19 Temmuz 2011 Salı

Somut Adımlar / Süper Kupa Ertelendi


Bugün şike soruşturması ve Türkiye'de futbolun geleceğiyle ilgili enteresan işler oldu. Günün en önemli gelişmesi, hiç şüphesiz ki TFF Başkanı Mehmet Ali Aydınlar tarafından Süper Kupa maçının ertelenmesiyle ilgili yapılan açıklama oldu. Doğru bir karar. Çok kısa bir süre önce "Süper Kupa maçı oynanacak, lig de zamanında başlayacak" şeklinde "zamansız ve yersiz" bir açıklama yapmıştı oysaki Mehmet Ali Aydınlar... Bugün, gelecek belgelerin ışığında ligin başlamasının da sarkabileceğini belirterek bir nevi U dönüşü yapmış oldu. Öyle ya da böyle doğruyu bulması güzel.

Bu doğruların bulunmasındaki (en azından doğruların bulunma sürecinin hızlanmasında) en önemli etkenlerden biri de hiç şüphesiz ki Lütfi Arıboğan'ın dün UEFA yetkilileriyle yaptığı toplantı ve toplantı sonrası UEFA tarafından yapılan açıklamaydı. Aslında TFF yetkilileri de dahil birçok kişi bu açıklamayı "doğru yoldayız, UEFA da bizi destekliyor" şeklinde yorumlasalar da, durum aslında sanıldığından da ciddiydi. UEFA, açıklamada "TFF'nin gerekeni en hızlı şekilde yapacağına olan inancından" bahsetmişti açık bir şekilde. Bu, bir destekten çok, "artık elinizi çabuk tutun kardeşim" mesajıydı ve bu mesaj da aslında gayet net alındı. Sadece kamuoyuna böyle yansıtılmadı. Görüşme esnasında da muhtemelen Lütfi Arıboğan'a "Artık bir karar almanız lazım. Hiçbir şey olmamış gibi davranamazsınız" uyarısı yapılmıştır diye tahmin ediyorum.

TFF'nin bugünkü kararlarının ardından Fenerbahçe cephesinde de doğal olarak bazı hareketlenmeler oldu. Kulüpten birtakım açıklamalar yapıldı. Ardından kulüp yöneticileri TFF'yi ziyaret etti vs. Tabii ki süreç hakkında bilgi sahibi olmak istiyorlar. Ancak Fenerbahçe'den yapılan açıklama, biraz daha soğukkanlı olmalıydı diyebilirim. Unutulan bir şey var. Süper Kupa'nın ertelenmesi ve liglerin geç başlaması demek, asla Fenerbahçe'nin ya da Beşiktaş'ın suçlu bulunduğu anlamına gelmiyor. Aksine, daha sonra ortaya çıkacak ve durumu daha da çıkmaza sürükleme potansiyeli taşıyan gelişmelere karşı şu dönemde en iyi alternatif bu organizasyonları ertelemek olacaktır. Bunu daha önce de yazmıştım burada. Ve hatta birçok kişi de defalarca üzerinde durdu. Lig normal zamanında başlasa ve Fenerbahçe'nin suçlu olduğu 8-10 hafta sonra ortaya çıksa ne olacak? Fenerbahçe (ya da suçlu bulunan hangi kulüp olursa) boşuna bir sene kaybetmiş olmayacak mı? Eğer bir karar alınacaksa doğru düzgün bilgiler ışığında, adam akıllı yorumlanarak alınmalı. Belgelerin yarından itibaren TFF'yle paylaşılacak olması çok doğru bir hareket. Zaman geçtikçe sürece zarar geliyordu. Daha fazla gecikilmemesi iyi olmuş.

Günün ilginç gelişmelerinden bir diğeri ise İbrahim Akın'la alakalı. İbrahim Akın, tüm suçlamaları kabul ettiği ifadesini bugün reddetmiş. "Şike yapmamıştım. Tutuklanmayacağımı söyledikleri için suçlamaları kabul ettim" minvalinde bir şeyler söylemiş. Hakikaten ilginç. "Ben dolandırıcılık yapmadım ama hapse girmemek için dolandırıcılık yaptım" demiş resmen. Aferin İbrahim'e :)

Temiz kalmayı istemek, benim hakkım!..

Futbolu izlemek büyük bir keyiftir elbet ama kim, nerede, kaç liraya ve hangi şartlar altında izliyor bunu bazen insanın kendisine hatırlatması gerek. Ha, hatırlatmazsa ne olur, birlikte bakalım ve izin verin bir de ben gerekeni yapayım.

