31 Ağustos 2011 Çarşamba

Liechtenstein'ın Türkleri


Ümit Milli Takım, Cuma günü Liechtenstein ümitleriyle bir maç yapacak. Liechtenstein, kuşkusuz Avrupa'nın en zayıf halkalarından biri. Gelenin 5, gidenin 6 attıklarından... Hani bir ara San Marino maçlarında kalecinin manav, sağ açığın elektirik teknisyeni olduğuna dair bilgiler verilirdi ya? İşte Liechtenstein da o hesaptı.

Şimdilerde halen öyle midir yoksa bu küçük ülkenin milli futbolcuları, hayatlarını futboldan mı kazanmaktadırlar bilmiyorum. Ancak yine de enteresan bir ayrıntı var onlara dair. Liechtenstein Milli Takımı'nın kalecisi Cengiz Biçer ve Ümit takımlarından iki futbolcu Şakir Kaplan ile Burak Eriş, Türkiye kökenli. Üzerine biraz düşününce neden böyle bir yol izlediklerini de kestirmek güç değil. Kaldı ki Cengiz Biçer'in Mersin İdman Yurdu kadrosunda bulunduğunu ve Süper Lig'de oynama ihtimaline sahip olduğunu da bildikten sonra, Liechtenstein Milli Takımı'nda oynayarak doğru bir strateji izlediğini de canlı bir örnek olarak görebiliyoruz.

Bu futbolcuların ortak özelliği, İsviçre doğumlu olmaları. Aileleri İsviçre'de göçmen olarak yaşarken, futbola başlamışlar ve çok da üst düzey alanlarda kendilerini gösterememişler. En azından bir İsviçre liginde forma giyememişler. Hemen sınır komşusu olan Liectenstein'da forma giyebilmiş hepsi. Cengiz Biçer, USV Eschen-Mauren'de forma giyerken Samsunspor'a transfer olmuş, Bank Asya 1. Lig'de bir kez Karabükspor'a karşı Samsunspor kalesini korumuş ve üç gol yemiş. Ardından da Mersin İdman Yurdu'na transfer olmuş. Liechtenstein kalesini de sadece bir kez İzlanda'ya karşı korumuş ve bir gol yemiş. Şakir Kaplan da Cengiz gibi USV Eschen-Mauren'de oynuyor ve Cengiz gibi şanslı olmayı bekliyor. Burak Eriş ise FC Schaan takımında görev yapıyor.

Bu oyuncuların, doğal olarak böyle düşük profilli takımlarda kendilerini göstermeleri pek mümkün değil. Neticede düşük profilli takım, kötü bir ligde yine kendi ayarında takımlara karşı oynayacaktır. Ancak biraz yetenekliyse Liechtenstein Milli Takımı için oynayıp senede 4-5 kez de olsa Avrupa'nın devlerine karşı mücadele etmek ve tabir-i caizse piyasa yapmak böyle oyuncular için gayet mantıklı bir harekettir. Cengiz, Şakir ve Burak da muhtemelen bu yolu izlemişler. Ve şans şimdilik 23 yaşındaki Cengiz'in yüzüne gülmüş. Öyle ya da böyle, bir Süper Lig kulübünün kadrosuna kapağı atmış. Liechtenstein'daki kulüpten kazandığı para, büyük olasılıkla Mersin'den aldığının yanında çerez parası gibi kalıyordur. Bakalım Cuma günü Türkiye Ümit Milli Takımı'na karşı oynayacak olan Şakir Kaplan ve Burak Eriş de Cengiz Biçer gibi şanslı olup birilerinin dikkatini çekebilecekler mi. Merakla bekliyoruz...

30 Ağustos 2011 Salı

Anlat Rasim Heyecanlı Oluyor!

Çok garip bir adamla karşı karşıyayız. 3-4 senedir yoğun olarak hayatımızda bu adam. Televizyonlarda görüyoruz, gazetelerde okuyoruz... Yazdığı her yazı provakatif ve iktidar yalakalıkları ile dolu; katıldığı her program da fazla gürültülü ve yorucu.

Rasim Ozan Kütahyalı'dan söz ediyorum. Kendisini tanımam “Ters Cephe” adlı programa dayanır. Siyaset yazarıdır. Liberal – demokrat olarak tanıtır kendisini.Bu programda ünlendi. Daha sonra “Yerden Göğe” diye bir programda aktüel magazin olaylarına yorum yapmaya başladı. Son olarak da Beyaz TV'de futbol yorumculuğu işine girişti... Şike soruşturması başlatıldığında, kendisine bu yolu çizeceğini az çok tahmin edmiştik zaten.

Kendisinin söylediği tabirle “Yeni Türkiye”'nin tüm “özel yetkili savcı”larının, yürüttüğü tüm soruşturmaları yakından takip eder Rasim Bey ve bu savcıların iddialarının doğruluğunun mahkemece kanıtlanmasını beklemeden hükmü verir. Kendisi bu konuda yalnız da değildir. Özellikle, Fenerbahçe üzerinden döndüğü son TFF kararlarıyla da anlaşılan şike soruşturması çerçevesinde, arkasına azımsanamayacak kadar adam da almıştır.

