16 Temmuz 2010 Cuma

Boş Vitesle Uçuruma Gitmek/Bucaspor'un Kadro Değişimi

Bucaspor, Süper Lig'in yıllardır çektiği İzmir takımı hasreti ya da tam tersi ifade ile İzmir takımlarının yıllardır çektiği Süper Lig hasretine bu sezon son verirken yurt çapında da birçok futbolseverin sempatisini kazanmıştı.

Bu sempatinin sebebi tamamen Süper Lig'e çıkmalarından kaynaklanmıyordu elbet. Bank Asya Ligi'nde oynamaya hak kazandıkları ilk sezonda bunu başarmış olamaları da sözünü ettiğimiz sempatiyi besleyen unsurlardan bir oldu. Kardemir Karabükspor'la birlikte bir anda tüm Türkiye'nin desteğini arkalarında buldular. İki takım da o her sene Süper Lig'e çıkıp ertesi sezon düşen asansör takımlardan değillerdi çünkü. İkisi de yeni, taze yüzler olarak ligde yer alacaklardı. Ve her şeyden önemlisi planlamalarını doğru yapıyorlardı. Uyumlu, dengeli kadrolara sahiptiler. Kardemir Karabükspor nispeten daha tecrübeli futbolculardan kuruluyken, Bucaspor biraz daha genç ve ligde geleceğin yıldız adaylarını barındıran bir futbolcu grubuyla ligde yer alıyordu. Netice itibariyle lige doğrudan çıktılar ve kendilerine dair çeşitli beklentilere de "hoşgeldin" demiş oldular.

Süper Lig'e çıkan takımların hemen hemen hepsinde şahit olduğumuz hatalara düşmeyeceklerini umuyorduk ancak alışılagelmiş hareketle mevcut teknik direktörlerini kovarak işe başladılar. Sezonun ortasında göreve gelip takımı Bank Asya Ligi'nde ikinci yapan Özcan Kızıltan'ın görevine son verildi ve Bülent Uygun'la anlaşıldı. Dakika bir gol bir diye nitelenebilecek bu hareket, sonrasının da habercisiydi aslında. Bülent Uygun, takımın iskeletine resmen balyozla girişip yepyeni bir takım kurdu. Belki transfer edilen oyuncular arasında gerçekten kaliteli isimler var ancak elde de şu an 30-35 kişi civarında bir futbolcu ordusu var. Geçen sezondan takımda kalan oyuncu sayısı 10-12 civarı. Yeni gelen de 20 civarında oyuncu söz konusu. İnsan düşünmeden edemiyor, "acaba bu takımı Süper Lig'e taşıyan kadro bu kadar mı kötüydü?" diye. Üstelik geçen seneden kalan bu 10-12 kişilik futbolcu grubunun da geleceği muamma. Kaçı ilk 11'e girebilir, kaçı kadroda tutulur? Hepsi şimdilik meçhul. Aynı mevkiye alınan 3 yabancıyı falan düşününce Bucaspor hakkında karamsar olmamak da elde olmuyor maalesef.

Hoş, henüz daha sezon bile başlamadı ve konuşmak için çok erken ama yine de her şeyin neredeyse silbaştan yapılandırıldığını görünce ve geçen sene onca sempati rüzgarını arkasına alan takımın dağıtıldığına şahit oldukça Bucaspor hakkında da fikirler değişmeye başlıyor. Zira Bülent Uygun'un imajı bile Bucaspor hakkında değişen fikirler için başlı başına bir etken. Yine de İzmir takımı diyerek avunuyoruz ve her şeye rağmen başarılı olmalarını umuyoruz, orası da ayrı mesele.