Öncelikle birileri şike yapar ve o birileri Metris'te bile olsa daha çok kazanmaya devam eder,

medya gereken alt yapıyı hazırlar ve cahillerine altın tepside ikramda bulunur,

bu defa kadife ellerle kurulmuş olan kurguya bir de ikinci dalga eklenir, ki burada esas amaç; yurdum cahiline, 'sonraki dalgalar için hazırlıklı olun' mesajını vermektir ve yine cahille orantılı olarak pek tabi başarılı da olunulur,

tam üçüncü dalga başlayacak derken Türk insanının bile itibar etmekten ürker olduğu TFF'ye, UEFA güvendiğini açıklar,

her köşe başında komplo teorileri üretilirken dolmuş şöförü de ağzına geleni söylemeye başlar, ki bunları aslında duymak dahi istemezsin,

bir yandan marabası, köylüsü ve kasabalısı duymaya devam eder ama asla yorumlayamayacaktır ve sonuç: "iki ucu birbirine benzer pis, içinden çıkılamaz bir değnek!"

Gidip formasını alıp, cebimdeki parayı o takım elbiselilerin cebine koymaktansa; çok sevdiğim ama artık bir o kadar da şüphe ettiğim takımım Fenerbahçe'yi, bana ihanet ettiği için ve yüzümü öne eğdirdiği için gönül rahatlığıyla bırakırım, oralı bile olmam!

Temiz kalmayı istemek, benim hakkım!..

17 Temmuz 2011 Pazar

Galatasaray 2011-2012 Sezonu Formaları


Galatasaray'ın önümüzdeki sezon kullanacağı formaların lansmanı bugün yapıldı. Adidas'la geçen yılların ardından kulübün Nike ile anlaşması taraftarı beklentiye sokmuştu ancak bu beklentinin tam olarak karşılanamadığını söyleyebiliriz.

Formalar zaten birkaç aydır az çok tahmin ediliyordu. Hatta birkaç yerde çok da net olmayan bazı fotoğraflar paylaşılmış ve dizaynların ana hatları hakkında fikirler edinilmişti. Nike ile yapılan anlaşmadan bugünkü lansmana kadar çok fazla süre olmadığı için özel dizayn yerine katalog formaları kullanıldığı söyleniyor. Benim bildiğim, nereden bakılsa 3-4 aylık bir süre vardı forma dizaynı için. Tabii ki bu tarz özel dizayn için ne kadar zaman gerekir, bu işin hazırlık süreci nedir bilemediğim için kesin bir yorum yapamayacağım ancak katalog ürünlere kalmak çok hoş olmadı Galatasaray açısından. Ayrıca GS Store'lara giden bazı taraftarlar, formaların çok kalitesiz olduğundan bahsediyor. Hatta aslına uygun çakma formalara benzediğine dair yorumlar var. Umarım o kadar ciddi bir durum yoktur.

Üç çeşit forma tanıtıldı bugün. İlki, dünya yıkılsa Galatasaray forma kreasyonu içinde mutlaka en tepede yer alması gereken parçalı forma. Parçalı forma iyi hoş da, üç senedir sarıyla kırmızının yerleri neden değiştirilir anlayamıyorum. Şu bir gerçek ki, Galatasaray'ın orijinal parçalısında armanın olduğu sol taraf kırmızı, sağ taraf sarıdır. Hoş, şekle çok da takılma yanlısı değilim ancak dünya üzerinde parçalı forma giyen belli başlı takımlarda renklerin yerini değiştiren bir tek Galatasaray var sanırım. Tasarım olarak sade ve kabul edilebilir bir parçalı olduğunu söyleyebiliriz ancak Türk Telekom reklamı beyaz, Nike logosu siyah, Avea reklamı siyah... Böyle biraz garip olmuş açıkçası. Burada bir bütünlük olabilirdi, ki bu sorun tüm formalarda var aslında. En azından parçalı formanın beyaz şortla giyilecek olması durumu biraz düzeltiyor. En çok satılacak olan forma bu olacaktır. Mükemmel diyemeyiz ama fena da sayılmaz. 100 üzerinen 65'lik bir dizayn diyelim.

İkinci forma, düz sarı renk olarak piyasaya çıkarıldı. 1992-93 sezonunda giyilen, önünde Show TV reklamı olan düz sarı formayı ne kadar özlediğimizi söylemeye gerek yok. Bugün onun bir benzerini gördük. Öndeki Türk Telekom reklamı siyah yerine kırmızı olmalıydı. Onun dışında "sarı forma şöyle olmalıydı" diye gösterebileceğimiz bir örnek yok. Bu forma benim gözümde 100 üzerinden 90'lıktır. Ki 10 puanı da Türk Telekom yazısının siyah olmasından dolayı kırdım.