Onun katıldığı programları izlemek oldukça zordur. Kimin ne dediği anlaşılmaz çünkü kendisi bir başkası konuşurken dahi, o çirkin sesiyle bağırmaya devam eder. Kendi çalar kendi oynar. Ve insanların vicdanının muhasebesini yapmaya kalkar. İşte bu yazının yazılma sebebi de Rasim Ozan'ın algıda yarattığı kirliliktir.

Dün gece Göktuğ Sevinçli'nin hazırlayıp sunduğu; Ahmet Çakar, Rasim Ozan ve Serdar Ali Çeliker'in konuk olarak katıldığı Ve Gol programını izlemeye çalıştım. Ve emin oldum ki bu soruşturmanın tek nedeni futbolu temizlemek falan değildir, olamaz. Zaten, kapitalizmin hüküm sürdürdüğü memleketlerde herhangi büyük bir soruşturmanın, para ya da iktidar veya ikisinin aynı anda birbirleriyle olan ilişkileri ile ilgili olmamasını beklemek fazlaca saflık olur.

İşte bu türden iddiaların dile getirilmesi Rasim Ozan Kütahyalı'yı fazlaca sinirlendiriyor. Cemaate ve iktidara yönelik yapılan değerlendirmeler, beyimizin kendisinden geçmesine yol açıyor. Başlıyor “bunlar ergenekoncu, bunlar ulusalcı!” gibi söylemlere. Bu yetmiyor, “seçimlerde halkın tokadını yiyenler, Fenerbahçe üzerinden devamlılıklarını sağlamak derdindeler. Ama böyle giderse Fenerbahçe'nin başına daha büyük işler gelecek, Fenerbahçe'yi mahvedecekler. Uefa bu sefer 5-6 yıl ceza verir.” diye tehdit ediyor.

Bu demokrat arkadaş bir cemaat liderinin halk tarafından sevilme oranını %70-80 olarak açıklıyor ve “diğerleri azınlık, dikkat etsinler” diyor. Yeri geliyor yine bu demokrat arkadaş, “Uefa patron, o ne derse o olur; protesto etmeler, siyah çelenkler Fenerbahçe'ye yarar sağlamaz.” diyor. Bir adam çıkıyor ve Fenerbahçe'yi ne bitirir, ne kurtarır yol gösteriyor. Bunu siyaset üzerinden yapıyor bir de... E hani iktidarla, cemaatle ilişkisi yoktu bu soruşturmanın?

Rasim Ozan'ın bir başka pis işi de insanlara vicdani kararlarını sorması ve üzerlerinde yapay bir baskı kurmasıdır. Mesela, dün Bedri Baykam telefonla bağlandığında sürekli olarak “sen de biliyorsun pislikleri Bedri Baykam! Kafanı kuma gömme, fanatiklik yapma” diyip durdu. Bedri Baykam ne bilir ne bilmez, biz bilemeyiz. Ama bu baskının, tv izleyicisinde yarattığı algı “herkes biliyor demek ki, hepsi işin içinde” oluyor. Bu adama verebileceği tek cevabı veriyor Bedri Baykam: “Birileri bir şey yapmışsa çıksın ortaya ve cezalandırılsın.” Hepimiz böyle diyoruz ama tatmin olur mu Rasim? Olmaz. Ali Demir(ÖSYM Başkanı) tatmin eder hepsini ama Bedri Baykam edemez. Çünkü hem ulusalcı hem de Fenerbahçelidir. (Fenerbahçe'yi ayrı bir yere koyma niyetiyle yazmadım bu sıfatı. Rasim Ozan ve onun gibileri şu günlerde rahatsız ettiği için belirttim.)

Rasim tatmin olmadı, durur mu? Durmaz! Vicdani kanaatini sorar Bedri Baykam'a. Ama öncesinde on kere “sen de biliyorsun” diyerek. Bedri Baykam yine tüm taraftarların vereceği cevabı verir. En azından benim cevabımı. “İzlediğim maçlarda, gördüğüm oyunlarda; bende, şike yapıldığına dair kanaat oluşturabilecek hiçbir şey olmadı.” Ve Rasim'e göre kafasını kuma gömüyor Fenerbahçeliler. Fenerbahçeliler “evet, şike yaptık” demeli çünkü Rasim'e göre.

Ve Rasim'den son duygu sömürüsü. Açıklamalar kısaca şöyle: “Ben Galatasaraylıyım ama inanın çok üzülüyorum. Geçmişe dönük de bu operasyon sürsün. Zalad araştırılsın, Denizlispor maçı araştırılsın, 1 milyon dolara bakılsın hatta Galatasaray – Manchester United maçı(1993) da araştırılsın” Artık ne diyelim? 1 milyon dolar meselesinin nasıl saçmalıklarla üstünün kapatıldığını, daha olayın ortaya çıktığı gün Baransu'nun “savcının elinde Galatasarayla ilgili bir şey yok, Galatasaray'a kimse dokunmayacak” dediğini, Galatasaray'ın “gidin Song'u bulun” dediğini görmedi sanki bu gözler. Rasim Ozan'a “anlat, heyecanlı oluyor” demekten başka bir şey gelmiyor elden.

