
Lafa teknik direktör Daum'dan başlamak istiyorum. Bu sene Daum geldiğinde fikirler ikiye bölündü. Herkes, tanıdığı kadarıyla Daum'u yorumlayıp belli öngörülerde bulundular. Genel kanı (benim de dahil olduğum) şuydu: Daum ligi sonuna kadar kovalar ancak Avrupa'da varlık gösteremez. Lig konusunda henüz yanılmadık. Fenerbahçe halen lider. Ancak Avrupa konusunda Daum bizleri şaşırttı. UEFA Avrupa Ligi'nden gruptan lider çıkmayı başardı Fenerbahçe. Hem de rekor bir puanla. Bu, Daum'un hanesine yazılması gereken büyük bir artıdır ancak henüz o kadar ilgi gösteren olmadı bu başarıya.
Ancak iş futbol kısmına geldiğinde yine kimseyi tatmin edemedi Alman teknik adam. Bunu da bekliyordu birçok kişi aslında. Sonuç odaklı, Brezilyalıların uyuşuk tavrının hakim olduğu, isterse şiir gibi top oynayan ancak genel olarak yatan bir Fenerbahçe. Hal böyle olunca, bunun yönetim yansımaları da farklı oluyor tabii. İstatistiksel başarı, yönetimi doyurmaya tam anlamıyla yetmedi ve onlar da devre arasında can sıkıntılarını oyuncu satarak giderme yoluna gittiler. Önce Roberto Carlos ülkesine döndü. Tabii döner dönmez de takımdaki sevgisizlik ortamından bahsetti falan. Her gidenin yaptığı şeyler. Fazlaca takılmamak lazım. Sonra Kazım ve Önder, özel yaşamlarındaki düzensizlikler nedeniyle kadro dışı kaldı. Oysa aynı ölçüde yaşayan başka oyuncular da vardı takımda. Piyango Kazım'la Önder'e çıktı.(Hoş, takımda başka stoper-sağbek rotasyonu kalmayınca Önder mecburen affedilmiş ve bugün idmanlara çıkmaya başlamış ya neyse, o da ayrı bir konu...) Kazım Fransa'nın Toulouse takımına kiralandı. Semih'le yönetim kontrat uzatma mevzusundan restleşti ve forvet rotasyonuna Gökhan Ünal getirildi. Enteresan bir kadro oluştu böylece. Bana sorarsanız, takım zayıfladı ancak ilk 11 çıkacak olan kadro güçlendi. Nasıl olduğunu da takımı mevki mevki incelerken detaylandırarak açıklayalım:
Kalede Volkan Demirel, genel olarak güvenilebilecek bir kaleci oldu artık. Eski deliliklerini yapmıyor. Bir kaleci için kusursuz olan fiziğini de iyi kullanmaya başladı. Yedekleri Volkan Babacan ve Fehmi Günok ise henüz istenen seviyede değil. Volkan Demirel'e bir şey olmadığı müddetçe kale sağlam diyebiliriz.
Sağbek olarak Gökhan Gönül var. Türkiye'nin en iyi 2 sağbekinden biri şu anda. Tartışmaya dahi gerek yok. Yeter ki onun ileri çıkışlarında Lugano arkayı iyi kapatsın. Yedeği de affedilmesiyle birlikte tekrar Önder oldu. Burası da sorunsuz.
Solbekte bir değişim var. Roberto Carlos, isim olarak çok büyük oyuncu ancak artık pek fazla kasmıyordu kendisini. Onun gitmesiyle bu mevki için iki alternatif oluştu. Biri Andre Santos, diğeri Vederson. Yazın Dünya Kupası'nda oynamak isteyen ve eğer seçilirse Brezilya milli takımının solbeki olacak olan Andre Santos, bu bölgede performansını arttırabilir. Vederson da iyi bir yedek olur. Burası eskisinden daha güçlü artık.
Savunmanın göbeği de Lugano ve Bilica'dan oluşuyor. İkisi de sağlam savunmacı falan arkalarına çok kolay adam kaçırıyorlar. En büyük sorunları bu. Biraz daha çabuklaşmaları lazım. Nitekim son oynanan lig maçında Youla'nın Denizlispor adına attığı gol yine aradan adam kaçırmaları neticesinde oldu. Yedekleri Önder ve Bekir. Hatta gerekirse Deniz. Yedek bol ancak kalibreleri biraz düşük bu iki oyuncuya göre. Daha çabuk bir oyuncu lazım burada zaman zaman şans bulabilecek.


Forvet arkasında Alex'i göreceğimizi düşünürsek, ileride de tek başına Güiza'yı göreceğiz demektir. Yedekleri Gökhan ve Semih. Enteresan bir forvet hattı. Zaman zaman çift santrafor da olabilirler. Alex çıkar ve bir santrafor girer. Denizli maçında Alex yokken çift santrafor oynadılar keza.
İşte tüm bunları bir arada düşününce mücadele gücü daha yüksek bir Fenerbahçe izleyeceğiz gibi görünüyor ikinci yarıda. Hücum hattına bir transfer daha geliyormuş. Ki yazıda da belirttiğimiz üzere, eksikler mevcut. Avrupa'da ne kadar giderler onu bilemem ancak ligde sonuna kadar izleriz bu takımı...
0 yorum:
Yorum Gönder