demoralize olmuş oyuncularla ne yapılabilirse onu yaptı o da. Zaten birkaç hafta sonra pes etti ve yerini Hakan Kutlu'ya bıraktı. Ki o da benim nazarımda doğru isim değildir. Şimdi genel olarak görüntüyü gözümüzün önüne getirdiğimizde, sezon başında Nurullah Sağlam'la başlanması en doğrusu olurdu Denizlispor için. Şimdi elde tamamen elden geçmesi ve rehabilite edilmesi gereken bir oyuncu topluluğu var. Hakan Kutlu, muhtemelen ikinci yarıda yerini bir başka yerli gezgin hocaya bırakacak. Kim olursa olsun, bu takımın kalesinde Cenk'te ısrar etmesi şart. Angelov, Roberts ve Bongoura gibi oyunculardan oluşan, potansiyelli bir hücum hattı var ancak takviye gerekiyor halen daha. Orta sahada oyunu tutacak, yaratıcı özellikleri olan bir oyuncu lazım. Zaten son günlerde Yusuf Şimşek ismi ön plana çıkmış durumda bu pozisyon için. Ki doğru hamledir. Yusuf hem az önce saydığım özellikleriyle, hem de Denizlispor ile olan duygusal bağı sayesinde ikinci yarıda takım için bir sürükleyici güç olabilir. Savunma için çok fazla yapacak bir şey yok. Bir stoper alınması lazım, belki yanına bir de sağ bek. Ama bu takıma düzgün bir takım savunması anlayışı oturtulursa ona da gerek kalmaz.

Sorunun büyük kısmı psikolojik. Devre arasında ne kadar kapatılabilirler bu açıklarını, bilemiyorum ama çok da şanslı görmüyorum ben Denizlispor'u. Önümüzdeki 17 maçta yaklaşık 35-40 puan arası toplamaları lazım, ki hiç de mümkün görünmüyor. Sezonun başında da belirttiğim gibi, bana göre halen daha bu sezon düşmenin en büyük adayıdır Denizlispor.

21 Aralık 2009 Pazartesi

Kardemir Karabükspor:1 Adanaspor:0 / Karabükspor Lider

Bank Asya 1. Lig'in ilk yarısı, bugün oynanan zevkli bir karşılaşmayla sona erdi ve Kardemir Karabükspor, Adanaspor karşısında aldığı galibiyetle ilk yarıyı lider kapattı. Geride kalan 17 haftada rakip filelere tam 40 gol göndermişler; ki harika bir ortalama bu. Bu performans devam ederse, şehrin yıllardır özlemini çektiği Süper Lig kapıları aralanabilir.

Maç hakkında söylenebileceklere gelirsek, Karabükspor'un bu akşamki performansının (özellikle de 2. yarıda) kusursuza yakın olduğunu rahatlıkla ifade edebiliriz. Maçın ilk yarısında baskılı oynamalarına rağmen Adana kalesinde çok da tehlikeli pozisyonlar bulamadılar. Zaten bu sezon genelde ilk yarılarda daha kontrollü oynamayı tercih ediyorlar. Buna karşın Adanaspor, kontraataklardan birkaç net pozisyon yakaladı. Hatta Emre Aktaş'la kaçırdıkları bir gol var ki, orada golü bulabilseler maçı kilitleme şansları da olabilirdi. Tabii bu pozisyonda yılların tecrübesi Bülent Ataman'ın da hakkını yememek lazım. Hem pozisyonu çok iyi takip etti hem de onca yaşına rağmen reflekslerinin halen daha gayet iyi işlediğini gösterdi bizlere. Zaten maç boyu hem savunmayı yönlendirmesi, hem yerinde çıkışları hem de zaman zaman oyunu hızlandırıp yavaşlatmasıyla tüm tecrübesini konuşturdu. Bu arada Bülent Ataman'dan bahsetmişken, Adanaspor kalecisi Tolgahan'ı da atlamayalım. O da gecenin başarılı isimlerindendi.

İlk yarıyı bu şekilde kapattıktan sonra çok tempolu ve bol pozisyonlu bir ikinci yarı izlemeye başladık. Kardemir Karabükspor, Adanaspor kalesini resmen abluka altına aldı. Tabii bunu yaparken ağır aksak değil, gayet yüksek tempoda ve seri paslaşmalarla top dolaştırdılar. Zaman zaman kaleci Tolgahan'la da burun buruna geldiler ancak pozisyonlardan bir sonuç çıkmadı. Adanaspor'un ikinci yarıda zaten bunalmış olan orta sahası, bir de Onur'un kırmızı kartı gelince iyice düştü. İşte tam bu noktada kırmızı mavililerin teknik direktörü Yücel İldiz çok yerinde bir hamleyle sarı kartı olan Hassan Wasswa'yı oyundan alıp yerine sezon başında Diyarbakırspor'dan gelen Birol Hikmet'i sahaya sürdü ve orta sahayı daha net bir şekilde eline geçirdi. Wasswa, rakibi bozabilen, dirençli bir oyuncu ama teknik kapasitesi biraz sınırlı. Topla alakalı fazla inisiyatif kullanmıyor. Buna karşın Birol, hem oyunun savunma yönünü kotarabilen, hem de top hakimiyeti konusunda, özellikle bu tarz maçlarda, takıma katkı sağlayabilen bir oyuncu. Nitekim bu değişiklik, Birol Hikmet'in uzak mesafeden bulduğu harikulade golle sonuç verdi. Bu dakikalarda maça etki eden diğer bir unsur da Karabükspor'un iki beki Engin ve Murat Selvi'nin hücuma verdikleri sağlam destekti diyebiliriz. Rakip alanda takımın kalabalıklaşmasını ve pas varyasyonlarının çeşitlenmesini sağladı bu ikili. Adanaspor bu hamlelere karşı ileride çok yalnız kalan Emre Aktaş ve fırsat bulabilirse Emre'ye yardım etmeye çalışan Mbilla'yla etkili olmaya çalıştı. Bu şekilde geçen mücadele, son dakikalarda iki ekibin de yorulması ve kabullenilen skorla birlikte sakin bir şekilde bitti.

Karabükspor, sezon başında kimsenin hesaplarına dahil etmediği bir takımken, bir anda zirvede bulmuş oldu kendisini. Aslında bu ligi "gerçekten" takip edenler, kırmızı mavililerin geçen sezonun ikinci yarısında gösterdiği performansı göz önüne getirdiklerinde, çok da şaşırmayacaklardır.

Bir paragraf da Emmanuel Emenike-Burak Akdiş ikilisine açmak lazım. Gerçekten çok etkililer. Zaten Emenike, yumuşak bilekleri ve güçlü fiziğiyle topu rakip ceza saha çevresinde gezdirerek takımın hücum gücüne büyük bir katkı sağlıyor. Biraz daha kafasını kaldırmayı öğrenirse çok daha etkili olacak. Tabii kaleye biraz daha yakın oynaması da fena olmaz. Burak Akdiş'e gelecek olursak, önce kendisini tebrik etmek gerekiyor sanırım. 32 yaşında yeniden doğdu resmen. Çok hareketli ve ne yaptığını biliyor. Kariyerinin en verimli sezonlarından birinde (belki de en verimlisi) olduğunu söyleyebiliriz. Çok fena yıpratıyor rakip savunmayı.

Uzun lafın kısası, çok tempolu ve seyir zevki yüksek bir maç izledik bu akşam. Turkcell Süper Lig'de özlediğimiz güzel futbol, bugün Karabükspor'la Adanaspor arasında oynandı. Daha önce de dediğim gibi, Karabükspor bu performansını sürdürürse sezonu ilk 2'de bitirir. Adanaspor da ligin kuvvetli takımlarından ve ikinci yarıda kendi sahalarında oynayacakları 9 maçı da düşünürsek, sezonu büyük ihtimalle ilk 6'da bitireceklerini öngörebiliriz.

2009 - 2010 Sezonu İlk Yarı Değerlendirmesi / Oyuncu Performansları


Yapılan transferlerin çoğu henüz istenilen seviyede değil. Fakat Ariza Makukula ligi birbirine kattı. Gol krallığı listesinde zirvede. Gaziantepspor'un transferi Julio Sezar da gayet iyi bir ilk yarı geçirdi. Büyük takımlarda ise Ferrari yerinde bir transfer gibi gözükmekte. Keita da başarılı. Santos iyi başladı, devam ettiremedi. Elano ve Tabata da henüz beklentileri karşılayamadı. Nihat tam bir hayal kırıklığı.

Sezona iyi başlayanlar arasında Kazım ve Mustafa Sarp dikkat çekiyordu ama sonlara doğru düşüş yaşadılar. Arda da istikrar sağlayamayanlardan. Emre de çok iyi girdiği sezonda tekrar bir sakatlık problemi yaşadı.

Performansların inişli-çıkışlı olmasından ötürü ilk yarı kadrosu seçmekte oldukça zorlanıyorum. Bu yüzden opsiyonlu bir kadro yapacağım. Gözden kaçırdıklarım olursa da yorumları bekleriz :)

---------------------------Souleymanou--------------------------
-----------------------------(Ivankov)---------------------------


----------Ferrari-------------Sivok-------------Zapo--------------
-------(Gökhan G.)---------(Ömer E.)-------(Ali Turan)-----------

-----------------C. Baroni--------------Ernst-----------------------
--------------(Mustafa Sarp)---------(Emre B.)--------------------

---Keita------------Colman--------------Alex----------------Kewell-
(Volkan Ş.)---------(Ergic)--------------(Arda)-------------(J. Sezar)

-----------------------------Makukula------------------------------
----------------------------- (Moritz)-------------------------------




Gol Krallığı:

Ariza Makukula (13)
Harry Kewell (9)
Julio Cesar De Souza (9)

En çok sarkı kart gören oyuncular: Sedat Bayrak, Yiğit İncedemir, İbrahim Dağaşan, Ozan İpek, Franco Cangele, Ariza Makukula (7)

İlk yarı boyunca 2 kırmızı kart gören oyuncu olmamış.

