12 Kasım 2009 Perşembe

Brezilya Açılımı!..


Stephen Ireland'ın, Elano ile ilgili yaptığı açıklamalar, akıllarda soru işaretleri bırakacak cinsten. Güney Amerikalılar şöyle olur, Brezilyalılar böyle olur gibi klişeleri çok fazla duyarız bu semalarda. Sadece bu semalara özgü bir şey olmadığını da anladık Ireland'ın açıklamalarıyla. Ireland, bir roportajında şunları demiş:

"Middlesbrough'a 8-1 kaybettiğimiz maç teknik direktör Eriksson'un son maçıydı. Soyunma odasında göz yaşlarımı zor tutuyordum ancak diğer arkadaşlar duş alıp şakalaşıyorlardı ve hiç üzgün değillerdi. Bu benim için utanç vericiydi ve böyle şeyleri soyunma odasında görmek istemiyordum.

Mark Hughes'un Manchester City'nin başına gelmesinin ardından yeni düzene ayak uyduramayanlar oldu. 28-29 yaşındaki bazı oyuncular değişemedi. Nasıl bu yaşta olup da profesyonelliğin şartları hakkında yeterli bilginiz olmaz?

Tüm bu konuştuklarım Elano ve onun gibi futbolcular hakkında... Tüm kredileri alırlar ancak bu krediyi kazanmak için yeteri kadarını yapmazlar. Elano 2008-2009 sezonunun başında 7 ya da 8 maç oynadı ve birden herkes uzun süredir böyle bir futbolcu görmediğini söylemeye başladı. Bütün övgüleri alırlar ve ben ne kadar çok çalışırsam çalışayım, yüzde 110'umu da versem bu kadar kabul göremeyeceğim hissine kapılırım.

Elano ile aram kötü değil ancak onun gibi futbolcuları (Leandro, Jo, Geovanni) takımdan göndermek Robinho'nun kabuğundan çıkması için gerçek bir teşvik unsuru oldu. Genelde Brezilya'lılar kendi gruplarından çıkmazlar ve onları fazla göremezsiniz. Ancak şimdi Robinho farklı ve artık kulübünü derinden düşünüyor."


Türkiye'de özellikle Fenerbahçe için yapılan eleştirilere çok benzer açıklamalar bunlar. Özellikle Alex'in takıma katılmasından ve takım içinde önemli bir yerde konumlanmasından sonra bir "Brezilya Kolonisi" terimi çıktı meydana. Van Hooijdonk'u takımdan gönderen de buydu, Aragones'i de... Zico iyi bir hoca olmamasına rağmen Brezilyalılar onun için oynuyorlardı ve Şampiyonlar Ligi'nde çeyrek final gelmişti. Her geçen gün Brezilyalı sayısı daha da arttı. Alex'in tavsiyesi ile Güney Amerika'dan transferler yapıldı. Luciano, Nobre, Fabiano, Edu, Lugano, Deivid, Wederson, Maldonado, Bilica, Cristian, A. Santos...

Roberto Carlos'u bunun içine katamıyorum. Belki de katmalıyım. Çünkü çok menem bu Brezilyalılar. Gaziantepspor da bu tehlikede. Beto, 2 tane Julio Cesar, Jorginho, Ivan De Souza derken bir sürü Brezilyalıları oldu. Tabata'yı Beşiktaş'a gönderdiler ama tehlike geçmiş değil. Çünkü teknik direktörleri aynı dili konuşan bir Portekizli.

Elano takımda kalır ve takıma yeni Brezilyalılar katılırsa Galatasray'ın akibeti ne olur bilinmez? Lincoln'den ve zamanında Felipe'den çekmişlerdi epey. Ricardinho, Kleberson ve Ailton'dan istediği verimi alamayan Beşiktaş'ın Tabata'yı alması ve takımda da Bobo ile Nobre'nin yer alması, oraları daha sakıncalı hale sokmakta...

Real Madrid Ronaldo, Carlos ve Robinho'nun yaptıkları ilginç gol sevinçleri yüzünden lanetlenmemiş miydi zaten?