15 Temmuz 2010 Perşembe

Guti Beşiktaş'ta

Aylardır söyleniyordu, kısmet bugüneymiş. Muhtemelen daha sonra da Raul açıklanacak. Yani görünen o. Guti'nin futbol olarak ne verebileceğini fazla da konuşmaya gerek yok. Yapılan iş çok büyük bir olay. Gözünü Real Madrid'de açmış ve 26 senedir bu kulübün bir parçası olmuş, çok önemli bir isim getirildi. Bunun daha da ötesi olamaz herhalde. Yaşı falan da önemli değil. Üst düzey katkı sağlayacaktır.

İşe Guti'nin penceresinden bakarsak, yine ilginç bir durumla karşı karşıya olduğumuzu anlarız. Adam bugüne kadar dünyanın en iyi 3 takımından birinin kadrosunda bulunmuş hep. Sayısız başarı ve kupa görmüş. İnanılmaz tecrübeli. Ancak ilk kez 34 yaşındayken banko olacağı bir takıma gidiyor. Bu zamana kadar hep genç Semih muamelesi görmüş, her zaman alternatif olarak düşünülmüş. Ona iş düşünce işini hep doğru dürüst yapmış ancak hiç ilk seçenek olamamış. Şimdi ilk seçenek olacak. 34 yaşındayken ilk kez ilk 11'de direkt oynayacağı bir kulüpte şu an. Onun açısından da enteresan bir transfer.

14 Temmuz 2010 Çarşamba

Total / Futbolu Sevmek


WC 2010 final maçı ve sonrasında yapılan açıklamalar ile birlikte çok sık duymaya başladık bu tabiri. Total futbolun yaratıcısı Hollanda ve uygulayıcısı Barcelona ki kendileri İspanya Milli Takımı'nın yarısından fazlası olurlar, finalde karşılaşınca; doğal olarak bu tabir çok fazla kullanıldı.

Peki nedir total futbol? En basit anlamda oyuncuların hareket alanlarının genişlemesi, bir başka oyuncunun görevini diğerinin üstlenebilmesi ve oyunun iki yönünün de tüm takım tarafından oynanabilmesi diyebiliriz.

En iyi örnekleri 1970'lerde yansıtılmış olsa da ortaya çıkışı 1915'e dayanır. Jack Reynolds fikir babasıdır. Ajax'ın başına geçen Jack Reynolds orada burada çalıştıktan sonra 1945'te tekrar Ajax'a döner ve denemeye başlar. O zamanlar Reynolds'un öğrencisi olan Rinus Michels ile total futbolun ne olduğunu tam anlamıyla ortaya çıkaran isimdir.

1965-1971 yılları arasında Ajax'ı çalıştırma fırsatı yakalayan Michels, Hollanda futboluna da yön vermeyi başarmıştır. Total futbolun gerçek anlamdaki ilk sahneleri bu dönemde ortaya çıkmıştır. 1970'ler Hollanda'nın total futbola geçişinin tarihidir. Bu etki 1974 ve 1978 Dünya Kupaları'nda Hollanda'nın final oynamasına vesile olmuştur.


Ayrıca Rinus Michels bu oyun anlayışını İspanya'ya Barcelona semalarına taşımayı da başarmıştır.

1971–1975 Barcelona
1974 Hollanda Milli Takımı
1975–1976 Ajax
1976–1978 Barcelona

şeklinde bir kariyer yolu izlemiştir Michels. Ve şu bir tesadüf değildir:

1964–1973 Ajax
1973–1978 Barcelona

yukarıda gördüğümüz bilgi Johan Cruyff'a aittir. Total futbolun en önemli temsilcisidir, en iyi ayak uyduranıdır.

Johan Cruyff'un teknik direktörlük kariyeri ise şöyle devam eder:

1985–1988 Ajax
1988–1996 Barcelona

1996'dan sonraki Barcelona teknik direktörlerini ve futbolcularını düşününce Hollanda etkisinin hiçbir zaman azalmadığını görebiliriz. Ama bir yere kadar. Barcelona bu sistemi içselleştirmeyi ve özümsemeyi başarana kadar. Bugün takımda bir tane bile Hollandalı oyuncu yok. Teknik direktör de ilk deneyimini dünyanın en büyük kulüplerinden birinde yaşayan Guardiola. O kadar çok güveniyorlar yani sisteme. İspanya'nın 1970'lerin Hollandasına dönmesi 40 yıllık bir süreç yani.