2009 - 2010 Sezonu İlk Yarı Değerlendirmesi / Takım Performansları

Her hafta salı günleri, haftanın ardından diye bir bölüm hazırlıyoruz. Muhtemelen yarın da hazırlanacaktır. Ama bu haftanın bitimi, sezonun ilk yarısının da bitimi demek. Oynanan 17 haftada öne çıkanlar, bireysel performanslar, takım durumları hakkında bir analiz yapmakta yarar var diye düşünüyorum.


Ligin ilk yarısını Fenerbahçe lider kapattı. İlk 8 haftada 1 puan dahi kaybetmeyen Fenerbahçe, büyük bir düşüş göstermiş olsa da son iki haftada, rakiplerini yenerek liderlik koltuğunu geri almayı bildi. Lige çok iyi başlayan Galatasaray da son iki haftada elde ettiği galibiyetlerle, Fenerbahçe'nin arkasına yerleşmeyi başardı.

Ligin flaş ekipleri ise Bursaspor ve Kayserispor. Kayserispor son hafta kaybederek, 4. sıraya geriledi ama liderle arasındaki puan farkı 3. Bursaspor ise aynı puanda olduğu rakibi Beşiktaş'ı İstanbul'da yenerek liderin 2 puan arkasında 3.sırada. 5. Beşiktaş 5 puan geride. Kısacası tepede bir kopma söz konusu değil.

6. Trabzospor ile 11. Gaziantepsor'un arasında 3 puan var sadece. Ve bu arada kalan takımların zaman zaman çok iyi performanslarını seyrettik. Özellikle İstanbul Büyükşehir Belediye ve Gençlerbirliği oyunun güzelleşmesi adına, Süper Lig'de görmeye alışkın olmadığımız oyunlar çıkarttılar.

Küme düşmesine kesin gözüyle bakılan Kasımpaşa ise, Yılmaz Vural'dan sonra toparlandı ama 16. sıradaki Sivasspor ile arasındaki puan farkı sadece 3. Henüz bir şey kazanmış değiller.

Ligin en kötüsü ise Denizlispor. Sadece 1 galibiyet elde ettiler ve 7 puan alabildiler. 17. sıradalar. Ankaraspor'un küme düşürüldüğünü hatırlatalım.

En çok galibiyet alan takım: Fenerbahçe (12)
En çok mağlubiyet alan takım: Denizlispor (12)
En çok berabere kalan takım: Eskişehirspor (7)


En çok gol atan takım: Galatasaray (36)
En çok gol yiyen takım: Sivasspor (29)
En az gol atan takım: Manisaspor (16)
En az gol yiyen takım: Beşiktaş (10)

Kendi sahasında en çok puan toplayan takım: Galatasaray ve Fenerbahçe (21)
Deplasmanda en çok puan toplayan takım: Bursaspor (17)

Kendi sahasında en çok gol atan takım: Galatasaray (21)
Kendi sahasında en az gol atan takım: Denizlispor (5)
Kendi sahasında en çok gol yiyen takım: Kasımpaşa (16)
Kendi sahasında en az gol yiyen takım: Bursaspor ve Kayserispor (4)

Deplasmanda en çok gol atan takım: Bursaspor (16)
Deplasmanda en az gol atan takım: Diyarbakırspor ve Denizlispor (6)
Deplasmanda en çok gol yiyen takım: Denizlispor (18)
Deplasmanda en az gol yiyen takım: Beşiktaş (5)

En çok sarı kart gören takım: Kayserispor (52)
En çok kırmızı kart gören takım: İ.B.B (5)

18 Aralık 2009 Cuma

Fenerbahçe:1 Sheriff:0 / Gelenler Ve Giden!


Fenerbahçe, Avupa Ligi gruplarındaki son maçında Moldova temsilcisi Sheriff'i 1-0 ile geçerek, Avrupa'da oynadığı son 5 maçını kazanmış oldu. Liderliği zaten garantilemişti Fenerbahçe ama Sheriff'in ikincilik umutlarını taşıdığı bir maçta, maçı boşlamak centilmenliğe yakışmazdı. Fenerbahçe de kalitesini ortaya koydu ve maçı kazandı.

Maçın dakika dakika ayrıntısına girmek çok da anlamlı değil. Rahat bir galibiyet elde etti Fenerbahçe. Önemli birkaç gelişmeden bahsedelim yeter.

Öncelikle Fenerbahçe, Avrupa Kupalarında gruplarda elde edilen en yüksek puana ulaşan Türkiye temsilcisi olmuş. Çok mühim görmediğim bir rekor ama paylaşalım.

Başlık üzerinden devam edersek. Uğur Boral sezonu açtı. Golle açması önemli. Performansı da gayet iyiydi.

Deniz Barış sezonu açtı. Hücuma çok fazla katkı sağlıyor bu adam. Öyle seri çalımlar, ara pasları falan yok ama epey bir heyecan veriyor.

Santos sol bekte sezonu açtı. Özellikle ilk yarı gayet başarılıydı.

Volkan Babacan sezonu açtı. Performansı hakkında bir şey söyleyemeyeceğim ama resmi maçta onu kalede görmek güzeldi.


Gelelim bitene... R. Carlos kaptan olarak veda etti Fenerbahçe'ye. Geldiği günden bugüne Türkiye'de hemen hemen herkesin sempatisini kazanmış olmasına rağmen performansıyla sürekli eleştiriliyordu da. Geldiğinde ikisine de ihtiyacı yoktu. Gittiğinde de yok. Yaşayan bir efsane kendisi. Türkiye takımlarının toplam olarak çıktığı Şampiyonlar Ligi maçına tek başına çıkmış bir insan. Dünyanın gelmiş geçmiş en iyi sol beki.

Artık gidiyor kendisi. Sebebi kendisine aittir. Belki de sıkılmıştır. Bilemeyiz. Ama Türkiye'ye gelmiş en kariyerli adamı uğurlarken, iyi niyetli davranmak, bize yakışan olacaktır.



Yedirdiği golleri, hatalı pasları, saçma sapan kartlarını biz Fenerbahçeliler olarak sineye çekiyoruz. 35 yaşında attığı deparlarla, uzaktan şutlarıyla, yengeç dansıyla, kolbastısıyla, sambasıyla, antremanlarda gösterdiği inanılmaz top tekniğiyle, 60 cm'lik baldırıyla ve Türkiye'deki ilk golünü attığı güzelim kafasıyla onu hatırlıyoruz.

Her şey için teşekkürler Carlos. Başarılarının devamını dileriz.

17 Aralık 2009 Perşembe

Sturm Graz:1 Galatasaray:0 / Mental Gereksinimler Üzerine

Dün akşam Sturm Graz'a yine boyun eğdi Galatasaray. Servet'in bireysel hatasıyla gelen bir gol ve Aydın'ın karşı karşıya kaldığı kaleciyi de çalımladıktan sonra kaçırdığı pozisyon dışında çok da bir şey yoktu maçta. Galatasaray'ın savunma hataları nedeniyle etkili Graz hücumları oldu tabii ancak Avusturyalı oyuncuların fantastik derecede beceriksiz olmaları nedeniyle net pozisyonlara dönüştürülemedi bunlar.

Maçın Galatasaray açısından önemli yanlarından biri, bir Avrupa Kupası maçında genç oyuncuların şans bulacak olması ve kendilerini gösterme imkanlarıydı. Yıllardır umut bağlanan Aydın Yılmaz, sezon başı saman alevi gibi parlayan Serdar Eylik, iki senedir doğru düzgün şans bulamayan ve taraftarın da gözünden düşmeye başlayan Alparslan Erdem, kiralık olarak takımda olan ve bonservisinin alınması için önümüzdeki 6 ay iyi performans sergilemek zorunda olan Caner Erkin, Jan Derks'in ilk icraati olarak Çetin Güngör gibi isimler merakla bekleniyordu. Hatta kalede Ufuk Ceylan'ı da aradı gözler ancak maç öncesi yazısında da belirttiğimiz gibi Aykut oynadı. Haa, bir de Tobias Linderoth var ama o konuda artık en ufak bir umudum olmadığı için çok da üzerinde durmuyorum. Hatta peşinen söyleyeyim, her ne kadar futbol bilgisi farkını belli etse de, fizik olarak asla takımın seviyesini yakalayamayacağı çok belli. Takımın fizik seviyesi çok iyi diye bir anlam çıkarılmasın bu cümleden. Ama Tobias, 2,5 yıllık sakatlığın ardından normal olarak bir kademe düştü diyebilirim rahatlıkla.