En tehlikede gözüken Fenerbahçe'nin, Brezilyalılardan en fazla yararlanan kulüp olduğunu belirtelim. Alex'in de katkısı ve kaptanlığı götürdüklerinden kat be kat üstündür kanımca.

Uğur Boral'ın yakın çevresine söylediği iddia edilen "Ugurinho olsaydım oynardım" cümlesi, bu ülkedeki bir gerçekliği anlamamız açısından mühim. Var bu işte bir dalga. Ben de bir şey söyleyeyim. Arda, Brezilya'lı olsaydı, Mleda Boleslav maçlarından sonra Arsenal ya da Manchester United'a gitmişti bile...

Ayrıca Brezilya diyip geçemeyiz. İş ahlakı açısından bir yanda Kaka', bir yanda Adriano; bir yanda Alex, bir yanda Lincoln.

Şahsi fikrim, Brezilyalılar bir tehlike arz etmediği yönünde. Hatta Alex'e can kurban. Lakin, oralardan gelen(Avrupa'nın çeşitli yerlerine) birçok oyuncunun da adaptasyon sorunları yaşadığı ve sıkıntı çektikleri de açık. Onları mutlu edebilmek adına, takımın yarısını Brezilyalı yapmak ise tercihtir. Shakthar geçen sene Uefa Kupası'nı öyle bir kadroyla kazanmıştı, unutmayalım...

Anket / Beşiktaş Fenerbahçe Ne Olur?

Lige verilen aranın ardından geri dönüş bir derbiyle olacak. Beşiktaş ve Fenerbahçe, İnönü Stadı'nda mücadele edecek. Sezon başından bu yana muhteşem bir kazanma oranıyla oynayan Fenerbahçe ve son haftalarda kazanmayı öğrenip ligde 3. sıraya kadar çıkan Beşiktaş'ın mücadelesinde sonuç ne olur? Şimdiye kadar yapılan anketlerde okuyucularımızın tahminleri hep doğru çıkmıştı. Bakalım bu ankette ne gibi bir sonuç elde edeceğiz...

11 Kasım 2009 Çarşamba

Benim Oldu Fıstık... Bindim Sırtına, Vurdum Kırbacı... Vurdum Kırbacı...

Başlık ne güzel değil mi? Sezercik serisine ait bir filmde vardı böyle bir sahne. Şişko Nuri, açık arttırmada satılan eşek hakkındaki fantezilerini sıralıyordu o çirkin suratındaki hırsıyla:

"Benim olacak Fıstık.. Binicem sırtına, vurucam kırbacı... Vurucam kırbacı!"

Sezercik de hüngür hüngür ağlıyordu tabii zengin çocuğu şişko Nuri galeyana geldikçe.

Ankaragücü'nde de durumlar böyle gelişti bu sene. Melih oğlu Ahmet Gökçek, gökten zembille inip kulüp başkanı oldu. Tabii burada şişko Nuri rolünde Ahmet Gökçek olması gerekirken, aslında perde arkasında Melih Gökçek vardı. Yıllardır hayalini kurduğu kulübün başına resmen olmasa da geçmişti Melih Gökçek. Hatta bu uğurda sezon başında büyük umutlarla bir araya gelen Ankaraspor bile dağıtılmış, birçok insan işsiz kalmıştı.

