Yazıda genel olarak nelere değineceğimiz, başlıktan da rahatlıkla anlaşılabiliyordur. 3 büyüklerin Şampiyonlar Ligi ve UEFA ön eleme performanslarından en akılda kalanlar hakkında birkaç şey sıralayalım. Kötü başlayan ancak iyi biten bir hafta oldu.
Başlıktaki sırayı takip edip Galatasaray'la başlayalım en iyisi. Maç sonrası NTV muhabiri, Harry Kewell'la yaptığı röportajda sözleşme yenilemesiyle birlikte Galatasaray taraftarı tarafından yeni transfer heyecanıyla karşılandığından bahsediyordu. Gerçekten çok doğru bir ifade bu. Kewell tam bir yeni transfer havası yakalamış durumda. Yoksa acaba biz mi onun bu sene olmama ihtimalini fazlasıyla ciddiye aldık bilemiyorum ama varlığının çok rahatlatıcı olduğunu söylemek zor değil. Bugün sahada istek, hırs ve futbol zekası olarak en çok şeyi ortaya koyan Galatasaraylıydı Kewell. Özlemişiz...
Galatasaray'a dair diğer ayrıntılara kuşbakışı da olsa göz atacak olursak;
- Özellikle ikinci yarıdaki kritik kurtarışlarına rağmen Aykut'un halen güven vermediğini (ki yediği gol fiyaskodur),
- Savunmada halen sorunlar olduğunu,
- Lorik Cana'nın her geçen gün takıma adapte olduğunu daha çok hissettirmeye başladığını,
- Mustafa Sarp'ın bugün çok ekstra bir performansla bir gol atıp, pres yaparak kaptığı topu çok güzel bir pasla Harry Kewell'ın ikinci golünün asisti haline çevirdiğini ve iyi bir yedek olarak kadroda olması gerektiğini ancak bugün inanılmaz silik bir performans sergileyen Ayhan'ın da bu takımda yeri olmadığını,
- Pino'nun çok etkili bir stili olduğunu ve Serdar Özkan'ı kısa bir süre sonra kesmeye başlayacağını sıralayabiliriz.
Netice itibariyle Galatasaray bir ara zorlansa da tecrübesi ve kalite farkıyla 5 gollü bir galibiyet elde etti. Tebrik etmek lazım. Umalım ki eksikler bir an önce en doğru şekilde kapatılsın.
Bir de maçı yorumlayan Galatasaray efsanesi Cevad Prekazi'ye kısa da olsa değinmek lazım. Onu da özlemişiz. Dobralığı, zekası... Her şeyiyle dinletti kendini. Kırık Türkçesiyle, anadili Türkçe olan yorumculardan daha mesnetli yorumlar yaptı. Keşke daha sık görebilsek, duyabilsek...
Beşiktaş'a gelecek olursak, bu gece inanılmaz güzel bir futbolla herkesi mest ettiklerini söyleyebiliriz. Belki Amerika'yı yeniden keşfetmiş gibi olacağım ama bu Quaresma çok büyük transfer. Vikingur maçında da çıplak gözle izlemiştim kendisini. Her maç daha çok adapte oluyor. Her geçen gün camiaya daha çok alışıyor, seviyor, seviliyor... Bu da performansından belli zaten. Harika bir gol attı bugün. Daha da atabilirdi. Öyle daha önceden yolu hasbelkader Türkiye'den geçmiş yıldızlar gibi değil. Oyundan hiç kopmuyor. Her an sorumluluk alma peşinde. Top kaptırdığında da rakibi kovalayıp zaman zaman topu geri kazanıyor. Alışılmadık bir yıldız buralar için.