Başlıkta "Mental Gereksinimler" diye bir ifade var. Bu ifadeyi, tahmin edebileceğiniz gibi genç oyuncular için kullandım. Galatasaray'da bu oyuncularla ilgilenen yetkililerden bir isteğim var. Lütfen Arda Turan'ın çıkış maçı olan Mlada Boleslav maçının birer kopyasını tüm genç oyunculara hediye edin. Lütfen bu maçı sık sık izletin bu çocuklara. Böylece belki gerçek bir Galatasaray futbolcusu olabilmek için ne yapmaları gerektiğini, kendilerine ne kadar güvenmek zorunda olduklarını, bir genç oyuncu olarak fazla haddini aşmadan, ama sorumluluk alarak neler yapılabileceğini bu maçla birlikte kafalarına kazıyabilirsiniz. Çok yetenekli çocuklar çıktı altyapıdan. İşte Aydın Yılmaz. Bitti artık Aydın. Bunda herkes hemfikir. Kimsenin bu çocuktan umudu kalmadı ve en kısa zamanda gönderilecek gibi duruyor. Neden? Çünkü korkak... İşte Serdar Eylik. Bu çocuğun yeteneği belki Arda'dan fazla. Hatta fiziği de Arda'nın ilk çıktığı günlere göre daha iyi. Ama işte zihinsel olarak asla bir Arda değil. Haa olabilir mi? Neden olmasın. Serdar'ın bir Aydın Yılmaz olmak yerine bir Arda Turan olması için uğraşmalı altyapı idarecileri. Dün ne yazık ki iyi oynamadı Serdar. Ama zamanı bitmiş değil. Aşılır bunlar.

Çetin girdi mesela sonlara doğru oyuna. Ayağına ne kadar yakışıyor o top. Bir savunma oyuncusu için yeterince soğukkanlı. Ama garantici. Fazlaca garantici... Umarım ilk maç heyecanıdır sadece. Çetin'in de gayet yetenekli olduğu açıkça belli. Onun da zihnini berrak tutmak ve özgüvenini arttırmak gerekiyor gelecek için.

Dün bana en çok umut veren genç oyuncu, ki artık Avrupa'da genç olarak kabul edilmeyen bir yaş grubunda olan, Caner Erkin oldu. Zaten Caner'in tecrübesi yeterliydi. Takıma ve sisteme uyumu önemliydi. Onları da aşıyor. Belli ki Rijkaard da Caner'e güveniyor. Duran toplara genelde Caner'in gidişi de bunun işareti zaten. Umarım zamanla daha iyi olur ve sol kanat için hem bek hem de açık anlamında iyi bir alternatif olur.

Maçla ilgili fazla da bir şey yok aslında söyleyebileceğim. Kötü oyun ve mağlubiyet. Ama en azından gençler hakkında edinilen bir fikir. Şu anda altyapı Jan Derks gibi işinin ehli insanların elinde. En azından verimlilik açısından gözle görülür bir artış kaydedileceğine inanıyorum. Umarım yanılmam...

16 Aralık 2009 Çarşamba

Sturm Graz - Galatasaray / Test Drive

Bu gece bir ilk gerçekleşiyor. Bazı yerlerde bu ilkle ilgili birtakım bilgilere değinilmiş tabii ama biraz eksik anlatılmış. Bugün bir türk takımı Avrupa Kupası mücadelesine sadece formalite olsun diye çıkacak ve bu sezon kadroda kendisine yeterince şans bulamamış isimleri oynatıp bir nevi test etme, tecrübe kazandırma şansına erişecek. Bu bir ilk mi? Hayır tabii ki. Daha önceki senelerde de defalarca bu tarz formalite maçına çıktı türk takımları. Arada bir fark vardı, o da bu kez turu geçmiş, kazanan taraf olarak bu maça çıkıyor oluşumuz. Daha önceleri, turu erkenden kaybedip çokça formalite maçı yaptığımızı hatırlıyorum. Yarın da aynı şekilde Fenerbahçe'nin formalite maçı var. Bu bağlamda, içinde bulunduğumuz haftanın kıymetini iyi bilelim.

Stadion Graz Liebenau'da saat 20:00'da başlayacak olan karşılaşma Star TV'den naklen yayınlanıyor. Galatasaray Leo Franco, Harry Kewell, Arda Turan, Elano Blumer ve Shabani Nonda gibi önemli oyuncularını İstanbul'da bıraktı ve daha ziyade gençlerle kadroya giremeyenlerden oluşan bir kadroyu Avusturya'ya götürdü. Genç takımdan da Çetin Güngör'ün kafilede olduğunu hatırlatalım.

Dediğim gibi, maçın fazlaca bir önemi yok. Ülke puanı, moral motivasyon ve yedeklerin performansı açısından tabii ki önemli ama bir o kadar da stressiz ve öğretici bir maç olacak bu akşam. Bir nevi aktif dinlenme... Şöyle bir kadro çıkabilir sahaya:

----------------------Aykut(Ufuk)*
Barış(Çetin)--Servet--------Hakan Balta-------Caner
---------Linderoth----M. Sarp---Ayhan
Aydın----------------------------------------Serdar Eylik
-----------------------Keita

*Sahada bugün Ufuk'u görmeyi daha çok isterim şahsen ama Rijkaard, 18'e fazla almadığu Ufuk'u tercih etmeyecektir diye tahmin ediyorum. Ayrıca Aykut'un vitrin yapıp takasta kullanılması açısından yararlı bir maç olabilir.

15 Aralık 2009 Salı

Ve Gitti...

Aylardır bu doğrultuda haberler çıkıyordu ancak bu transfer bir türlü gerçekleşmemişti. Nihayet Roberto Carlos ülkesinin yolunu tuttu ve Corinthians'la anlaştı. Transfer, Brezilya kulübünün resmi sitesinden de duyurulmuş. Carlos, Ronaldo'yla aynı takımda oynama planını da gerçekleştirmiş olacak böylece. Yarın Sheriff karşısında forma giyerse, ki giyecektir muhtemelen, Fenerbahçe taraftarıyla vedalaşacak. Her ne kadar eski performansının yanına yaklaşamamış olsa da Türk futbolu için çok önemli bir olaydı onun burada olması. Umarız ki Roberto Carlos kalibresindeki oyuncular ülkemizde bundan sonra da forma giyer.

Haftanın Ardından 09/10 - 16


Havalar soğudukça daha bir gereksinim duyuyoruz futbola. Her an futbol olsun, lig hiç bitmesin hisleri...

Ancak ne yazık ki bir hafta sonra ligin ilk yarısını geride bırakmış olacağız. Zirvede her hafta olduğu gibi dengeler yine değişti. Bakalım haftaya nasıl şekillenecek diyeceğim ancak Trabzonspor-Fenerbahçe maçını düşününce şimdikinden epey farklı bir sıralama görme ihtimalimiz çoğalıyor. 25 gollü 16. haftaya ait skorlar şöyle:

Antalyaspor 2 - 3 Galatasaray
İBB 1 - 2 Kayserispor
Fenerbahçe 3 - 2 Ankaragücü
Sivasspor 2 - 1 Eskişehirspor
Gençlerbirliği 1 - 1 Gaziantepspor
Diyarbakırspor 2 - 2 Kasımpaşa
Denizlispor 0 - 1 Trabzonspor
Manisaspor 1 - 1 Beşiktaş

Bu haftanın ardından Kayserispor geçen hafta oturduğu liderlik koltuğuna iyice bir kuruldu, kollarını bacaklarını daha rahat bir konuma getirdi ve "ben burada oturmaya devam etmek istiyorum" dedi. İBB ne olursa olsun zor bir rakip. Kaç gol yediklerine takılmayın. Yedikleri 25 golün 13'ünü iki maçta kalelerinde gördüklerini düşünürsek, geri kalan 14 haftada sadece 12 gol yedikleri gerçeğiyle yüzleşiriz ve savunmada aslında ne kadar başarılı olduklarını da anlamış oluruz. Buna rağmen Kayserispor bu haftayı da da kayıpsız bir şekilde atlattı ve son haftaya lider girmeyi başardı. Ariza Makukula, İBB karşısında da boş geçmedi. Gerçekten mükemmel bir son vuruşla topu ağlara gönderdi. Ancak haftanın golü başka :) Sanırım Tolunay Hoca için ayrı bir post gerekiyor. Bunu da ilerleyen zaman içinde ya ben ya da Gelipartt yapacaktır.

Bu haftanın ikincisi Fenerbahçe. Ankaragücü karşısında seyircisiz oynadıkları karşılaşmayı Güiza'nın son dakikalardaki golüyle kazanmayı bildiler. Futbol oynuyorlar mı? Hayır tabii ki ancak üst üste alınmış 3 mağlubiyetin ardından alınan bu galibiyette neden kötü futbol oynandı diye sormaz kimse. Bir an önce gideceklerin ve geleceklerin belirlenmesi lazım sarı lacivertlilerde. Bir de maçla ilgili konuşmak gerekirse, Ankaragücü'nün ikinci golünde Fenerbahç lehine verilmesi gereken ancak veirlmeyen bir faul var. Buna karşın yine Ankaragüüc tarafından son dakikada atılmış ancak çizgiyi geçmediği için sayılmamış bir de gol var. Hakemin en önemli iki hatası buydu.

Galatasaray bu hafta Antalya deplasmanından sağ çıkarak 3. sıraya çıktı. Maçın yorumunu uzunca yapmıştık zaten burada. O yüzden şimdilik geçiyorum.

Bursaspor'un bu hafta Ankaraspor'la oynaması gereken maçtan hükmen 3 puan alması nedeniyle Manisa deplasmanında 2 puan bırakan Beşiktaş, 5. sıraya gerilemiş oldu. Arka arkaya alınan bu iki beraberlik de siyah beyazlılardaki havayı biraz olsun bozdu. Camiada özellikle Nihat'a büyük tepki var ancak ben Nihat'ın o kadar da suçlu olduğuna inanmıyorum. Hele ki işin içinde Mustafa Denizli varken... Lige verilen ara, Beşiktaş için de zaman kazandırıcı nitelikte olacaktır.

