30 Mart 2011 Çarşamba

Jens Lehmann Geri Döndü!

Arsenal'in yeni (!) transferi 41 yaşındaki Jens Lehmann, dün itibariyle sahalara döndü. Arsenal Rezerv takımının Wigan Rezervleri ile yaptığı maçta 90 dakika boyunca görev alan Lehmann, yorumlara göre, takımının 2-1 yenilmesine engel olamasa da fena bir görüntü vermemiş. Bu arada aynı maçta kendisine kulüp arayan Jeremie Aliadiere de Arsenal formasıyla 79 dakika oynamış.

Görünen o ki, Lehmann, Arsene Wenger'in gözüne yeniden girmeyi kafasına koymuş. Maçla ilgili de kulübün resmi internet sitesine bazı açıklamalarda bulunmuş:

"Bir maçta oynamak benim için çok yararlı oldu. Birkaç haftadır sıkı antrenmanlar yaptığım için fiziksel olarak, kendimi iyi hissediyordum. Aslında Arsenal'e katılmadan da durumum fena değildi ancak üç saat boyunca takımla idmana çıkmak çok başka bir şey. Bunu son haftalarda çokça hissettim. Fakat şimdi eksiğimi kapattım ve kendimi çok tazelenmiş hissediyorum.

Maç iyiydi. Oynamaya ihtiyacım vardı. Aslında yenildik ve bu sebepten dolayı da tam olarak mutlu olduğumu söyleyemem. Ancak daha iyi yapabileceklerimi görmek, her zaman için yararlı bir şey. Antrenmanda test edemeyeceğiniz bazı durumlar var. Gerçek bir maçta hakemler, asistan hakemler ve diğer tüm etkenler bir araya gelince çok daha başka bir durum oluşuyor. Benim için iyi bir deneyimdi"

Daiane De Souza "Deniz" Olsun...


Uzun zamandır yazı yazamıyordum. Blog yasakları, okul ve part-time işler yüzünden fazla girmedim bile. Blog yasakları diyorum çünkü ne yaparsam yapayım(dns değiştirme, hosts dosyası yükleme vs.) engelleri aşamadım. Bir yöntem buldum o da oldukça yavaşlatma makinayı ve reklam dünyasına sokmakta beni. Her neyse efendim. Bunları yazdım ki bir okuyucumuz kesin çözüm sunup yorum kısmında paylaşırsa bahtiyar olacağım... Bu süre zarfında beni blogtan atmamış ve tek başına gerekli katkıyı sağlamış sanut'a da teşekkürlerimizi iletelim.

Artık konuya geçebiliriz. Başlıktaki abla birçoğunuzun da bildiği gibi Alex De Souza'nın eşi. Biz Fenerbahçelilerin canı ciğeri. Bazı gollere bizden daha coşkulu sevinmişliği bile vardır. Fenerbahçe'ye duyduğu aidiyet kocasından ileri gelmektedir diye düşünebiliriz. Zaten Alex'in attığı gollerden sonra kamera ona dönüyor o da kocasını çılgınca destekliyor diyebiliriz.

Bunlar yalan olmamakla birlikte başka bir durumu var Daiane'nin. Dünkü milli maçı, locasından, milli takım formasıyla izlemeye gelmesi hoş bir tavır. Hadi diyelim Alex, takım arkadaşlarını izlemek için geldi, Daiane niye geldi? O formayı giydi?

Üstelik bu kadar da değil. Boğaz Köprüsü ve Türkiye bayrağı dövmeleri de varmış kendisinin. Sıfır milliyetçilik duyguları taşıyan hatta bunun mantıkla bağdaşır bir yanı olmadığını düşünen ve yurt sevgisini bayrak, köken üzerinden tanımlamayan beni; hem şaşırtmış hem de ne yalan söyleyeyim etkilemiştir bu kadın. Daiane De Souza'nın ne kadar Türkçe konuşabildiğini bilmiyorum ama adının "Deniz" olarak değiştirilmesi gerektiğini düşünüyorum. "Damla" da olur, tipi uygun...

29 Mart 2011 Salı

Amaca Uygun... / Türkiye:2 Avusturya:0


İhtiyacımız olan şey galibiyetti. Galibiyeti de -bir şekilde- elde ettik...

