
6 Haziran 2011 Pazartesi
Ersan Gülüm Yerinde Kaldı

5 Haziran 2011 Pazar
Elinde Şekeriyle Abramovich
İzin verirseniz bende siz değerli okuyucularıma bu sefer bir flashback sunacağım. Yani sizleri biraz geriye, çocukluğunuza götüreceğim.
Parklarda sallanırken ya da arkadaşlarımızla kovalamaca oynarken hep bir çocuk gelir ya; hani elinde en pahalı şeker olur ve aynen şöyle söyler: “Bakın elimdeki en pahalı şeker ve o benim, size vermem” der. İşte son yıllarda Chelsea Futbol Kulubü’nü, o çocuk yönetiyor; Roman Abramovich…
Peki ne yapar bu adam?
Oldukça basit aslında; takımın başına getirdiği hocaların önce kendilerini özel hissetmelerini sağlar çünkü diğer teknik adamlara göre hep daha fazla kazandırmıştır. Bir önceki sene double yapmış olsanız bile bir sonraki sene boş geçtiğinizde hemen, hem de hiç beklemeden son maçınız biter bitmez kulüple olan bütün ilişiğinizi keser!
Yani kovar!
Hatta kovmaktan beter eder!..
Aslında bütün mesele, çocukluğunda parayla kimya edilmiş bir küçük çocuk yüzünden ilerleyen yıllarda bu hale gelecektir. Çünkü paranın içinde doğdun mu, o sahip olunan para önce kişinin kendi karakterini satın alır. Üstelik bu uğurda pazarlık bile etmez; çünkü paranın tek ve en çok bilinen alışverişidir bu!..
Peki ya sonuç?
O elindeki pahalı şekerle parka gelen o küçük çocuk, bir gün 70 milyonun kaderiyle oynayacaktır ve pek tabii ki hiçbir şey umurunda olmadan Türk Milli Takım hocası Hiddink’i, ikinci kez takımının başına geçmesi için geri çağıracaktır. Bu uğurda tek güvencesi şahsına ait banka hesaplarında yatmaktadır…
Peki ya Guus?
Sözüm ona profesyonel ya: “Futbolda hala yapacaklarım var” der ve yakın bir tarihte nasıl olsa Chelsea’nin başına geçer; ama teknik adam olarak ama sportif sorumlu olarak…
Kafa kağında T.C. yazan birileri de çıkar ve “Adam profesyonel, o paraya kim olsa giderdi” der…
Tamam da arkadaşım, hadi Guus profesyonel de, ‘Roman sevmeyenlerin’ sayısı her geçen gün İngiltere’de çığ gibi büyüyor, buna ne diyeceksin? En yakın zamanda tekrar kovulacağını bildiğin bir kulübün başına profesyonel ünvanı altında atanmanın kime ne yararı olabilir ki? İşte tam olarak bu anda sormuş olduğum bu sorunun tek yanıtı ortaya çıkıyor; para, para, para!...
O zaman sormak lazım: “Sen olsan ne yapardın? 70 milyon nefret mi, üç bilemedin dört milyon sterlin mi?”
Not: Guus gitmez de kalırsa, yine bu blog’da kocam bir özür yazısı tarafımca yayınlanacaktır.
“Para hırsı, atom bombasından daha fazla insanı öldürmüştür.” Grev Palast
[Posted with iBlogger from my iPhone]
3 Haziran 2011 Cuma
Prenses Hiddink'in Uykusu / Belçika:1 Türkiye:1