Trabzonspor, Şenol Güneş'le birlikte gözle görülür bir özgüven kazandı. İki haftadır da kazanıyorlar. Ayrıca Şenol Hoca kadroyu daha efektif kullanıyor. Daha cesur. Hatta eski Şenol Güneş'ten de cesur. Meslek hayatının en olgun döneminde belli ki. Kenarda bir ağırlığı olduğunu her halinden belli ediyor. Bu çok büyük bir avantaj. Bu hafta da Fenerbahçe'yle oynayacaklar. Galibiyet gelirse Trabzonspor'da kendisini bir anda potanın içinde bulacak. Lige asıl zevk o zaman gelecek.

Haftanın en enteresan eşleşmelerinden biri de Gençlerbirliği ile Gaziantepspor arasında yaşandı. İki takıma da sempatim var. İkisi de güzel futbol oynamaya çalışıyor ve başlarında değerli futbol adamları var. Eh, maçın sonucu da kimseyi üzmeyecek cinsten. Ayrıca Gaziantepspor'da Beto'nun haftalar sonra bir şeyleri hatırlamaya başladığını görmek güzel.

Sivasspor, nihayet kazandı. Eskişehirspor karşısında 2 savunma oyuncusuyla 2 gol buldular ve 3 puanı hanelerine yazdırdılar. Böylelikle kümede kalma hattıyla aralarındaki fark da 3'e inmiş oldu. Muhsin Ertuğral, lige alıştıkça ve verilen arayı iyi değerlendirip yararlı transferler yapabilirse bu takımı ligde tutacaktır.

Haftanın denk güç mücadelelerinden biri de Kasımpaşa ve Diyarbakırspor arasındaydı. Zevkli geçmiş skordan anladığımız kadarıyla. Son dakika golü Kasımpaşa'yı üzmüş olmalı. Ayrıca son haftaların formda oyuncusu Cenk de kırmızı kart görerek Yılmaz Hoca'yı hayal kırıklığına uğratmış.

Haftanın Takımı: Galatasaray
Haftanın Futbolcusu: Abdul Kader Keita
Haftanın Golü: Bobo
Haftanın Hayal Kırıklığı: Nihat Kahveci'nin üzerinde kurulan psikolojik baskı
Haftanın Olayı: Colin Kazım'ın bahis skandalına adının karışması

14 Aralık 2009 Pazartesi

Simon Kuper Röportajı

Football Against the Enemy kitabının yazarı Simon Kuper, Netice Değil Hatice blogunu tutan Kerem Akbaş'a bir röportaj verdi geçtiğimiz aylarda. Röportajda kullanılan sorularda birçok blog yazarının imzası var. Bugün tamamı yayınlandı bu çalışmanın. Gayet akıcı ve güzel olmuş.

Buradan okuyabilirsiniz.

Futbolun Çirkin Yüzü

Normalde futbola dair güzel şeyler yazmayı tercih ediyorum ancak buna değinmeden edemezdim. Fotoğrafta Antalyasporlu Yalçın Ayhan'ı görüyorsunuz. Eskiden Galatasaray kadrosunda da bulunmuş bir futbolcudur Yalçın. En son Antalyaspor-Galatasaray maçının son dakikalarında korner bayrağının yakınlarında, bir yandan yerdeki Kewell'ı tekmelerken bir yandan da küfrediyordu. Sahalardan bu ve bunun gibileri silinmediği sürece Kewell ve benzeri kalibredeki yıldızlar bu ülkede kalmak için çok hevesli olmayacaklardır. Eh, meydan böylelerine kalacağı için, bunlar da yaptıklarını marifetten sayacaktır. Bir an önce cezasını görmesi lazım... Görüntüler her yerde...

11 Aralık 2009 Cuma

Antalyaspor:2 Galatasaray:3 / Görünen Köy...

Rijkaard, Elano, Keita ve Kewell'ın takıma isyanını izledik bu akşam. Sonda kurmam gereken cümleyi başta kurmuş oldum ben de böylece. Yine ayrıntıdan önce genel fikrimi söylemem gerekirse, sahada bugün, Galatasaray adına, öyle ahım şahım bir futbol yoktu belki ancak takım 2-0 gerideyken bile galibiyete inandırıyordu taraftarını. İstek, mücadele ve kısmen de olsa beceri, oyunun her anında kendisini gösteriyordu.

Rijkaard bu akşam sahaya doğru bir takım sürdü diyebiliriz. Savunmada arka arkaya gelen sakatlıkların ardından göbekte Servet-Hakan Balta ikilisi, kenarlarda da hücuma çıkma özellikleri sayesinde Antalyasporlu kanat oyuncularının kararlı bir şekilde hücum etmelerini engelleyen Uğur-Caner ikilisiyle başlamak teoride doğru bir karardı bana göre. Ancak yenilen gollerin, bu savunma hattı arasındaki uyumsuzluktan kaynaklı olduğunu söyleyebiliriz. Ofsayt taktiği, hakkıyla uygulanamadı bu maçta. Hoş, ikinci golün geldiği korneri yaratan pozisyonda ofsaytı süzemeyen hakemi de es geçmemek lazım.

Orta saha Mehmet Topal, Barış ve Elano'dan kuruluydu, ki eldeki kadroyu düşündüğümüzde gayet ideal bir seçim. Mehmet'in kesiciliği, Barış'ın enerjisi ve her yere koşabilmesi, Elano'nun da takımı yönlendirmesi, Galatasaray orta sahasının ihiyaçlarını karşılama konusunda bire bir. Ancak bunların kusursuza yakın uygulanması gerekiyor. Mesela ben Mehmet ve Elano'yu (kendisinden ayrıca söz edeceğim) çok beğendim. Barış ise gereksiz yere topla fazla oynayarak Galatasaray kalesinde tehlike yaşanmasına neden oldu zaman zaman. Topla kıvamında oynamayı öğrendiğinde çok yararlı olacak.

İlerideki üçlüye gelecek olursak, Rijkaard'ın oyuncu seçimlerinin galibiyetin kilit noktası olduğunu söyleyebiliriz. Nonda ile başlamadı bu akşam Galatasaray. En doğru karar da buydu. Nonda deplasmanda kullanılacak bir oyuncu değil. Hoş, son zamanlarda yorgunluğundan olsa gerek, Ali Sami Yen Stadı'nda da pek kullanılacak bir hali kalmadı ya neyse. En uçta oyuna başlayan Kewell, bu akşam resmen tecrübesini konuşturdu. Hep doğru yerlerde gezdi. Topu rakip ceza sahası çevresinde aldı. Orta yuvarlağa kadar inmedi ve takımın da rakip sahaya yerleşip topa hakim olmasında büyük bir katkı sahibi oldu. Nonda oynayınca böyle olmuyor. Hep geriye gelip top aldığı ve genelde de bu topları kaybettiği için rakibi geriye itemiyor Galatasaray. Rijkaard bu akşam bu sorunu Kewell'la çözdü. Ayrıca Keita'dan da bahsetmek gerek. Birkaç haftadır yedek kalması, ona yaramış gibi görünüyor. Skora isyan eden bir oyun sergiledi. Hırsını verimli kullandı. Oyunu iyi takip etti. Konsantreydi. Nitekim son golde pozisyonu adeta yoktan var etmesi ve onca mücadelenin ardından çizgiye indikten sonra final pasını bilerek, isteyerek ve görerek uygun noktadaki Kewell'a iletmesi, kelimenin tam anlamıyla takdire şayan. Böyle bir Keita, bu takıma her zaman lazım.

Arda'nın sezon başındaki haliyle uzaktan yakından alakası yok. Ancak yine de birkaç hafta öncesine göre toparlanmadığını iddia etmek yersiz olur. Daha gayretli. Haa, bencilliği devam ediyor. Biraz fazla topla oynuyor ancak istekli. Morali düzeldikçe ve yorgunluğunu attıkça kendisinden beklenen faydayı sağlayacaktır.

Gelelim Elano'ya. Haftalardır eleştirilip duruyor. Eleştirilerin haklı olduğu noktalar tabii ki var. Haksız olduğu noktalar da var. Ancak özellikle son üç maçtır gözel görülür bir yükselişe geçtiğini rahatlıkla söyleyebiliriz. Bir standart oturtmak üzere. Ve eğer bu standardı layıkıyla oturtabilirse Galatasaray'ın orta sahası için vazgeçilmez olacak. Bu akşam kelimenin tam anlamıyla harikaydı Elano. Evet, göze batmıyor. 3-4 kişinin arasına girip egzantrik çalımlar atmıyor. Fakat oyunu öyle bir yönlendiriyor ki... Takımla uyumunu tam olarak kurduğunda neler yapabileceğini kestiremiyorum bile. Bu akşamki golüyle şanssızlığını da attı üzerinden. Fiziği de iyiye gidiyor. Biraz geç oldu ama olsun.

Yerliler de bu oyunculara uyum sağladığında seyir zevki açısından da güzel olacak takım. Bu akşam bunun ışıkları yakıldı. Statik bir takım yoktu sahada. Bol bol yer değiştiren, hızlı oynamaya çalışan oyuncular vardı. Galibiyet, bu bağlamda durum 2-0'ken bile görünen köydü Galatasaray için.

