Nihayet seri bitmek üzere. Çok zevkli bir konu aslında bu takım incelemesi ancak vakit konusunda sıkıntılar olunca insanı biraz zorlamıyor değil. Bugün ilk yarının ikincisi, transferin adından çok söz ettiren kulübü Galatasaray hakkında bir şeyler karalamaya çalışacağım. Son yazı Fenerbahçe ile ilgili olacak ve onu da çok büyük bir ihtimalle Gelipartt'tan alacağız.
Aslında Galatasaray'ın ikinci yarı performansını değerlendirirken, biraz da gerilere gitmek gerekiyor bana kalırsa. İşin hakkını tam olarak vermek için UEFA Kupası'nın alındığı senelere kadar gitsek yeridir ancak biz o kadar abartmayacağız ve geçen sezona gideceğiz. Avrupa'da yeniden başarı hedefleyen, vizyonu geniş Galatasaray hedefi ile yapılan yıldız yabancı oyuncu transferleri, sarı kırmızılı taraftarları heyecanlandırmaya başlamıştı önceki yıllarda. Bu proje kapsamında Harry Kewell, Milan Baros, Cassio Lincoln, Abdul Kader Keita, Elano vs. gibi Türkiye'den yolunun geçeceğine pek de ihtimal vermediğimiz oyuncular bir anda sarı kırmızılı formayı giyer olmuştu. Böylesi yıldız bir kadronun teknik direktörü de yıldız olmalıydı ve geçen seneki hataya düşülmeyip, bu sezonun başında Frank Rijkaard gibi bir isme imza attırıldı. Rijkaard, total futbolun inceliklerini futbolcularına öğretecek, zaten köklü bir futbol kültürü olan Galatasaray'da da yeni bir futbol geleneği yeşermeye başlayacaktı.
Yaz başında UEFA maçlarının başlaması, hazırlıkların da erken ve sıkı bir şekilde başlamasına neden oldu. Aradan çok uzun zaman geçmeden, sarı kırmızılı takımın futbolunda gözle görünür bir değişim ortaya çıktı. Futbolcular arzulu ve öğrenmeye aç bir görünüm içerisinde Rijkaard ve Neeskens gibi iki futbol ilahından büyülenmiş bir şekilde çalışıyordu. Ancak ilk yarının sonlarına doğru birtakım kırılmalar da yaşanmadı değil. Bu durumda sezonu erken açmanın yanı sıra, medyanın ve eski futbolcuların takımı yıpratma çabalarının da hakkını yemeyelim.
Şimdi takımı mevkilere göre inceleme zamanı.
Kaleden başlayalım. Leo Franco, Aykut ve Ufuk... Leo çok tecrübeli ve her an oyunun içinde olan bir kaleci. Asla çizgiye gömülmüyor. Tabii bu stilinden kaynaklanan çeşitli dezavantajları olsa da, önündeki ağır savunmanın arkasını toparlama konusunda başka bir çare olmadığı için bunlara göz yummak gerekiyor. İlk yarı boyunca hatalı oynadığı tek karşılaşma Fenerbahçe'ye karşıydı. Diğer maçlarda yenecek golleri yedi. Yenmeyecekleri yemedi. Hatta arada Panathinaikos ve Beşiktaş maçları gibi kritik maçlarda da yıldızlaştı. Yine de pek fazla kimseyi tatmin ettiği söylenemez. Ben kötü olduğunu düşünmemekle birlikte, çok da ekstra bir oyuncu olmadığını iddia ediyorum. Bonservissiz bir oyuncu için ideal. Yedekleri Aykut ve Ufuk. Aykut, aslen çok beğendiğim bir kaleci olmasına rağmen tek bir Steaua Bükreş maçıyla tüm kredisini tüketti. Tek maçla adam harcayan biri olmadım hiç. Ancak öyle bir maçta da o saçma golleri yemeyeceksin be kardeşim. Zaten ara transferde Ali Turan'la takası gündemdeymiş. Kayseri'de Orkun transferinin yatması, alternatif olarak Aykut'u düşünmelerine yol açmış. Bu transfer her an gerçekleşebilir. Diğer yedek Ufuk ise geleceğin en sağlam kalecilerinden biri olarak geldi Galatasaray'a. Rijkaard kendisine çok fazla yer vermedi maç kadrolarında. Sadece Orduspor maçında forma giydi ve bence başarılıydı. Belki seneye ya da sonraki sene takımın as kalecisi olabilir. Ha, ligin ikinci yarısında da bazı maçlarda kendisini kalede görürsek kimse şaşırmasın. Malum, 8 tane birbirinden iyi yabancısı olacak Galatasaray'ın.