Beşiktaş'ta bir de "kim gidecek" sorusu var tabii. Sivok sakatlanarak bu sorunun cevaplarından birini kendisi vermiş ve yönetimi rahatlatmış oldu. Şimdi Delgado, Tabata ve Holosko, gitmeye en büyük 3 adaydır gözümde. Ancak bugün Delgado ve Holosko birer gol atarak kafaları karıştırmadı değil. Ayrıca Delgado güzel de top oynadı. Holosko'nun (kendisi maçta başka bir pozisyonda görünmedi bile) golü de jeneriklikti. Tabata ise fiyatından dolayı gönderilemeyebilir gibi duruyor. Tabii aradan Hilbert'e piyango vurursa da şaşırmamak lazım.
Ayrıca Beşiktaş'ta bu geceki performanslar arasından, kaptan İbrahim Üzülmez, Necip ve bana göre Türkiye'nin en iyi yerli kalecisi olan Hakan Arıkan'ın performanslarından da bahsetmeden olmaz. Harikalardı. Necip'ten ayrıca bahsetmek lazım sanırım. Bu çocuk her maç banko oynamalı. Tabii sadece tecrübe kazanması ve güçlenmesi için değil, aynı zamanda enerjisinden ve oyun görüşünden faydalanmak için. Bu yaşta böyle verimli oynayabileceğini sanmıyordum ama birkaç maçtır görülüyor ki Necip çok farklı yerlere gelecek.
Gelelim Fenerbahçe'ye. Geçen haftadan az çok belli olmuştu aslında dünkü maçın gidişatı. Ancak yine de Kadıköy'de taraftar desteğiyle bir şeyler yapabilirler belki diyordum. Yapamadılar.
Fenerbahçeli futbolcularda anlaşılmaz bir rehavet mevzubahis. Stoch dışında maça asılan yoktu neredeyse. Ki o da tek başına didine didine kırmızı kartla oyun dışı kaldı sonunda. Bu kırmızı kart görme hadisesi de Fenerbahçe'nin bu seneki alışkanlığı oldu galiba. Her maç bir kırmızı. 11 kişi bitirilen maç yok henüz. Bu disiplinsizliğe bir şekilde çare bulunması lazım. Ancak Aykut Kocaman bunu ne kadar başarabilir? İşte orası muamma. Futbolcular üzerinde çok fazla otoritesi yok gibi duruyor çünkü. Dün yine Emre'yle bir sürtüşme içindeydiler. Zaten haftalardır bu durumun dedikodusu mevcut. Dün de bu doğrultuda tavırlar vardı ikili arsında.
Aykut Kocaman'ın eleştirilebilecek bir hareketi de ilk yarının ardından Alex'i oyundan alması oldu. Durumu daha da açmaya gerek yok. Alex'in ne zaman ne yapacağının belli olmaması ekseninde cümleler kurup, "son dakikada bir frikik atar, bir ara pası atar" eşiğine gelmemek elde değil çünkü. Nitekim gelmişiz bile. Alex oyunda kalmalıydı kısaca. Haa, hadi diyelim Alex sakat. Olabilir, çıkarman gerekir. Alex'i bir şekilde çıkarmaya karar verdin. Ancak yerine neden Selçuk'u soktun? Selçuk'la Baroni'yle oyunu nasıl rakip yarı alana yıkmayı umdun? Alex'i çıkarıyorsan o benchten oyuna sokacağın adam Deivid falan olur. Ya da çift forvete dönersin, Semih'i alırsın. Selçuk nedir? Rıdvan da halen Aykut Kocaman'ın arkasını toplamaya çalışsın. Böyle giderse Rıdvan'dan da kısa ömürlü bir teknik direktörlük deneyimi olacak Aykut'un Fenerbahçe'de.
Fenerbahçeli oyuncuların bir diğer problemi de kiloları bana göre. Antrenmanlara başlayalı 1 ay oldu. Andre Santos halen daha götü göbeği eritebilmiş değil. Alex de keza öyle. Gökhan Gönül ve hatta kaç maçtır oynayan Gökhan Ünal da... Fizik olarak en fit oyuncu Bekir. Ama o da delicesine pozisyon hatası yapıp, arkasına hunharca adam kaçırıyor.