Ancak tabii ki fiziksel olarak eksiklikler devam ediyor. 75'ten sonra iyice oyundan düşüyorlar. İşte Rijkaard'ın takıma isyanının bir diğer örneği de bu anlarda yaşandı. Yorulan oyuncuların yerine, ileride top tutulmasını sağlayacak Nonda ve Aydın girdi. Hatta Nonda oyuna girerken, kenara gelen isim Uğur'du. Hoş, Nonda ve Aydın artık Galatasaray'da son maçlarını oynuyor olabilirler. Çok etkisizler ama yine de taktiksel olarak eldeki kadroya bakıldığında doğru hamlelerdi. Takımın geriye yaslanmasını engelledi bu değişiklikler. Zaten geçen hafta da bu yüzden puan kaybedilmemiş miydi?

Netice olarak mücadele ederek kazanmayı bildi Galatasaray. Devreyi de bu puanlarla kapatabilmek önemli. Herkes bir reçete yazıyor. Ben de yazayım. Gerçi ihtiyaçlar belli ve genelde bu reçeteleri yazanlar bu konuda hemfikir ama yine de takımın geriden verimli pas çıkarabilecek, hamleli bir stopere, orta sahada ileri geri oynayabilecek bir oyuncuya ve Baros'a alternatif olabilecek, yedekliği sorun etmeyecek bir santrfora ihtiyacı olduğunu araya sıkıştıralım.

9 Aralık 2009 Çarşamba

Olmadı! Ama...


Beşiktaş, Şampiyonlar Ligi'ndeki son maçına çıktı dün akşam. Tek hedef var, 3. olup Avrupa Ligi'ne gidebilmek. Tek seçenek var, galibiyet. En kolay yolu, gol yememek.

Maçlardan sonra teknik direktörlere sallamak, en makul yoldur. Kesmezse hakeme de sallarız ve takımımızı tutmaya devam ederiz. Dün ve bugün yapılan yorumlarda görüyoruz ki Mustafa Denizli'nin ıkardığı kadro konuşuluyor. Defansta görevi Krasic'i tutmak olan İbrahim Üzülmez ve onun sağında uzanmış 3 tane stoper. O da yetmemiş, Mustafa Denizli İbrahim Toraman'ı koymuş orta sahaya. Dzagoev'i kitlesin diye.

Vay efendim! Kazanılması gereken maça bu kadar savunmacıyla çıkılır mıymış? Çıkılır. Çünkü Beşiktaş gol yediğinde, üç tane atması gerekecekti. Mustafa Denizli de biliyor ki eldeki kadroyla bunun imkanı yok. Fink ve Ernst'i etkili kullanmaya çalışmış hoca, bence ikisi de gayet iyiydi. Ekrem onlara ayak uyduramayınca belki de, Mustafa Denizli'nin planları tutmadı.


Ayrıca Dzagoev'i tutmakla yükümlü olan İbrahim Toraman, sorumluluklarını yerine getirmiyor diye neden Mustafa Denizli suçlu olsun. Maçı izleyenler hatırlarlar. Tello o golü atsa, Beşiktaş onun üstüne yatsa, Mustafa Denizli gol yememesi gereken bir maçta dahice bir hamle yapmış olacaktı birçoklarına göre... Ayrıca gördük ki Manchester gençmiş, yedekmiş demeden Wolfsburg'u yenerek, olası bir galibiyeti de hüsrana dönüştürecekmiş...

Skor üzerine yapılan yorumların sağlıksızlığını görüyoruz iki gündür. Skor çok farklı da şekillenebilirdi. Saha içinde konsantrasyon problemi yaşayan futbolcuya Mustafa Denizli ne yapsın? Sahaya girip, "kendine gel" mi diyecek? O futbolcu böyle bir maçta, konsantrasyonunu yitirmemesi gerektiğini bilemiyor mu?

Beşiktaş'ın oyun içi ve oyun dışı sorunları, Mustafa Denizli'nin dünkü hatalarıyla veya doğrularıyla açıklanabilecek gibi değil.

Beşiktaş sezon başından bu yana, savunma ile hücumu bir arada yapamıyor. Oyunu iki yönlü oynayabilen tek oyuncu Ernst. Bekler hücumu yeterince zorlamıyor. İ. Üzülmez'in özverisini bir kenara koyarak söylüyorum bunu. İbrahim Kaş'ın sıfıra indiği pozisyon yok haftalardır. Sol bekten "10 numara" yaratınca da Tello kadar oluyor işte. Yeteneklerine bir şey demiyoruz ama madem ki 10 numara ihtiyacın var oyun içinde. 8.5 milyon euro verilen Tabata niye oynamaz? Yusuf'un ölüsü iki çalım, bir ara pası yapamaz mı?


Bunlar saha içiydi. Saha dışına gelelim. Dün tribünlerde boşluklar olduğunu söyledi spikerler. Acaba neden? Yıldırım Demirören de gitmemiş maça. Acaba neden? 8.5 milyon euro sürekli yedek durması için mi verildi Tabata'ya? 6.5 milyon euro'luk İsmail ne zaman gençlikten kurtulacak? Nihat ya da Nobre gol atmayı hatırlayabilecekler mi?

Beşiktaş kadrosu ve takım yapısı itibariyle zaten Şampiyonlar Ligi'nde devam etmemeliydi. Juventus'u, Liverpool'u almadı bu lig kendi içine Beşiktaş'ı da alamazdı. Avrupa Ligi belki dedik ama o da olmadı işte...

8 Aralık 2009 Salı

Haftanın Ardından 09/10 - 15

Yavaş yavaş ligin ilk yarısının sonlarına doğru gelirken, sezon başında kimsenin öngörmediği ancak şu sıralar zirvede yaşanmakta kıran kırana mücadelenin tam içindeyiz. Her geçen hafta işin rengi değişiyor. Haftaya neler olacağını ise hiçbirimiz kestiremiyoruz. Bu haftanın lideri, tabloda da gördüğünüz üzere Kayserispor. Maçlarda alınan skorları hatırladıktan sonra ayrıntıları irdeleyelim:

beşiktaş 0 - 0 diyarbakırspor
kasımpaşa 2 - 2 sivasspor
eskişehirspor 2 - 1 fenerbahçe
gaziantepspor 1 - 1 antalyaspor
gençlerbirliği 2 - 0 denizlispor
trabzonspor 3 - 0 ankaragücü
kayserispor 3 - 0 bursaspor
galatasaray 1 - 1 ibb

Haftanın sonunda puan tablosunun en tepesinde Kayserispor var demiştik. Gerçekten sezon başından bu yana çizgiyi hiç bozmadı sarı kırmızılılar. Arıza Makukula ile de sistemlerine cuk oturan, aradıkları santrforu buldular ve hep o çok eleştirildikleri gol bulamama yönlerini de unutturdular. Portekizli her maç atıyor neredeyse. Bir de takıma çok alışmış gibi duruyor. Bu tarz oyuncular, aradıkları futbol ortamını bulunca kolay kolay gitmezler. Tahminime göre Kayserispor yönetimi çok ekstra bir hareket yapmazsa, ya da bonservisi için çok uçuk bir rakam istenmezse Makukula Kayseri'de kalacaktır. Sarı kırmızılılar, bu hafta liderliği elde ettikleri maçta Bursaspor'u 3-0 gibi bir skorla geçti. Bu hiç de küçümsenecek bir sonuç değil. Ayrıca Kayseri yönetimini bir noktada daha tebrik etmek lazım. Bursa maçı öncesi bilet fiyatlarının 1 tl'ye çekilmesi, tribünlerin dolması ve o ahengin yakalanması açısından çok akıllıca bir hareketti ve plan tuttu. Bakalım bundan sonra Tolunay Kafkas ve öğrencilerinin planları ne derecede işleyecek.

Geçelim Fenerbahçe'ye. Sarı lacivertliler, Eskişehirspor'a deplasmanda 2-1 yenilirken, inanın hiçbir ışık vermedi. Zaten Kazım ve Dos Santos gibi oyunculardan yeterince dertli olan Fenerbahçe'de maç sabahı Önder'in yaşadığı kaza iyice moralleri bozdu. Takımda şu an alenen meydanda olan bir disiplin sorunu var. Bunun nedenlerinden biri de Aykut Kocaman ve Daum arasındaki yetki karmaşası. İkilinin birbirlerinden hazzetmedikleri açık. Futbolcular da bu ikilinin zaman zaman yaşadıkları çatışmalardan doğan boşluklardan ellerinde olmadan da olsa geçiyorlar. İkinci devreye girerken, enkaz halinde birkaç isim var kadroda. Bunların bir an önce toparlanması, toparlanamayanların da gönderilip yerine transfer yapılması gerek. Güiza, Roberto Carlos gibi oyuncular zaten gidici gibi. Bakalım onların yerlerine hangi isimler katılacak takıma. Eskişehirspor'u ise kutlamak gerek. Rıza Çalımbay, forvet hattındaki sıkıntıya rağmen gurbetçi oyuncusu Adem'in attığı (ilki harika) iki golle Fenerbahçe'yi hak ederek yenmeyi başardı. Bir de Aziz Yıldırım meselesi var. Ona aşağıda değineceğiz.

Haftayı üçüncü sırada kapatan ekip Beşiktaş. 8 haftadır kazanıyorlardı ancak bu hafta Diyarbakırspor'a puan kaybettiler. Çok fazla şaşırtan bir kayıp olmadı. Çok da tepki görmediler. Halen daha kredileri var. Üçüncü olduklarına bakmamak lazım. Liderle aynı puandalar.