Son forma ise siyah forma. Bu seneki tasarımların en başarısız olanı bu bana göre. Siyah üzerine yandan kırmızı şeritler geçiyor. Gençlerbirliği ya da Gaziantepspor için iyi bir seçim olabilirdi ancak Galatasaray'a gitmemiş. Keşke sarı da kullanılsaydı. Türk Telekom reklamı da beyazla yazılmış. En azından bu sarı olabilirdi. Siyah formanın tek güzel yanı yakası. Yakanın hatırına 100 üzerinden 25 diyebiliriz.

Sonuç olarak, ilk senenin hatası olmaz diyerek geçiştireceğiz belli ki. Seneye beklentiler daha büyük. Bu formalardan birini alacaksam tabii ki o da parçalı olacaktır.

14 Temmuz 2011 Perşembe

Fenerbahçe 2011-2012 Sezonu Formaları

Gündemin boğuculuğu mevsimin boğuculuğunu ezerken Fenerbahçe de ani bir kararla formalarını görücüye çıkarmış. Web üzerinden ön siparişle satışlara bile başlanmış. Genel itibariyle bakılınca formalarda aynı kalıp üzerine farklı çizimlerle karşılaşıyoruz. Ben bir Galatasaraylı olarak çubuklu forma ve sarı formayı başarılı buldum. Bütün formalarda olan bir sorun var ancak bana göre. Logo ve Türk bayrağının arası biraz fazla açık tutulmuş. Gerçi bilemem, belki göz alıştıkça daha hoş gelir. Tabii asıl önemli olan fikir Fenerbahçelilerin fikirleri, ki Gelipartt da burada forma konusunu irdeler diye düşünüyorum.

Çubuklu forma, klasik anlayışın dışına pek taşmadan hazırlanmış. Göz tırmalayan bir detay yok. Bence gayet de güzel olmuş. Satışlarda en tepede yer alacak olan forma budur herhalde.

Çubuklu formadan sonraki en güzel forma budur bana göre. Bu sene bolca tercih edileceğini düşünüyorum maçlarda. Taraftar da muhtemelen bu formaya ilgi gösterecektir. Zorlama detaylar yok. Çok ekstra bir güzelliği de yok. Sade ve hoş...

Fenerbahçe'nin senelerdir takip ettiği Brezilya tarzı, bu sene yerini Arjantin'e bırakmış gibi duruyor. Alex ve tayfası bu işe ne der bilmiyorum ancak fena da bir fikir değil aslında (Hoş, bu formayı da Alex tanıtmış). Arjantin renkleriyle forma yapma fikri fena değil ama tasarım bana göre sınıfta kalmış. Daha iyisi olabilirdi/olmalıydı.

İşte bu formayı hiç beğenmedim. Muhtemelen sezon içinde de çok kullanılacağını sanmıyorum. Kollarda kullanılan sarı tonu, geçtiğimiz senelerde düz renk formalardan birinde kullanılmıştı yanlış hatırlamıyorsam. Formanın gövde kısmında da o sarı tonuyla lacivert karıştırılmış ve ilginç bir renk elde edilmiş. Biraz kasvetli bir görüntüsü var bana göre. Her sene her takımda olan kötü forma kontenjanının bu sene Fenerbahçe adına favorisi bana göre bu formadır.

Bu da kaleci forması. Açıkçası bu rengi de çok tutmadım. Muhtemelen bu tasarımın farklı renk alternatifleri de mevcuttur. Ortalama bir kaleci forması olmuş. Ne iyi ne kötü...

13 Temmuz 2011 Çarşamba

"Bu Ateş Üfleyerek Sönmez" / Ünal Aysal'ın Açıklamaları ve Tepkiler Üzerine


Son 10 günümüzü yiyen bitiren şike operasyonuyla ilgili, dün akşam saatlerinde Galatasaray başkanı Ünal Aysal tarafından bir açıklama yapıldı. Bu açıklama, her yerde iki cümlesi vurgulanarak yayınlandı, ki açıklamadaki genel içeriği anlatmak için seçilebilecek en doğru cümleler de herhalde bunlardı.

"Bu ateş üfleyerek sönmez. Çözüm zamana yayılamaz."

Türk futbolunun içinde bulunduğu durumu ve TFF'nin bu duruma karşı kayıtsız tavrını en iyi özetleyen sözler bunlar aslında. Devamında da "gerekirse ligler geç başlatılmalı" deniyor. Ki bu da isabetli ve saygı duyulası bir öneri.

