9 Ağustos 2011 Salı

Arda Turan Atletico Madrid'de


Birkaç gündür tekrar kokusu çıkmıştı. Bu sabah iyiden iyiye olacağını hissettirdi ve NTV Spor'un haberine göre az önce Arda Turan'ın Atletico Madrid'e transferi gerçekleşti.

Arda'nın yıllık 2,5 milyon Euro karşılığında beş yıllık imza attığı söyleniyor. Galatasaray'ın ilk etapta alacağı para 12 milyon Euro. Atletico Madrid'in UEFA Avrupa Ligi'ne kalması durumunda ekstra olarak 500 bin Euro, Şampiyonlar Ligi'ne kalması halindeyse 1 milyon Euro daha alınacak İspanyol kulübünden.

Bir alttaki yazıda da altını çizdiğim gibi, bu transfer zaten gerekliydi ancak Arda, zamanlama itibariyle Galatasaray kulübüne, Fatih Terim'e, futbolcu arkadaşlarına ve onu seven Galatasaray taraftarına büyük haksızlık/yanlış yaptı. Şimdi Galatasaray'da transfer planları baştan şekillenecek. Arda'nın boşalttığı yere mutlaka çok önemli bir oyuncu alınması lazım. Bu oyuncu eğer yabancı olacaksa bir de yerlisinin alınması lazım ki kontenjan sorunu yaşanmasın. Ne de olsa Türk oyuncu rotasyonu büyük darbe yedi bu transferle.

Taraftarın dilinde Olcan Adın, Ozan İpek ve Mervan Çelik gibi isimler var. Bu isimler bence de gayet iyi. Özellikle Olcan'ı çok isterim Galatasaray'a. Umarım yönetim gidip de Trabzonspor'un bugün satışa koyduğu Engin Baytar'ı alma hatasına düşmez. Fatih Terim'in işi zor. Ancak şunu bilmeli ki, Arda Turan eğer bugün bu durumda kendisini terk edip gitmişse bunun sorumlularından biri de Fatih Terim'dir. Rijkaard'ın Galatasaray'a geldiği ilk günlerde gayet güzel bir futbol oynayan Arda'nın, Fatih Terim'in yönettiği milli takım için Bosna Hersek maçına gittikten sonra Galatasaray'a ne halde döndüğünü ve o maçtan sonra nasıl "sıfır katkıyla" oynadığını, sadece cisminin sarı kırmızı forma altında olduğunu gayet iyi biliriz.

Peki Arda Turan İspanya'da ne yapar? Açıkçası bir Galatasaraylı olarak zerre umrumda değil. Nasıl ki Galatasaray ve Galatasaray taraftarı bugün Arda'nın umrunda olmadıysa ben de bir Galatasaraylı olarak Arda'nın Atletico Madrid'de ne yapacağını iplemiyorum. Ancak Eurosport'ta onunla ilgili haberler yapmak durumunda olacağım için kendisini yakından takip edeceğim. Muhtemelen orada bir sakatlık yaşamazsa oynayacaktır. Eğer milli takımda olduğu gibi kendini yırtarsa başarılı da olur. Ne de olsa Arda Turan istediği zaman iyi futbol oynayabilen ve takımına ciddi katkı yapabilen bir oyuncu. Hoş, son iki senedir bu cömertliği Galatasaray için göstermedi ancak muhtemelen yeni takımında yüksek fedakarlıkla oynayacak, yeri geldiğinde de milli takımı boşlayacaktır. Ne de olsa artık milli takımla işi de bitmiştir...

Arda Turan Bildiğin Zübüktür Vol.4


Daha önce de buna benzer yazılar yazdım. Galatasaray futbol takımı kaptanı sıfatını taşıyan Arda Turan, sağ olsun bana resmen bir seri yaptırdı. Ne zamandır böyle bir yazı yazmıyorum diye mutlu olmuştum ancak bakıyoruz ki beyimiz yine uslu duramamış.

Arda Turan efendi, yine gitmek için tutturmuş. Galatasaray Başkanı Ünal Aysal, Arda'nın aldığı paraya %50 zam yaptıklarını ama yine de kalmaya ikna edemediklerini söylüyor. Benim bildiğim zaten en az 3 milyon Euro civarında bir para alıyor Arda. Yani takımda en yüksek 2-3 ücretten biri. Buna %50 zam yapıldığını düşünürse açık ara en yüksek ücret. Bunun bir de maç başısı falan da vardır. Siz hesap edin.