Şimdi bu çirkin insanların elleri Ankaragücü'nün yakasında. Hem de bu kez iyice yapıştılar. Teknik direktör Hikmet Karaman'ı kovmaya çalışıyorlar. Aslında Hikmet Karaman hakikaten başarısız. Hoş, kulüp sirke dönmüşken nasıl başarılı olabilirdi, orası da tartışılır ancak bazı şeylerin sil baştan olması gerekiyor hakikaten. Kadro gereksiz derecede şişkin ve bir istikrar da yakalanamamış durumda. Önceki yönetim de Hikmet Karaman'la öyle bir sözleşme yapmış ki, adamı kovmak neredeyse imkansız. İşte bu noktada Melih ve oğlu Ahmet de kendi yöntemlerini devreye sokmuşlar. Hikmet Karaman'a karşı yıldırma politikası izleyip istifa ettirme derdindeler. Bunun ilk somut adımı da bugün atılmış. Saat 11:30'da olması gereken antrenman saati, yönetimin futbolcuları tek tek aramasıyla akşam 18:00 sularına çekilmiş. Antrenman sahasında tesislere gelen Hikmet Karaman'ın karşısında kapı duvar olmuş. Ortada ne bir futbolcu ne de bir malzemeci... Bir şekilde bazı futbolculara ulaşılmış ancak yine de yetersiz olmuş bu çabalar. Tesislerdeki birkaç futbolcu da daha geçen gün kadro dışı kalan kaptan Ceyhun, Semavi, Metin Akan, kaleci Serkan gibi isimlermiş. Hikmet Hoca, bu duruma karşı bir noter tespiti yaptırmış. O da eşeği sağlam kazığa bağlıyor haliyle.

Ben aslında etik olarak Hikmet Karaman'ın en başta istifa etmesini beklerdim ancak bu olayın hiçbir yerinde etikle alakalı bir şey olmadığı için göreve devam etme inadını da normal karşılıyorum. Girdikleri her ortamda aynı çamurları döndüren bu güruh, burada da istediğini elde etmek için elinden geleni ardına koymuyor. Ancak umarım Hikmet Hoca bir şekilde direnebilir ve hakkı neyse onu alır giderken.

Filmde açık arttırmanın sonunda Fıstık yeniden Sezercik'in oluyordu. Bakalım bu hikayenin sonu ne olacak...

Çıkmamış Candan Umut Kesilmez / Olcan Adın

Bu sezon Gaziantepspor'un maçlarını takip edenler, Olcan Adın'ın gösterdiği performansı da mutlaka farketmişlerdir. Teknik direktör Jose Couceiro'nun en çok tuttuğu oyunculardan birisi Olcan. Şimdiye kadar oynadığı maçlarda sol bekte de açıkta da forvet arkasında da görev aldı ve hiçbirinde sırıtmadı. Hep belli bir çizgiyi tutturmayı başardı.

Futbol kariyerinin ilk yıllarında çok şey vaadediyordu. Hatta Fenerbahçe'ye de transfer olmayı başarmıştı ancak olaylar pek de beklendiği gibi gelişmedi onun açısından. Selçuk İnan ve Burak Yılmaz gibi oyuncuların bulunduğu genç milli takımın en önemli oyuncularından birisiyken, Fenerbahçe'de sürekli olarak yedek beklemek, garip garip zamanlarda kiraya verilmek olumsuz etkiledi tabii.

Olcan, benim çok yakın bir arkadaşım vesilesiyle tanıdığım bir insandır ayrıca. Fenerbahçe'de oynadığı yıllarda evime gidip gelmişliği vardı birkaç kez. Görüp tanıdığım kadarıyla da çok sakin, aklı başında bir çocuk. Günün birinde başarıyı elde edeceği belliydi. O gün artık gelmiş gibi görünüyor. Potansiyelini düşünecek olursak, bundan sonra aklını çalıştırması halinde hep çıkış yaşayacak ve tekrar bir gün bir büyük takımın formasını giyecektir diye düşünüyorum. Yeter ki akıllı davransın ve karşısına Couceiro gibi eğitmen teknik direktörler çıksın.

10 Kasım 2009 Salı

Robert Enke Vefat Etti...

Fenerbahçe'nin eski kalecisi Robert Enke'nin vefat ettiği haberi düştü az önce haber sitelerine. 2009 yılında Bundesliga'nın en iyi kalecisi seçilen, Hannover 96 ve aynı zamanda Almanya milli takımının da kalesini koruyan 32 yaşındaki Enke'nin neden öldüğü konusunda herhangi bir açıklama yok. Eylül ayında Campylobacter adında, çiftlik hayvanlarından bulaşan bir bakteriden dolayı rahatsızlık geçirmişti ama sonradan durumu ne oldu bilmiyorum. Bazı kaynaklarda intihar ettiğine dair haberler de var. Ne diyelim, üzüldük. Mekanı cennet olsun...