Evlat olsa sevilmeyecek bu adam; iktidar yalakalığını sürdürüp; kanıtlanmış hiçbir suçu olmayan adamları suçlu ilan etmeye devam ediyor. Biri de çıkıp demiyor ki “Aga, bu nedir?” “Ergenekon'da çuvalladınız, Balyoz'da çuvalladınız, Andıç'ta çuvalladınız şimdi de Temiz Kramponlar'da çuvallıyorsunuz” diyerek hem davayı siyasete çekiyor hem de iktidarın davayla ilişkilendirilmesini aptalca buluyor. Üstelik diğer tüm davalarda olduğu gibi yargılanması tamamlanmamış “kişi”lerin suçlu olduğunu televizyonlardan milyonlara ilan ediyor...

Son olarak da savcının elindeki bütün tapeler gerçek, her şey belgeli diyor. Gazeteler ne yayınlıyorsa doğru, biz o tapeleri avukatlardan alıyoruz diyor. Emenike'nin şike paralarını sayarken çekilmiş olan görüntülerinin var olduğunu yazan adamların da yazdıklarının doğru olduğunu söylüyor bir bakıma. Emenike hafta sonu Spartak Moskova formasıyla mükemmel bir gol attı. O gol bir anlamda da Türk medyasına atılmıştır... Çıkarsınlar şimdi diyeceğim ama utanmak nedir bilirler mi ki?


25 Ağustos 2011 Perşembe

Boyun Eğmek!

Dün akşam alınan kararla Fenerbahçe'nin Şampiyonlar Ligi'ne gönderilmeyeceği açıklandı. Bu haberi aldığımda arkadaşımla Kadıköy sokaklarında Türkiye - Yeni Zelanda basketbol maçını izleyebilecek bir yer arıyorduk. Gittiğimiz mekandan içeri girince televizyondaki son dakika ibaresini gördüm. Paşa mı tutuklandı? Ergenekon'dan bir dalga daha mı? Balyoz mu? Andıç mı? Yoksa Hrant'tan sonra bir suikast daha mı? Borsa mı tepetaklak? Altın mı fırladı? Pkk ile mi çatışıldı? İnanın bunların hepsi 2-3 saniye içerisinde aklınızdan geçebiliyor.

Böyle bir memlekette yaşamamızı sağladıkları için en çok bugünkülere geriye dönük tüm idarecelerimize teşekkür ederim. İçki içmeye, keyif almaya ve eğlenmeye gittiğinizde bile, bir tehlike anında kafanızda bin tane şey belirebiliyor. Böyle bir ülkede mutluluk, özgürlük? Neyse ki ileri demokrasi!!!

Oturdum sandalyeme. Mekanın sahibine “Abi ne oluyor?” dedim. Haberi görmüştüm. Ama neye dayandırıldığını anlamamıştım. Dedi ki adam “UEFA bastırmış, TFF yollamıyor.” TFF Fenerbahçe'yi Avrupa'ya yollamıyor mu? TFF Başkanı değil miydi daha 3-5 gün önce kulüplerin kendi tasarrufundadır açıklamasını yapan? O değil miydi elimizde karar vermemizi sağlayacak kadar ciddi ve yeterli delil yok diyen? Eee o zaman Fenerbahçe neden men ediliyor Avrupa Kupaları'ndan?

Sonra yine döndüm adama dedim ki? Eee Beşiktaş'a noldu? Yok onlarla ilgili bir şey dedi. Yine anlamadım. Teknik direktörleri, asbaşkanları falan tutuklu değil mi bu kulübün? Madem tutukluluk üzerinden kendilerine isnat edilen suçları kabul ediyorsunuz; Beşiktaş'ı niye men etmiyorsunuz?

Sonra Trabzosnpor'un Şampiyonlar Ligi'ne katılacağını duydum. Vayy dedim. Sen git Benfica'ya elen sonra Şampiyonlar Ligi'ne git. Peki Trabzonspor'u eleyen Benfica, dün Twente'ye elenseydi ne olacaktı? Trabzonspor'u eleyen Benfica Avrupa Ligi'ne, Benfica'ya elenen Trabzonspor Şampiyonlar Ligi'ne gidecekti yani öyle mi? UEFA'nın ciddiyetini sorgulamak gerek...


Peki TFF kendisinde bulunan 26 klasöre rağmen, elimizde küme düşürmeye yeterli ciddiyette ve kesinlikte bir kanıt yok açıklamasını yapabilirken; UEFA nasıl sadece bir gün boyunca yaptığı incelemelerle Fenerbahçe'nin men edilmesi konusunda bir talep oluşturabildi? UEFA'nın bildiği, TFF'nin bilmediği kanıtlar nelerdir? Ayrıca ülkemizde çok da umursanılmayan fakat UEFA'nın bu süreçte 2-3 kere altını çizdiği “masumiyet karinesi” ilkesi neden ve nasıl bir kenara itildi yine UEFA tarafından?