Galatasaray, son dakikada golü yemese lider olarak kapatacağı haftayı 4. sırada kapattı. Ligde daha önceki senelerde çok görmediğimiz bir durum bu. Aslında sarı kırmızılıların İBB önündeki mücadelesi üst seviyedeydi. Hatta sezonun en iyi futbollarından birini sergilediler diyebiliriz. Oyun tamamen İBB yarı sahasında geçiyordu ve pozisyon da vardı yeterince. Tabii bundan rakibin çok eksik bir kadroyla maça çıkmasının da etkisi oldu. Ancak şu bir gerçek ki, girdiğiniz pozisyonları değerlendiremiyorsanız, her türlü sonuca hazırlıklı olacaksınız. Bu maçta da böyle oldu ve 90+4'te gelen golle maç berabere bitti. Galatasaraylıların isyanı hakem Hüseyin Göçek'e. Hüseyin Göçek, sonuca etki etti evet. Garip garip fauller, gözünün önünde kornere giden topa aut çalmalar ve maç boyunca takdir hakkını bir türlü normal bir şekilde hakkaniyetle kullanamamış olması, maça dair birçok şeyi etkiledi. Ama anlamadığım nokta şu: Neden Galatasaray arkasına yaslanıyor son dakikalarda. Çıksa çıkabilir. Böyle bir kadro yapısı mevcut. Karşısındaki rakip öyle çok korkutucu bir rakip de değil. Peki bu panik niye? Bunların cevabını bulmak yönetimle birlikte teknik heyetin işi. Ancak şu da bir gerçek ki, Baros bu takıma dönmeden birçok şey aynı kalacak. Nonda ile olmuyor işte, bu açık. Nonda iyi golcü. İyi de bir yüzde yakaladı ancak Galatasaray'ın as oyuncusu değil. Devre arasında biri savunmaya biri forvete olmak üzere en az iki transfer bekliyorum ben yönetimden. Bir tane de orta saha olursa çok şey aşılır.

Ligin rahat takımlarından Gençlerbirliği, bu hafta Denizlispor'la karşılaştı. Thomas Doll'un takımı bu maçı da mental gelişmişlikleri sayesinde 2-0 kazanmayı bildi. Öyle çok ahım şahım oynamıyorlar ancak bir istikrar var. Denizlispor'a bakınca, artık olayın kontrolden çıkmaya başladığını görmek çok zor değil. İyi oynamalarına rağmen streslerinin kurbanı oldular ve kaybettiler. Sezonun ilk haftasında dediğim gibi, düşme adaylarımdan biridir Denizlispor.

Gaziantepspor'la Antalyaspor 1'er puanı Antep'te paylaştılar bu hafta. Maça dair söyleyebileceğim pek bir şey yok. Sadece golleri gördüm. Ancak Antep'in artık bu tarz maçları kayıpsız geçmesi gerektiğini rahatlıkla söyleyebilirim. Benim gözümde ilk 6'da mutlaka olması gereken bir takım Gaziantepspor.

Kasımpaşaspor ve Sivasspor, düşmemek için oynayan iki takım olarak puanları paylaştılar. Bence en hakkaniyetli skor da bu olurdu maçtan önce sorulsa. İki takım da ligin ikinci yarısıyla birlikte çıkış arayacaktır. Ben Kasımpaşaspor'u daha şanslı görüyorum.

Gelelim, Trabzonspor'a. Şenol Güneş'le yeni umutlara doğru bir yola çıktı Trabzonspor. Bu yolculuğun başlangıcı da Ankaragücü karşısında alınan 3-0'lık net galibiyet ve umut verici futbol olsa gerek. Ancak iki taraf da şunu bir yere yazmalı ki, bu muhtemelen Şenol Güneş'in Trabzonspor'a teknik direktör olarak son gelişi olacaktır. Mevcut ortamda Trabzonspor'u şampiyonluğa oynayan bir takım yapması en muhtemel 1-2 kişiden biri de Şenol Güneş'tir. Taraftar ve yerel basın, bugün ona nasıl destek oluyorsa, gelmesi muhtemel mağlubiyetlerden sonra da aynı desteği vermelidir. Eğer bu eşiği aşabilirlerse başarı onlara yakın demektir. Yok eğer yine homurtular başlayacaksa aynı filmi izlediğimizden emin olabiliriz.

Haftanın Takımı: Eskişehirspor
Haftanın Futbolcusu: Adem Sarı (Eskişehirspor)
Haftanın Golü: Adem Sarı (voleyle attığı ilk gol) Gabriç
Haftanın Hayal Kırıklığı: Galatasaray-İBB maçındaki hakem hataları
Haftanın Olayı: Önder Turacı olayı / Fenerbahçe-Eskişehir maçı sonrası Aziz Yıldırım'ın yaptığı açıklamalar*

*: Bu konuyu biraz açmak gerek. Aziz Yıldırım zaman zaman bu yola başvuruyor. Doğru bulabilirsiniz, haklı bulabilirsiniz ya da haksız bulabilirsiniz. Ancak şu bir gerçek ki, bu açıklamalar işe yarıyor. Gerek kamuoyunda, gerekse de takımda oluşacak hava, kesinlikle Fenerbahçe'nin işine yarayacaktır diye düşünüyorum. Bu tabii ki sadece benim fikrim. Katılmayanlar muhakkak ki olacaktır ve onlara da karşı çıkmam. Yorum meselesi der, geçerim. Ancak benim bu zamana kadar gördüğüm, hep bu olmuştur. Aziz Yıldırım'ın kulüpler birliğinden istifa etmesi bir göz dağıdır bana göre. Bakalım bu resti kim, ne şekilde görecek...

7 Aralık 2009 Pazartesi

Abansan da Gel

Bir reklam filmi vardı Milan Baros'un da yer aldığı. Küçük çocuk, kaleye geçmiş, Baros'a parmağını da uzatarak "abanmak yok haa!" diyordu. Ben de diyorum ki, "gel artık Milan, abanmak serbest artık" O yokken topu kaleye dürtecek kadar bile mecali yok gibi takımın. Bir an önce gelmesi lazım ki oyunun tadına varalım...

4 Aralık 2009 Cuma

2010'a Doğru / Fikstür

Grupları daha önce yazmıştık. Vakit kaybetmeden fikstürü de gösterelim...

2010'a Doğru / Gruplar


Kuralar çekildi ve gruplar belli oldu. Hemen paylaşalım...

A grubu

Güney Afrika - Meksika - Uruguay - Fransa

B Grubu

Arjantin - Nijerya - Güney Kore - Yunanistan

C Grubu

İngiltere - ABD - Cezayir - Slovenya

D Grubu

Almanya - Avustralya - Sırbistan - Gana

E Grubu

Hollanda - Danimarka - Japonya - Kamerun

F Grubu

İtalya - Paraguay - Yeni Zelanda - Slovakya

G Grubu

Brezilya - Kuzey Kore - Fil Dişi Sahilleri - Portekiz

H Grubu

İspanya - İsviçre - Honduras - Şili


Canımız ciğerimiz Kuzey Kore parçalanacak gibi duruyor. G Grubu gerçekten de bambaşka bir grup oldu. Kaka', Ronaldo ve Drogba aynı gruptalar. Ve ne yazık ki bir tanesi erken veda edecek.

Açılış maçı Güney Afrika ile Meksika arasında olacak. Fikstürü kısa zaman sonra paylaşacağız.

2010'a Doğru / Jabulani


Dünya Kupası'nın oynanacağı top, kura çekimlerinin hemen öncesinde tanıtıldı. Yukarıda gördüğünüz top, bazı takımların rüyası, bazı takımların da belası olacak.

Topun ismi "Jabulani". Güney Afrika'da yer alan Zulu kabilesinin dilinde "kutlama" manasına geliyormuş. Dikişler en az seviyedeymiş. Maksimum kontrol sağlanıyormuş vesaire.

Yaz aylarında göreceğiz ne menem bir şey olduğunu.

Topun üzerinde 11 renk olduğunu, bunların 11 futbolcuyu simgelediğini belirtelim. Simgelediği tek şey bu değil. G. Afrika'da yer alan 11 topluluk ve konuşulan 11 dil de topun şekline yansıtılanlardan.

Beşiktaş - Diyarbakırspor (TSL 2009/10 - 15. Hafta) / Annemizin Ligi'ne Dönelim


Ligde hükmen kazandığı Ankaraspor maçı ile birlikte 8 haftadır galip gelen Beşiktaş, ikinciliğe kadar yükseldi. Ne Yıldırım Demirören ne Mustafa Denizli ne tribünler ne yönetim ne de futbolcular 5-6 hafta önceki kadar eleştiriliyorlar medya bazında. Ne de bu unsurların kendi aralarındaki ilişkileri 5-6 hafta önceki seviyede.

Maçlar kazanıldı, Manchester zaferi elde edildi, tribünler temizlendi... 5-6 haftada düzelen haller, 2-3 haftada tersine dönebilir ama bugünkü rakip Diyarbakırspor'un, bunu becermeye takati var mıdır bilmiyorum. Deplasmanda oynadığı son 4 maçı da kaybetmiş, son 8 resmi maçının da 6'sını kaybetmiş bir takımdan söz ediyoruz. Oyuncuların paralarını alamıyor olması da cabası.

Diyarbakırspor'da bugün Diallo ve Bessam olmayacaklar. Beşiktaş'ta ise İbrahimlerden Toroman ve Üzülmez kadroda yoklar.