Haftanın Ardından 09/10 - 12


Ligin bu haftası, önceki haftalara nazaran nispeten sessiz geçti. Aslında gerilimin tırmanabileceği zorlukta bir fikstür vardı ancak çok da kaydadeğer bir vukuat çıkmadı. Sonuçlara bir bakalım isterseniz:

Bursaspor 1 - 2 Gençlerbirliği
İBB 1 - 0 Antalyaspor
Trabzonspor 0 - 2 Beşiktaş
Ankaragücü 2 - 2 Kasımpaşa
Sivasspor 2 - 4 Kayserispor
Diyarbakırspor 1 - 2 Galatasaray
Manisaspor 0 - 3 Gaziantepspor
Eskişehirspor 2 - 0 Denizlispor

Bu haftayı maç yapmadan geçen Fenerbahçe, hem hükmen kazandığı 3 puanla liderliğini devam ettirdi hem de yoğun geçen fikstürdeki dinlenme arasını uzatma şansı buldu.

Galatasaray, birkaç maçlık sendelemenin ardından galibiyetlerine devam etti. Diyarbakır deplasmanı zaten zor bir deplasmanken, bir de Çetin Sümer'in geçen hafta yaptığı maça çıkmama ve ligden çekilme açıklamalarıyla ortam iyice gerilmişti. Ancak mücadele seviyesi yüksek olmasına rağmen olaysız geçen maçı Galatasaray kazanmayı bildi. Diyarbakırspor'un artık bir kadro istikrarı sağlaması lazım. Biraz daralmaya bile gidebilirler kadroda. Galatasaray'daysa mücadeleci oyunculardan kurulu orta 3'lü, 3 maçtır iyi işliyor. Ancak bu 3 maçın başarılı ismi Barış'ın bu hafta kırmızı kart görmüş olması şanssızlık oldu. Ayrıca şunu da ekleyelim ki, sarı kırmızılıların kondüsyon avantajı artık kendini daha çok hissettirmeye başladı. Rakipleri 60'tan sonra çok zorlanır oldu. Bu da ligin geri kalan kısmı için büyük avantaj tabii.

Haftanın en önemli maçlarından birisi Trabzonspor'la Beşiktaş arasında oynandı. İki taraf da futbol olarak tatmin edemiyor ancak Beşiktaş'ın artık galibiyet alışkanlığı edinmeye başladığını söyleyebiliriz. Ki bu da yarışa devam etme anlamında büyük bir avantaj.

Zorlu geçmesi beklenen bir diğer karşılaşmadaysa Sivasspor, sahasında Kayserispor karşısında 4-2'lik bir yenilgi aldı. Artık onlar için yapılacak tek şey, devre arasını bekleyip Muhsin Ertuğral'ın işine yarayacak bir kadro kurmak. Tabii bu zamana kadar da en az kayıpla gitmek önemli. Kayserispor'da ise tek bir oyuncunun neleri değiştirdiğine şahit oluyoruz. Geçen sezon maçları hep az gollü biten sarı kırmızılılar, Arıza Makukula sayesinde bol gollü maçlara imza atıyorlar. Bu da sisteme göre doğru oyuncunun kısa sürede neleri değiştirebileceğine bir örnek olarak karşımıza çıkıyor.

Gaziantepspor, zorlu Manisa deplasmanından 3 puanla dönmeyi başarırken fazla da zorlanmadı. Oysaki Manisa tekrar toparlanma sinyalleri veriyordu. Kritik bir galibiyet oldu bu. Artık iki tarafın da bir istikrar yakalaması şart oldu tabii.

Ankaragücü ve Kasımpaşa, tam da olması gerektiği gibi berabere kaldılar. İki takım da sezon başından bu yana sistemsizliğin tüm örneklerini sergiliyorlar her anlamda.

Eskişehirspor Denizli'yi İBB de Antalyaspor'u kendi sahalarında yenerek beklenen skorlar elde ettiler. Ayrıca Ümit Karan da ligde uzun bir aradan sonra gol bulma başarısı gösterdi.