Bu maçın özeti bana göre bundan ibarettir.

Yaşadığımız ülkenin psikolojik ortamından ötürü şimdi birçok yerde pembe tablolar çizilebilir. Herkes milli takımın ne kadar iyi oynadığını, çok güzel goller atıldığını, Avusturya'nın 90 dakika sahadan silindiğini falan yazabilir. Oysa şu galibiyetin sarhoşluğundan çıkıp düşündükten sonra, hiç de öyle olmadığının farkına varacağız çoğumuz.

Aslında çok zor maçtı tabii. Bu galibiyeti takdir ediyorum. Başarı olarak görüyorum. Ne de olsa Azerbaycan maçında şansımızı neredeyse sıfıra indirmiştik. Ve bu maçı da mutlaka kazanmamız lazımdı. Bu bağlamda iyi futboldan öte, sonucun ön plana çıkması gayet normal. Peki bu oyun ve bu anlayışla Belçika maçı ne olur? İşte o koca bir muamma...

İki güzel gol attık. İki golümüz de bireysel beceriyle geldi. Takımımızda Türkiye'de forma giyen ve Türkiye ligini aşan iki oyuncu Arda Turan ve Gökhan Gönül, bireysel yeteneklerini kullanıp çok şık iki gol attılar. Goller, herhangi bir taktik varyasyonun ürünü değil. Tamamen zeka ve beceri ürünü... Bu takımın, set oyunu oynayarak da gol atması lazım. Bunu bir köşeye yazalım.

Rıdvan Dilmen, oyunu iyi okuyor. Buna şüphe yok. Maç boyu etkisiz olmamızın nedenini gayet iyi açıkladı. Orta sahada Selçuk İnan ve Nuri Şahin yan yana ve geride oynadılar. Savunmaya çok yakın top aldıkları için de ileride fazlaca çoğalamadık. Belki kanatlarda dripling özelliği olan bir oyuncu olsaydı durum daha farklı olabilirdi. Mesela Burak Yılmaz merkez forvet oynamak yerine kanatta oynasaydı. Hatta ve hatta Colin Kazım oynasaydı bile bu maçta çok etkili olurdu diye düşünüyorum.

Maçın adamı şüphesiz ki Arda Turan. Arda, maça sol çizgide başladı. Maç içerisinde çok akıllı davranarak ortaya ve zaman zaman sağa da geldi. Bu hareketi, rakibin dengesini bozdu. Solda oynamaya devam etse Ekrem Dağ karşısında çok zorlanacaktı. Nitekim Ekrem fizik olarak Arda'dan iyi durumda. Yine de Arda'nın kilo vermiş olduğunu görmek güzel. Aylardır oynamayan bir oyuncu için gayet güzel bir performans sergiledi. Hatta daha da açık söyleyelim, milli takımda sonucu değiştirebilecek yegane oyuncu konumundaydı Arda. Galatasaray'da oynamadığı dönemde bu maça itinayla hazırlandığı belli oluyordu her halinden. Hem fiziksel olarak, hem de kafada... Biz de aylardır "Arda nerede" diyip duruyoruz. Gayet de milli takım kampındaymış adam :) Ancak hakkını yemeyeyim, iyi oynadı. Maçın sonlarına doğru yorulması normal. Ne de olsa en son olarak böylesi bir eforu yine bir milli maçta, Belçika'ya karşı sergilemişti. Golünden sonra yaptığı "bunu da yazın" hareketi de Emre abisinden kendisine miras olsa gerek. Böyle ufak işlerle uğraşması ona taktığım "zübük" sıfatını daha çok hak etmesine neden oluyor. Aslında bu konuda yanılmadığımı görmek, hoş değil. Neyse, umarım ki sezon sonunda Avrupa'ya gider de hem kendisi hem de Galatasaray bu sıkıntılı durumdan kurtulur. Yine de ne olursa olsun, bu ülkenin futbolunun onun yeteneklerine ihtiyacının olduğunu bilmesi lazım. O kafasını futbola verdiği sürece buradakiler onu bağrına basacaktır. Futbol dışında şeylere kafa yorup saha içi performansının düşmesine neden olursa da doğal olarak eleştirilecektir. Bu kadar basit.