Beşiktaş, CSKA maçı öncesi moral bulmak derdinde. Ayrıca kazandıkları takdirde maç fazlasıyla liderlik koltuğuna da oturacaklar. Kendi sahasında maçın mutlak favorisi siyah beyazlılar.

Diyarbakırspor ise zaten tepe taklak. İyice uçuruma düşebilirler bu maçla birlikte. Ziya Doğan'ın teknik adamlığına inanıyor olsam da elindeki malzeme ve takımın içinde bulunduğu durum da ortada.

Yine de futbol bu! Her şey olabilir. O yüzden izlenilebilirdir.

Maç saatinin 20.00 olduğunu belirtelim ve muhtemel 11'leri yazalım:

Beşiktaş:

--------------------Rüştü-----------------------

İ.Kaş--------Sivok-------Ferrari-------İsmail

Ekrem-------Ernst-----Fink------------Tello

--------------Nihat-----Bobo---------------

Diyarbakırspor:

-----------------Espinoza-------------------

Şener-------Tolga-------Erdinç-----Celalettin

Abdullah----Ümit-------Ayman-------Adnan

-----------Mendoza------Job---------------

Galatasaray:1 Panathinaikos:0 / Nefes ve Rekor

Bu hafta güzel geçti Avrupa'daki takımlarımız açısından. Galatasaray da Fenerbahçe de gruplarından lider olarak çıkmayı başardılar. Hiç de alelade bir başarı değil. Bu zamana kadar Avrupa kupalarında grup maçı yapmış hiçbir takımımız herhangibir gruptan lider olarak çıkmayı başaramamışken bu sezon iki takımımızın birden bunu başarması oldukça kayda değer. Üstelik ikisi de Türk takımlarının grup maçlarında bu zamana kadar elde ettiği en yüksek puanı geçerek, yani puan rekoru kırarak yaptı bunu. İlk olarak dün Fenerbahçe puanını 12'ye çıkararak rekor kırmıştı. Bugün de Galatasaray 13. puanını alarak bu rekoru geliştirdi. Üstelik birer maçları daha var. Yani aman sabahlar olmasın!

Günün anlam ve ehemmiyetini belirten bu uzunca giriş faslında sonra geçelim bu gece oynanan maça. Galatasaray sahaya maç öncesi yazısında yazdığımıza yakın bir kadroyla çıktı. Tabii kadroda tek tutmayan, orta sahada Ayhan yerine Mustafa Sarp'ın oynamasıydı; ki o Mustafa Sarp bana göre bu günün en büyük yıldızı, en efektif adamıydı. Galatasaraylı oyuncular, maçın öneminin bilincinde, yere sağlam basarak ve maçı isteyerek oynadılar. Daha önceki maçlara baktığımızda, ayağında fazla top tutmaya başlayan bir takım görüyorduk. Bugün o hastalığın yavaş yavaş atıldığını gördük. Tekrar hızlı top yapmaya çalıştı sarı kırmızılılar. Tabii bunda rakibin de hemen hemen aynı sistemle oynamasının etkisi var sanırım. İki takımın oyun felsefesi birbirine çok benzediği için zaman zaman çok tempolu bir maç izledik. Top uzun süre oyunda kaldı. Mücadele anlamında göz doyuran bir maç oldu dolayısıyla.

Galatasaray'da bugünün en başarılı ismi golün de sahibi olan Mustafa Sarp'tı bana göre. Mustafa, bugün iki farklı görev yaptı. İlki, Mehmet Topal orta sahada oynarken orta sahanın bütününe koşmaya çalışan, hücuma da savunmaya yaptığı kadar katkı yapmaya çalışan ve en önemlisi de rakip ceza sahasına sürpriz bir şekilde sızmaya çalışan bir yapısı vardı. Zaten bu özelliğini, sayılmayan golünde de gayet bariz bir şekilde gördük. Golün sayılmaması doğru muydu? Bence doğruydu ancak zamanlama biraz sıkıntı yarattı. Hani "geç olsun da güç olmasın" derler ya, işte o söz hakemler için geçerli değil. Hakemler bir kararı ne kadar geç verirlerse işler o kadar güçleşiyor kendi adlarına. Yine de doğru olan kararı verebilmek önemli. İlk yarıda attığı güzel aşırtma gol sayılmayan ve Gökhan Zan'ın sakatlanmasının ardından stopere geçen Mehmet Topal'ın yerini doldurmak zorunda kalan Mustafa, maç boyunca hep doğru yerdeydi ve çok soğukkanlı hareketler sergiledi. Hatta zaman zaman kendisinden görmeye alışık olmadığımız ince bilek hareketleri ve zekice vücut çalımlarıyla orta sahada adam eksiltti.


Maçın bir Galatasaray adına bir diğer etkili ismiyse kaptan Arda'ydı. Hoş, ben Arda'nın fiziksel durumunu bir süredir hiç beğenmiyorum. Belki yağ fazlası yok ancak biraz fazlaca kalınlaştı gibi geliyor bana. Bu kalınlık, onun esnekliğinden götürüyor, topla birlikte süratlenmesini engelliyor ve oyununu da tekdüzeleştiriyor. Neyseki ayaklarına halen çok hakim ve de çok zeki. Fiziksel dezavantajına rağmen bugün gayet başarılıydı Arda. O da doğru yerlerde doğru zamanlarda bolca adam eksiltti, güzel paslarla arkadaşlarına pozisyonlar hazırladı. En önemlisi de hırsla mücadele etti. Onun sinirine yenilmeden hırsla oynadığı maçlar farklı oluyor.

Galatasaray'da bu maçta görevini yapanlardan biri de Elano'ydu diyebiliriz. Bu kez sorumluluktan hiç kaçmadı. Oyunu açan paslarını bu maçta etkili bir şekilde kullandı. Rakibe basma ve alan daraltma bakımından da gayretliydi; ki bunca gayretinin karşılığını da oyundan çıkarken taraftarın kendisini alkışlamasıyla almış oldu. Muhtemelen Elano da Rijkaard da taraftar kadar memnundur bu akşamki oyunundan.

İki oyuncunun bariz bir düşüşü var sarı kırmızılılarda. Bunlar iki bek oyuncusu Sabri ve Hakan Balta. Gerçi Sabri konusunda fazla da katı olmamak lazım. Geçtiğimiz senelere nazaran yine cennetlikti bugün. Hakan Balta'nın dinlendirilmesi lazım artık. Hoş, bugün Hakan da en kötü performansını sergilemedi. Savunmada vasattı. Hücuma da az çok destek olmaya çalıştı ancak etkili olamıyor işte, kabul etmek lazım bunu. Hakan'ın sorunu mental aslında. Sağlamcı olmakla sorumluluk almamayı birbirine karıştırıyor. Garip işler yapmayayım derken, hiçbir şey yapmıyor hücumda. Aldığı topları ya yanına ya da arkasına veriyor. Yine de kabul etmek lazım ki savunmadan en iyi top çıkaran oyuncu Hakan Balta. Bu özelliğinin üzerine biraz daha düşse çok daha farklı olacak her şey. Ha, bir de sorumluluk almıyor dedik ancak korner kullanmasını da istemiyoruz tabii. Maçın başında kazanılan kornerde Hakan Balta'nın topun başında olması kadar absürd bir şey olamaz herhalde. Kewell, Elano ve Arda neci o zaman?

Oyuna ikinci yarıda giren Keita'yı da oldukça beğendim bu akşam. Belki kısa bir süre oynadı ancak istekli ve etkiliydi. Tam da görmek istediğimiz Keita işte. Nonda ve Arda'nın yorulduğu ve adım atmakta zorlandığı anlarda ileri uçta rakibi yıpratıp sinirlerini bozan yegane isimdi.

Rakibe bakacak olursak, biraz fazlaca sert oynadılar diyebiliriz. Leto'nun yokluğunu hissettiler. Benim en dikkatle izlediğim oyunculardan biri tecrübeli Karagounis'ti. Eskiden epey beğenirdim Karagounis'i. Bugün gördüm ki onun da olayı bitmiş aslında. Ne zaman topun olduğu bölgeye gitse biri düşüyor. Top rakipteyse rakip düşüyor, kendisindeyse de Karagounis düşüyor. Pası düşerek verme gibi bir huy edinmiş. Tabii aslında bunun nedenini anlamak çok zor değil. Yaş ilerledikçe fizik olarak düşüyor olmasının bir getirisi bu hareketler. Aklındakini uygulamaya dökemediği için bu tarz hinlikler peşinde koşması normal. Eh, Karagounis de futbolun amiyane tabirle piçliklerini iyi bilen bir oyuncu olarak oyunu böyle manipule etme konusunda oldukça başarılı.

Hakemle ilgili olarak çok kötü düşünmüyorum. Bence iyi niyetli bir hakem. Gördüğünü çalmaya çalıştı. Ancak ne var ki, böylesi bir maçın kalibresinde değil. Biraz daha orta sınıf takımların maçlarını kaldırabilir. Bu maç için bir gömlek aşağıda kaldı. Mustafa Sarp'ın golünü iptal etmesi ne kadar doğruysa, zamanlaması da o kadar berbattı. Ayrıca maç boyunca ofsaytlar ve faullerde oyunu iyi süzemediği için zaman zaman yanlış kararlar verdi. Tabii bu durumun tek bir kurbanı yok. İki taraf da gayet mağdur.

Son olarak Galatasaray teknik heyetinin mor kaşkolları harikaydı. Almak lazım bir tane...