Peki ne oluyor da ligdeki hemen hemen tüm kulüplerin yönetimleri Ünal Aysal'ın yaptığı bu açıklamaya tepki gösteriyor ve hatta TFF Ünal Aysal'ı Disiplin Kurulu'na göndermekle tehdit ediyor? Bunun mantıklı izahı nedir? Ne kadar mantıklı bilmiyorum ancak bir izahı mutlaka var: Para... Bugün, Kulüpler Birliği'nden yapılan açıklama ve bu açıklama doğrultusunda TFF Başkanı Mehmet Ali Aydınlar'ın iki gün önce söylediklerindeki ana kaygı, hepimizin de tahmin ettiği gibi ligin değerinin düşmesi ve sonuç olarak kulüplere giden paranın azalması...

Kulüplerin böyle bir kaygı içinde bulunmasını normal karşılıyorum ancak çözüm önerilerini biraz da pisliği halının altına süpürmek olarak görüyorum. Ancak yanlış anlaşılmasın. Pisliği halının altına süpürmek tabiriyle kastettiğim şey asla ve asla Fenerbahçe'nin şike yaptığı ve şikeye rağmen ceza almadığıyla ilgili bir gönderme değil. Kastettiğim, şu anda ortam bu kadar bulanıkken liglerin hiçbir şey olmamış gibi başlatılmak istenmesi. Kaldı ki, Ünal Aysal'ın açıklaması da bu yönde. Bazı sivrizekalılar tarafından bu açıklama "Fenerbahçe düşürülsün" şeklinde anlaşıldı muhakkak ancak genel itibariyle gerçekten futbolu seven ve bu işten temiz bir şekilde çıkılmasını isteyenlerin, kelimelerin altındaki kaygıyı anlamış olduklarını tahmin ediyorum. Bir de Fenerbahçe'nin, Ünal Aysal hakkında "güven bunalımı yaratıyor" şeklindeki bir açıklaması var, ki trajikomik bir durum. En üst düzey iki yöneticisi şike şüphelisi olarak üzerlerinde silinmez bir şaibeyle cezaevinde yatarken güvenden bahsetmek için doğru zaman değil diye düşünüyorum.

Şimdi ufak bir kurgu yapalım. Diyelim ki lig başladı. Hiçbir takım da küme düşme cezası almadı ve ilk 6-7 hafta oynandı. Ardından iddianame sunuldu ve (farzedelim) Fenerbahçe'nin küme düşürülmesini gerektirecek deliller ortaya kondu. TFF'nin o an yapacağı şey, aynı iki sene önce Ankaraspor'a olduğu gibi Fenerbahçe'nin sezon boyunca boş geçmesi ve bir sonraki sezon Bank Asya 1. Lig'de maçlarını oynamasını sağlayacak kararı almak olacaktır. Dolayısıyla Fenerbahçe (ya da cezayı alan hangi kulüp olursa olsun) en az bir değil, iki sene kaybedecektir. Oysa lig birkaç hafta (en azından iddianame sunulana kadar) ertelense belki bu tarz kayıplar minimuma indirgenebilir. İşte güzel ülkemin sözümona kulüp yöneticileri bunları hesaba katmayıp anlık önlemlerle günü kurtarma yoluna gitmektedirler. Yaptıkları şey, (şikenin gerçekleştiğini varsayarsak) ceza alacak kulüplere iyilik yapmak değil, aksine kötülük yapmaktır. Ancak herkes mevzuyu işine geldiği gibi algılamak istediği için de bunlar konuşulmamaktadır. Tam da bu yüzden, Ünal Aysal'ın açıklamalarına sahip çıkılması gerekirken, tepki gösterilmekte ve hatta Aysal TFF tarafından tehdit edilmektedir. Ünal Aysal ortalığı germemiş, bilakis göte göt deme cesaretini göstermiştir. Ayrıca, TFF'nin şu anda bir şüpheli olarak cezaevinde bulunan Mecnun Otyakmaz'ın kulüp başkanlarına gönderdiği mektubu üzerinde TFF anteti bulunan bir zarfla sunmasının açıklamasını kim, nasıl yapabilir, bunu da çok merak ediyorum...

Ayrıca Fenerbahçe taraftarına sormak lazım. İki sene önce Fenerbahçe'ye PKK benzetmesi yapmış olan İlhan Cavcav'ın gerçekten de Fenerbahçe'nin iyiliğini isteyebileceğini düşünebiliyor musunuz? Acaba Cavcav gerçekten Türk futbolunun menfaatini mi düşünüyor yoksa kendi kulübüyle ilgili kaygılarından dolayı Fenerbahçe'yi uçurumun kenarında mı gezdiriyor. Yarın yukarıdaki senaryo gerçekleşirse Cavcav ve diğer kulüp yöneticileri bunun hesabını nasıl verecek? En başta koyu Fenerbahçeli Mehmet Ali Aydınlar bunun hesabını nasıl verecek?