Orta sahada Selçuk İnan'ın takıma oturduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. Nuri biraz tutuk göründü ancak bence çok yararlı top oynadı. Basit oynadı ve gayet etkiliydi aslında. İkinci yarıda rakibin baskı kurduğu 20 dakikalık bir periyotta kötüydü sadece. Ki o ara tüm takım yorgun ve etkisizdi. Yazının başında da belirttiğim gibi, Burak Yılmaz'ın yanlış bölgede oynadığını düşünüyorum. Çizgide oynasa etkili olurdu. Göbekte biraz silindi açıkçası. Yapması gerekenleri yapamadı. Kaldı ki Semih oyuna girdikten sonra o bölgede nasıl oynanır sorusunun uygulamalı dersini verdi diyebiliriz. Gökhan Gönül'e yaptığı asist çok değerli ve klastı.

Hiddink'in ikinci yarıda yaptığı Mehmet Topuz hamlesinin çok da doğru olduğu söylenemez. Topuz eğer sağ açık gibi oynasaydı daha yararlı olabilirdi. Hiddink ısrarla Hamit'i sağ açık oynatıyor. Oysa Hamit göbekte fark yaratır. Bu değişikliğin olduğu dakikalarda Avusturya gibi vasat bir takımdan baskı yedik ne yazık ki. Durumu değiştiren şey bireysel beceriyle atılan gol oldu.

Bu arada Ercan Taner'in müthiş bir maç spikeri olduğunu düşünsem de, şu oyuncularla ilgili felaket derecede salladığını görüyorum. Bu durum tabii ki rakibi fazla tanımamaktan ileri geliyor. Rıdvan da aynı durumda olunca ekran başındakilere gayet yanlış bilgiler veriyorlar. Bu durum, bu maçta rakip santrfor Maierhofer özelinde kendini tekrar etti. Ercan Taner, ısrarla Maierhofer'in rakipteki en etkili silah olduğunu söyleyip durdu. En tehlikeli oyuncu yorumunu yaptı. Boyunu falan söyledi. Oysaki alakası yok. Rakibin en etkili oyuncusu Marc Janko sakat olduğu için bu maçta mecburen oynayan vasat bir oyuncu Maierhofer. Zaten Alman ikinci liginde Duisburg forması giyiyor. Orada da çok ekstra işler yaptığı yok. Hatta oynadığı takımın en büyük yıldızı da Türkiye A2 Milli Takım forması giyen Olcay Şahan. Maierhofer'i böyle büyütecek ne vardı anlamadım. Yedekteki Linz bile ondan çok daha özelliklidir. Kaldı ki kaçırdığı penaltıda gördük arkadaşın ne kadar tehlikeli olduğunu.

Sonuç olarak, iyi oynamadık ama kazandık. Galibiyet çok önemli. Takımın kazanma alışkanlığı elde edip özgüven depolaması lazım. Bu da böyle galibiyetlerle olur. Şimdilik işler yoluna girme emaresi gösteriyor denebilir. Belçika maçında devamının gelmesi dileğiyle...

27 Mart 2011 Pazar

Adnan Polat Kovuldu (Nihayet)

Gerets'i kov... Feldkamp'ı kov... Cevat Güler'i kov... Skibbe'yi kov... Bülent Korkmaz'ı kov... Rijkaard'ı kov... Hagi'yi kov... Hatta ve hatta sezon sonunda Bülent Ünder'i de büyük ihtimalle kovacağın belli olsun.

Eee? Seni kimse kovamayacak mıydı? Genel Kurul da seni kovar tabii böyle. Bunu yaşamak zorunda mıydın? Böyle bir rezilliğin ana kahramanlarından olmak zorunda mıydın? Bugün öyle akıllı bir hareket yapabilirdin ki, hem seçimle güven tazeleme imkanın olabilirdi hem de ayakta alkışlanırdın. Seçim kararı aldığını deklare etsen şimdi karşında olan birçok kişiyi yanında da bulabilirdin. Sen, zorla gitmeyi tercih ettin. Kovulmayı tercih ettin.