Haftanın en önemli maçlarından birini sona bıraktık. Bursaspor, kendi sahasında Gençlerbirliği'ne yenildi. Aslında çoğu futbolseverin beklemediği bir sonuç. Hoş, ben de beklemiyordum ancak şaşırmadım da. Şaşırdığım tek nokta, Bursa'nın çok fazla maçı ısıramaması oldu.

Haftanın Takımı: Beşiktaş
Haftanın Futbolcusu: Hakan Arıkan
Haftanın Golü: Gökhan Emreciksin (Kayserispor'un Sivas'a attığı ilk gol)/Fabian Ernst
Haftanın Hayal Kırıklığı: Bursaspor
Haftanın Olayı: -

6 Kasım 2009 Cuma

Dinamo Bükreş:0 Galatasaray:3 / Yürüye Yürüye...

Başlığa bakınca karamsar bir yazı göreceğinizi tahmin edebilirsiniz. Ancak tam tersi, dün her ne kadar 90 dakikayı çok iyi şartlar altında izleyemesem de, şahit olabildiğim bölümünü yorumlayacak olursam, Galatasaray'ın birçok şeyi çok güzel bir şekilde ve kolaylıkla uygulamayı başardığını söyleyebilirim.

Rijkaard'ın sezon başından bu yana oturtmaya çalıştığı bir şey var. O da oyuna dair hemen hemen her şeyin, tüm takım tarafından paylaşılması... Sezon başından bu yana zaten hücuma dönük oyuncularla, onların yeterince savunmaya yardım etmemesi konusundaki diyaloglarına zaman zaman şahit olduk. Galatasaray, son iki maçtır takım halinde savunma yapmaya bir nebze daha yaklaştığını gösteriyor. Tabii ki bundan rakiplerinin kendisini zorlayabilecek güçte olmamasının da payı var ancak bazı şeyleri uygulama alışkanlığı kazanmada bu şekilde bir güç dengesinin mutlaka faydası olacaktır. Son iki maçtır orta saha oyuncularındaki değişimi herkes fark etmiştir. Üç tane ısıran adamla oynuyor Galatasaray. Bu konuda alternatifleri iyi zaten. Aslında sezon başından bu yana bu üç orta saha oyuncusunun rakibi ısırması isteniyordu teknik ekip tarafından ancak Arda ile Elano bu yönden bir türlü istenen seviyeye gelemediler. Son iki maçtır onların yerine Barış görev alıyor ve inanılmaz başarılı. Aslında Barış'ı birçoğumuz defansif orta saha olarak bilir ancak yanıldığımız bir nokta var. Kalli döneminde de Skibbe döneminde de yeterince gösterdi aslında kendisini. Barış çok enerjik olduğu için savunma yapma konusunda da çekingen davranmayan, yani savunma yönünü de ihmal etmeyip gereğini yapan tam bir orta saha oyuncusu. Ne kadar savunma yapabiliyorsa, o kadar da hücum potansiyeline sahip. Bileklerine hakimdir. İleriye doğru oynamayı sever. Gol pozisyonlarına girmekte ve bu pozisyonlara giren arkadaşlarını görmekte zorlanmaz. Tek eksiği son hareketlerdedir, ki kapatılabilir eksiklerdir bunlar. Bir de tabii daha soğukkanlı olması lazım.

Neyse, Barış'ı ona özel ayrı bir postta daha ayrıntılı bir şekilde inceleriz. Dün Mustafa, Mehmet Topal ve Barış'tan oluşan dirençli üçlü, orta sahayı kelimenin tam anlamıyla tutmayı başardı. Zaten dikkat ederseniz, üçü de sezon ortalamalarının çok daha üstünde bir performans sergiledi. Savunma yaptıkları kadar, hücumu da ihmal etmediler. Bunun da nedeni, bu oyunculardan birinin ileride kaldığı zaman arkasında iki tane savunma yapmaktan çekinmeyen arkadaşı olduğunu bilmesinin rahatlığıydı belki de. Tüm bunlara bir de Arda-Nonda-Kewell üçlüsünün dinamik oyun anlayışı eklenince, alternatif üretmekte zorlanmayan bir Galatasaray hücum hattı gördük sahada. İlerideki üçlü, sık sık alan değiştirerek rakip defansın kendilerine dair tüm ezberini bozdu. Yeri geldi Kewell ortaya sokuldu, yeri geldi Barış, Nonda'nın da önünde gol aradı, Yeri geldi Arda merkez hücumcu olarak en uçta ortalığı karıştırdı. Zaman zaman Sabri çok etkili bindirmeler yaptı ve bu hareketler yüzünden kritik noktalarda Dinamo defans oyuncuları hep bir adam eksik kaldı diyebiliriz.