Savunmanın sağı, sezon başında en çok can sıkan ve düşündüren mevkilerden biriyken, şimdi herkesin içinin rahat olduğu bir mevki oldu çıktı. Tabii bu sene tam bir bilge gibi hareket eden Sabri'nin payı büyük. Adam resmen beynini geliştirdi. Hiç tahmin etmediğim bir çıkış. Önündeki Keita'yla da inanılmaz güzel anlaşıyor. Yedeği Uğur, zaten taraftarın hasretle beklediği oyuncu. Sakatlığının etkileri devam ediyor. Ürkek tabii normal olarak. Ama her maç daha iyi oluyor. Ayrıca yeni transfer Lucas Neill de bu mevkide değerlendirilebilecek bir isim. En kötü ihtimalle Barış ve Serkan Kurtuluş var. Sağ tarafta sorun yok kısacası...
Sol taraf, sağ taraf kadar zengin olmasa da bu seneyi götürür cinsten. İlk alternatif Hakan Balta. İlk yarı biraz formsuzdu ancak biraz daha toparlarsa ne kadar yararlı olduğunu herkes biliyor. Gerekirse göbekte de kullanılabilecek bir oyuncu. Yalnız savunmadan top çıkarırken biraz daha sorumluluk alması şart. Hata yapmaktan korkuyor belli ki ama savunmanın ayağına en hakim oyuncularından birisi. Ayrıca sol açık olarak oynayan Kewell çok fazla geriye gelmediği için de Hakan savunmadaki yerini mümkün olduğunca kaybetmemeye çalışıyor. Yedeği Caner Erkin. Aslında hücum orijinli bir oyuncu ancak gerekirse sol bek de oynuyor. İyi bir yedek yani bu mevki için. Mecbur kalınırsa yine Uğur ve Lucas Neill, bu mevki için uygun isimler.
Savunmanın göbeği, uzun süredir Galatasaray'ın en sorunlu bölgelerinden birisi. Servet Çetin, buradaki tartışılmaz tek isimken, bu sene onu bile tartışır olduk. İlk yarı boyunca genelde Servet'e Gökhan Zan eşlik etti. Ancak onun da sakatlık durumları can sıkıcı boyutta. Ayrıca iki ağır oyuncunun savunmada oluşturduğu büyük risk, bu bölgeye transferi bir zorunluluk haline getirdi. Nitekim, Haldun Üstünel bu durumun da üstesinden gelerek senelerce Premier Lig'de forma giymiş olan Lucas Neill'i takıma kazandırdı. Neill, hem ağır Servet'in açıklarını kapatacak, hem de topun oyuna daha titiz bir şekilde sokulmasını sağlayacak. Kısacası çok yerinde bir transfer. Ayrıca yukarıda da bahsettiğim üzere, Ali Turan'ın da gelme ihtimali halen daha mevcut. O gelirse göbek ve sağ bek için yeni bir alternatif daha doğmuş olacak. Yedekteki Emre Güngör ve Emre Aşık da cabası. Bu bölgede sezon sonu ufak bir temizlik şart.