Gelelim Galatasaray'a. Ünal Aysal'ın açıklamasını beğendik ama Galatasaray'da da tutarsızlık yok değil. Sonuç olarak Kulüpler Birliği o saçma açıklamayı yaparken orada ikinci başkan Ali Dürüst de vardı. Ali Dürüst, kulüp tarafından bir şekilde yetkilendirilerek oraya gitmişti ve Cavcav'ın okuduğu metnin altında imzası vardı. Bir gün önce Ali Dürüst'ün de altında imzasının bulunduğu bir açıklamaya 180 derece ters bir açıklamanın Ünal Aysal tarafından yapılmış olması, Galatasaray yönetimindeki sıkıntıyı ve organizasyon bozukluğunu gözler önüne seriyor. İlk günden söylediklerimin gerçekleşiyor olması da beni korkutmuyor değil. Ünal Aysal, genel olarak mantıklı konuşan bir başkan adayıydı ve başkan seçildikten sonra da özgüven içeren açıklamalar yaptı. Ancak etrafındaki hiçbir isim beni tatmin etmedi. Ne Ali Dürüst, ne Abdurrahim Albayrak ne de Refik Arkan gibi isimler Galatasaray'a fayda getirebilecek isimlerdi. Bu isimlerin yetersizlikleri, Ünal Aysal'ı da zor durumda bırakıyor bugün. Keşke daha doğru seçimler yapabilseydi, keşke Ünal Aysal daha doğru yönlendirilseydi.

11 Temmuz 2011 Pazartesi

Gervinho Arsenal'de, Gökhan İnler Napoli'de

Arsenal uzun uğraşlar sonucunda Gervinho'yu renklerine bağladı. Arsene Wenger'in açıklamasıyla transfer resmiyet kazandı. İki kanatta ve forvette oynayabiliyor yetenekli oyuncu. Çok süratli ve teknik. Arshavin ve Bendtner'den boşalacak hücum hattı için çok ideal bir transfer. Wenger'in bir diğer açıklaması da Nasri ve Fabregas'ın takımda kalacağı yönündeydi. Arsenal böylece önemli bir aşama kaydetmiş oldu. Liverpool, United, City ve Tottenham bu kadar hızlı girmişken piyasaya; Arsenal'in kadrosunu korumayı başarması ve iyi takviyeler yapması önümüzdeki sezon için heyecan verici...

Bir diğer beklenen transfer de İtalya'da gerçekleşti. Gökhan Inler Napoli'ye imzayı attı. Yetenekli orta saha oyuncusu, Napoli'de eksik olan orta saha direncini arttıracaktır. Hamsik de takımda kalırsa gelecek sezon Şampiyonlar Ligi'nde de sürpriz yapabilir Napoli...

10 Temmuz 2011 Pazar

Aziz Yıldırım'ın Tutuklanması Üzerine


Taraftarı olduğumuz kulübün, önemli işler yapmış başkanı Aziz Yıldırım herkesin malumu olduğu üzere bugün itibariyle tutuklandı. Açıkçası sağlık sorunlarından dolayı tutuksuz yargılanmasını ummadım değil. Mahkeme gözünün yaşına bakmamış başkanın ve başkan artık içeride.

Süreç sonunda kimin neyi ne kadar yaptığı ortaya çıkar, herkes cezasını çeker. Çekmelidir de bunu sürekli yazdık. Kulübü ilgilendirecek kısımlara geçelim, beni ilgilendiren kısmı orası bir taraftar olarak.

Bir değerlendirme yapıldı zaten blogumuzda ama Fenerbahçeli olarak kayıtsız kalamıyor insan, bir de kendi düşüncelerini yazmak istiyor. Şu an itibariyle Digiturk'te kanalları gezinirkern Fb Tv'de sürekli olarak Aziz Yıldırım'ın ne denli büyük bir sevdayla Fenerbahçe'ye bağlı olduğu bir klip, taraftarların Topuk Yaylası ziyareti, Selçuk Şahin'in röportaj veremeyecek kadar duygulandığı anlar gösteriliyor. Dedik ya Fenerbahçeliyiz diye. İçimiz şişiyor. Elden hiçbir şey gelmiyor. Üzülüyoruz.