Savunma için söylenecek çok söz yok. Hiç zorlanacak bir pozisyon görmediler desek yeridir. 1-2 şut var tabii Galatasaray kalesine gönderilen. Bir hata varsa teknik ekip çözecektir ancak Gökhan ve Servet dün ne derece uyum içindeydi, pek bir fikir vermediler açıkçası.

Bu arada Mehmet Topal'ın golüne de ayrı bir paragraf açmak lazım. Geldiği günden bu yana deniyor Mehmet. Sağ ayak demiyor, sol ayak demiyor, müsait pozisyonu bulunca kaleyi yokluyor. Sert ve düzgün de vuruyor ancak isabet kaydedemiyordu genel olarak. Yanlış hatırlamıyorsam bir tane golü vardı ceza sahasının dışından. O da açıkçası çok tatmin etmemişti beni. Golü bulamadığı şutları arasında çok daha güzelleri vardı çünkü. Dün nihayet kovaladığını yakaladı. Harika bir gol attı. O sırada tribünde bulunan Hagi'den görmeye alışkınız biz bu golleri. Dün sahada Mehmet'ten gördük. Hagi de muhtemelen keyif almıştır. İşte böyle özgüvenli olması lazım futbolcularımızın. Her türlü yetenek var. Yeter ki olayı kafada çözsünler...

Kewell için bir cümle kurmazsam olmaz: "Ne güzel futbolcumuzsun sen Harry Kewell..."