Hak yerini buldu!, adamlar doğruyu yaptı!, al işte arkadaş bu iş böyle yapılır gibi yorumlar, Türkiye toplumunun ortalama refleksidir. Ecnebiler yapmışsa iyidir. Hele ortada bir anti varsa ve yaptırım onun üzerinde gerçekleşmişse davullar, zurnalar! Farklı bir şey beklemiyorduk zaten ama hak, doğru falan bir insanın, kurumun, topluluğun üzerine atılmış suçların iddiasının, doğru olması kabülünden geçecekse bundan sonra; geleceğim hakkında daha fazla endişe duyuyorum artık.

Parasız eğitim isteyenler terörist, gazeteciler darbeci... Hiç mücadele etmeyelim. Şeyim hıyar diyene, tuzla gittiğimiz için ve yeni nesil savcıların birçoğu şeyim hıyar demekten çekinmediği için, tuzumuzu eksik etmeyelim...

Şampiyonlar Ligi önemlidir demiş bir de Mehmet Ali Aydınlar. Süper Lig önemli değil demek gibi bir şey oluyor bir bakıma. O halde bu önemsiz ligde çok önemli olan Fenerbahçe'nin yer almaması gerekmektedir. Kendilerini önemsiz organizasyonlarında önemli hissedenler birbirlerini yesinler. Kulüp şu dakika itibariyle futbol şubesine kapatsa bile üzülmem. Bütün hevesimizi, zevkimizi aldınız. Alex oynasa ne oynamasa ne şu dakikadan sonra. Gökhan, Emre, Volkan, Mehmet gibi Türkiye'nin en iyi yerlilerini barındırmanın ne anlamı var? Niang ve Santos klasını konuştursa ne olacak? Dia ve Stoch yardırsa?

Fenerbahçe 100 yılı aşkın tarihiyle çok büyük bir kulüptür. Verilmesi gereken bir hukuk savaşı vardır. Yöneticilerin patır patır istifa etmek yerine, organize olmayı başarabilmemeleri gerekmektedir. Taraftardan feyz almalıdır ve basiretli davranmalıdırlar. 3 Temmuz'dan bu güne dek, yapılan bütün hukuksuzluklara, bazen ayarı kaçırıp doğru olmayan davranışlarda bulundularsa da, tepkisini koymaktan çekinmeyen, bas bas bağıran Fenerbahçe taraftarı, şu dakikadan itibaren kulübünün boyun eğmemesinden başka hiç bir şey istememektedir.

Ezeli rakipler, decoderler, süper lig, TFF, UEFA hepsi yerin dibine girsin! Yeter ki Fenerbahçe'nin bu kadar kolayca ezilip geçilemeyeceğini gösterebilsin idareciler. Ellerinden geleni yapsınlar, olumlu sonuç almaları da şart değil. Ama pes etmesinler...

Son bir ekleme yapmam lazım. Fenerbahçe idarecelerinin şike yapmış olabileceğini ve buna şaşırmayacağımı, şike soruşturması ilk başladığında yine bu blogta yazmıştım. Hala diyorum. Şike, teşvik primi olmamıştır demiyorum. Ama kanıtsız, delilsiz, saçma sapan, hukuksuz, Fenerbahçe küme düşürülmemişken, ligler başlayacakken, kura çekimine 1 gün kala... Yapmayın lütfen! Elinizi vicdanınıza koyun! Kalmışsa vicdanınız...

Ha bir de şu var! Fenerbahçe ligden çekilirse ne olurmuş? Hiçbir şey olmaz. Ceza mı yermişiz? Yiyelim. Bir daha oynayamazmıymış, oynamasın. Şubeyi mi kapatırmış, kapatsın. Sizin tehditlerinize, iki tane daha fazla decoder satılsın diye boyun eğe eğe bu hale geldi bu ülkenin futbolu. Sen UEFA'nın hukuksuzluğuna boyun eğebilirsin TFF olarak. Ama umarım Fenerbahçe'm sizin hukuksuzluklarınıza boyun eğmeyecek bir duruş geliştirebilir...

24 Ağustos 2011 Çarşamba

Lukas Podolski İçin Görüşmeler KAP'a Bildirildi


Futbolumuzun kapkara gündemi içinde sıkışıp kalmış parlak bir haber var. Galatasaray, Lukas Podolski transferi için kulüp ve oyuncuyla görüşmelere başladığını bildirdi. Yani çok büyük bir mucize olmazsa Podolski Galatasaray'da diyebiliriz. Bu yazıyı biraz erken yazıyorum çünkü yarından itibaren şehir dışında olacağım için girememe ihtimalim büyük.

Podolski, Türkiye'ye gelen en önemli oyunculardan biri olacak şüphesiz. Hakikaten kolay bir transfer değildi. Senelerdir Almanya Milli Takımı'nda başarıyla forma giyen ve yıllardır 100 civarı milli maça çıkmasına rağmen yalnızca 26 yaşında bir oyuncu bu. Ve istese her ligde en tepeye oynayan takımlarda yer alabilecek yetenekte bir isim.