Mecburen kanal değiştiriyorum. Bir ileri basıyorum. Lig Tv. Unutulmaz maçlar. Fenerbahçe - Galatasaray maçı. 6 Kasım'daki. Şu an durum 2-0. O günü hatırlıyorum. Maçı izleyecek yer bulamamıştım. Her yer doluydu. Bir cafe'nin televizyonuna çok uzaklardan bakabiliyordum ancak. Stad yanıyordu. Bir şeyler olacağı belliydi. 6 oldu. Sevinemiyordum bile. Azalan verimler kanunu gibi bir şey. 1-2 yükselişe geçiyorsun, 3-4 zirve, 5'te düşmeye başlıyorsun, 6 olunca bundan sonrasının zevk vermeyeceğini biliyorsun. Her neyse. O günkü sevinci yaşatan takım, bugün ise çaresiz bırakıyor bizleri.

Biz burada bir şeyleri değerlendirirken hayatın diğer unsurlarını göz ardı etmemeye özen gösteriyoruz hep. Futbol konuşuyoruz ama futbolu etkileyen veya futbolun etkilediği tüm faktörleri değerlendiriyoruz. Eksik bırakıyoruzdur elbette ama klişelerden fazlasını yaptığımızı ve her şeyin göründüğü gibi olmadığının farkında olduğumuzu düşünüyorum.

Bu şike meselesine de hep böyle yaklaştık burada. Ay ne güzel, futbol temizlenecek, Fener zaten hep şikeciydi, Aziz pislikti, diğerleri temiz, canım yargı, gülüm hükumet demedik. Ne Fenerlisi, ne Galatasaraylısı böyle yaklaşmadık olan bitene. Aklımızı ve vicdanımızı, hırslarımıza satmadık kısacası...

Yine bunların ışığında bir değerlendirme yapmak gerekirse; Fenerbahçe'nin şike veya teşvik primi gibi çirkinliklere bulaşıp bulaşmadığını bugünden kestiremediğimi belirtmek isterim. Bunu Fenerbahçeliliğimle söylemiyorum. Aziz Yıldırım'ın iddia edilen suçu silahlı örgüt kurmak ve bu örgütü yönetmek. Var ya da yok çıkar ortaya. Ama şunu söylemeliyim. Emenike ve Sezer'in serbest bırakılmasının ardından şike veya teşvikin nasıl yapıldığını anlayamıyorum.

Bu oyuncular serbest kaldıysa elimizde iki maç kalıyor şaibeli olduğu söylenen. Eskişehir - Trabzon maçında teşvik primi verildiği, Sivasspor - Fenerbahçe maçında da şike yapıldığı iddia ediliyor anladığım kadarıyla. Diyelim ki bu ithamlar gerçek. Eskişehirspor maçındaki teşvik primi Bülent Uygun ve Ümit Karan'a mı verildi yani? Ee ne dedi adamlar oyunculara? Yenileceksiniz biz paramızı aldık mı? Oyuncular da tamam hocam siz aldıysanız, biz yatarız mı dediler? Böyle olduysa oyuncular da suçlu değil midir? Gözaltına alınması gerekmez mi? Böyle olmadıysa kimi teşvik etti birileri Fenerbahçe adına?

Sivasspor maçıyla alakalı da Mehmet Yıldız serbest bırakıldı, Korcan içeride. Korcan'a para yedirdi birileri Fenerbahçe adına. İddia bu. Maçın nasıl geçtiğini, Volkan'ın yediğinin Korcan'ın yediği kadar beter bir gol olduğunu falan geçelim. Bekleyelim.

Sadece vicdanıma dönüyorum. Fenerbahçe - Gaziantepsor, Bucaspor - Trabzonspor, Trabzonspor - Gaziantepspor, Fenerbahçe - Bursaspor, Karabükspor - Fenerbahçe ve Karabükspor - Trabzonspor maçlarının incelenmediği bir soruşturmayı kabul edemediğimi farkediyorum. Amacım birilerini karalamak değil ama yandaş medyanın ve rakip takım taraftarlarından aklı selim davranmayanların, Fenerbahçe meselesi değil, futbol temizleniyor işte demelerini kabul edemiyorum.

Fenerbahçe taraftarına geçelim. Aklı selim davranamadığı için eleştirilecek en son kitledir Fenerbahçe taraftarı. Çok sevdikleri başbakana, cemaate bile karşı duruş sergileyebilecek kadar aşıklar takımlarına, bağlılar renklerine. Yürüyüşü anlamlı bulsam bugün orada olurdum ama anlamsız bulmak da empati eksikliğinden başka bir şey değil.

Sahada gördükleri emeğe, tribünde yaptıkları fedakarlığa bir türlü sahip çıkmaya çalışıyor taraftar. Başka bir yol bilen, göstersin de onu yapalım. O kadar mücadele, istek, arzu, çaba değerini yitirmesin istiyorlar. Feryat ediyorlar.