Mesele para değil diyenler olacaktır. Evet, para belki ikinci planda ama neticede "yabancılar çok para alıyor" şeklinde kazan da kaldırıldı bu takımda. Arda da bu durumdan rahatsızlık duyanlardan biriydi. Yani bu sorun çözülmüş oldu.

Parayı bir kenara bırakalım, Arda Turan daha geçen ay "Fatih Terim için kalacağım" minvalinde bir açıklama yapmamış mıydı? Hani o zaman ikna olmuştu? Ne oldu da fikri değişti? Şimdi mi söylenir "gitmek istiyorum" diye? Transfer yapılmış olsun, teknik direktörün hesaplarını senin takımda olmana göre yapsın, takımın oyun düzeni ve kadro yapısı seni de hesaba katarak yapılmış olsun, ligin başlamasına da bir ay gibi bir süre kalsın, sen "gideceğim" diye tuttur. Eh, be birader iki ay önce söyleseydin ya şunu?!

Burada bahsini ettiğimiz kişi Galatasaray kaptanı. Biraz daha açalım, yeni Metin Oktay diye lanse edilen, Galatasaray'ın bayrak adamı diye tanımlanan bir kişi. Yani gemiyi en son terk etmesi gereken... "Ayrılma, sana ihtiyacımız var" dendiğinde Galatasaray'dan gerisini teferruat olarak görmesi gereken bir kişiden bahsediyoruz. Ancak bu kişinin yaptığı şey, açık söyleyeyim, fare gibi kaçmaktır.

Ha, bana kalsa Arda'nın sezon biter bitmez satılması lazımdı. Hazır para ederken (ondan da emin değiliz tabii) değerlendirilmeli ve Galatasaray'a daha çok zarar vermesi önlenmeliydi. Arda zaten iki sezondur Galatasaray'da gram top oynamıyordu. Her milli maçta üst düzey performans sergileyip bacağı kopana kadar sahada kalıyor ve maç kazandırıyordu. Ama Galatasaray'a gelince o narin kıçını kaldırmak ona zulüm geliyordu. İster katılın, ister katılmayın ama durum buydu. Üstelik Galatasaray'a karşı kinini hiçbir zaman gizlemeyen insanlarla sürekli vakit geçirmesi de cabası... Kısacası Arda Turan, zaten buradaki miadını doldurmuştu ve hem kendisi zarar görüyor, hem de kulübe zarar veriyordu. Tez elden gönderilmeliydi ve takım Arda'sız bir düzende daha modern bir futbol oynamalıydı.

Burada kaldıkça yeni bir Hasan Şaş'a evrilecekti. Hakan Şükür'ün o bitmek tükenmek bilmez egosuyla Hasan Şaş'ın dramatik harcanışını bir potada eritmeye zaten başlamıştı.

İşin bir de taraftar boyutunu ele almak lazım. Kim ne derse desin Galatasaray taraftarının büyük bölümü bu adamı seviyor. Ve bu gidiş aslında onları yarı yolda bırakmak olacak. Galatasaray kaptanı bunu düşünmüyor.

Şu yazdıklarım aslında Arda'yı sevmememden falan ileri gelmiyor. Ben, Arda Turan'ı çok seven bir Galatasaray taraftarı ve futbolseverdim. Halen daha iyi oynadığı zaman mutlu oluyorum. Ondan beklentim de büyük oldu her zaman. Ancak onca beklentiyi gerçekleştirebilecek bir insanın böylesine vurdumduymaz olması ve böylesine de el üstünde tutulmasını anlayamıyorum.

Umarım ki Arda Turan bu kez bu işi sonuçlandırır ve nerede mutlu olacaksa oraya gider. Galatasaray yönetimi de bir an önce doldurması gerektiği boşlukları doldurarak yeni sezona hazır bir takım oluşturur.

Bu arada kendi kendine oluşan bu serinin diğer ayakları da şu şekilde:

8 Ağustos 2011 Pazartesi

Jacek Cyzio / Joker...