Dia konusunda çok fazla kesin yargıya varamadım. İlk maçı olması nedeniyle biraz durgundu. İlk yarının sonunda çok net bir pozisyon kaçırdı. İkinci yarıda da saman alevi gibi birkaç pozisyonda seri çalımlarla topu rakip kaleye taşımaya çalıştı. Top ayağındayken boşluğu da buldu mu iyi değerlendiriyor gibi bir izlenim bıraktı. Alışmasını beklemek lazım.
Sonuç olarak Fenerbahçe elendi ve Şampiyonlar Ligi'ne katılma hakkını kaybederek ciddi bir gelirden oldu. Şimdi forvet transferi ne olur, kimi getirirler bilinmez. Forvet transferi dedim de, aklıma 2 sezon önceki Galatasaray-Steaua Bükreş eşleşmesi, Galatasaray'ın o maça kadar forvet alamamış olması, elenişi ve ardından Milan Baros'u getirişi geldi. Bakalım aynı şeyleri yaşayan Fenerbahçe, kendi Baros'unu getirebilecek mi...

Galatasaray'a dair diğer ayrıntılara kuşbakışı da olsa göz atacak olursak;
- Özellikle ikinci yarıdaki kritik kurtarışlarına rağmen Aykut'un halen güven vermediğini (ki yediği gol fiyaskodur),
- Savunmada halen sorunlar olduğunu,
- Lorik Cana'nın her geçen gün takıma adapte olduğunu daha çok hissettirmeye başladığını,
- Mustafa Sarp'ın bugün çok ekstra bir performansla bir gol atıp, pres yaparak kaptığı topu çok güzel bir pasla Harry Kewell'ın ikinci golünün asisti haline çevirdiğini ve iyi bir yedek olarak kadroda olması gerektiğini ancak bugün inanılmaz silik bir performans sergileyen Ayhan'ın da bu takımda yeri olmadığını,
- Pino'nun çok etkili bir stili olduğunu ve Serdar Özkan'ı kısa bir süre sonra kesmeye başlayacağını sıralayabiliriz.
Netice itibariyle Galatasaray bir ara zorlansa da tecrübesi ve kalite farkıyla 5 gollü bir galibiyet elde etti. Tebrik etmek lazım. Umalım ki eksikler bir an önce en doğru şekilde kapatılsın.
Bir de maçı yorumlayan Galatasaray efsanesi Cevad Prekazi'ye kısa da olsa değinmek lazım. Onu da özlemişiz. Dobralığı, zekası... Her şeyiyle dinletti kendini. Kırık Türkçesiyle, anadili Türkçe olan yorumculardan daha mesnetli yorumlar yaptı. Keşke daha sık görebilsek, duyabilsek...

Beşiktaş'ta bir de "kim gidecek" sorusu var tabii. Sivok sakatlanarak bu sorunun cevaplarından birini kendisi vermiş ve yönetimi rahatlatmış oldu. Şimdi Delgado, Tabata ve Holosko, gitmeye en büyük 3 adaydır gözümde. Ancak bugün Delgado ve Holosko birer gol atarak kafaları karıştırmadı değil. Ayrıca Delgado güzel de top oynadı. Holosko'nun (kendisi maçta başka bir pozisyonda görünmedi bile) golü de jeneriklikti. Tabata ise fiyatından dolayı gönderilemeyebilir gibi duruyor. Tabii aradan Hilbert'e piyango vurursa da şaşırmamak lazım.
Ayrıca Beşiktaş'ta bu geceki performanslar arasından, kaptan İbrahim Üzülmez, Necip ve bana göre Türkiye'nin en iyi yerli kalecisi olan Hakan Arıkan'ın performanslarından da bahsetmeden olmaz. Harikalardı. Necip'ten ayrıca bahsetmek lazım sanırım. Bu çocuk her maç banko oynamalı. Tabii sadece tecrübe kazanması ve güçlenmesi için değil, aynı zamanda enerjisinden ve oyun görüşünden faydalanmak için. Bu yaşta böyle verimli oynayabileceğini sanmıyordum ama birkaç maçtır görülüyor ki Necip çok farklı yerlere gelecek.