3 Aralık 2009 Perşembe

Doğal İnsan Feyyaz Uçar

Türk futbolunun en gereksinim duyduğu isimlerden biri de benim nazarımda Feyyaz Uçar'dır. O dönemki futbolcuların aslında ne güzel insanlar olduklarının canlı resmidir kendisi. Kendisiyle yapılan sohbetler ve yazdığı yazılar keyiflidir. Yaptığı esprilerdeki zeka pırıltılarını zorlanmadan görebilirsiniz. Okumuş adamdır ayrıca. Futbolculuğunu zaten konuşmuyorum bile.

Bunları neden söyledim? Hemen konuya gireyim. Bugün işten eve dönerken radyoda Feyyaz Uçar'ın konuk olduğu bir programa denk geldim. Aslında programın sonuna desek daha doğru olur. İlk anda konuğun Feyyaz olduğunu anlayamadım ancak sonradan ayrıntılar gelmeye başladıkça mevzu açığa çıktı. Fenerbahçe'de oynadığı zamanlarda yaşadığı bir anısından bahsediyordu Kibar Feyzo. O sıralar Fenerbahçe'nin hocası Tomislav Iviç ve Feyyaz'ın da boğazın karşı yakasındaki ilk sezonu. Iviç, kendisine birkaç maçtır ön libero olarak görev veriyor ve tabii ki burası da alışık olmadığı bir mevki. Hocasına gidip ön libero oynamayı beceremediğini, performansından memnun olmadığını söylese de, kendi ifadesine göre Iviç onu öpüp yanağını okşayarak gönderiyor "harikasın, ben senden çok memnunum" sözleri eşliğinde. Tabii Feyyaz da ertesi günkü gazetelerde tek yıldız aldığını görünce iyice bunalıyor. Derken gün geliyor, eski takımı Beşiktaş'la bir maça çıkıyorlar. O sıralarda Beşiktaş'ın başında Christoph Daum var. Feyyaz yine maça ön libero olarak çıkmış. Maç başlar başlamaz, Alpay Özalan tepesine dikiliveriyor. Tabii Alpay'ın da toy zamanları. Yapışıyor Feyyaz'a ve adam adama savunma yapmaya başlıyor. Ön libero oynadığı için canı zaten yeterince sıkkın olan Feyyaz, Alpay'a forvet oynamadığını ve kendisini tutmak zorunda olmadığını söylüyor ancak Alpay, gençliğin de verdiği heyecanla bir yandan Feyyaz'ı tutarken diğer yandan da "abi hoca sakın bırakma dedi, kusura bakma bir yere gidemem" diyor. Tabii Feyyaz savunma önünde oynadığı için de hücumda serbest adam pozisyonuna gelen Alpay, etkili pozisyonlar bulmaya başlıyor. Hatta iki tane çok net pozisyona giriyor fakat topları ayağının altından falan kaçırınca sonuç alamıyor. Sonrasında da ikinci yarıya başlarken Daum mevzuyu görüyor ve Alpay'ı stopere çekiyor.

İşte Feyyaz da bu anısını programda anlatırken "Allahtan Alpay kazma diye tabir...!!? ımmm etmeyelim de" diye ifade ediyor kendisini. Ki bu cümle de onun ne kadar doğal bir insan olduğunun resmidir. Adama resmen kazma diyor ama onu bile öyle naif yapıyor ki, eminim Alpay duysa kızamaz kendisine. Son zamanlarda bir hışımla ekranlara çıkıp dertli dertli başkalarını çekiştiren, bir zamanların ünlü futbol yıldızlarını görünce de Feyyaz ilaç gibi geliyor insana.

Kategoriler

201 afrika uluslar kupası 2010 dünya kupası 2014 dünya kupası a milli takım a2 ligi abdul kader keita abdullah avcı adana demirspor adanaspor adnan polat adriano ajax akhisarspor alanyaspor alex de souza alexis sanchez ali sami yen stadı almanya alpaslan dikmen altay amerika birleşik devletleri andre santos andrea pirlo ankaragücü ankaraspor anket antalyaspor arda turan arjantin arsenal arsene wenger as monaco atınç nukan atletico madrid aurelien chedjou avustralya aydın karabulut aykut erçetin aykut kocaman azerbaycan aziz yıldırım ballon d'or bank asya 1. lig barcelona başakşehir batuhan altıntaş batuhan karadeniz bayer leverkusen bayern münih bekir irtegün belçika benfica bertul kocabaş beşiktaş Beşiktaş ve City blogtivi bogdan stancu bolton wanderers boluspor borussia dortmund bosna hersek braga brezilya bucaspor bundesliga burkina faso bursaspor bülent ataman bülent korkmaz bülent uygun bülent ünder caner erkin celal kıbrızlı celtic cem sultan cesc fabregas ceyhun eriş ceyhun gülselam cezayir championship chelsea christoph daum claudio bravo claudio caniggia claudio pizarro claudio taffarel copa america corinthians cristiano ronaldo cska moskova cüneyt çakır çaykur rizespor daniel güiza danimarka david villa deniz kadah denizlispor deportivo la coruna didier drogba didier zokora diego maradona dirk kuijt diyarbakırspor doğaüstü futbol gerçekleri dunga dynamo dresden egemen korkmaz eintracht frankfurt elano elazığspor elvir baliç emiliano insua emmanuel emenike emre can erdoğan arıca eskişehirspor euro 2012 euro 2016 fabio bilica fanzin faryd ali mondragon fatih terim fc sion fc twente felipe melo fenerbahçe fernando muslera ferudun tankut fifa fildişi sahili formalar frank lampard frank rijkaard fransa franz beckebauer futbol sandığı galatasaray gana gaziantepspor gençlerbirliği genoa getafe gheorghe hagi giampaolo pozzo gine gino pozzo glasgow rangers gökhan inler gökhan töre gökhan ünal göztepe granada greuther fürth guillermo ochoa gurbetçi futbolcular guti guus hiddink güncel güney afrika güny kore güvenç kurtar haftanın ardından hakan arıkan hakan çalhanoğlu hakan şükür hakemler hamburg hamit altıntop hannover 96 harry kewell hasan kabze hayrettin demirbaş hertha berlin hırvatistan hikmet karaman hollanda honduras hugo almeida ibb ibrahim üzülmez ibrahima yattara iddaa ilkay gündoğan inceleme incleme ingiltere inter irlanda cumhuriyeti ispanya istanbulspor isveç isviçre italya ivica olic j-league japonya jerry akaminko johan elmander jose mourinho jupp heynckes juventus jürgen klopp kadir has stadı kamerun kardemir karabükspor karlsruhe karşıyaka kasımpaşaspor kasper hjulmand kayserispor keylor navas kıymeti bilinmeyenler kocaelispor kolombiya konyaspor kosta rika kulüpler birliği la liga lazio lefter küçükandonyadis leipzig lens ligue 1 lionel messi liverpool livorno lokomotif moskova lomana lualua los galacticos lucas neill lugano lyon maç öncesi maç yorumu mahmut özgener mainz mali mamadou niang manchester city manchester united manisaspor mario balotelli mario götze marius alexe marsilya martin palermo mateja kezman medhi benatia mehmet ali aydınlar mehmet ekici meksika melih gökçek mersin idman yurdu mert günok mesut bakkal mesut özil metin diyadin metin oktay metin tekin mevlüt erdinç mhk michael owen michael skibbe milan milan baros miroslav klose muhammed demirci muhammet reis mustafa denizli mustafa yücedağ nadir çiftçi napoli necati ateş necip uysal newcastle united nicolas anelka nijerya nostalji notts county nuri şahin nürnberg oğuz çetin oğuz sarvan oğuzhan özyakup olcan adın olympiakos orduspor orhan şam osc lille oscar cordoba ömer toprak panathinaikos paok paraguay pep guardiola pierre webo portekiz porto portsmouth premier league premier lig psg ptt 1.lig radamel falcao rafael benitez rais m'bolhi raymond domenech real madrid real sociedad rıdvan dilmen ricardo quaresma rigobert song river plate robert lewandowski roberto carlos robinson zapata roma romario ronaldinho ronaldo rosenborg sabri sarıoğlu sakıp özberk samet aybaba samir handanovic sampdoria samsunspor schalke 04 selçuk inan selçuk şahin semih şentürk senegal sercan sararer serdal adalı sergen yalçın serie a servet çetin sezer öztürk shakhtar donetsk sırbistan simao sabrosa simon kuper simon zenke sinan bolat sinan engin sivasspor slaven bilic slovakya slovenya spor basını sportivi st etienne stefan scepovic stoke city stsl stuttgart süleyman koç süper final şampiyonlar ligi şenol güneş şili tayfun korkut temur ketsbaia tff thierry henry tim howard tim krul tolgay arslan tolunay kafkas tottenham hotspur toulouse trabzonspor transfer tsg 1899 hoffenheim tsl tugay kerimoğlu tunus türk telekom arena twitter u20 udinese uefa uefa avrupa ligi ufuk ceylan unutulmaz ikililer uruguay ümit karan ümit kayıhan ünal aysal valencia vfl wolfsburg villarreal vincent enyeama volkan şen watford wayne rooney werder bremen wesley sneijder yekta kurtuluş yeni zelanda yeşil burun adaları yıldırım demirören yılmaz vural yunanistan yunanistan süper ligi yusuf şimşek yücel ildiz zenit ziraat türkiye kupası ziya doğan zlatan ibrahimovic zoran simovic zvjezdan misimovic

LinkWithin

Related Posts with Thumbnails