Fatih Terim, Podolski'yi muhtemelen sol forvet ya da santrfor gibi kullanacaktır. Onun sol çaprazdan yaptığı o net ve düzgün vuruşlarını bolca izleriz gibi görünüyor. Ayrıca duran toplar için de büyük bir silah olacak Galatasaray için. Tabii oyuncunun kafasını Galatasaray'a tam olarak verebilmesini sağlamak şart. Zira, çoğumuzun bildiği üzere adam biraz arıza. Ki bunca kabul görmüşlüğe rağmen en güzel yılları Köln gibi düşük hedefli bir takımda geçirmek de bunun göstergesi. Bayern'de yaşadığı mutsuzluk da tabii.

Lukas Podolski büyük bir transfer olur ancak hiçbir zaman tek başına bir takım değildir doğal olarak. Öyle olsa Köln çok daha başka yerlerde olurdu. Ancak şu da bir gerçek ki Köln'ün o vasat kadrosuna rağmen Bundesliga'da bir şekilde tutunuyor olmasında da Podolski'nin payı büyüktür. İyi bir takımın harika bir parçasıdır Podolski.

Çok da alışık olmadığımız tarzda bir transfer. Bir bayrak adam transferi. Umarım ki bu transfer gerçekleşir, Podolski en kısa zamanda uyum sağlar ve çok yararlı olur.

Emeği Geçenlerin Ellerine Sağlık (!)


Beklenen oldu ve TFF'den yapılan açıklamayla Fenerbahçe'nin bu sezon Şampiyonlar Ligi'ne katılmayacağı ilan edildi. Bakalım bundan sonrası ne getirecek. Ne getirecekse hızlı getirsin artık, zira bu işin şakasının olmadığı anlaşıldı.

TFF'den yapılan açıklamanın en önemli özelliği, UEFA'nın talebi doğrultusunda yapılmış bir açıklama olması. Yani TFF kafasına göre vermedi bu kararı. Ki zaten onlara kalsa ne gibi kararlar al(ama)dıklarını geçtiğimiz haftalarda bolca gözlemledik. Olabilecekleri biz sıradan futbolseverler olarak görüyorken, bazı şeylerin eğitimini almış, sporla ilgili birçok önemli görevde bulunmuş TFF yetkililerinin ve Mehmet Ali Aydınlar'ın görememesi hakikaten utanç verici.

Şunu bir ayırt etmek lazım: Dünya üzerinde, medeniyetten nasibini almış birçok yerde ve kurumda, işler asla Türkiye'de yürüdüğü gibi yürümüyor. Bazı pislikler buradaki kadar bariz ve utanmazca halının altına süpürülmüyor. Ne yazık ki Aydınlar federasyonu bu ayrıma varamadı şike süreci boyunca. İşin acı yanı, onları uyarmaya çalışanlara karşı da gereksiz bir sinir ve agresiflikle cevaplar verdiler. Keşke ders çıkarabilseler, önlem alabilselerdi. Hatta illa birilerinin de onları uyarması gerekmiyor. Hemen yanı başımızda Yunanistan'da Kavala ve Olympiakos Volos takımlarının yaşadığı süreci takip etselerdi. Belki UEFA'nın bu gibi işlere ne büyük ciddiyetle baktığını anlayabilirlerdi.

Galatasaray geçtiğimiz günlerde bir açıklama yapmıştı. Bu açıklamada bir cümle hemen hemen şöyleydi: "Bazı kararları siz alamazsanız, birileri sizin yerinize almak zorunda kalır" Bu çok doğru bir yaklaşımdı ancak burada bile, TFF Galatasaray'la uğraşmaktan, başındaki asıl belaların farkına varamadı. Halen daha gidip "Play-off sistemi getirelim de Digiturk'ün kıçını kurtaralım" kafasında gezindiler. Bu bir tokat oldu TFF'ye...

TFF'ye tokat oldu ama ne yazık ki bizlere de o derece bir tokat oldu. Olan yine fillerin tepişmesinin altında ezilen biz futbolseverlere oldu. Fenerbahçe'nin katılımının sağlanamaması nedeniyle, gerçek Fenerbahçe taraftarına oldu. Sahada ter döken Fenerbahçeli futbolculara oldu. Bu kararın artık bazı şeylerin somut bir göstergesi olduğunu kabul ederek daha açık ifadeler kullanmanın zamanı geldi. Olan, Aziz Yıldırım'ın kişisel hırsları ve Mehmet Ali Aydınlar'ın basiretsizliği yüzünden masum futbol izleyicisine ve emekçisine oldu.

UEFA'nın aldığı bu karar, muhakkak sürecin ilerleyen zamanlarında TFF'nin alacağı kararlar için bir belirleyici unsur olacaktır. En azından olması gerekir. Buna rağmen somut bir adım atılmazsa da bu ülkede futbolu yönetenlere olan bitik güven, yerini öfkeye ve hırçınlığa bırakır. Bu işin kurbanı da yine ne yazık ki futbol seyircisi ve emekçileri olur.

Şimdi biz ne yapacağız? Bu zamana kadar ne yaptıysak onu yapacağız. Bekleyip göreceğiz. Bakalım sıvamaya devam mı, yoksa ciddiyet içeren somut önlemler mi? Umarım ki zarardan dönülen nokta burası olur artık...