Bu ibra edilmeme olayının anlamı çok büyük. Yani Adnan Polat'a deniyor ki, "Sana mali icraatlarınla ilgili herhangi bir yaptırımda bulunmuyoruz ama bil ki Galatasaraylılık duruşunu yerle bir ettin. Bil ki kulübün itibarını iki paralık ettin"

Bu, bir Galatasaray başkanının yaşayabileceği en acı şeylerden biri olsa gerek. Adnan Polat da yaptıklarıyla bu acı olayı yaşamayı dibine kadar hak etti maalesef. Keşke kulübe yakışır bir başkanlık dönemi geçirseydi. Keşke üç kuruşluk bürokrat sınıfının Galatasaray'ın onurunu ayaklar altına almasına göz yummasaydı. Keşke onu buralara getiren taraftarı bir kalemde harcamasaydı. Keşke dik durabilseydi... Eğilmeseydi, ezilip büzülmeseydi... Galatasaray başkanın olduğunun farkında olsaydı keşke...

Şimdi 30 gün sonra seçim var. Adnan Polat ve yönetiminde yer almış isimler bu seçimde aday olamayacaklar. Bu saatten sonra Galatasaray başkanı gerçek bir seçimle belirlenmez. Ancak ve ancak atama ile belli olur. Görüntü olarak bir seçim yapılır ancak başkan atama ile gelir. Bu atama da yapılmış gibi duruyor. İnan Kıraç'ın da işaretiyle Ünal Aysal başkan olacak gibi. Önemli olan, doğru düzgün bir yönetim oluşturması. Açıkçası Ünal Aysal'ı tanımıyorum. Tek bildiğim şey, yaşını başını almış, oturaklı ve paralı bir kişi olduğu. Sportif olarak ne verebileceğini, neyi becerip neyi beceremeyeceğini bilemiyorum. Kulübü Adnan Polat'ın yaptığı şekilde şirket yönetir gibi yönetecekse hiçbir şey düzelmez. Evet, belki öyle çok para kazanılabilir ama Galatasaray bir spor kulübüdür ve spor kulübü gibi yönetilmelidir. Eğer Ünal Aysal'da da spor kulübü yönetme vasfı yoksa mutlaka bu işin uzmanı idareciler bulup profesyonel bir ekip kurmalıdır.

25 Mart 2011 Cuma

Kara Delik / Hagi de Gitti... Yaşasın Bülent Ünder...

Kaç gündür ha gönderildi ha gönderilecek derken, nihayet Gheorhge Hagi'nin görevine son verildi Galatasaray'ın muhterem yönetimi tarafından. Yararlı olamıyordu. Hatalar yapıyordu. İnsan yönetiminde sıkıntısı vardı. Bunlar tamam.

Bir de herkesin diline pelesenk olan başka bir şey var: Bu yönetim anlayışıyla kim başarılı olabilir?

Evet, belki herkes aynı şeyi söylüyor. Ancak doğruya doğru... Bu anlayışla kim başarılı olabilirdi ki? Skibbe gibi bir öğretmen geldi ve gönderildi. Feldkamp gibi bir sistem kurucusu geldi ve gitti. Bülent Korkmaz gibi bir kulüp efsanesi geldi ve gitti. Rijkaard gibi dünyaca kabul edilmiş ve kendisini ispat etmiş bir teknik adam geldi ve gitti. Hagi gibi, hem dünyaca saygı gören hem de kulübün en büyük efsanelerinden biri geldi...

Ve bugün o da gitti...

Gördüğünüz gibi her tarz denenmiş. Yaşlı, genç, disiplinli, dünya yıldızı... Hepsi gelmiş ama hiçbiri yeterince çalışamamış. Gerekli şartlar hiçbirine sunulmamış. Sorunun yönetimde olduğunu biz yazmaktan, okumaktan bıktık. Gerçekten bıktık ama yönetim bıkmadı...

Şimdi Hagi'nin yerine Bülent Ünder'in geldiği söyleniyor. Sezon sonunda o da gidecek :)

Hagi'nin gidişi üzdü açıkçası. Hoş, onun açısından bakınca bu berbat yönetim anlayışından kurtulmuş olması sevindirici. Bu zorlu ortamda sorumluluk aldığı için de büyüklüğüne büyüklük katıldı benim gözümde.