Son iki sezondur Türkiye'de Polonyalı futbolcu akını yaşanırken, bir önceki akımdan bahsetmemek olmazdı. Bundan yaklaşık 20 yıl önce de bu tarz bir Polonyalı futbolcu furyası vardı. Tabii o zamanlar yabancı sayısındaki sınır daha dar bir çizgiye sıkıştığı için, Türkiye'ye gelen Polonyalı sayısı şimdiki kadar yoktu ama yoğunluk hatırı sayılır bir derecedeydi.

O dönemin Kosecki, Soczynski, Araskiewicz ve Nowak gibi önemli Polonyalılarının yanında bir de Trabzonspor forması giyen Jacek Cyzio yer alıyordu. Cyzio, 1991 senesinde transfer olmuştu Trabzon'a. 90'ları hatırlayanlar için sarı saçları ve neredeyse ağzına giren bıyıklarıyla hafızalara kazınmıştı. Hafiften hırpani bir görüntüsü vardı ancak futbolu hayli şıktı. Kale hariç hemen hemen her yerde oynamıştı Türkiye'de. Asıl mevkisi sağ kanat olsa da onu forvette, solda, savunmada, ortada, kısacası hemen hemen her yerde gördük. İhtiyaç doğan noktada Cyzio imdada yetişiyordu.

Hücum yönü kuvvetli bir oyuncuydu. Çok güzel kafa golleri vardı. Eğer Wiki yalan söylemiyorsa, Trabzonspor'da oynadığı iki sezon içinde 13 gol atmış. Ben daha fazlaydı gibi hatırlıyorum tabii. Trabzonspor'dan sonra Karşıyaka'ya transfer olmuş, ancak ayağı kırıldığı için uzun bir süre futboldan ayrı kalıp ülkesine dönmüştü. Ayağının kırıldığı pozisyon halen daha gözümün önündedir. Tabii maç özetinde pozisyonu anlatan TRT spikerinin aynı tonlamayla "Cyzio sakatlanıyor, ayağı kırılıyor..." şeklindeki ruhsuz anlatımı da öyle.

Cyzio'nun Türkiye'de en çok ses getirdiği maçlardan biri ise 1992 yılında Bursaspor'a karşı oynanan kupa finali rövanşıdır. Bursaspor'un Bursa'da 3-0 kazandığı ilk maçın ardından Trabzon'da oynanan karşılaşmanın son dakikalarında sağ kanattan geliştirdiği atak ve Şeyhmuz'a verdiği gol pası halen daha birçok Trabzonlu'nun ve bir şekilde maçı izlemiş futbolseverin fil hafızasındaki yerini korur.

Aradan geçen onca seneye rağmen halen daha akıllarda kalan ve taraflı tarafsız birçok futbolseverin, ismini duyduklarında tebessüm etmelerini sağlayan bir futbolcuydu Cyzio. Keşke her gelen yabancı futbolcu onun verdiği katkıyı sağlayıp onun kadar tevazu sahibi olabilse...

7 Ağustos 2011 Pazar

United > City / Manchester'ın Rengi Kırmızı!


Parayla saadet olmaz, her şey para demek değildir gibi klişelere bulaşmak için koymadım bu fotoğrafı. Manchester United'ın da ne kadar zengin olduğu aşikardır sonuç itibariyle. Lakin gelenek, mazi bu tip maçlarda daha da dramatik olarak çıkıyor ortaya hep. Manchester United, City karşısında 2-0 geriye düştüğü ve ilk yarıyı da öyle kapadığı maçta, City'i 3-2 ile geçerek Community Shield'in sahibi oldu.

İlk 7-8 dakika itibariyle farkını ortaya koymuştu zaten Manchester United. Baskı kuran, pas yapan, rakibi bunaltan ve tempoyu çok yukarılara çeken bir takım görüntüsü veriyorlardı. City'nin karşılık verecek gücü yoktu. Lescott direnişin başını çekiyordu sadece. İlerde top tutmak bir yana, rakibi rahatsız edecek bir hamleleri de olmuyordu City forvetlerinin.


15-20 dakikayı gol yemeden geçirmeyi başarabilen City nihayet oyun oynamalarının gerektiğinin farkına vardı. Ve böyle olunca farkettiler ki Carrick, sakatlığının etkilerini henüz üzerinden atabilmiş değil ve Evra iyi oynamıyor.