23 Ağustos 2011 Salı

Play Off Saçmalığı

Blogumuzda bir yazı yayınlandı bununla alakalı ama ben de sessiz kalamadım...

Bugün iyice somut adımlar atıldı ve önümüzdeki sezon çok çok çok büyük ihtimalle play off sistemiyle oynanacak. Sistemin ne olduğu hakkında konuşuruz, iyi ve kötü yönlerini tartışırız. Fakat ilk başta Türkiye futbol Federasyonu ve kulüplerin gündemine nasıl geldi ve ne amaçlandı bunları konuşmak lazım. Lazım diyorum ama belki de değildir. Çünkü boku çıktı artık bu işin...

Öncelikle Digitürk aboneliğini, Eylül ayı itibariyle sonlandıran bir abone olarak; bu kararın fikrimin değişmesi hakkında en ufak bir etkisi olmayacak. Hatta doğru bir karar verdiğime dair olan inancım artmakta.

Hedeflenenler şunlar:

1- Lige heyecan gelecek, daha çok maç oynanacak ve muhtemelen daha çok derbi maçı...

2- Şike ve teşvik gibi illegal hususların önüne geçilecek...

3- Decoder satışları artacak...

4- E tabii ki marka değeri artacak...

İlk maddeden başlayalım. Ligin heyecanının artması bir yana, heyecanı kalmayacağını düşünüyorum. Sadece play offları izlerim, sezon içinde ne olursa olur mentalitesinde birçok insan olacaktır. Zaten oynanan futbol ileri seviyede değil, Süper Lig'i izleyeceğime diğer liglerin takipçisi olurum der insanlar haksız da sayılmazlar.

Ayrıca ilk maddenin çok da sevmediğim “rekabet koşulları”na ters düştüğünü belirtelim. Yayın ihalesine katılan kuruluşlar, ligde sadece 6 derbi maçı olacağını düşünüyorlardı. Bu sistemle, bu sayının 12'ye çıkma ihtimali var. Önemli bir reyting artışı, önemli bir sponsor geliri, önemli bir reklam geliri... Siz bu ihaleyi, hangi şartlarda yapmıştınız, şimdi ne oldu dese ihaleye katılan kuruluşlar, haklı olacaklardır.

Fenerbahçe kaptanı Alex De Souza'nın da dediği gibi zaten 34 lig maçı, Türkiye Kupası maçları ve bazı takımların Avrupa Kupaları maçları var. Fenerbahçe bu sezon en kötü ihtimalle 44 maça(34 lig, 4 kupa, 6 Şampiyonlar Ligi) çıkacak. E ligler zaten 9 Eylül'de başlıyor. Bu lig ne zaman bitecek, oyuncular ne zaman tatil yapacak? Fizik olarak çok da iyi duruma bir türlü gelemeyen takımlar bu ligi nasıl kaldıracak? Fenerbahçe'nin play off'a kalacağını ve kupada 1-2 tur ilerleyeceğini düşünelim ki uzak bir ihtimal değildir, 50 maçın üzerine çıkıyor bu sayı. 9 ayda 50 maç... Tatiller, milli takımlar da cabası. Ayrıca bu lig bitince oyuncuların önemli bir bölümü Avrupa Şampiyonası'na katılacak...

İkinci maddemize bakalım. Şike ve teşvik eğer varsa; bu sistem bu girişimleri azaltmaz arttırır. 4.lük için çekişen takımlar(ilk 4 takımın play off oynayacağı söyleniyor.) ek gelirler, Avrupa Kupası iddiası ve şampiyonluk için daha çok hırslanıp, daha çok kazanmak isteyeceklerdir. Bu da onları bu tip yollara sürükleyebilir. Yine play off'a katılan takımlardan iddiası en az olan takım, şampiyonluk yarışındaki takımlardan teşvik veya şike teklifi almazlar mı? Normal sezona göre daha olası değil mi?


Üçüncü maddemizde de fazla maç, fazla derbi eşittir fazla decoder denklemi kuruluyor sanırım birileri tarafından. İlk maddeyi değerlendirirken ilk paragrafta ve yazının başında kendi durumumda da bahsettiğim üzere, bu iş Lig Tv'nin elinde patlar... Patlamalıdır da ayrıca. İnsan esir olmadıklarını ve zevkleri üzerinde, onlara danışılmadan oynanan oyunlara karşı tepki koyabileceklerini göstermelidir.

Son maddemiz ise bir türlü anlayamadığımız, ne olduğunu çözemediğimiz bir hadise. Meselenin ne olduğunu biliyoruz tabi. Marka değeri = Lig Tv reytingi... 3 madde de belirttiğim gibi ters tepeceğini düşünüyorum bu durumun.

Play off sistemi nedir, ne değildir, nasıl bir uygulama olacak bunlar açıklanır 1-2 gün içerisinde o yüzden buraya girmeyeceğim. Zaten birçoklarımız biliyoruz ne olduğunu. Muhtemelen Belçika Ligi'ndeki gibi bir sistem getirilecek... Buradan bile anlaşılıyor ne hallere düştüğümüz.