Barcelona'nın başlattığı bir süreç de diyebiliriz. İspanya milli takımı, kulüp takımı gibi oynayan tek milli takım gibi geliyor bana. 2007'den beri damga vuruyorlar zaten dünya futboluna. Çok eleştirildiler her maçı 1-0 kazanıyorlar diye. İspanya'nın oynadığı oyunun vaadi elbette çok gollü maçlar, katılıyorum. Ama İspanya'ya rakip olan takımlar daha fazla gol atabileceklerini düşünmedikleri ve oyun planlarını buna göre belirlemedikleri sürece, İspanya sabrlı hücum etmeye ve gerekeni almaya devam edecektir. Barcelona, Şampiyonlar Ligi'nde 3-1'in rövanşında İnter'e karşı bile disiplinli bir saldırı gerçekleştirmişti hatırlarsanız. Rakipler öyle olduğu sürece, İspanya da böyle olacaktır...

Peki Hollanda'nın Hollandalığını kaybetmesi. 2000'deki Hollanda'yı, 2008'deki Hollanda'yı hatırlıyorum da 2010'un Hollandası kupayı alsa dahi beni tatmin edemeyecekti. Gol atana kadar ultra kontrol, gol attıktan sonra kontra ara. De jong ve Van Bommel gibi iki tane kasapla yıldır. Robben, Sneijder atarsa kazan! Total futbolun yaratıcılarına yakışıyor mu yani?


Cruyff'a geri dönelim. Adam utandığını belirtmiş. Daha ilk 20 dakikada Hollanda'nın 9 kişi kalması gerektiğini söylemiş. Atılan tekmelerin acısını televizyon karşısından bile hissedebidiğini söylemiş. "Çirkin, adi, sert, anlaşılması zor, çekicilikten uzak, futbolla alakası olmayan oyun tarzı Hollanda'nın İspanya'yı rahatsız etmesiyle sonuçlandı. Eğer bundan tatmin oluyorlarsa sorun yok, ancak sonuçta kaybettiler. Sahada anti-futbol oynadılar" diyerek de sözlerini noktalamış.

Haklı buluyorum kendisini. Hollanda hiç kupa almasın ama sempatisini de yitirmesin. Aynı şey Brezilya için de geçerli. Biz o takımları oyunu güzelleştirdikleri için seviyoruz. Onlar da diğerleri gibi olunca, bu oyundan zevk almak için daha az nedenimiz oluyor. Finalde total futbolu sonradan öğrenmiş takım, total futbolu yaratan takımı, kendi kazdığı kuyuya düşürmeyi başardı, iyi de oldu!

13 Temmuz 2010 Salı

Dünya Kupası'nın Taze Mahsulleri/En İyi Çıkış Yapanlar

2010 Dünya Kupası, her ne kadar birçok yıldızı sakatlık sebebiyle bizlere izletememiş olsa da futbol dünyasına yeni yıldızlar da katmadı değil. Bu turnuvada dikkat çekmiş yeni isimleri en minimal haliyle sıralamaya çalışacağım bu yazıda. Tabii aralarında zaten bildiğiniz isimler de olacak. Ancak ilk kez böylesi büyük bir organizasyonda yıldızlaştıkları için yine de kendilerine yer vermek gerek diye düşünüyorum. Neyse, ufak ufak listeye geçelim.