Fenerbahçeli futbolcularda anlaşılmaz bir rehavet mevzubahis. Stoch dışında maça asılan yoktu neredeyse. Ki o da tek başına didine didine kırmızı kartla oyun dışı kaldı sonunda. Bu kırmızı kart görme hadisesi de Fenerbahçe'nin bu seneki alışkanlığı oldu galiba. Her maç bir kırmızı. 11 kişi bitirilen maç yok henüz. Bu disiplinsizliğe bir şekilde çare bulunması lazım. Ancak Aykut Kocaman bunu ne kadar başarabilir? İşte orası muamma. Futbolcular üzerinde çok fazla otoritesi yok gibi duruyor çünkü. Dün yine Emre'yle bir sürtüşme içindeydiler. Zaten haftalardır bu durumun dedikodusu mevcut. Dün de bu doğrultuda tavırlar vardı ikili arsında.
Aykut Kocaman'ın eleştirilebilecek bir hareketi de ilk yarının ardından Alex'i oyundan alması oldu. Durumu daha da açmaya gerek yok. Alex'in ne zaman ne yapacağının belli olmaması ekseninde cümleler kurup, "son dakikada bir frikik atar, bir ara pası atar" eşiğine gelmemek elde değil çünkü. Nitekim gelmişiz bile. Alex oyunda kalmalıydı kısaca. Haa, hadi diyelim Alex sakat. Olabilir, çıkarman gerekir. Alex'i bir şekilde çıkarmaya karar verdin. Ancak yerine neden Selçuk'u soktun? Selçuk'la Baroni'yle oyunu nasıl rakip yarı alana yıkmayı umdun? Alex'i çıkarıyorsan o benchten oyuna sokacağın adam Deivid falan olur. Ya da çift forvete dönersin, Semih'i alırsın. Selçuk nedir? Rıdvan da halen Aykut Kocaman'ın arkasını toplamaya çalışsın. Böyle giderse Rıdvan'dan da kısa ömürlü bir teknik direktörlük deneyimi olacak Aykut'un Fenerbahçe'de.
Fenerbahçeli oyuncuların bir diğer problemi de kiloları bana göre. Antrenmanlara başlayalı 1 ay oldu. Andre Santos halen daha götü göbeği eritebilmiş değil. Alex de keza öyle. Gökhan Gönül ve hatta kaç maçtır oynayan Gökhan Ünal da... Fizik olarak en fit oyuncu Bekir. Ama o da delicesine pozisyon hatası yapıp, arkasına hunharca adam kaçırıyor.
Dia konusunda çok fazla kesin yargıya varamadım. İlk maçı olması nedeniyle biraz durgundu. İlk yarının sonunda çok net bir pozisyon kaçırdı. İkinci yarıda da saman alevi gibi birkaç pozisyonda seri çalımlarla topu rakip kaleye taşımaya çalıştı. Top ayağındayken boşluğu da buldu mu iyi değerlendiriyor gibi bir izlenim bıraktı. Alışmasını beklemek lazım.
Sonuç olarak Fenerbahçe elendi ve Şampiyonlar Ligi'ne katılma hakkını kaybederek ciddi bir gelirden oldu. Şimdi forvet transferi ne olur, kimi getirirler bilinmez. Forvet transferi dedim de, aklıma 2 sezon önceki Galatasaray-Steaua Bükreş eşleşmesi, Galatasaray'ın o maça kadar forvet alamamış olması, elenişi ve ardından Milan Baros'u getirişi geldi. Bakalım aynı şeyleri yaşayan Fenerbahçe, kendi Baros'unu getirebilecek mi...
0 yorum:
Yorum Gönder