Yine Evra'nın hatası ve faulu sonucunda kazanılan bir duran top sonucu, City ilk golünü buldu. Golü atan City'nin en iyisi Lescott'tu. De Gea'nın da ufak bir hatası vardı bu golde. Maç ortaya ancak bir City golü ile gelebilirdi ve öyle oldu.

Daha sonra 30 metreler civarı bir yerden Edin Dzeko'nun şutunda De Gea muhtemelen bir konsantrasyon hatası yaşadı ve City iki farklı üstünlüğü yakaladı. Oyunun hakkı bu değildi. Ama işler City'nin istediği gibi gidiyordu artık.


Devre arasına girdiğimizde; Mancini'nin çok etkisiz Balotelli yerine, Barry'i oyuna alıp, Milner'ı sağ kanada çekeceğini düşünmüştüm. Evra'nın olası çıkışları engellenebilir, orta saha daha çok pres yapabilir, ikinci toplar kazanılabilir gibi fikirlerim vardı. Mancini düşünmemiş bunu.

Ferguson'un düşündüğünü de ben hiç düşünemedim. Bu yüzden de hayran kaldım. İki tane çok iyi kesici ve dünyanın en iyi stoperlerinden olan Ferdinand ve Vidic'i aynı anda çıkarıp, yerlerine Jones ve Evans'ı soktu Ferguson. Ayrıca kötü görünen Carrick de yerini Cleverley'e bıraktı.

Gerçekten çok akıllıca. Ferdinand ve Vidic çok iyi kesici olabilirler ama topla ilişkileri çok kısıtlı. Pres görmemelerine rağmen takımın hücumuna hiç destek veremiyorlar. Dzeko ve Balotelli hiç rahatsız etmiyorlar kendilerini ama Ferdinand ve Vidic'in oyun mentalitelerinde hücumu düşünmek yok. Oysa Jones ve Evans çok farklı iki adam. Jones'u sağ açıkta, Evans'ı sol açıkta gördük oyun içinde. Özellikle Evans... Topla çıkması, oyunu rahatlatması, oyuna katılması çok üst düzeydeydi. Pique'yi izledik sanki. Cleverley de basit oynayınca Manchester United oyun üstünlüğünü tekrar eline geçirdi ikinci yarıda.


Goller için çok beklemediler. Bir duran top sonucunda Smalling'in ve bana kalırsa bugün sahadaki en etkili isim Nani'nin hazırlanış olarak kusursuz golüyle eşitliği sağladıklarında dakika 58'di. City, Lescott'a sahip olmasaydı daha fazlasını da yiyebilirlerdi. Bu arada De Jong'un da bu kadar çakılı oynaması adeta 3. stoper olarak sahada yer alması City'e yarardan çok zarar sağlamakta...

Benim devre arasında düşündüğüm değişiklik hamlesini, 2-2'den sonra yaptı Mancini. 2-2 olmasından mı, oyuncuların aşırı tempo yapmasından sonra aktif dinlenmeye geçmesinden mi yoksa bu değişiklikten ötürü müdür bilemem ama fırtınayı rüzgara çevirmeyi başarmaya başlamıştı City.

Kötü Milner ve kötü Evra'ya dayanamadı hocaları ve Johnson ile Rafael oyuna girdiler. Hatırladığım kadarıyla da City'nin en etkili pozisyonun kahramanı Johnson oldu. De Gea bu sefer saçmalamadı.

Penaltıları izlemeye hazırlanıyorduk artık. Fakat gelişi güzel bir top sonucunda, çok büyük bir hata yapan Kompany, City'nin kupa ümitlerinin son bulmasına neden oldu. Orta sahada kaptırdığı top sonucunda Nani, attığı depar sonrasında kaleci Hart ile karşı karşıya kaldı. İki isimden biri kahramanlığını ilan edecekti. Kaleciyi geçen Nani, topu boş kaleye göndererek kupanın kırmızılarda kalmasını sağladı.


Transferlere değinerek bitirelim. Manchester United'da kaleci De Gea iyi bir maç çıkarmadı ama bize gösterdi ki bu memlekette(Türkiye'de) genç oyuncu yetiştirmek zordan da öte. Adamın yediği bir hatalı gol bu semalardaki kariyerini bitirdi adeta. İnternet sitelerindeki yorumları takip ettiğimde gördüm ki adamın ne kovalığı kaldı ne ağırlığı. Hemen istatistikler paylaşıldı falan. Geçen sene La Liga'da ceza sahası dışından en çok gol yiyen kaleciymiş De Gea.