Aslında Gana milli takımını komple koymak isterdim bu listeye. Çok genç ve diri bir takım Gana. İnanılmaz bir başarı gösterdiler. Kendilerinden umulmayan sonuçlara imza attılar. Anthony Annan da bu takımın en önemli parçalarından birisiydi. Normalde Essien'in oynaması gerekirken, yaşanan şanssız sakatlığın ardından Annan da kendisine takımda yer bulmuş oldu. Rosenborg'da oynayan oyuncu, bu sezon muhtemelen kendi kariyerinde sıçrama olarak kabul edebileceğimiz bir transfer yapacaktır. Gana milli takımının turnuvada en çok dikkat çeken oyuncularından biri de meşhur Abedi Pele'nin oğlu, bir dönem ülkenizde oynayan Kwame Ayew'in yeğeni Andre Ayew. Henüz 20 yaşında ancak fevkalede bir özgüvene sahip. Amcasını zaten şimdiden solladı geçti ama babasını da geçecek gibi.

Geçelim Japonlara. Keisuke Honda, 24 yaşında ve bu turnuvayla birlikte rüştünü tüm dünyaya ispat etmiş bir oyuncu. Geçtiğimiz sezona kadar Hollanda'da ikinci lig takımlarından Venlo'da oynuyordu. Bir ara Galatasaray'la anıldı ancak soluğu CSKA Moskova'da aldı. Rusya'da da iyi bir performans sergilemişti aslen. Ancak Dünya Kupası maçlarıyla birlikte Japon futbolunun hali hazırdaki en büyük yıldızı olduğunu gösterdi. Harika bir topa vuruş tekniği var. Jabulani zaten fazlasıyla falso alan bir top ancak emin olun en kazık topu bile havada olmayacak şekilde döndürebiliyor.

Turnuvada dikkat çeken bir diğer isim de Hapoel Tel Aviv takımında oynayan Nijerya milli takım kalecisi Vincent Enyeama oldu. Enyeama, afrikalı kalecilerde bir klasik olan kötü gol yeme özelliğine minimum ölçülerde sahip bir kaleci imajı çizdi. Refleksleri çok iyi ve ayrıca ceza sahasına da hakim. Bu turnuvada kötü goller yemedi mi peki? Yedi tabii ancak Jabulani'den kaynaklanan sorunlardı bence. Her kaleci yedi zaten o gollerden.

Biraz da Güney Amerika takımlarına bakalım. Şili'nin sağ kanat hücumcusu Alexis Sanchez de turnuvanın dikkat çeken ve değerini katlayan oyuncuları arasındaydı. Geriç sağ kanat oyuncusu diye kısıtlamayalım. Solda da oynar. İnanılmaz çabuk ve ayağına hakim. Zaten Udinese'de oynuyor ama çok daha büyük takımlarda yer bulacaktır ilerleyen zamanda.

Kupanın Meksika adına dikkat çeken oyuncusu ise tabii ki Giovani Dos Santos oldu. Dos Santos, takımın hücumdaki tek patronu gibiydi. Çok koştu, mücadele etti. Düşüşteki kariyerine tekrardan ivme kazandırma yolunda verimli bir turnuva geçirdi. Ayrıca Pablo Barrera'yı da çok beğendiğimi eklemem lazım. O da çok çabuk ve teknik bir hücum oyuncusu.

Slovakya'dan iki oyuncuya değineceğim. Birincisi teknik direktör Vladimir Weiss'ın oğlu Vladimir Weiss Jr. 1989 doğumlu oyuncu, hali hazırda Manchester City kadrosunda ancak takıma henüz girebilmiş değildi. Bu turnuvada bu şansını biraz arttırdı diyebiliriz. Hoş, yine ilk seçenek olmayacaktır ama artık daha fazla ciddiye alınacağı kesin. Diğer Slovak oyuncu ise Robert Vittek. Ankaragüçlü oyuncu, aslında genç değil ama Slovakya'nın tüm hücum gücünü fazlasıyla çekti diyebiliriz. Golcülüğünü gösterip turnuvanın akılda kalan isimlerinden oldu.