Sinan Kaloğlu Karabükspor'da

Rakip Belçika!
Belçika için ölüm-kalım maçı, bizim için ise beraberlik iyi sonuç! Neye dayanılarak böyle bir yorum getiriliyor, gerçekten anlamıyorum. Azerbaycan deplasmanından puan bile alamadan dönen bir milli takımın, geri kalan tüm maçlarını kazanabilme ihtimali nasıl bu kadar kuvvetli olabiliyor? Ya da Belçika ile oynadığımız iç saha maçında Kompany'nin kırmızı kart görmesinin, rakibin çözülmesinde ne kadar etkili olduğunu unuttuk mu? Almanya karşısında düştüğümüz durumdan, bir umut ışığı nasıl çakılabilir?
Belçika bizden 1 maç fazla yapmış, 1 puan önümüzde. Yani bizim eksik maçta alacağımız sonuca göre, durumumuz şekillenecek. Biz de Almanya hariç her ekibi yenebilecek güçteyiz, en zoru Belçika. Mantık böyle işliyor. Çok güzel... Umarım bu beklentiler, gerçeğe dönüşür.
Maça geçelim. Bizim için sevindirici olan haber, Gökhan Gönül'ün sakatlığının düzelmesi ve oynayabilecek duruma gelmesi. Bizle ilgisini kurmak istemediğim, Belçika için kötü olan haber ise genç yıldız Lukaku'nun kadrodan çıkarılması. Hamit de yaklaşık 1 hafta önce kamptan ayrılmıştı sakatlığı nedeniyle...
Türkiye'nin sahaya 4-5-1 gibi bir dizilişle çıkması bekleniyor. İki Selçuk arasında yapılacak tercih, ne yapmak istediğimizle ilgili fikir verecektir. Selçuk İnan hem formu hem de transferini bitirmiş ve rahatlamış beyni ile yarınki maçta ilk 11'de yer almalıdır diye düşünüyorum. İleri uçta da Kazım-Burak-Semih arasından bir tercih yapılacak. Burak sağ kanatta, Kazım forvette oynayabilir. Tam tersi de olabilir. Topuz'un sağ kanatta oynaması halinde ise ilerde Burak'ın yer alacağını tahmin ediyorum.
Belçika'da ise Lukaku'nun kadrodan çıkarılması, Dembele'nin hiç olmaması ileri uçta sıkıntı yaratıyor. Vossen oynayacaktır, en büyük yardımcısı da Hazard olacaktır. Witsel ve Chadli'nin ne kadar katkı yapacağı önemli.
Leekens, Arda'dan çekiniyormuş. Bu arada Belçika baya bir bilenmiş bu maça. Her türlü zorluğu çıkaracaklarmış. Atmosferi germek, rakibi ve hakemi baskı altına alabilmek adına. İsviçre maçı öncesine benzetiyor yorumcular. Bilet konusunda da oldukça kısıtlamışlar ama teknik kadro Türklerin bir şekilde maça girebileceklerine inanıyor. Almanya'da girdiler de ne oldu? Orası başka...
Ntv ve Ntv Spor gün boyu yayın yapacaklar. Daha sağlıklı bilgilere ulaşırız kadrolar ve oyun yapıları hakkında. Yalnız çok önemli gördüğüm bir avantajdan söz etmek durumundayım. Belçika'nın yaş ortalaması 23 ve kadroda yer alan 13 futbolcu, milli formayı 10 kereden fazla giymemiş. Hiddink tecrübesi ve bazı oyuncularımızın tecrübesi ile bu maçın altından kalkmayı başarabiliriz.
Umarım güzel bir akşam olur ve kazanan milli takım olur. Hayır; milliyetçi, ulusalcı bir adam değilim, bayrak da diğer tüm bayraklar(memleketlerin, halkların, kabilelerin vb. bayrakları) kadar değerlidir ancak. Lakin, bizim çocuklar sevinsin, bizim yurttaşların yüzü gülsün istiyorum. Sınırsız ve sınıfsız bir dünyaya kavuşana kadar, hissiyatım böyle olmaya devam edecek sanırım...
2 Haziran 2011 Perşembe
Didier Zokora Trabzonspor'da

Manuel Neuer ve Rafinha Bayern Münih'te
Aylardır süren transfer çalışmaları sonlandı ve son 2 senenin belki de en formda kalecisi Bayern Münih ile sözlşme imzaladı. Neuer'in sözleşmesi bu sene bitecektir. Bayern 1 sene daha bekleme riskini göze alamadı. Schalke için de oldukça karlı bir anlaşma oldu. 1 Temmuz 2011'den itibaren geçerli sözleşmesi. Bayern, Oliver Kahn'dan sonra kalesini sağlamlaştıramamıştı bir türlü. Şimdi emin ellerdeler.