Ferguson'un bundan haberi olmama ihtimali var mı? 20 yaşındaki kaleciden kusursuz olmasını beklemek gibi bir hakkınız var mı? De Gea'nın reflekslerine sahip sayabileceğiniz 5 kaleci var mı? Adamı ilk maçında asıp kesti bizimkiler. Volkan'ı anlamak diye kitap yazarım ben bugünden sonra...

Jones'un önünde çok isim var ama ekstra özelliklerinden söz ettik yazıda. Tekrar söyleyeyim bu rotasyonda en az görev yapacak adamdır Jones ama Ferguson ona ne zaman ihtiyaç duyarsa, güvenebileceğini görmüştür.

Young... Nani'yle birlikte en etkili isimdi kanımca. Sonlara doğru çok yoruldu ama takımı hücuma taşıma anlamında inanılmaz işler yaptı. Zaman kaybetmeden baskıyı kurdu rakip savunma üzerinde. Gerçekten çok iyiydi.

Smalling, Cleverley, Evans, Welbeck, Fabio, Rafael... Kıçını yırttı Arsenal gençleşmek için. Smalling'in 2. senesi, diğerlerinin daha fazla. Hem kupa nasıl kazanılır hem de nasıl gençleşilir dersi veriyor Ferguson, Wenger'e...

City'de yeni transfer izleyemedik desek yeridir. Geçen seneki oyuncularla sahadalardı. Daha sonra Clichy girdi oyuna ama onu da değerlendirecek kadar bir süre geçmedi...

Yazı içerisinde yazdıklarımı tekrar gibi olacak ama City'nin ileride rakip sacunmacılara baskı kurabilecek – kim bilir belki de bu isim Agüero'dur fakat şüphesiz ki bu tarz oyuncuların kralı Tevez'dir. - bir adama ihtiyacı var. De Jong bugünkü gibi oynayacaksa hiçbir anlamı yok. Stoperden hallice. Orta sahada millet at koşturuyor, De Jong yaslanmış ya da Rooney top sürüyor, Lescott'la burun buruna gelmiş, De Jong ileride kalmış. Ee ne anladım ben? Toure de fiziğinin ve oynadığı yerin hakkını verip daha çok mücadele ederse memnun oluruz...

Uzun lafın kısası, kupaların gediklisi bir kupa daha götürdü müzesine. City'e de bükemediği bileği öpmek düştü...

adipower Predator!


Adidas'ın futbol dünyasına son hediyesi adipower Predator. Adidas yaparsa bize de merakla beklemek düşer.

6 Ağustos 2011 Cumartesi

United vs. City / Community Shield Sahibini Arıyor

Community Shield bizim buralardan bakınca pek de önemli bir kupa gibi durmuyor. Değil de zaten. Fakat aynı şehrin iki takımını bir araya getirmesi açısından önemli. Bir yanda, yıllardır İngiltere futboluna damga vuran ve açık ara en başarılı takımı Manchester United; diğer yanda parayla saadet arayan ve bu yolun başlangıcında hiç de kötü sinyaller vermeyen Manchester City.


FA Cup sahibi ile Premier League şampiyonunu karşı karşıya getiren Comunnity Shield'i, son 4 sezonda 3 kez kazanan United, bu sefer daha da istekli olacaktır. FA Cup yarı finalinde United'ı eleyip, kupayı kazanan City de yaptığı yatırımların karşılığını almak ve “artık biz de varız” demek isteyecektir.

Manchester United:


Manchester United'ın son durumuna bakacak olursak; iki çok önemli takviye yapıldığını görüyoruz. Kaleci De Gea, önümüzdeki 10 - 15 sene için rahatlattı Manchester United'ın kalesini. Milli takımda da oynayan Ashley Young'ın da önemli katkılar yapacağını düşünüyorum. Blackburn'den alınan Phil Jones ise ileriye dönük bir transfer. Bu sezon için fazla forma şansı bulacağını sanmıyorum.