Son söz: Play off sisteminin bir çok gedik yaratacağını ve olumlu hiçbir şey kazandırmayacağını söyledim ama play out sisteminin getirilmesine söyleyecek hiçbir sözüm olamaz. Bilmiyorum TFF'nin böyle bir tasarrufu olacak mı ama 17. olmamak için ve 16. sıraya düşmemek için verilecek savaşların, ligin son haftalarındaki kaliteyi arttıracağını düşünüyorum... Tabii Almanya'daki sistemi baz aldım burada. Onun da içine etme ihtimaller var...

Patron Bu, Buna Konuş! / Play-Off Sistemi Üzerine


Yukarıdaki fotoğrafa iyi bakın. Belki de bir süre öncesine kadar altı üstü dandik bir receiver olarak görüyordunuz onu. Hepimiz öyle görüyorduk. Ancak o, Türkiye'deki futbolu yıllardır boyunduruğuna almayı başarmış bir receiver.

Ve bugünden itibaren Türk futbolunun patronu. Artık patron o. Ona konuşacağız bir derdimiz olduğunda.

Beşiktaş Başkanı Yıldırım Demirören, birkaç gündür tartışılan Play-off'lu lig sistemi hakkında bugün beklenen açıklamayı yaptı. Sistemin kabul edildiğini ve uygulanmaya başlayacağını söyledi. Taraftarı Türk futbolunun geleceğini kurtarmak adına decoder almaya davet etti. Bir kere denemekten zarar gelmez dedi.

Denemekten zarar gelmez... Nasıl bir laf? İçi ne kadar da boş bir laf...

Ve yere düşen Türk futbolunu decoder alarak yerden kaldıracak olan futbol izleyicisi... Taraftar... Kulüp yöneticilerinin, TFF yetkililerinin yere düşürmekten çekinmediği Türk futbolunu yerden kaldırma görevinin sahibi taraftar... Sizi düşürün, biz kaldıralım...

Play-off sistemi ne getirir ne götürür konuşmak bile yersiz. Son dönemde meydana gelen olayların ardından Türk futbolunun içinde bulunduğu içler acısı durum ve zarar etmek istemeyen Digiturk tarafından yapılan baskı sonucu alınmış altı boş bir karar. Hafta içi maçlar yapılacak, taraftar deplasmana gidemeyecek, maça gidemeyecek... (Pardon, taraftar decoder alacaktı zaten değil mi?)

Digiturk tarafından yapılan teklifi normal karşılıyorum ve kuruma kızmıyorum. Orada çalışan insanları da anlıyorum. Aralarında mutlaka bu sistemi savunanlar çoğunlukta olacaktır. Ekmek parası ne de olsa. Onları anlıyorum.

Kızgınlığım futbolu yöneten, daha doğrusu yönettiğini sananlarda. Madem dik duramayacaktınız, madem bu sorumluluğu taşıyamayıp futbolu sermayeye esir edecektiniz, ne diye göreve talip oldunuz? "Denemekten zarar gelmez" ne demek? Türk futbolu deneme tahtası mı? Örnek aldığınız lig Belçika ligi mi? Hani biz oraları çoktan geçmiştik? Hani Spor Toto Süper Lig ileride bir Premier Lig, bir La Liga, bir Bundesliga olacaktı? Neden kötü bir Jupiler Lig çakması oluyoruz?

Ve işin bir de hukuki boyutu var tabii ki. Spor Hukuku uzmanı ve Uluslararası Spor Tahkim Mahkemesi (CAS) üyesi Kısmet Erkiner, ligin hukuki olarak 5 Ağustos'ta başladığını ve lig başladıktan sonra statü değişikliği yapılamayacağı için bu sistemin yürürlüğe giremeyeceğini söyledi. Ve bu sisteme geçildiği takdirde dava açılırsa ligin iptalinin söz konusu olabileceğini de ekledi. Buna rağmen bu karar alınabiliyor. Ve söylenenler arasında, play-off sisteminin çok önceden kabul edildiği de var. Böyle bir şey varsa bu da hukuksuzluktur, saman altından su yürütmedir. Her yanıyla elimizde kalır.

Bakalım ilerleyen günler ne getirecek. Böyle diye diye belimiz büküldü gerçi ama yapacak bir şey yok. En güzeli futbolun güzelliklerini başka liglerde aramak galiba...