Yarı finalist Uruguay da hemen hemen tüm futbolcularını listeye almak istediğim takımlardan. Ancak kalecileri Muslera'dan ve 28 yaşından sonra bu turnuva sayesinde ülkesinden çıkıp Serie A takımlarından Cagliari'ye transfer yapan Arevalo Rios'tan ayrıca bahsetmek gerek. Rios, kısa boyuna rağmen çok iyi bir ön libero olduğunu gösterdi. Avrupa futboluna ne derece uyum sağlayabileceğini zaman gösterecek ama bence belli bir standardı tutturacaktır. Muslera ise bir kaleci için çok çok genç yaşta. Kariyerinin Lazio ile sınırlı kalmayacağına eminim. Çok büyük takımlarda izleyeceğiz kendisini.

Listeye alsam mı almasam mı diye düşündüğüm isimlerden biriyle son noktayı koyuyorum. Alman milli takımının hücum oyuncusu Thomas Müller bu oyuncu. Gerçi kendisi zaten çok üst düzey bir takımda, Bayern Münih'te oynuyor ancak yine de listeye alayım dedim. Çünkü bu onun milli takımlar seviyesinde ilk büyük turnuvasıydı ve gol kralları arasına girdi yanlış hatırlamıyorsam. Ayrıca şu performansın, daha hiçbir şey olduğunu düşünüyorum. Bence çok özel bir oyuncuyla karşı karşıyayız ve bu yaptıkları, yapabileceklerinin daha %20'si falandır en fazla. Biraz daha olgunlaşsın, biraz daha zaman geçsin hepimiz göreceğiz. Hiçbir futbolcuda böylesine emin olmamıştım. Bakalım, umarım yanılmam.

12 Temmuz 2010 Pazartesi

İspanya Dünya Şampiyonu

İki takım da bir Dünya Kupası finali oynamanın verdiği psikolojiyle fazlasıyla temkinliydi. Bu normal bir durum. Sonuçta her turnuvada final oynayan takımlardan bahsetmiyoruz. Aksine, her turnuvaya kalburüstü takımlardan sayılarak katılmasına rağmen finale 2-3 tur kala elenen takımlardan bahsediyoruz.

Hollanda'nın maça herkesin umduğundan daha iyi hazırlandığını rahatlıkla söyleyebiliriz. İspanya'nın o rakibi manyak eden pas futbolunu çok iyi engellediler. Iniesta'nın o savunma arasına dalışlarını başarıyla kapattılar. Sneijder ve Robben biraz daha etkili olabilseler sonuç değişebilirdi. Ki Robben'e de kızdım maç esnasında. Kaleciyle karşı karşıya kaldığı pozisyonlda Robben kalitesinde bir oyuncu, Casillas gibi bir kaleciyi yere yatırmışken o topu kepçeleyip aşırmalıydı. Robben bunu yapabilecek kapasitede bir adam. Çok şey istemiyoruz yani.

İspanya'ya gelecek olursak, benim turnuvanın başından bu yana ısrarla hata olduğunu kabul ettiğim Xabi Alonso-Sergio-Xavi orta sahasıyla çıktılar yine sahaya. Bence bu oyuncu seçimi, takımın pas potansiyelini sekteye uğratıyor. Sergio Busquets ve Xabi Alonso, benim gözümde ancak birbirinin alternatifi olabilir. Xabi Alonso sahaya ilk 11 çıkar, yanına Xavi ve Fabregas koyulur, Sergio ise ilerleyen dakikalarda oyuna girebilir ancak. Ayrıca Pedro'yu da hata olarak görüyorum. Tamam, çok yetenekli bir oyuncu ama benim fikrime göre Navas daha özel bir yetenek. Seneler sonra hangisinin nerede olacağını göreceğiz. Navas kesinlikle daha iyi işler yapacaktır bir şanssızlık yaşamazsa. Ki oyunda olduğu sürece de ne kadar etkili olduğunu gördük. Pedro kendine oynamaya devam ededursun.