Aziz Yıldırım'a saygı duymak, sevsek de sevmesek de becermek zorunda olduğumuz bir hissiyat. Adamın tüm emeğini Fenerbahçe için harcadığını bunun dışında da ülke futbolundaki birçok önemli gelişmede baş aktör olduğunu unutamayız. Zaten taraftar olarak saygı duyuyoruz, insan olarak temkinliyiz. Yanlışın yanında olmaktan korkuyoruz işte, çok basit.

Fenerbahçe'ye ne olur? Küme düşürülmesi gerekiyor eğer Sivasspor maçı ile ilgili elde net deliller varsa. Düzenin şartları gereği ne kadar zor görünse de federasyon bu kararı almalıdır. Yayıncı kuruluş, sponsorlar bir şekilde istemeyeceklerdir bu kararı ama olması gereken buysa olacaktır. Sanmıyorum bir geri dönüş olacağını. Ok yaydan çıkmıştır. Federasyonun, sponsorların ve yayıncı kuruluşun yapacağı tek şey; önümüzdeki sezon Beşiktaş ve Galatasaray'ı ligin son haftasına kadar yarışın içinde tutmak için çaba göstermek olacaktır böyle bir durumda. Kendi iplerini kesmemeleri için...

Bana gelince... Şu an üstümde Fenerbahçe'ye ait bir t-shirt, odamın çeşitli yerlerinde asılı sarı - lacivert örgüler, balkonumda sallanan Fenerbahçe bayrağıyla sezonun açılmasını ve stadta takımımı desteklemeyi bekliyorum.

Taraftarların ise daha değişik tepkileri mevcut. "Juventus değiliz, ananızı ....." diye bağırıyorlardı bugün yürüyüşte. Bazıları durmayacak ve bu küme düşürülme olayını hazmedemeyecek bunu anladık. Fakat benim bugünkü yürüyüşte en değerli bulduğum şey; Akp - cemaat işbirliğinin Fenerbahçe üzerinde bir operasyon düzenlediğine dair oluşan inancın dillendirilmiş olması. Açık söyleyeyim bizim taraftar profilimizden beklenmeyecek bir gelişim bu.

Polisin biber gazını yemek de bu anlamda olumlu. Bu ülkede sadece yukarıda söylediğim işbirliğinin ortaklarına laf söylenildiğinde biber gazı sıkılmaya başlanılır. Polis şöyle, polis böyle diyecek durumu geçtik. 2008'de 1 Mayıs'ta, insanların, camları ve kapıları kapalı bir otobüsün içine alt alta, üst üste konulup; aracın içerisine biber gazı sıkılmasını duyduğum gün itibariyle polis hakkında söz söylemenin gereği yok diye düşünüyorum. Polis, demokrasimizin teminatıdır diyen bir başbakana sahipken üstelik...

Kısacası zor zamanlardan geçiyoruz Fenerbahçeliler olarak ve geçireceğiz. Ama takıma sahip çıkmaktan vazgeçmeyeceğiz. Diğer takımı tutan arkadaşlarımızdan da anlayış bekleyeceğiz. Bizden normal tepkiler vermemizi beklemeleri için, empati kurmaları gerektiğini anlatacağız. Ve artık çok fazla söz söylemeyeceğiz. Bekleyeceğiz. Ne olursa olsun, sevdamızın peşinde yürüyeceğiz...