Bülent Ünder'e gelecek olursak, onun da bu kulüpte en çok hakkı verilmeyenlerden biri olduğunu söyleyerek işe başlayabiliriz. Futbolseverlerin çoğu belki onun ismini bilir ama meziyetlerinin bir çoğunu bilmez. Hoş, seneye bu takımın başında olmayacak ama yine de en önemli özelliğinden bahsedelim biraz. Bülent Ünder, müthiş bir analiz yeteneğine sahip, futbolu çok iyi bilen ve Galatasaray'da teknik kadroda her zaman bulunması gereken bir isimdir. Özellikle Fatih Terim'in ilk döneminde kendisinden layığıyla faydalanılmıştır ancak sonrasında belki kulüp, belki de kendisi farklı seçimlerden yana tercih kullanmıştır. Oyunu müthiş okur Bülent Ünder. Zaten Fatih Terim döneminde yanlış hatırlamıyorsam bir sonraki rakibi izleyip analiz etme görevi ona aitti. Şimdi bu futbol bilgisiyle sezon sonuna kadar görevde olacak.

Bu arada Hagi'yle birlikte yardımcısı Bogdan Vintila ve kondisyoner Giovanni Melchiorre'nin de görevine son verildi. Peki ya Nezih Ali Boloğlu? O dimdik duruyor yerinde halen :) Mazallah Nezih Ali kovulursa Galatasaray kalecileri çok gol yerler değil mi?

23 Mart 2011 Çarşamba

Avrupa'nın Kralları...

Hazır Avrupa liglerine milli maç arası verilmişken şöyle kabaca bir gol krallarına bakalım dedim. Gol kralları ve takımlarının bu seneki performanslarını karşılaştırınca bazı oyuncuların daha çok bireysel olarak sıyrıldığını ve bu başarılarının, takımlarının genel durumuna pek yansımadığını görüyoruz. Ancak kimisi de direkt olarak takımını başarıya koşturmuş. Yani bu konuda bir genelleme yapmak çok zor.

İngiltere Premier Lig'de şu anda gol krallığı koltuğunda Dimitar Berbatov oturuyor. Bulgar oyuncu, 20 gol bulmuş ve takımı Manchester United ligin zirvesinde. Berbatov'un en önemli özelliği toptancı oluşu. Attığı gollerin haftalara dağılımı pek homojen değil. Mesela 3-4 hafta üst üste golleri sıralıyor. Arada hat-trick yapıyor. Hatta 7-1'lik Blackburn maçında 5 gol birden atmış. Bazen de uzun süre gol bulamıyor. Mesela son 6 haftada yalnızca 1 gol atabilmiş. Onu da son oynanan Bolton Wanderers maçında atabilmiş.

İspanya La Liga'da gol krallığının zirvesinde iki isim var. Kolayca tahmin edebileceğiniz gibi bu isimler Messi ve Cristiano Ronaldo. İki oyuncunun da gol sayısı 27. İki oyuncu da son maçlarda biraz durulmuş. Gösterdikleri performanslarla da takımlarını zirveye taşımışlar. Onlar hakkında fazla da yoruma gerek yok. Takımlarına ve lige etkileri herkesin malumu...

İtalya Serie A'nın kralı 25 gollü Antonio Di Natale... Yaşlı golcüler için altın madeni niteliğindeki Serie A, özellikle son iki sezondur Di Natale'yi de itinayla parlatıyor. Udineseli oyuncu, normalde orta sıralarda yer almaya alışmış olan takımının bu sezon üst sıralarda yer almasında ve hatta önümüzdeki sezon belki de Şampiyonlar Ligi'nde yer alacak olmasına golleriyle büyük katkı yapıyor. 33 yaşındaki Di Natale, özellikle ligin ilk yarısının ortalarından sonra form tutmuş ve büyük bir istikrarla atmaya devam ediyor.

Bundesliga'danın kralı ise 19 gollü Mario Gomez. Bayern Münih bu sezon aradığını pek de bulamadı ancak Mario Gomez, ligin 8. haftasında başladığı gol serisine itinayla devam ediyor. Takım biraz olsun toparlandıysa ve tarihi bir hezimetle karşı karşıya kalmadıysa bunda Mario Gomez'in payı büyük.

Fransa Ligue 1'de gol krallığının tepesinde Moussa Sow ismini görüyoruz. Ligue 1 gibi 12-13 golle kral olunabilinen bir ligde şimdiden 19 gole ulaşan Sow, takımı Lille'in de liderlik koltuğuna oturmasını sağlamış durumda. Sow'un bir özelliği de bir parlayıp bir sönenlerden olmaması. Gollerin haftalara göre dağılımı gayet istikrarlı.