Hakem bence iyi bir yönetim gösterdi. 1-2 hatası vardı belki ama genel olarak gayet iyiydi. Aslında çok dikkat çeken hakem iyi maç yönetmemiştir derler ama bu iyiydi. Gayet otoriterdi ayrıca. Yine de hoşgörülüydü diyebiliriz. Yoksa Nigel de Jong'un Xabi Alonso'ya yaptığı hareket sonrası kırmızı kart görmemesi, kesinlikle başka türlü açıklanamaz.

Netice itibariyle uzatmada gelen golle İspanya galip gelmeyi bildi. Önceki maçlara nazaran daha etkisizdiler. Hollanda önlemlerini iyi almıştı ancak onlar da hücumda umduğumuz etkinliği gösteremediler. İki taraf da güzel mücadele etti. İspanya, hak ettiği bir şampiyonluk aldı. Bir daha böyle turnuvalarda izleyici değil, katılımcı oluruz umarım.

8 Temmuz 2010 Perşembe

Ismael Sosa, Nicolae Dica ve Neymar Üzerine

Dün ve bugün, çok ilginç isimlerle ilgili haberler çıktı basında. Anadolu kulüplerinin artan gelirleriyle birlikte transferde yeni bir vizyon yakaladıkları aşikar. İsmi duyulmamış tıraş adamlar ve paslanmış eski yıldızlar yerine potansiyelli, birçok kulübün istediği ve genç oyuncularla anlaşıyorlar.

Gaziantepspor da bu akıma uydu ve Arjantin Clausura liginden 23 yaşındaki Ismael Sosa'yı renklerine bağladı. Kendisini izlemiş değilim. Youtube görüntülerinden veya onun hakkındaki yorumlardan tanıyorum daha çok. Ancak görüntülerini izleyince ve hakkında yazılanları okuyunca iyi bir transfer olduğunu anlamak zor değil. Gaziantepspor'un geçen sezon Roland Linz'de yaşadığı şanssızlık eğer tekrar etmezse büyük katkı sağlayacak bir oyuncu geldi takıma. Hücumun her hattında oynayabilen bir oyuncu. Hem santrfor, hem de kanat forvet olarak görev yapabiliyor. Ayrıca kısa bir süre önce Fenerbahçe'yle de anılmıştı. Ligin sertliğine uyum sağlarsa çok şey katar. Bonservis olaraksa 3 milyon € ödendiğine dair bilgiler var ama o konu net değil.

Anadolu kulüplerinin bir diğer ses getiren transferi ise Manisaspor'a gelen Romen futbolcu Nicolae Dica. 30 yaşındaki Dica, klasik bir 10 numara oyuncusu. Steaua Bükreş'te parlamış. Bonservisi ise Catania takımında. Yani Serie A potansiyeli taşıyan bir oyuncu. Tabii bu potansiyeli çıkarmakta sorunlar yaşadığı da aşikar. Faydalı olması muhtemel bir oyuncu. En azından kapalı kutu değil. Manisaspor'da iş yapar umarız ki.

Günün en bomba haberlerinden biri de Diyarbakır taraflarından geldi. Diyarbakırspor başkanı Çetin Sümer, Brezilya'nın son zamanlarda yetiştirmekte olduğu ve ileride çok şey beklediği Neymar'ı kadrolarına kattıklarını iddia etmiş. Komik bir şaka tabii ki. Neymar için Avrupa'nın devleri de sırada ve 30 milyon € gibi bir bonservis bedelinden bahsediliyor. Bank Asya 1. Lig'in marka değeri geyikleri de başlar yakında. Daha bir de Marvin Zeegelaar ve Boluspor mevzusu var. O da ayrı bir konu hakikaten.

Lorik Cana ve Juan Pablo Pino Galatasaray'da

Galatasaray taraftarının haftalardır süren transfer beklentisi, nihayet bugün ilk cevabını alacak gibi. Resmi sitede henüz açıklanmamış olsa da Lorik Cana ve Juan Pablo Pino'nun Galatasaray'a transfer olduklarına dair haberler sabaha karşı ortalığı sakinleştirmiş durumda.