Kategoriler

201 afrika uluslar kupası 2010 dünya kupası 2014 dünya kupası a milli takım a2 ligi abdul kader keita abdullah avcı adana demirspor adanaspor adnan polat adriano ajax akhisarspor alanyaspor alex de souza alexis sanchez ali sami yen stadı almanya alpaslan dikmen altay amerika birleşik devletleri andre santos andrea pirlo ankaragücü ankaraspor anket antalyaspor arda turan arjantin arsenal arsene wenger as monaco atınç nukan atletico madrid aurelien chedjou avustralya aydın karabulut aykut erçetin aykut kocaman azerbaycan aziz yıldırım ballon d'or bank asya 1. lig barcelona başakşehir batuhan altıntaş batuhan karadeniz bayer leverkusen bayern münih bekir irtegün belçika benfica bertul kocabaş beşiktaş Beşiktaş ve City blogtivi bogdan stancu bolton wanderers boluspor borussia dortmund bosna hersek braga brezilya bucaspor bundesliga burkina faso bursaspor bülent ataman bülent korkmaz bülent uygun bülent ünder caner erkin celal kıbrızlı celtic cem sultan cesc fabregas ceyhun eriş ceyhun gülselam cezayir championship chelsea christoph daum claudio bravo claudio caniggia claudio pizarro claudio taffarel copa america corinthians cristiano ronaldo cska moskova cüneyt çakır çaykur rizespor daniel güiza danimarka david villa deniz kadah denizlispor deportivo la coruna didier drogba didier zokora diego maradona dirk kuijt diyarbakırspor doğaüstü futbol gerçekleri dunga dynamo dresden egemen korkmaz eintracht frankfurt elano elazığspor elvir baliç emiliano insua emmanuel emenike emre can erdoğan arıca eskişehirspor euro 2012 euro 2016 fabio bilica fanzin faryd ali mondragon fatih terim fc sion fc twente felipe melo fenerbahçe fernando muslera ferudun tankut fifa fildişi sahili formalar frank lampard frank rijkaard fransa franz beckebauer futbol sandığı galatasaray gana gaziantepspor gençlerbirliği genoa getafe gheorghe hagi giampaolo pozzo gine gino pozzo glasgow rangers gökhan inler gökhan töre gökhan ünal göztepe granada greuther fürth guillermo ochoa gurbetçi futbolcular guti guus hiddink güncel güney afrika güny kore güvenç kurtar haftanın ardından hakan arıkan hakan çalhanoğlu hakan şükür hakemler hamburg hamit altıntop hannover 96 harry kewell hasan kabze hayrettin demirbaş hertha berlin hırvatistan hikmet karaman hollanda honduras hugo almeida ibb ibrahim üzülmez ibrahima yattara iddaa ilkay gündoğan inceleme incleme ingiltere inter irlanda cumhuriyeti ispanya istanbulspor isveç isviçre italya ivica olic j-league japonya jerry akaminko johan elmander jose mourinho jupp heynckes juventus jürgen klopp kadir has stadı kamerun kardemir karabükspor karlsruhe karşıyaka kasımpaşaspor kasper hjulmand kayserispor keylor navas kıymeti bilinmeyenler kocaelispor kolombiya konyaspor kosta rika kulüpler birliği la liga lazio lefter küçükandonyadis leipzig lens ligue 1 lionel messi liverpool livorno lokomotif moskova lomana lualua los galacticos lucas neill lugano lyon maç öncesi maç yorumu mahmut özgener mainz mali mamadou niang manchester city manchester united manisaspor mario balotelli mario götze marius alexe marsilya martin palermo mateja kezman medhi benatia mehmet ali aydınlar mehmet ekici meksika melih gökçek mersin idman yurdu mert günok mesut bakkal mesut özil metin diyadin metin oktay metin tekin mevlüt erdinç mhk michael owen michael skibbe milan milan baros miroslav klose muhammed demirci muhammet reis mustafa denizli mustafa yücedağ nadir çiftçi napoli necati ateş necip uysal newcastle united nicolas anelka nijerya nostalji notts county nuri şahin nürnberg oğuz çetin oğuz sarvan oğuzhan özyakup olcan adın olympiakos orduspor orhan şam osc lille oscar cordoba ömer toprak panathinaikos paok paraguay pep guardiola pierre webo portekiz porto portsmouth premier league premier lig psg ptt 1.lig radamel falcao rafael benitez rais m'bolhi raymond domenech real madrid real sociedad rıdvan dilmen ricardo quaresma rigobert song river plate robert lewandowski roberto carlos robinson zapata roma romario ronaldinho ronaldo rosenborg sabri sarıoğlu sakıp özberk samet aybaba samir handanovic sampdoria samsunspor schalke 04 selçuk inan selçuk şahin semih şentürk senegal sercan sararer serdal adalı sergen yalçın serie a servet çetin sezer öztürk shakhtar donetsk sırbistan simao sabrosa simon kuper simon zenke sinan bolat sinan engin sivasspor slaven bilic slovakya slovenya spor basını sportivi st etienne stefan scepovic stoke city stsl stuttgart süleyman koç süper final şampiyonlar ligi şenol güneş şili tayfun korkut temur ketsbaia tff thierry henry tim howard tim krul tolgay arslan tolunay kafkas tottenham hotspur toulouse trabzonspor transfer tsg 1899 hoffenheim tsl tugay kerimoğlu tunus türk telekom arena twitter u20 udinese uefa uefa avrupa ligi ufuk ceylan unutulmaz ikililer uruguay ümit karan ümit kayıhan ünal aysal valencia vfl wolfsburg villarreal vincent enyeama volkan şen watford wayne rooney werder bremen wesley sneijder yekta kurtuluş yeni zelanda yeşil burun adaları yıldırım demirören yılmaz vural yunanistan yunanistan süper ligi yusuf şimşek yücel ildiz zenit ziraat türkiye kupası ziya doğan zlatan ibrahimovic zoran simovic zvjezdan misimovic

LinkWithin

Related Posts with Thumbnails