Portekiz liginde açık farkla lider olan Porto'nun golcüsü Hulk da gol krallığında açık farkla lider durmda. 20 gollü Hulk, en yakın rakibine 7 gollük bir fark atmış durumda. Hulk, hemen hemen her hafta fileleri havalandırmış.

Fransa'nın tam tersi bir durum, bu sezon Hollanda'da yaşanıyor. Normalde 30-35 gollü krallar çıkaran Hollanda ligi gol krallığının şimdilik zirvesindeki isim, ligin orta sıra takımlarından NEC Nijmegen'in golcüsü Björn Vleminckx. 18 gollü Belçikalı, belki de gösterdiği performans ve kazandırdığı puanlarla takımının düşme potasında olmasını engellemiş gibi görünüyor.

Gelelim bize... Süper Lig gol kralı, malumunuz üzere Alex de Souza. Brezilyalı, attığı 19 golle takımının ligde şampiyonluğu kovalamasında en büyük pay sahibi olurken, bir de diğer gol krallarında olmayan bir özelliğiyle öne çıkmış ve yaptığı 11 asistle skora endirekt olarak da büyük bir katkı yapmış. Yaş 33 ama Alex de her geçen sene daha etkili...

22 Mart 2011 Salı

Skibbe Gitti Daum Geldi...

Eintracht Frankfurt, bugün ilginç gelişmelere sahne oluyor. Kulüpten yapılan açıklamaya göre teknik direktör Michael Skibbe'nin görevine son verilirken, yerine Christoph Daum getirilmiş. İkisi de bizim için tanıdık isimler. Türkiye'yle bağı olan teknik direktörlerle çalışıyor Eintracht Frankfurt. Seneye de Thomas Doll ya da Ralf Zumdick göreve gelir mi acaba?

Daum'un geçtiğimiz hafta Almanya'daki teknik direktör sirkülasyonuyla ilgili yaptığı açıklamalar böylece sonuç vermiş oldu. Bu arada Daum'la yapılan anlaşma sadece sezon sonuna kadar. Sonra tekrar oturup konuşacaklar. Takım, şu anda küme düşme hattının sadece 3 puan üzerinde. Daum'un Türkiye opsiyonu halen geçerli yorumunu yapabiliriz buradan. Acaba arada Skibbe de bu taraflara bir geri dönüş yapar mı? Bu da ayrı bir soru...