Orta sahada sezonun başlarında bir ön libero, bir çift yönlü orta saha, bir de oyun kurucu tercih etmişti Rijkaard. Yani eldekilerden örnek vermek gerekirse, Mustafa Sarp-Ayhan-Arda gibi... Sonraları Mustafa'nın yanına Mehmet Topal'ın geçmesiyle çift ön liberolu sistem de denendi. Mücadele gücü gerektiren maçlarda verim de alındı. Ancak bana göre tek ön libero, iki tane de çift yönlü harika olur. İyi bir Mehmet Topal, olmazsa Mustafa ve yanında Elano ile Arda, bu takımın ideal orta sahasıdır bana göre. Haa, son anda Nonda gönderilir de her girdiği topu alan, her yere koşan, 4 ciğerli bir ön libero alınırsa tadından yenmez. Bu bölgedeki alternatiflerse, bitmek bilmeyen enerjisi ve beceriksizliğiyle Barış ve Ayhan'dır. Gerekirse Caner de çift yönlülerden biri olarak oynatılabilir. Linderoth'u saymıyorum bile. Muhtemelen kontratı feshedilecek çünkü.
Kanat oyuncuları, sağ tarafta Abdul Kader Keita ve sol tarafta da Harry Kewell olarak görünüyor. İki harika oyuncu. Şimdi bu adamların özelliklerini anlatıp da laf kalabalığı yapmayayın. Alternatiflerine geçelim. Sağ tarafta Keita olmazsa Arda, Aydın, Elano, Kewell ve çok sıkışılırsa Barış gibi isimler oynayabilir. Sol tarafta da Kewell'ın eksikliğinde Arda, Keita, Caner ve Aydın gibi alternatifler var. Takımın en sorunsuz bölgeleri diyebiliriz iki kanat için.
İsim isim bakınca bomba gibi, ancak ayrıntılara girince sıkıntılı bir mevkiye geldik. Santrafor konusu çok enteresan işlere gebe görünüyor. İlk alternatif Baros. İnanılmaz verimli oldu ancak Fenerbahçe maçında yaşadığı talihsiz sakatlık ve tedavisinin uzaması, takımı uzun süre Nonda'ya mecbur bıraktı. Nonda aslında istatistik olarak fena değildi. Bu sezon çıktığı 27 maçta 20 gol buldu ancak yine de güven veremedi. Bir kere yaşı gereği artık çok ağır. Tek avantajı futbol bilgisi. Nerede durması gerektiğini biliyor ve goller de bu özelliğinden geldi zaten. Ancak tek başına o mevkiyi kaldıramıyor. İşte tüm bunlar düşünülerek Jo alındı dün kiralık olarak. Henüz 23 yaşında ve o potansiyelde bir oyuncunun Türkiye'ye gelmesi çok büyük bir olay. Disiplinsiz deniyor. Hangi Brezilyalı disiplinli ki? Verim almasını bilen, alacaktır. En büyük sorun UEFA'da oynayamayacak olması. Nonda tek başına ne yapabilecek? Yoksa Atletico Madrid'e karşı Kewell mı santrafor çıkacak? Hepsini göreceğiz. Ancak lig de en az UEFA kadar önemli olduğu için, Jo'nun iyi bir transfer olduğunu söyleyebilirim. Üstelik ücretinin 3/4'ünü City'nin ödeyeceğini düşünürsek, tam tezlik bir transfer oluyor.
Yani ikinci yarı Galatasaray ne yapar diye düşünecek olursak, bunun yanıtının biraz da UEFA'da nereye kadar gidebileceğine bağlı olduğunu söylemeliyiz. Yine de ne olursa olsun, çok büyük bir aksilik olmazsa sezonu ilk 2'de bitirecekleri kesin gibi. Avrupa'da da Atletico Madrid engeli aşılırsa sonraki tur daha rahat geçer gibime geliyor. Netice itibariyle zevkli maçlar oynayacakları kesin. İzlemedeyiz...
0 yorum:
Yorum Gönder