Scholes ve Van Der Sar futbolu bıraktılar. Hargreaves serbest kaldı. Brown ve O'Shea de Sunderland yolunu tuttular.


Welbeck, Cleverley, Macheda ve Obertan gibi isimlerden bu sene faydalanılacakmış gibi gözüküyor. Hazırlık maçlarında özellikle Welbeck ve Cleverley fazlaca süre aldılar.


Yarınki maç için ise Chicharito'nun sakatlığı nedeniyle yüksek ihtimalle oynamayacağını belirtelim. Ferguson Welbeck'i düşünebilir. Fakat tecrübeyi ön plana taşıdığı takdirde Rooney'nin pertneri Berbatov olacaktır. Carrick ve Rafael de diğer önemli eksikler...

Manchester City:


35 sene sonra FA Cup'ı kazanan City ise iki senedir harcadıkları paranın önemli bir anlam kazanması adına sahaya çıkacak. Agüero transferi ile Tevez'in yarattığı sorunları biraz olsun kapatacak olan City'nin diğer önemli transferi de Clichy. Savic transferi ise alternatif yaratma açısından önemli. Adebayor da takıma fiziken dönmüş olsa da aklı, kalbi mavilerle değil. Bugün de bir kaleci transferi yaptılar. Pantilimon City'nin yedek kalecisi artık...


Vieira futbolu bıraktı, Jo ülkesine döndü. Boateng Bayern Munih'e, Given Villa'ya, Caicedo Levante'ye gitti.


Mancini aslında önemli bir yol ayrımında. 4-3-3 veya 4-2-3-1 oynatacak takımı ama ne yapacağına çok da karar verebilmiş gibi gözükmüyor. Balotelli'den faydalanmak için çok uğraşıyor ama Balotelli de bir türlü mutlu olmayı beceremiyor. Balotelli oynadığı zamanlarda orta sahayı üçlüyor Mancini, o yoksa Barry yedeğe çekiliyor.


Yarınki maçta her ikisi birden gerçekleşebilir. Orta sahada top tutmak isteyen City, ileride de sonuca gidebilecek isimlerle sahada yer alabilir. Böyle bir sistemde ise Milner yedeğe çekilebilir. City'de tek eksik Tevez...

Maç yarın saat 16.30'da, Ntv Spor'da...

AC. Milan vs. Inter / Süper Kupa Kimin Olacak?

Son 6 senedir bu kupa için mücadele veriyor Inter. 4'ünde kupayı müzesine götürmeyi başardı. Çin'de oynanan finalde 2 sene önce Lazio'ya 2-1 kaybetmişlerdi. Bunu belirtmemin sebebi yarınki(bugünkü) maçın da Çin'de oynanacak olması.


Milan geçen senenin şampiyonu. Bu sene de önemli sayılabilecek transferler yaptılar. Şu an her mevkiide en az iki alternatife sahipler. Bazı bölgelerde bu üçe çıkıyor. Hemen hemen sorunlu bölgeleri kalmadı. Yaş problemleri devam etse de gençlerin de sayısı artıyor gün geçtikçe. Milan konsantre olabilirse ve ritm tutturabilirse, Avrupa kupalarında da önemli işler yapacak gibime geliyor.


Inter de üst üste şampiyonluklardan sonra geçen sene zirveyi Milan'a kaptırdı. Kupayla yetindiler. Onların da kadroları oldukça güçlü, çünkü çok fazla değişen bir şey yok.

AC. Milan:


Savunmaya Mexes ve sol beke Taiwo gibi iki önemli ismi kadrosuna kattı Milan. Ibrahimovic, Boateng ve Amelia da kiralık oynadıkları sezon sonrasında takımda kalmaya karar verdiler. Paloschi ve El Shaarawy da çok önemli alternatifler olarak kadrodalar bu sene.


Pirlo Juventus'a, Onyewu Sporting Lizbon'a, Sokratis ve Merkel Genoa'ya, Boriello Roma'ya gitti. Legrotallie'nin sözleşmesi bitti. Jankulowski de kariyerini sonlandırdı.