Kategoriler

201 afrika uluslar kupası 2010 dünya kupası 2014 dünya kupası a milli takım a2 ligi abdul kader keita abdullah avcı adana demirspor adanaspor adnan polat adriano ajax akhisarspor alanyaspor alex de souza alexis sanchez ali sami yen stadı almanya alpaslan dikmen altay amerika birleşik devletleri andre santos andrea pirlo ankaragücü ankaraspor anket antalyaspor arda turan arjantin arsenal arsene wenger as monaco atınç nukan atletico madrid aurelien chedjou avustralya aydın karabulut aykut erçetin aykut kocaman azerbaycan aziz yıldırım ballon d'or bank asya 1. lig barcelona başakşehir batuhan altıntaş batuhan karadeniz bayer leverkusen bayern münih bekir irtegün belçika benfica bertul kocabaş beşiktaş Beşiktaş ve City blogtivi bogdan stancu bolton wanderers boluspor borussia dortmund bosna hersek braga brezilya bucaspor bundesliga burkina faso bursaspor bülent ataman bülent korkmaz bülent uygun bülent ünder caner erkin celal kıbrızlı celtic cem sultan cesc fabregas ceyhun eriş ceyhun gülselam cezayir championship chelsea christoph daum claudio bravo claudio caniggia claudio pizarro claudio taffarel copa america corinthians cristiano ronaldo cska moskova cüneyt çakır çaykur rizespor daniel güiza danimarka david villa deniz kadah denizlispor deportivo la coruna didier drogba didier zokora diego maradona dirk kuijt diyarbakırspor doğaüstü futbol gerçekleri dunga dynamo dresden egemen korkmaz eintracht frankfurt elano elazığspor elvir baliç emiliano insua emmanuel emenike emre can erdoğan arıca eskişehirspor euro 2012 euro 2016 fabio bilica fanzin faryd ali mondragon fatih terim fc sion fc twente felipe melo fenerbahçe fernando muslera ferudun tankut fifa fildişi sahili formalar frank lampard frank rijkaard fransa franz beckebauer futbol sandığı galatasaray gana gaziantepspor gençlerbirliği genoa getafe gheorghe hagi giampaolo pozzo gine gino pozzo glasgow rangers gökhan inler gökhan töre gökhan ünal göztepe granada greuther fürth guillermo ochoa gurbetçi futbolcular guti guus hiddink güncel güney afrika güny kore güvenç kurtar haftanın ardından hakan arıkan hakan çalhanoğlu hakan şükür hakemler hamburg hamit altıntop hannover 96 harry kewell hasan kabze hayrettin demirbaş hertha berlin hırvatistan hikmet karaman hollanda honduras hugo almeida ibb ibrahim üzülmez ibrahima yattara iddaa ilkay gündoğan inceleme incleme ingiltere inter irlanda cumhuriyeti ispanya istanbulspor isveç isviçre italya ivica olic j-league japonya jerry akaminko johan elmander jose mourinho jupp heynckes juventus jürgen klopp kadir has stadı kamerun kardemir karabükspor karlsruhe karşıyaka kasımpaşaspor kasper hjulmand kayserispor keylor navas kıymeti bilinmeyenler kocaelispor kolombiya konyaspor kosta rika kulüpler birliği la liga lazio lefter küçükandonyadis leipzig lens ligue 1 lionel messi liverpool livorno lokomotif moskova lomana lualua los galacticos lucas neill lugano lyon maç öncesi maç yorumu mahmut özgener mainz mali mamadou niang manchester city manchester united manisaspor mario balotelli mario götze marius alexe marsilya martin palermo mateja kezman medhi benatia mehmet ali aydınlar mehmet ekici meksika melih gökçek mersin idman yurdu mert günok mesut bakkal mesut özil metin diyadin metin oktay metin tekin mevlüt erdinç mhk michael owen michael skibbe milan milan baros miroslav klose muhammed demirci muhammet reis mustafa denizli mustafa yücedağ nadir çiftçi napoli necati ateş necip uysal newcastle united nicolas anelka nijerya nostalji notts county nuri şahin nürnberg oğuz çetin oğuz sarvan oğuzhan özyakup olcan adın olympiakos orduspor orhan şam osc lille oscar cordoba ömer toprak panathinaikos paok paraguay pep guardiola pierre webo portekiz porto portsmouth premier league premier lig psg ptt 1.lig radamel falcao rafael benitez rais m'bolhi raymond domenech real madrid real sociedad rıdvan dilmen ricardo quaresma rigobert song river plate robert lewandowski roberto carlos robinson zapata roma romario ronaldinho ronaldo rosenborg sabri sarıoğlu sakıp özberk samet aybaba samir handanovic sampdoria samsunspor schalke 04 selçuk inan selçuk şahin semih şentürk senegal sercan sararer serdal adalı sergen yalçın serie a servet çetin sezer öztürk shakhtar donetsk sırbistan simao sabrosa simon kuper simon zenke sinan bolat sinan engin sivasspor slaven bilic slovakya slovenya spor basını sportivi st etienne stefan scepovic stoke city stsl stuttgart süleyman koç süper final şampiyonlar ligi şenol güneş şili tayfun korkut temur ketsbaia tff thierry henry tim howard tim krul tolgay arslan tolunay kafkas tottenham hotspur toulouse trabzonspor transfer tsg 1899 hoffenheim tsl tugay kerimoğlu tunus türk telekom arena twitter u20 udinese uefa uefa avrupa ligi ufuk ceylan unutulmaz ikililer uruguay ümit karan ümit kayıhan ünal aysal valencia vfl wolfsburg villarreal vincent enyeama volkan şen watford wayne rooney werder bremen wesley sneijder yekta kurtuluş yeni zelanda yeşil burun adaları yıldırım demirören yılmaz vural yunanistan yunanistan süper ligi yusuf şimşek yücel ildiz zenit ziraat türkiye kupası ziya doğan zlatan ibrahimovic zoran simovic zvjezdan misimovic

LinkWithin

Related Posts with Thumbnails