İki transfer de beni heyecanlandırdı ancak Lorik Cana bir başka heyecanlandırdı diyebilirim. 1983 doğumlu Arnavut futbolcu, Galatasaray'ın orta sahada tam da ihtiyacı olduğu mevkide, tam da ihtiyacı olan yapıya sahip bir oyuncu. Hırs, mücadele, zeka ve yeri geldiğinde sertlik... Hepsi kendisinde mevcut. Ayrıca babası Agim Cana'nın da 87-88 sezonunda Gençlerbirliği forması giydiğini ekleyelim. İlk olarak PSG'de yıldızının parlamasının ardındna Marsilya'da geçen başarılı sezonların ardından Sunderland'a transfer oluşu ve burada gösterdiği başarılı performans, Lorik Cana'nın yapacaklarının teminatı gibi duruyor. Onun sert futboluna Türkiye'deki hakemler ne gibi bir yaklaşım gösterir bilemiyoruz ancak Galatasaray orta sahasının bundan böyle eskisi kadar kolay aşılamayacağı da bir gerçek. Şimdi yanına bir box-to-box bulma zamanı.

Bugün açıklanması beklenen diğer transfer ise 1987 doğumlu Juan Pablo Pino. AS Monaco'dan transfer edilmiş ve Kolombiya milli takımında da görev alıyor. Keita'nın gidişinin ardından benzer bir etki yaratabilecek, onu aratmama potansiyeline sahip bir oyuncu. Üstelik yaşının da henüz 23 olduğunu göz önünde bulundurursak, zaman içinde belki de "Keita iyi ki gönderilmiş" diyebiliriz. Neden olmasın? Uyum sağlaması halinde çok şey bekliyorum ben kendisinden.