Milan'ın ideal 11'i: Abbiati – Abate, Thiago Silva, Mexes, Taiwo – Van Bommel, Gattuso, Seedorf – Pato, Robinho, Ibrahimovic... Fakat öyle bir ikinci 11'leri var ki ilk 11 ile yarışır: Amelia – Zambrotta, Nesta, Yepes, Antonini – Flamini, Boateng, Emanuelson – Cassano, El Shaarawy – Paloschi. Bu iki kadroya dahi sokmadığım isimler de var. Kaleci Roma, sağ bek Oddo, stoper Bonera, orta saha Ambrosini ve forvet Inzaghi... Daha ne olsun?


Yarınki maçta Milan'da oynayamayacak tek isim Mexes. Nesta formayı kapacaktır...

Internazionale:


Inter bu sene küçük yaşlarından beri hayranı olduğum Castaignos'u kadrosuna kattı. Küçük yaşlardan beri diyorum ama adamın yaşı an itibariyle 19. Ben onu 3 sene evvel, U17 turnuvasında (Dünya Kupası mı, Avrupa Şampiyonası mı hatırlamıyorum) Hollanda formasıyla izliyordum. O zamanlar Henry hayranlığı mevcuttu bünyede. Barcelona'ya geçen Henry, Arsenal'deki günlerini özletiyordu bizlere ve bu çocuk çıktı karşıma. İşte yeni Henry bu dedim. Diğerlerinden 1-2 yaş küçük olmasına rağmen, topu ayağına aldığında farkını koyuyordu ortalığa. İyi de bir hazırlık dönemi geçirdi açıkçası. Blogumuzun diğer yazarı bilir ona olan hayranlığımı. 3 senedir Castaignos diyorum başka bir şey demiyorum. Umarım 13 sene daha güzel anarım ismini.


Nagatomo kiralık yarım sezonun ardından bonservisiyle Inter'e geçti. Viviano ve Ricky Alvarez de diğer transferler.


Materazzi serbest kaldı. Obinna, Kerlon, Suazo takımdan ayrıldılar. Santon yine kiralandı. Kharja da kiralık olarak Genoa'ya gitti.


Inter'in ideal 11'i: Julio Cesar – Maicon, Lucio, Samuel, Chivu – Zanetti, Cambiasso, Stankovic – Sneijder – Eto'o, Pazzini... Böyle yazsam da Ranocchia, Nagatomo, Motta, Muntari, Alvarez, Mariga, Pandev, Milito, Castaignos da her an ilk 11'de yer alabilecek isimler.

Viviano ve Nagatomo yarınki maçta yoklar...


Saat 15.00'da başlayacak maçı yayınlayacak bir Türk kanalı bulamadım maalesef. Rai'den izlersiniz artık...