Kategoriler

201 afrika uluslar kupası 2010 dünya kupası 2014 dünya kupası a milli takım a2 ligi abdul kader keita abdullah avcı adana demirspor adanaspor adnan polat adriano ajax akhisarspor alanyaspor alex de souza alexis sanchez ali sami yen stadı almanya alpaslan dikmen altay amerika birleşik devletleri andre santos andrea pirlo ankaragücü ankaraspor anket antalyaspor arda turan arjantin arsenal arsene wenger as monaco atınç nukan atletico madrid aurelien chedjou avustralya aydın karabulut aykut erçetin aykut kocaman azerbaycan aziz yıldırım ballon d'or bank asya 1. lig barcelona başakşehir batuhan altıntaş batuhan karadeniz bayer leverkusen bayern münih bekir irtegün belçika benfica bertul kocabaş beşiktaş Beşiktaş ve City blogtivi bogdan stancu bolton wanderers boluspor borussia dortmund bosna hersek braga brezilya bucaspor bundesliga burkina faso bursaspor bülent ataman bülent korkmaz bülent uygun bülent ünder caner erkin celal kıbrızlı celtic cem sultan cesc fabregas ceyhun eriş ceyhun gülselam cezayir championship chelsea christoph daum claudio bravo claudio caniggia claudio pizarro claudio taffarel copa america corinthians cristiano ronaldo cska moskova cüneyt çakır çaykur rizespor daniel güiza danimarka david villa deniz kadah denizlispor deportivo la coruna didier drogba didier zokora diego maradona dirk kuijt diyarbakırspor doğaüstü futbol gerçekleri dunga dynamo dresden egemen korkmaz eintracht frankfurt elano elazığspor elvir baliç emiliano insua emmanuel emenike emre can erdoğan arıca eskişehirspor euro 2012 euro 2016 fabio bilica fanzin faryd ali mondragon fatih terim fc sion fc twente felipe melo fenerbahçe fernando muslera ferudun tankut fifa fildişi sahili formalar frank lampard frank rijkaard fransa franz beckebauer futbol sandığı galatasaray gana gaziantepspor gençlerbirliği genoa getafe gheorghe hagi giampaolo pozzo gine gino pozzo glasgow rangers gökhan inler gökhan töre gökhan ünal göztepe granada greuther fürth guillermo ochoa gurbetçi futbolcular guti guus hiddink güncel güney afrika güny kore güvenç kurtar haftanın ardından hakan arıkan hakan çalhanoğlu hakan şükür hakemler hamburg hamit altıntop hannover 96 harry kewell hasan kabze hayrettin demirbaş hertha berlin hırvatistan hikmet karaman hollanda honduras hugo almeida ibb ibrahim üzülmez ibrahima yattara iddaa ilkay gündoğan inceleme incleme ingiltere inter irlanda cumhuriyeti ispanya istanbulspor isveç isviçre italya ivica olic j-league japonya jerry akaminko johan elmander jose mourinho jupp heynckes juventus jürgen klopp kadir has stadı kamerun kardemir karabükspor karlsruhe karşıyaka kasımpaşaspor kasper hjulmand kayserispor keylor navas kıymeti bilinmeyenler kocaelispor kolombiya konyaspor kosta rika kulüpler birliği la liga lazio lefter küçükandonyadis leipzig lens ligue 1 lionel messi liverpool livorno lokomotif moskova lomana lualua los galacticos lucas neill lugano lyon maç öncesi maç yorumu mahmut özgener mainz mali mamadou niang manchester city manchester united manisaspor mario balotelli mario götze marius alexe marsilya martin palermo mateja kezman medhi benatia mehmet ali aydınlar mehmet ekici meksika melih gökçek mersin idman yurdu mert günok mesut bakkal mesut özil metin diyadin metin oktay metin tekin mevlüt erdinç mhk michael owen michael skibbe milan milan baros miroslav klose muhammed demirci muhammet reis mustafa denizli mustafa yücedağ nadir çiftçi napoli necati ateş necip uysal newcastle united nicolas anelka nijerya nostalji notts county nuri şahin nürnberg oğuz çetin oğuz sarvan oğuzhan özyakup olcan adın olympiakos orduspor orhan şam osc lille oscar cordoba ömer toprak panathinaikos paok paraguay pep guardiola pierre webo portekiz porto portsmouth premier league premier lig psg ptt 1.lig radamel falcao rafael benitez rais m'bolhi raymond domenech real madrid real sociedad rıdvan dilmen ricardo quaresma rigobert song river plate robert lewandowski roberto carlos robinson zapata roma romario ronaldinho ronaldo rosenborg sabri sarıoğlu sakıp özberk samet aybaba samir handanovic sampdoria samsunspor schalke 04 selçuk inan selçuk şahin semih şentürk senegal sercan sararer serdal adalı sergen yalçın serie a servet çetin sezer öztürk shakhtar donetsk sırbistan simao sabrosa simon kuper simon zenke sinan bolat sinan engin sivasspor slaven bilic slovakya slovenya spor basını sportivi st etienne stefan scepovic stoke city stsl stuttgart süleyman koç süper final şampiyonlar ligi şenol güneş şili tayfun korkut temur ketsbaia tff thierry henry tim howard tim krul tolgay arslan tolunay kafkas tottenham hotspur toulouse trabzonspor transfer tsg 1899 hoffenheim tsl tugay kerimoğlu tunus türk telekom arena twitter u20 udinese uefa uefa avrupa ligi ufuk ceylan unutulmaz ikililer uruguay ümit karan ümit kayıhan ünal aysal valencia vfl wolfsburg villarreal vincent enyeama volkan şen watford wayne rooney werder bremen wesley sneijder yekta kurtuluş yeni zelanda yeşil burun adaları yıldırım demirören yılmaz vural yunanistan yunanistan süper ligi yusuf şimşek yücel ildiz zenit ziraat türkiye kupası ziya doğan zlatan ibrahimovic zoran simovic zvjezdan misimovic

LinkWithin

Related Posts with Thumbnails