Kategoriler

201 afrika uluslar kupası 2010 dünya kupası 2014 dünya kupası a milli takım a2 ligi abdul kader keita abdullah avcı adana demirspor adanaspor adnan polat adriano ajax akhisarspor alanyaspor alex de souza alexis sanchez ali sami yen stadı almanya alpaslan dikmen altay amerika birleşik devletleri andre santos andrea pirlo ankaragücü ankaraspor anket antalyaspor arda turan arjantin arsenal arsene wenger as monaco atınç nukan atletico madrid aurelien chedjou avustralya aydın karabulut aykut erçetin aykut kocaman azerbaycan aziz yıldırım ballon d'or bank asya 1. lig barcelona başakşehir batuhan altıntaş batuhan karadeniz bayer leverkusen bayern münih bekir irtegün belçika benfica bertul kocabaş beşiktaş Beşiktaş ve City blogtivi bogdan stancu bolton wanderers boluspor borussia dortmund bosna hersek braga brezilya bucaspor bundesliga burkina faso bursaspor bülent ataman bülent korkmaz bülent uygun bülent ünder caner erkin celal kıbrızlı celtic cem sultan cesc fabregas ceyhun eriş ceyhun gülselam cezayir championship chelsea christoph daum claudio bravo claudio caniggia claudio pizarro claudio taffarel copa america corinthians cristiano ronaldo cska moskova cüneyt çakır çaykur rizespor daniel güiza danimarka david villa deniz kadah denizlispor deportivo la coruna didier drogba didier zokora diego maradona dirk kuijt diyarbakırspor doğaüstü futbol gerçekleri dunga dynamo dresden egemen korkmaz eintracht frankfurt elano elazığspor elvir baliç emiliano insua emmanuel emenike emre can erdoğan arıca eskişehirspor euro 2012 euro 2016 fabio bilica fanzin faryd ali mondragon fatih terim fc sion fc twente felipe melo fenerbahçe fernando muslera ferudun tankut fifa fildişi sahili formalar frank lampard frank rijkaard fransa franz beckebauer futbol sandığı galatasaray gana gaziantepspor gençlerbirliği genoa getafe gheorghe hagi giampaolo pozzo gine gino pozzo glasgow rangers gökhan inler gökhan töre gökhan ünal göztepe granada greuther fürth guillermo ochoa gurbetçi futbolcular guti guus hiddink güncel güney afrika güny kore güvenç kurtar haftanın ardından hakan arıkan hakan çalhanoğlu hakan şükür hakemler hamburg hamit altıntop hannover 96 harry kewell hasan kabze hayrettin demirbaş hertha berlin hırvatistan hikmet karaman hollanda honduras hugo almeida ibb ibrahim üzülmez ibrahima yattara iddaa ilkay gündoğan inceleme incleme ingiltere inter irlanda cumhuriyeti ispanya istanbulspor isveç isviçre italya ivica olic j-league japonya jerry akaminko johan elmander jose mourinho jupp heynckes juventus jürgen klopp kadir has stadı kamerun kardemir karabükspor karlsruhe karşıyaka kasımpaşaspor kasper hjulmand kayserispor keylor navas kıymeti bilinmeyenler kocaelispor kolombiya konyaspor kosta rika kulüpler birliği la liga lazio lefter küçükandonyadis leipzig lens ligue 1 lionel messi liverpool livorno lokomotif moskova lomana lualua los galacticos lucas neill lugano lyon maç öncesi maç yorumu mahmut özgener mainz mali mamadou niang manchester city manchester united manisaspor mario balotelli mario götze marius alexe marsilya martin palermo mateja kezman medhi benatia mehmet ali aydınlar mehmet ekici meksika melih gökçek mersin idman yurdu mert günok mesut bakkal mesut özil metin diyadin metin oktay metin tekin mevlüt erdinç mhk michael owen michael skibbe milan milan baros miroslav klose muhammed demirci muhammet reis mustafa denizli mustafa yücedağ nadir çiftçi napoli necati ateş necip uysal newcastle united nicolas anelka nijerya nostalji notts county nuri şahin nürnberg oğuz çetin oğuz sarvan oğuzhan özyakup olcan adın olympiakos orduspor orhan şam osc lille oscar cordoba ömer toprak panathinaikos paok paraguay pep guardiola pierre webo portekiz porto portsmouth premier league premier lig psg ptt 1.lig radamel falcao rafael benitez rais m'bolhi raymond domenech real madrid real sociedad rıdvan dilmen ricardo quaresma rigobert song river plate robert lewandowski roberto carlos robinson zapata roma romario ronaldinho ronaldo rosenborg sabri sarıoğlu sakıp özberk samet aybaba samir handanovic sampdoria samsunspor schalke 04 selçuk inan selçuk şahin semih şentürk senegal sercan sararer serdal adalı sergen yalçın serie a servet çetin sezer öztürk shakhtar donetsk sırbistan simao sabrosa simon kuper simon zenke sinan bolat sinan engin sivasspor slaven bilic slovakya slovenya spor basını sportivi st etienne stefan scepovic stoke city stsl stuttgart süleyman koç süper final şampiyonlar ligi şenol güneş şili tayfun korkut temur ketsbaia tff thierry henry tim howard tim krul tolgay arslan tolunay kafkas tottenham hotspur toulouse trabzonspor transfer tsg 1899 hoffenheim tsl tugay kerimoğlu tunus türk telekom arena twitter u20 udinese uefa uefa avrupa ligi ufuk ceylan unutulmaz ikililer uruguay ümit karan ümit kayıhan ünal aysal valencia vfl wolfsburg villarreal vincent enyeama volkan şen watford wayne rooney werder bremen wesley sneijder yekta kurtuluş yeni zelanda yeşil burun adaları yıldırım demirören yılmaz vural yunanistan yunanistan süper ligi yusuf şimşek yücel ildiz zenit ziraat türkiye kupası ziya doğan zlatan ibrahimovic zoran simovic zvjezdan misimovic

LinkWithin

Related Posts with Thumbnails