Kategoriler

201 afrika uluslar kupası 2010 dünya kupası 2014 dünya kupası a milli takım a2 ligi abdul kader keita abdullah avcı adana demirspor adanaspor adnan polat adriano ajax akhisarspor alanyaspor alex de souza alexis sanchez ali sami yen stadı almanya alpaslan dikmen altay amerika birleşik devletleri andre santos andrea pirlo ankaragücü ankaraspor anket antalyaspor arda turan arjantin arsenal arsene wenger as monaco atınç nukan atletico madrid aurelien chedjou avustralya aydın karabulut aykut erçetin aykut kocaman azerbaycan aziz yıldırım ballon d'or bank asya 1. lig barcelona başakşehir batuhan altıntaş batuhan karadeniz bayer leverkusen bayern münih bekir irtegün belçika benfica bertul kocabaş beşiktaş Beşiktaş ve City blogtivi bogdan stancu bolton wanderers boluspor borussia dortmund bosna hersek braga brezilya bucaspor bundesliga burkina faso bursaspor bülent ataman bülent korkmaz bülent uygun bülent ünder caner erkin celal kıbrızlı celtic cem sultan cesc fabregas ceyhun eriş ceyhun gülselam cezayir championship chelsea christoph daum claudio bravo claudio caniggia claudio pizarro claudio taffarel copa america corinthians cristiano ronaldo cska moskova cüneyt çakır çaykur rizespor daniel güiza danimarka david villa deniz kadah denizlispor deportivo la coruna didier drogba didier zokora diego maradona dirk kuijt diyarbakırspor doğaüstü futbol gerçekleri dunga dynamo dresden egemen korkmaz eintracht frankfurt elano elazığspor elvir baliç emiliano insua emmanuel emenike emre can erdoğan arıca eskişehirspor euro 2012 euro 2016 fabio bilica fanzin faryd ali mondragon fatih terim fc sion fc twente felipe melo fenerbahçe fernando muslera ferudun tankut fifa fildişi sahili formalar frank lampard frank rijkaard fransa franz beckebauer futbol sandığı galatasaray gana gaziantepspor gençlerbirliği genoa getafe gheorghe hagi giampaolo pozzo gine gino pozzo glasgow rangers gökhan inler gökhan töre gökhan ünal göztepe granada greuther fürth guillermo ochoa gurbetçi futbolcular guti guus hiddink güncel güney afrika güny kore güvenç kurtar haftanın ardından hakan arıkan hakan çalhanoğlu hakan şükür hakemler hamburg hamit altıntop hannover 96 harry kewell hasan kabze hayrettin demirbaş hertha berlin hırvatistan hikmet karaman hollanda honduras hugo almeida ibb ibrahim üzülmez ibrahima yattara iddaa ilkay gündoğan inceleme incleme ingiltere inter irlanda cumhuriyeti ispanya istanbulspor isveç isviçre italya ivica olic j-league japonya jerry akaminko johan elmander jose mourinho jupp heynckes juventus jürgen klopp kadir has stadı kamerun kardemir karabükspor karlsruhe karşıyaka kasımpaşaspor kasper hjulmand kayserispor keylor navas kıymeti bilinmeyenler kocaelispor kolombiya konyaspor kosta rika kulüpler birliği la liga lazio lefter küçükandonyadis leipzig lens ligue 1 lionel messi liverpool livorno lokomotif moskova lomana lualua los galacticos lucas neill lugano lyon maç öncesi maç yorumu mahmut özgener mainz mali mamadou niang manchester city manchester united manisaspor mario balotelli mario götze marius alexe marsilya martin palermo mateja kezman medhi benatia mehmet ali aydınlar mehmet ekici meksika melih gökçek mersin idman yurdu mert günok mesut bakkal mesut özil metin diyadin metin oktay metin tekin mevlüt erdinç mhk michael owen michael skibbe milan milan baros miroslav klose muhammed demirci muhammet reis mustafa denizli mustafa yücedağ nadir çiftçi napoli necati ateş necip uysal newcastle united nicolas anelka nijerya nostalji notts county nuri şahin nürnberg oğuz çetin oğuz sarvan oğuzhan özyakup olcan adın olympiakos orduspor orhan şam osc lille oscar cordoba ömer toprak panathinaikos paok paraguay pep guardiola pierre webo portekiz porto portsmouth premier league premier lig psg ptt 1.lig radamel falcao rafael benitez rais m'bolhi raymond domenech real madrid real sociedad rıdvan dilmen ricardo quaresma rigobert song river plate robert lewandowski roberto carlos robinson zapata roma romario ronaldinho ronaldo rosenborg sabri sarıoğlu sakıp özberk samet aybaba samir handanovic sampdoria samsunspor schalke 04 selçuk inan selçuk şahin semih şentürk senegal sercan sararer serdal adalı sergen yalçın serie a servet çetin sezer öztürk shakhtar donetsk sırbistan simao sabrosa simon kuper simon zenke sinan bolat sinan engin sivasspor slaven bilic slovakya slovenya spor basını sportivi st etienne stefan scepovic stoke city stsl stuttgart süleyman koç süper final şampiyonlar ligi şenol güneş şili tayfun korkut temur ketsbaia tff thierry henry tim howard tim krul tolgay arslan tolunay kafkas tottenham hotspur toulouse trabzonspor transfer tsg 1899 hoffenheim tsl tugay kerimoğlu tunus türk telekom arena twitter u20 udinese uefa uefa avrupa ligi ufuk ceylan unutulmaz ikililer uruguay ümit karan ümit kayıhan ünal aysal valencia vfl wolfsburg villarreal vincent enyeama volkan şen watford wayne rooney werder bremen wesley sneijder yekta kurtuluş yeni zelanda yeşil burun adaları yıldırım demirören yılmaz vural yunanistan yunanistan süper ligi yusuf şimşek yücel ildiz zenit ziraat türkiye kupası ziya doğan zlatan ibrahimovic zoran simovic zvjezdan misimovic

LinkWithin

Related Posts with Thumbnails