kaynak:scoutgs

Kategoriler

201 afrika uluslar kupası 2010 dünya kupası 2014 dünya kupası a milli takım a2 ligi abdul kader keita abdullah avcı adana demirspor adanaspor adnan polat adriano ajax akhisarspor alanyaspor alex de souza alexis sanchez ali sami yen stadı almanya alpaslan dikmen altay amerika birleşik devletleri andre santos andrea pirlo ankaragücü ankaraspor anket antalyaspor arda turan arjantin arsenal arsene wenger as monaco atınç nukan atletico madrid aurelien chedjou avustralya aydın karabulut aykut erçetin aykut kocaman azerbaycan aziz yıldırım ballon d'or bank asya 1. lig barcelona başakşehir batuhan altıntaş batuhan karadeniz bayer leverkusen bayern münih bekir irtegün belçika benfica bertul kocabaş beşiktaş Beşiktaş ve City blogtivi bogdan stancu bolton wanderers boluspor borussia dortmund bosna hersek braga brezilya bucaspor bundesliga burkina faso bursaspor bülent ataman bülent korkmaz bülent uygun bülent ünder caner erkin celal kıbrızlı celtic cem sultan cesc fabregas ceyhun eriş ceyhun gülselam cezayir championship chelsea christoph daum claudio bravo claudio caniggia claudio pizarro claudio taffarel copa america corinthians cristiano ronaldo cska moskova cüneyt çakır çaykur rizespor daniel güiza danimarka david villa deniz kadah denizlispor deportivo la coruna didier drogba didier zokora diego maradona dirk kuijt diyarbakırspor doğaüstü futbol gerçekleri dunga dynamo dresden egemen korkmaz eintracht frankfurt elano elazığspor elvir baliç emiliano insua emmanuel emenike emre can erdoğan arıca eskişehirspor euro 2012 euro 2016 fabio bilica fanzin faryd ali mondragon fatih terim fc sion fc twente felipe melo fenerbahçe fernando muslera ferudun tankut fifa fildişi sahili formalar frank lampard frank rijkaard fransa franz beckebauer futbol sandığı galatasaray gana gaziantepspor gençlerbirliği genoa getafe gheorghe hagi giampaolo pozzo gine gino pozzo glasgow rangers gökhan inler gökhan töre gökhan ünal göztepe granada greuther fürth guillermo ochoa gurbetçi futbolcular guti guus hiddink güncel güney afrika güny kore güvenç kurtar haftanın ardından hakan arıkan hakan çalhanoğlu hakan şükür hakemler hamburg hamit altıntop hannover 96 harry kewell hasan kabze hayrettin demirbaş hertha berlin hırvatistan hikmet karaman hollanda honduras hugo almeida ibb ibrahim üzülmez ibrahima yattara iddaa ilkay gündoğan inceleme incleme ingiltere inter irlanda cumhuriyeti ispanya istanbulspor isveç isviçre italya ivica olic j-league japonya jerry akaminko johan elmander jose mourinho jupp heynckes juventus jürgen klopp kadir has stadı kamerun kardemir karabükspor karlsruhe karşıyaka kasımpaşaspor kasper hjulmand kayserispor keylor navas kıymeti bilinmeyenler kocaelispor kolombiya konyaspor kosta rika kulüpler birliği la liga lazio lefter küçükandonyadis leipzig lens ligue 1 lionel messi liverpool livorno lokomotif moskova lomana lualua los galacticos lucas neill lugano lyon maç öncesi maç yorumu mahmut özgener mainz mali mamadou niang manchester city manchester united manisaspor mario balotelli mario götze marius alexe marsilya martin palermo mateja kezman medhi benatia mehmet ali aydınlar mehmet ekici meksika melih gökçek mersin idman yurdu mert günok mesut bakkal mesut özil metin diyadin metin oktay metin tekin mevlüt erdinç mhk michael owen michael skibbe milan milan baros miroslav klose muhammed demirci muhammet reis mustafa denizli mustafa yücedağ nadir çiftçi napoli necati ateş necip uysal newcastle united nicolas anelka nijerya nostalji notts county nuri şahin nürnberg oğuz çetin oğuz sarvan oğuzhan özyakup olcan adın olympiakos orduspor orhan şam osc lille oscar cordoba ömer toprak panathinaikos paok paraguay pep guardiola pierre webo portekiz porto portsmouth premier league premier lig psg ptt 1.lig radamel falcao rafael benitez rais m'bolhi raymond domenech real madrid real sociedad rıdvan dilmen ricardo quaresma rigobert song river plate robert lewandowski roberto carlos robinson zapata roma romario ronaldinho ronaldo rosenborg sabri sarıoğlu sakıp özberk samet aybaba samir handanovic sampdoria samsunspor schalke 04 selçuk inan selçuk şahin semih şentürk senegal sercan sararer serdal adalı sergen yalçın serie a servet çetin sezer öztürk shakhtar donetsk sırbistan simao sabrosa simon kuper simon zenke sinan bolat sinan engin sivasspor slaven bilic slovakya slovenya spor basını sportivi st etienne stefan scepovic stoke city stsl stuttgart süleyman koç süper final şampiyonlar ligi şenol güneş şili tayfun korkut temur ketsbaia tff thierry henry tim howard tim krul tolgay arslan tolunay kafkas tottenham hotspur toulouse trabzonspor transfer tsg 1899 hoffenheim tsl tugay kerimoğlu tunus türk telekom arena twitter u20 udinese uefa uefa avrupa ligi ufuk ceylan unutulmaz ikililer uruguay ümit karan ümit kayıhan ünal aysal valencia vfl wolfsburg villarreal vincent enyeama volkan şen watford wayne rooney werder bremen wesley sneijder yekta kurtuluş yeni zelanda yeşil burun adaları yıldırım demirören yılmaz vural yunanistan yunanistan süper ligi yusuf şimşek yücel ildiz zenit ziraat türkiye kupası ziya doğan zlatan ibrahimovic zoran simovic zvjezdan misimovic

LinkWithin

Related Posts with Thumbnails