
Kuralar çekildiğinde en çok istemediğim takımdı PAOK. Çok güçlü bir ekip olmasından ötürü değildi endişem. Yunanistan ekibi olması, oradaki maçta olası bir mağlubiyet öngörmeme neden olmuştu. Ajax’a yenilmeden elenmeleri ile birlikte de morallendikleri aşikardı.
Beklediğimiz gibi ilk maçı PAOK 1-0 kazandı. Taraftar baskısı bilmemne, alınabilecek en güzel tek farklı galibiyeti almışlardı. Fenerbahçe’de de işler zaten beklenildiği gibi gitmiyordu.
Gelelim dün geceye, rövanş maçına. Öncesi gerginliklerle doluydu. PAOK taraftarları bayrakları çiğnemiş, yakmış falan filan… Fenerbahçe taraftarına Türk bayrakları dağıtılmış, PAOK taraftarlarının otobüsleri taşlanmış vesaire…
Gelelim maça… Fenerbahçe iyi başladı. Normali buydu. PAOK çok geçmeden dengeledi oyunu. Stoch muhteşem oynuyordu ama ona eşlik edemiyordu takım. İlk yarıdan akılda kalan da Stoch’un müthiş şutunu kalecinin inanılmaz bir biçimde çıkarışıydı. Topla oynayan, oyuna hükmeden taraf Fenerbahçe olsa da net pozisyonlar gelmedi ve ilk yarı 0-0 bitti.
İkinci yarıya daha coşkulu bir biçimde başladı Fenerbahçe. Çok geçmeden Niang’ın ısrarı sonucu Emre ile golü buldu Fenerbahçe. Tribünler de gaza gelmişti. Takım da 2.yi yapabilecek hırsı ve azmi gösteriyordu sahada. İlk yarıda hiç gözükmeyen Alex, topla oynamaya başlamıştı. Gökhan Gönül durmadan bindiriyor, rakibin dengesini bozuyordu. Stoch zorluyor, Niang takımın ileride kalmasına önemli rol oynuyordu. Ta ki Emre sakatlanana kadar…
Emre’nin sakatlanmasından sonra Aykut Kocaman oyuna Selçuk’u soktu. Selçuk girer girmez kalan 15 dakikada baskı kuracak tarafın PAOK olacağını düşünmek zor değildi. Ön alanda baskı yapacak adam kalmamıştı. Oysa ki Mehmet orta sahanın ortasına çekilip, sağ kanada Özer alınabilirdi ve bunalan PAOK’un üstüne gitmeye devam edebilirdik. Olmadı. PAOK kalan dakikalarda daha fazla net pozisyonlara giren taraf oldu. İki takım da kalan dakikalardaki fırsatları değerlendiremedi ve maç 1-0 bitti. Bu, uzatmalar demekti…
Uzatmalara Mehmet’siz başladık. Oyuna Özer girdi. Takımın baskı gücü iyice düştü. Yine de topa hakim olan taraf Fenerbahçe’ydi. Lakin bir uzun top, Bilica’nın kendisinden çok kısa olan oyuncunun topu kafayla aşırmasına müsaade etmesi, Lugano’nun Muslimovic’i yakalayamaması ve gol. 1-1. Sonrası yalan. Sonrasına dair söyleyebilecek hiçbir şey yok. Yine bir hüsran gecesi.
Emre, Gökhan, Stoch her şeylerini verdiler. Mehmet ve Niang çok istediler. İkinci yarıdaki Alex de istediğimiz Alex… Fakat Santos ve Cristian ne iş yaparlar, ne zaman umursayacaklar anlamak mümkün değil.
Annemizin ligine döndük. Zaten çok da fazla bir şey de beklemiyorduk. Son söz söyleyelim: Bu takıma defansif orta saha ve stoper şart. Hangi kulvarda oynayacak olursa olsun. Böyle giderse de Aykut’un ömrü ne kadar olur, kestiremiyorum…
0 yorum:
Yorum Gönder