Vassell'in Ankaragücü'ne transferine şaşırmıştık hepimiz. Daha 29 yaşında olan, 3-4 sene öncesine kadar İngiltere gibi bir ülkenin milli takımında oynayan, kariyerini Manchester City gibi bir kulüpte sürdüren bir İngiliz nasıl olurdu da Ankaragücü'ne gelirdi? Fener, Cimbom veya Kartal da değil yani? Ankaragücü...
Evet, Ankaragücü'nün 100. yılı ve Ankaragücü bir yldızı, memlekete getirmek için oldukça uğraştı. Sol Campbell yaşı ve kariyerinde geldiği nokta itibariyle daha anlaşılır bir transfer olurdu ama Vassell'i havalimanında görmek kendi adıma "hadi len!" diyebileceğim bir şeydi en başlarda.
Neyse ki geldi bu adam... Bitmemişken, düşmemişken belki de bir takımı ayaklandırabileceğine dair olan inancından ötürü attı imzayı.
Ankaragücü yönetimi ve taraftarı muhtemelen Vassell'in performansından memnun değildir. Sakatlıklar ve kulüp içi sıkıntılardan ötürü ilk yarı boyunca 3 gol atabildi sadece Vassell. Ama anladığımız kadarıyla Vassel de Ankara'da yaşamaktan memnun değil.
Ntv Spor bir haber derlemiş. Bir günlük yayınlıyormuş Vassel, kendisine ait bir blogda. Günlüğün detayları, çeşitli sitelerde haber olarak verilmiş zaten. Dileyen bulur. Benim yapmak istediğim haberi anlatmak değil. Benim kafama takılan "öteki"lerin dünyalarının anlaşılabilirliği.
Vassell "Bugün otelimin önünde bir trafik kazasına şahit oldum. Bir taksici kontrolünü kaybetti ve bir başkasına çarptı. Şok ediciydi ama burası için pek şaşırtıcı değil" demiş. İngiltere'de kaza olmuyor mu yahu? diye düşünebiliriz. Ama ben bu cümlelerden sonra; evden çıkıp, toplu taşıma araçlarını kullandığım hemen hemen her gün en az bir trafik kazasıyla karşılaştığımı farkettim. Benimle birlikte trafik kazasıyla karşılaşan insanların, dikkatlerini arabaların hasarına yönelttiklerine farkettim. Kendimi de içine katarak diyorum ki bu normalleşme hali bizi insanlıktan çıkaran bir durum yaratmaktadır.
Hemen bir baktım internetten, 550 bine civarında kaza oluyormuş Türkiye'de 1 yıl içinde. Günde 1500 trafik kazası yapar bu. Her yıl 10 bin kişi ölüyormuş. Günde 30'a yakın insan demek bu. 100 bin de yaralı. Rakamlara bakınca, bunun bir kazadan çok sosyal bir sorun olduğunu görmemek elde değil. Adamı hayrete düşüren bu iken, biz yarın bir kaza olduğunda, parçalanmış bir son model arabaya daha çok üzüleceğimizi biliyoruz. Garip...
Vassell'in bir başka söylediğine daha takıldım son olarak. Kurban bayramı'nda kesilen hayvanlar üzmüş kendisini. Müslümanı bol bir ülkede yaşıyoruz elbette. Kurban da dinin gereği. Bayramı da olacak, hayvan da kesilecek. Anladık buraya kadar. Ama bu adam, hayvanın kesildiğini nerede görebiliyor olabilir? Bir psikopatlık yapıp, kesim yerlerine gitmediyse...
Gerçekten buna bir çözüm bulunsa da sokaklar, denizler kan gölüne dönüşmese. Vassell şikayet etti diye değil. İnsanlık bunu haketmiyor diye. Gelişmişlikle bu bağdaşmaz diye. Gerçekten bir hayvanın kesilmesi, onu gören insanlarda psikolojik sorunlar yaratabilir diye. Gerçekten bu dine inanmayanların hassasiyetlerine önem veriliyor diye.

Vassell gitti anlattı, Türkiye'nin imajı falan başka meseleler. Türkiye'nin dışarıdan nasıl göründüğünden çok, içeride nasıl olduğuyla ilgilensek artık. Gelmiş bir İngiliz bizi ayıplıyor diyip ona diş bileyeceğimize, şu ufak aksaklıkları gidersek; medeniyetin, uygarlığın, insanlığın gereklerini yerine getirsek, bu adamdan faydalanabilsek, adam memleketine gittiğinde buraya dair söyleyeceği şeyler sadece güzelleklerimize ait olsa!
Çok uzadı yazı. Kusura bakılmasın. Futbolun da dışına çıktık. Ama Euro 2016'da maçların oynanacağı stadlar için, ülkenin doğusundan aday gösteremeyen bir ülke olarak; aday gösterdiğimiz ildeki, başkentimizdeki manzara, bir yabancının gözünden böyle gözükmekte. Ve adamın söyledikleri için "yalan" ya da "abartı" diyememek en kötüsü. Otel parası ödenmeyince, otelden Atatürk portresiyele ayrılmış bir adamdan söz ediyoruz.
Memleket kadar güzel değil, memleketin içindeki hiçbir şey.
0 yorum:
Yorum Gönder